Asla izleyemeyeceğimiz 12 bitmemiş film projesi

Asla izleyemeyeceğimiz 12 bitmemiş film projesi
Asla izleyemeyeceğimiz 12 bitmemiş film projesi
Paraların suyunu çekmesi, aktörlerin hayatını kaybetmesi, hatta İran Devrimi yüzünden, büyük yönetmenlerin ve aktörlerin bazı filmlerini asla izleyemeyeceğiz.

Hollywood’da bazen film çekimleri bir anda durup, projeler ortada bırakılabiliyor. Finansman problemi, senaryodaki tıkanıklıklar ya da kötü şans yüzünden bitemeyen filmler, hiçbir zaman izleyiciyle buluşamıyor. Yüzüp yüzüp kuyruğuna gelinen projelerin bir anda rafa kalkması, filmde emeği geçen herkes için sinir bozucu bir durum tabii. Üstelik, büyük ustaların mükemmel performanslarını asla izlemeyecek olan seyircilerin hayalkırıklığı da cabası.

İşte Mental Floss sitesinden Rudie Obias’ın derlediği, bir anda rafa kaldırılan ve bazılarını asla izleyemeyeceğimiz 12 film projesi…

1. Uncle Tom’s Fairy Tales

1968’de Richard Pryor ve yönetmen Penelope Spheeris bir araya gelerek, yıkıcı bir satirik esere imza attı. Uncle Tom’s Fairy Tales: The Movie for Homosexuals (Tom Amcanın Masalları: Homoseksüeller için bir film) adlı sinema filminin konusu tam olarak belli değil. Ancak filmle ilgili eldeki bilgilerden şu kadarını anlamak mümkün: bir grup Kara Panter üyesi, zengin bir beyaz adamı kaçırıyor. Daha sonra Amerikan tarihindeki ırkçı suçlar sebebiyle onu yargılıyorlar. Spheeris film için kabaca bir kurgu hazırladı. Ancak Pryor’ın o zamanki eşi Shelley Bonis, bütün zamanını ve parasını bu filme harcaması konusunda kocasıyla tartışmaya başladı. Öfkeye kapılan Pryor, negatifleri yok etti.

Ancak hikaye burada bitmiyor. Richard Pryor’ın hayatını konu alan Furious Cool kitabında bu olay şöyle anlatılıyor; “Penelope günlerce uğraşarak filmin parçalarını pazıl gibi bir araya getirmeye çalıştı. Büyük zahmetlerle filmin yaklaşık 40 dakikalık bir bölümünü bir araya getirdi. Bunlardan bazıları yalnızca birkaç karelik, ezilmiş parçalardan oluşuyordu. Sonuçta ortaya çıkan şey öyle fenaydı ki, film projektöre konulduğu zaman görüntüler dans edip duruyordu.”

Uzun bir süre boyunca filmin bir daha tamir edilemeyeceği ve yok olduğu düşünülüyordu. Daha sonra Spheeris arşivinde kısa bir klip buldu. 2005 yılında bu klibi Academy of Motion Picture Arts and Sciences’a bağışladı. Film, komedyen için yapılan bir anma töreninde gösterildiği zaman, Pryor’ın öldüğü zamanki eşi Jennifer Lee’nin tepkisini çekti. Lee, Penelope Spheeris ve Pryor’ın kızı Rain’i, 80’li yıllarda eve girip, filmin negatiflerini çalmakla suçladı. Davada henüz bir karar çıkmış değil.

2. The Man Who Killed Don Quixote

Yönetmen Terry Gilliam’ın ne zamandır bekleyen projesi The Man Who Killed Don Quixote, 1998’de çektiği Fear and Loathing in Las Vegas filminin bir devamı olarak planlanmıştı. Ancak başrolünde Johnny Depp'in olduğu projede bir türlü prodüksiyon aşamasına geçilemedi. Miguel Cervantes’in “Marifetli Centilmen Don Kişot de La Mança” adlı eserine kendi yorumunu getirmek isteyen Gilliam, 32 milyon doları garantiye almıştı. Ancak kötü şans peşini bırakmadı. Filmin askeri bir üssün yakınlarında çekililmesi yeterince büyük bir sorundu. Sonra bunu, aniden bastıran sel sonucu ekipmanların birçoğunun yok olması izledi. Başroldeki bir diğer oyuncu olan Jean Rochefort’un sağlık problemleri de eklenince, prodüksiyonun durdurulmasına karar verildi.

