'Bırakın Ben Affleck Batman olsun' dedirten film: Gone Girl

'Bırakın Ben Affleck Batman olsun' dedirten film: Gone Girl
'Bırakın Ben Affleck Batman olsun' dedirten film: Gone Girl
Vizyondan kalkmasına az bir süre kalmasına rağmen Gone Girl hala izleyici akınına uğruyor. Peki insanlar ne buluyor Fincher'ın bu son şaheserinde? Ben Affleck'i Batman olarak bağrımıza bastıracak bir film Gone Girl, bir modern zaman katliamı. 2016'da Superman'in karşısına çıkacak Batman'in kim olması gerektiğini bize gösteren bir eser.
Haber: Oktay Volkan Alkaya / Arşivi

David Fincher denildiğinde akla gelen bütün o sarsıcı filmleri bir kenara bırakın çünkü Gone Girl'ün size anlatacağı çok başka bir şey var. Ben Affleck'in sinema seyircilerinden Batman olma yolunda aldığı bir "icazet" adeta. Eleştirilere boğulmuş bir kariyerin Argo ile arınıp, Gone Girl ile bir "hak ediş"e dönüşmesi Affleck'in hikayesi. Hala gönlünüzdeki Batman, Christian Bale ise Gone Girl'ü izleyin tüm fikirleriniz değişecek. Sebep mi lazım, işte size 7 sebep!

1. David Fincher etkisi 



"Seven" yani "Yedi" 1995'te hayatımıza girdiğinde anlayamamıştık ne ile karşı karşıya olduğumuzu. Alışık olmadığımız türde bir final sahnesiydi bize çarpan. "The Game" yani "Oyun" da bizi uyandırmamıştı, bizi nelerin beklediğine. Suratımıza vurulan şey sürpriz bir sondan fazlasıydı aslında. Dövüş Kulübü tepeden tırnağa hepimizi sarstığında ise artık çok geçti, Fincher beynimize nasıl hasar vereceğini keşfetmişti. Bizi nasıl parçalayacağını çözmüştü. Panik Odası, aslında Fincher'ın orta seviye filmlerinden biri değil, bizim onun filmlerini izlerken sığınmak istediğimiz bir barınaktı. Zodiac, zehirli elmaydı bile isteye ısırdığımız. Bir başka şaheseri olan, Benjamin Button gibi geriye sayasımız geliyor artık Fincher filmlerini gördükçe. Çünkü bu adam beynimizi nasıl dağıtacağını biliyor. Tüm bu çarpıcı filmler varken hala Kayıp Kız'a gitmişseniz ve sizin de boğazınızda kocaman bir yumruk takılı kalmışsa, kabul etmek lazım; Ben Affleck bu sinema dahisinin elinde çok başka bir aktöre dönüşmüş. Filmdeki karakter Affleck'in üstüne o kadar çok oturmuş ki, Affleck filmde sanki kendisini oynamış gibi. Fincher, Affleck'i resmen fabrika ayarlarına döndürüp yeni bir sistemle kodlamış gibi. Affleck, Fincher gibi bir yönetmenin şaha kalkan eserinin altında ezilmemişse, Superman ona vız gelecektir. Ağzını burnunu dağıtır, kırmızı pelerinli soytarının!

2. Gillian Flynn 



1971 doğumlu genç sayılabilecek bir yazar Flynn, 2006'dan günümüze şimdiye kadar üç romanı çıkmış. Gone Girl bu romanlardan sonuncusu. 2006'da kaleme aldığı Sharp Objects, sinemaya uyarlanmak üzere üstünde çalışılan bir eser. 2009'da yayımlanan Dark Places adlı kitabı ise, başrolünde Charlize Theron'u izleyeceğimiz bir uyarlama olarak önümüzdeki aylarda karşımıza çıkacak. Bunun yanında Ütopya adlı bir eser üzerinde de hali hazırda çalışıyor Flynn. Sorun şu ki, Flynn'ın gerçekten de tedirgin edici bir hayalgücü var. Kurduğu olay örgüsü karmaşık olduğu kadar basit de. Yani aslında çok içimizden, çok bilindik, çok tanıdık gibi görünen bir hikayeyi alıp öyle bir hale getiriyor ki, korkuyorsunuz. Etrafınızdaki insanlara bakışınızı değiştiren bir senaryo kuruyor Flynn. Şüphe tohumları var adeta ve acımasızca saçıyor onları. Onun korkutmak ya da tedirgin etmek için öcülere, canavarlara ihtiyacı yok. Onun canavarları bizleriz, ilişkilerimiz, yaşantılarımız ve özelimiz. Böylesi tehlikeli bir senaryonun altında Affleck, canlandırdığı Nick Dunne karakterini adeta can siperhane savunuyor. Affleck, adeta başına örülmüş bir çoraba benzeyen bu senaryonun altından tutunduğu karakterle kalkabilmişse, Superman'le kora kor bir dövüş nedir ki? Hayır yani bir adamın başına daha kötü ne gelebilir ki? Affleck, bir erkeğin en büyük kabusuyla yüzleşmiş bu filmde, Superman uçsa kaç yazar gözünden lazer boca etse kaç yazar? Olası bir kapışmada Affleck'in Batman'ı burnu kanamadan mücadeleden galip ayrılır.

3. Rosamund Pike 



1979 Londra doğumlu güzel oyuncu Rosamund Pike'ı daha önce ancak Fracture ve Surrugates'te bu kadar başarılı görmüşüzdür ki Gone Girl'de resmen kendini bulmuş! Canlandırdığı Amy karakterini, içinde büyüttüğü bir öfkeyle harmanlamış sanki ve doğru senaryo ve doğru yönetmenle ne kadar yükselebileceğini ortaya koymuş. Amy tabiri caizse sinema tarihinin görüp görebileceği en sert "Femme Fatale" figürü. Abartı aksiyondan arındırılmış, şiddeti son çare olarak gören, ve erkekleri onların korkularıyla vuran bir canavar. Amy haklıyken haksız, haksızken ise tam bir şeytan durumuna düşebilen bir kabus gibi. Sıradan bir Türk erkeği muhtemelen Amy karşısında şu hale bürünürdü:



Ancak Affleck, kimsenin cesaret edemeyeceği bir oyunun parçası olmaya boyun eğerek, Amy ile adeta ringe çıkıyor! Aldığı ve attığı darbelerle bize, son yumruğa kadar havlu atmayan boksörleri andırıyor. Rosamund Pike'a belki de ödül getirecek oyunculuğu bir kenara dursun, Amy gibi kıyamet rüzgarı bir karaktere karşı oynamak hiç kolay değil. Erkeklere "Yanındayız reis" dedirtmekle kalmıyor Affleck, kadınlara da "Ah canım yazık" da dedirtebiliyor üstelik de karısını küstahça aldatan bir karakteri canlandırırken? Superman'in bir gram aklı varsa içinde Affleck'in olduğu bir Batman kostümüne karşı önünü ilikler, önünde eğilir, saygı duyar.

4. Kusurlu senaryo 



Gone Girl'ün öncelikle IMDB'de aldığı 8.5 puan'ın hakkını sonuna kadar verdiğini söylemek boynumuzun borcu. Hatta 9.0 puan bile alsa kimsenin itiraz edeceğini sanmıyoruz. Film kesinlikle görülmesi gereken bir başyapıt. Ancak senaryosundaki kusurlar da gözden kaçmıyor değil. Senaryoda yer alan unsurlardan; "Her anı kameralarla izlenen bir evin içerisinde işlenen bir cinayetin görüntüleri" ucuz bir şekilde geçiştirilmiş. Aynı şekilde, işlenen bir cinayetin ardından, nefs-i müdafa konusu senaryoru kurtarmak adına biraz suistimal edilmiş gibi. Gone Girl ustaca ele alınmış bir uyarlama film, ancak senaryo dikkatli incelendiğinde bazı noktalarda açıklar veriyor. Fakat bu ufak kusurları görmezden gelmemizi sağlayan faktörlerden biri de şüphesiz Affleck. Superman gibi gereğinden fazla şişirilmiş bir süper kahramana karşı, süper güçleri olmayan Batman gibi bir kahramanı da bu kapatıcı özellikleriyle ancak Affleck canlandırabilir. Superman'e karşı Batman'ın en önemli silahı Affleck'in kendisi!

5. "God bless America" 



Modern çağın sömürü düzeni diyebileceğimiz bir sosyal hayat hakim ABD'de ve bu yaşam şekli, Avrupa'nın çoğu ülkesinde olduğu gibi Türkiye'de de toplumları içerisine alan bir kabusa dönüşüyor. Özel hayatların ve olayların televizyon programları üzerinden adeta bir tüketim malzemesine dönüştüğü günümüz dünyasına bir tokat atıyor Gone Girl. Sosyal medya paylaşımları ve gereksiz bir toplumsal harekete dahil olma konusunda sapkınlığa giden insanlığa bir fren çağrısı. Yaşanan olayları, bir dram ya da bir eğlence olmaktan ayırt edemeyen noktaya gelen toplumumuza, ayna tutan bir yapıt. Kendi canavarını yaratma konusunda ustalaşan medyaya "God Bless America" sözünü yutturan bir ters köşe filmi. Böylesi sağlam bir alt metin üstüne kurulu Gone Girl'de, Affleck adeta kendisini çıldırmış bir toplumun önüne atıyor. Parça parça edilmeyi göze alıyor. Böylesi bir cesarete karşı Superman'in en ufak bir şansı bile yok, olamaz da...