Lost in La Mancha adlı belgeselde, Gilliam’ın filmin çekimlerinde yaşadıklarına ve hayal kırıklıklarına yer veriliyor. Belgesel aslında filmin DVD’sinde bonus olarak yer alacaktı. Ancak kendisi de başlıbaşına bir yapım haline geldi. 2002 yılında da bağımsız olarak sinemalarda gösterime girdi.

Gilliam daha sonra başka bazı projelere yöneldi. Tideland, The Brothers Grimm ve The Imaginarium of Doctor Parnassus filmlerini çekti. (Çevirmenin notu: Heath Ledger, The Imaginarium of Doctor Parnassus filminin çekimleri sırasında hayatını kaybetmişti.) Gilliam son 10 yıldır, The Man Who Killed Don Quixote filminin yeniden çekilebilmesi için uğarşıyor ancak şu ana kadar çekimlere başlanabilmiş değil. 2015’in başlarında çekimlere tekrar başlamayı ve projeyi canlandırmayı umuyor.

3. Kaleidoscope

Kariyerinin son yıllarındaki Alfred Hitchcock, 1968 yılında ticari ve sanatsal başarısızlıklar yaşamaya başlamıştı. Marnie filmiyle Torn Curtain’in yayınlanmasının ardından, bu daha da görünür oldu. Kendini yeniden oluşturmak isteyen Hitchcock, artık deneysel işler yapan bir yönetmen olmaya karar verdi.bu yüzden de Kaleidoscope projesini ortaya attı. Yetişkinler için bir gerilim olan filmde cinayet, tecavüz, nekrofili, vücut geliştiriciler ve seri katiller bulunuyordu. Kaleidoscope hem oldukça canlı bir cinayetin gizemini anlatıyor, hem de pek çok inovatif film tekniklerini kullanıyordu. doğal ışık, elde tutulan kamera ve kahramanın bakış açısından yapılan çekimler bulunuyordu.

Ne yazık ki Hitchcock bu gerçekçi sanat filmi için fon bulamadı. Bu yüzden de kapsamlı bir ön prodüksiyon sürecinden sonra, projeyi rafa kaldırdı. Ünlü yönetmen film bandının bir kısmını Frenzy adlı 1972 yapımı filminde tekrar kullandı. Kaleidoscope’un yaklaşık 1 saatlik ham görüntüleri varlığını sürdürüyor.

4. The Aryan Papers

Kubrick’in bir türlü bitiremediği 2 en meşhur filmi sorulduğunda genelde Napoleon ve (sonradan Steven Spielberg’in çektiği) A.I. Artificial Intelligence filmleri örnek gösterilir. Aslında Kubrick’in bir türlü izleyiciyle buluşturamadığı ancak bitirmeye çok yaklaştığı Aryan Papers filmi çok az bilinir. Kubrick 2. Dünya Savaşı ve soykırımla ilgili bir film yapmak istemiş, ancak doğru bir hikaye bulamamıştır. Sonrasında Louis Begley’nin 1991’de yazdığı “Wartime Lies” (Savaş zamanı yalanları) kitabına denk gelir. Romanda Nazi işgalinden kurtulmak için Aryan kimliğine bürünen ve seyahat etmekte olan Polonyalı Katoliklermiş gibi davranan bir Yahudi çocuk ile teyzesinden bahsedilmektedir.

Kubrick, filmin finansman tarafını Warner Bros üzerinden güvence altına almıştı. Çek Cumhuriyeti’nde çekim için yer aramaktaydı. Jurassic Park’ta ünlenen Joseph Mazzello’yla da başrol için anlaşılmıştı. Çocuğun teyzesi rolünü ise Hollandalı aktris Johanna ter Steege üstlenecekti. Warner Bros daha sonra projeyi rafa kaldırma kararı aldı. Çünkü filmin çıkış tarihi, Spielberg’in yönettiği Schindler’s List filminden tam 1 yıl sonra çıkacaktı. Bu projenin rafa kaldırılması sonrasında Kubrick Eyes Wide SHut projesine yöneldi ki, bu da onun çektiği son film oldu.

5. Nailed

Silver Linings Playbook ve American Hustle filmleriyle Oscar kazanan yönetmen ve yazar David O. Russell, 2008 yılında Nailed adlı bir proje üzerinde çalışıyordu. Bu film, 2004’te çektiği I Heart Huckabees’in bir devamı olacaktı. Filmde Jessica Biel’ın canlandırdığı bir garsonun hikayesi anlatılıyordu. Çivi makinasıyla ilgili bir kaza geçiren bu garson, kazadan şans eseri kurulmasına rağmen, çoklu kişilik bozukluğu yaşamaya başlıyordu. Daha sonra Washington DC’ye gidip, kendisi gibi garip kazalar yaşayanların hakları için savaşmaya başlıyor, ancak Jake Gyllenhaal’ın canlandırdığı yozlaşmış bir politikacıya aşık oluyordu.

Film finansal problemlerle boğuşmaya başladı. Bu yüzden prodüksiyona sık sık ara verildi. 2 hafta boyunca çekim yapıldıktan sonra, finansmandan sorumlu olan David Bergstein ve şirketi Capitol Films, aktörlere ve set çalışanlarına ücretlerini ödeyemedi. David O. Russell’ın “zor bir yönetmen” olması da bu duruma katkıda bulunmadı. İddiaya göre James Caan, kurabiye eyrken boğuluyormuş gibi yapması gereken bir sahne yüzünden Russell’la kavga etmiş, çekimlerin daha ilk gününde setten ayrılmıştı.

2010 yılında Nailed hakkında konuşan Russell, “Benim hoşuma giden pek çok yönü vardı. Ama bu ölü doğmuş bir çocuktu, anlıyor musunuz? Böyle bir durum olduğunda da her şey çok garipleşiyor” demişti.

6. Who Killed Bambi?

Twentieth Century Fox, 1978 yılında The Sex Pistols’ın başrolde olduğu bir film yapmak istedi. İngiliz punk grubunun ünlenmesini konu alan film, Hard Day’s Night benzeri bir yapım olacaktı. Johnny Rotten ve Sid Vicious, en sevdikleri film olan Beyond the Valley of the Dolls’un ardındaki isimlerle çalışmak istedi; yönetmen Russ Meyer ve senarist Roger Ebert. Ancak İngiltere’deki çekimin ilk gününden sonra Fox çekimlere ara verdi. Çünkü stüdyonun üst düzey yetkilileri senaryoyu okumuştu. Stüdyonun yönetim kurulu üyelerinden Monako Prensesi Grace, Beyond the Valley of the Dolls çok başarılı olsa da, Meyer’ın yeni bir X sınıfı film çekmesine karşı çıkmıştı.

Senarist Roger Ebert, daha sonra Who Killed Bambi’nin senaryosunun tamamını internet sitesinde yayınladı.

7. The Works 

New York Institute of Technology’nin (NYIT) 1976’da hazırladığı The Works adlı animasyon filmi, gösterime girebilseydi dünyanın ilk bilgisayar destekli animasyon filmi olacaktı. Ne yazık ki, olamadı. Grafik Araştırmacısı Lance Williams, The Works ekibinin başında bulunuyordu. Ekibin geri kalan prodüksiyon ekibi ise işinin ehli programcılardan ve bilgisayar mühendislerinden oluşmaktaydı. Ekipte herhangi bir editör ya da yönetmen ise bulunmuyordu. The Works filmi, 1986 yılında rafa kalktı. Çünkü o zamanki teknolojik imkanlar, filmle ilgili hedeflerini karşılayacak kadar gelişmiş değildi. Bu proje rafa kalkınca, Pixar’ın 1995’te gösterime giren Oyuncak Hikayesi filmi, dünyanın ilk 3 boyutlu animasyon filmi ünvanını aldı.

8. Something’s Got To Give 

George Cukor Haziran 1962’de Something's Got to Give filminin yönetmen koltuğuna oturdu. Abes komedi türündeki filmde Marilyn Monroe, Dean Martin ve Cyd Charisse oynuyordu. Twentieth Century Fox stüdyolarında çekilen film, 1940 yapımı “My Favourite Wife” filminin yeniden uyarlanmış versiyonuydu. Birkaç hafta süren çekimlerden sonra Fox çekimi durdurdu. Film çekimleri yapılan programın gerisinde kalmıştı ve maliyeti de çok yüksekti. Her ikisinin de sebebi Marilyn Monroe’nun sık sık hasta olmasıydı. Önce ağır bir sinüs enfeksiyonu geçirmiş, sonrasında ateşlenmiş ve bronşit olmuştu. Monroe filmden kovuldu ve bir buçuk yıl sonra başka bir oyuncuyla çekimlere yeniden başlandı. Ancak bu seferki ismi Move Over, Darling olarak değiştirildi Monroe’nun oynadığı versiyondan geriye yalnızca 37 dakikalık görüntüler kaldı.

Monroe filmden kovulduktan birkaç hafta sonra 1962 yılının Ağustos ayında hayatını kaybetti.

9. My Best Friend's Birthday

Quentin Tarantino 1992’de Reservuar Köpekleri’ni piyasaya sürmeden önce, bir arkadaşıyla beraber My Best Friend’s Birthday adında bir komedinin senaryosunu yazmış ve filmi yönetmişti. Tarantino, kendisiyle aynı video dükkanında çalışan Craig Hamann’la beraber, 1984-1987 yılları arasında aralıklarla proje üzerinde çalıştı.