6. Nick Dunne 



Nick öyle bir karakter ki, onu oynamak soğuk kanlı bir katilin avukatlığını yapmak gibi. Filmin özellikle ilk yarısında "Sen ne biçim bir pisliksin?" dedirten Nick karakterine Affleck öyle bir ruh veriyor ki, "Argo'da izlediğimiz dayıya ne oldu?" demeden kendimizi alamıyoruz. Filmin ikinci yarısında ise içimizdeki duyguların şirazesi kayıyor resmen. Nick'i sahiplenesimiz geliyor, daha yarım saat önce küfür ettiğimiz adamı bağrımıza basasımız geliyor. Bu durum aslında yaşadığımız toplumun bir parçası olduğunu da yüzümüze vurmuyor değil ama asıl yüzümüze vuran şey, Nick gibi bir karakterin üstesinden gelen Affleck'in inandırıcılığı. Affleck filmin bir saniyesinde bile karakterinden kopuk değil. Rolüne bu kadar tutkuyla bağlı bir adamı Superman'in üstüne salmak aslında Superman'e haksızlık olacak gibi.

7. Ben Affleck 



Biz onu Can Dostum filmindeki, Chuckie karakteriyle tanıdık sevdik bir zamanlar. Kısa süre sonra Armageddon, Pearl Harbor gibi dev bütçeli yapımlarla karşımıza çıkınca yeni bir Hollywood efsanesi olarak bağrımıza bastık. Ancak Affleck hayatında öyle bir yanlış yola sapmıştı ki, bu durum kendisinin de ifadesiyle kariyerini çok kötü etkilemişti. Jennifer Garner ile evliliğinden önce Jennifer Lopez ile bir birliktelik yaşayan Affleck, bu ilişkiyle birlikte bir çöküş dönemine girmişti. Öyle ki 2006 yapımı Smokin' Aces filmi de dahil olmak üzere 2006'nın sonlarına dek giderek çizgisi düşen filmlerde yer almış ve neredeyse gözümüzde "Gerçek Kesit" oyuncularından bir farkı kalmamıştı. 2007 yılına kadar süren sessizliği de "Affleck bitti" yorumlarına sebep olmuştu. 2007'de "Gone Baby Gone" ile yönetmen olarak karşımıza çıkan Affleck, o günden sonra çok farklı bir portre çizer oldu. Geçtiğimiz 7 yılda; The Company Men, Hırsızlar Şehri, Argo ile sürekli yükselen bir çizgide ilerleyen Affleck'in en büyük hazinesi aslında ona en çok eleştiri getiren yönü oldu. Affleck gösterişten uzak, sade ve gerçekçi oyunculuğuyla kendisini yeniden kabul ettirdi. Çoğu Hollywood aktöründe görmeye açıltığımız yapay gülüşler ve bakışlardan arınmış yüzü Affleck'i oynadığı rollerde içimizden biri yapıyor. Affleck'e baktığımızda büyük bir oyuncu görmüyoruz çünkü onun canlandırdığı karakterler "herhangi birimiz." Artık Affleck'i izlerken Armageddon'daki parlak çocuğu, ya da Pearl Harbor'daki klasik Hollywood kahramanlığını görmüyoruz. O bir anti-esas oğlan. Bu oyunculuk yolculuğunu kendi yarattı. Yükseldi, çöktü ve başka biri olarak geldi. Bir anlamda Affleck, kendisini ve Hollywood'un ona biçtiği rolü yendi. Kendi yolunu çizdi ve Gone Girl'de bizim için "o adam" oldu. Böyle birini yenmek zor, onun şaşalı bir role ihtiyacı yok. Affleck'e işten kovulmuş bir koca rolü verin, size sizi izlettirecektir. Eğer ona Batman rolü verirseniz, Batman ne ise o olacaktır. Sizin için Superman'in kaşını gözünü indirir ve o uçarken rüzgarda savrulmayan biryantinli saçlarını bir güzel dağıtır. 

Şimdi Gone Girl'ü izlemiş olmanın rahatlığıyla 2016'da vizyona girecek olan "Batman v Superman" filmini bekleyin. Ve bırakın Batman'i Affleck oynasın.