Hikaye Tarantino’nun oynadığı Clarence adlı karakterin en iyi arkadaşına doğum gününde sürpriz yapmaya çalışmasını, ancak başarısız olmasını anlatıyor. Siyah beyaz ve pek amatör olan 16 milimetrelik filme ait negatiflerin bir bölümü, banyosunun yapıldığı laboratuvarda çıkan bir yangın sonucu yok oldu. Şu an elde yalnızca 36 dakikası ve 70 dakikalık seyir süresi kaldı.

Filmin senaryosuna internet üzerinden ulaşmak mümkün.

10. The Other Side Of The Wind

Orson Welles’in son filmi olan The Other Side of the Wind’in prodüksiyonu, 1969 yılında başladı. Ancak seyrek olarak, 1976’ya kadar devam etti. Sonradan ortaya çıkan görüntüler bir araya getirilerek oluşturulan film, John Huston’un canlandırdığı, yaşlanan bir yönetmeni anlatıyordu. Kariyerinin sonuna gelen yönetmen, Peter Bogdanovich’in oynadığı, kendisinden daha genç bir başka yönetmenle ateşli bir tartışmaya giriyordu.

Prodüksiyon sırasında veba problemi ve başka bazı engeller yaşandı. Welles’in IRS ile yaşadığı vergi problemlerine, 1979’da İran’daki devrim sonrası Ayetullah Humeyni hükümetinin görüntülere el koyması eklendi. Zira İran şahının erkek kardeşi, filmin bir kısmına mali destekte bulunmuştu.

Hem hukuki, hem de Welles’in mülkiyetiyle ilgili problemler yüzünden film tamamlanamadı. Ancak başrol oyuncularından Peter Bogdanovich ve prodüktör Frank Marshall, Welles anısına filmi bitirmek konusunda kararlı.

11. Dark Blood

1993 yılında, çekimlerin bitmesine sadece 11 günü kalmışken, filmin yönetmeni George Sluizer prodüksiyonu durdurdu. Çünkü başrol oyuncusu River Phoenix, aşırı dozdan hayatını kaybetmişti. Boy adlı bir karakteri canlandıran Phoenix, nükleer testlerin yapıldığı bir tesisin yakınlarında yaşayan dul bir erkek rolündeydi.

Dark Blood filminin hakları sigorta şirketine verildi. Yönetmen Sluizer, görüntüleri tekrar alabilmek ve filmi düzenleyebilmek için 14 yıl boyunca savaş verdi. Sonunda filmin bitmemiş hali Hollanda’da yapılan 2012 Film Festivali’nde gösterime girdi. Daha sonra film, 2013 yılındaki 63. Berlin Uluslararası Film Festivali’nde de izlendi.

12. The Day The Clown Cried

 

Jerry Lewis’in kötü şöhretli ve bir türlü bitemeyen bu filmi, sinema tarihindeki en beğenilen filmlerden de birisi. Prodüksiyonu Avrupa’da yapılan The Day the Clown Cried, eskiden palyaçoluk yapan bir adamı konu ediyor. Filmde Jerry Lewis’in canlandırdığı adam, İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi toplama kampında esir düşüyordu.

Filmin prodüksiyonu sırasında bazı finansal sorunlar yaşandı. Prodüktör Nathan Wachsberger yeterince para toplayamadı ve Lewis çekimlere kendi parasıyla devam etmek zorunda kaldı. Kaba kurgu ortaya çıktıktan sonra ise Jerry Lewis filme devam edemedi. Wachsberger’le aralarında hukuki bir anlaşmazlık çıkmış, Filmin yazarlarından Joan O’Brien’la da filmin haklarına dair bir tartışmaya girmişlerdi. Filmin yalnızca 2 kopyası olduğuna inanılıyor. Bunlardan bir tanesi Jerry Lewis’in kişisel arşivinde, kilit altında bulunuyor. Diğer kopyanın ise, filmin yapıldığı Stockholm Stüdyoları’nda bulunduğu sanılıyor. Piyasada filme dair yalnızca bir miktar sahne arkası görüntüsü bulunuyor.

2013’te Los Angeles’ta bir söyleşiye katılan Lewis, film hakkında şöyle konuşmuştu; “Ortaya çıkan iş beni utandırıyordu. Hepsini kilit altında tutmayı başardığım için mutluyum. Kimsenin bunları görmesine izin vermeyeceğim. Film kötüydü, kötüydü, kötüydü.”