Cumhuriyet tarihinin en kritik genel seçimi hangisidir?

Cumhuriyet tarihinin en kritik genel seçimi hangisidir?
Cumhuriyet tarihinin en kritik genel seçimi hangisidir?
Türkiye önümüzdeki Pazar günü sandık başına gidiyor. Kimilerine göre bu genel seçim Cumhuriyet tarihinin en kritik oylaması olabilir. Peki gerçekten öyle mi? Cumhuriyet bayramında, demokrasimizin teminatı olan milletvekili seçimleri arasında hangisinin Cumhuriyet tarihinin en kritik seçimi olduğunu sizlere soruyoruz...
Haber: Oktay Volkan Alkaya - oktay.alkaya@radikal.com.tr / Arşivi

Türkiye her genel seçim dönemindegeleceğine yön vermek üzere sandık başına giden bir demokrasi ülkesi. 100 yılına merdiven dayamış siyasi bir tarihi geçmişe sahip olan Türkiye, kurulduğu günden bu yana savaşlar, iç çatışmalar, darbeler ve büyük toplumsal olaylara şahit oldu. Bunda hiç şüphesiz sandık başında yapılan tercihlerin etkisi büyük. Türkiye her sandık başına gidişinde kaderini belirliyor. Peki bu seçimler arasında hangisi Türkiye'nin en kritik oylaması? Sizler için 5 Genel seçim seçtik...

1. 14 Mayıs 1950

Türkiye kuruluşundan itibaren CHP yönetiminde ilerlemiş, Cumhuriyet'in temelleri atılmış, İkinci Dünya Savaşı gibi Cehennem'den kendisini korumayı başarmıştı... Sene 1950'ye geldiğinde; bir önceki seçimde sadece 64 milletvekili çıkartabilen Demokrat Parti, Celal Bayar önderliğinde İsmet İnönü'nün CHP'sinin karşısına çıktı. Tam 408 milletvekili koltuğu kazanan Demokrat Parti, Türkiye'de ilk defa farklı bir partinin idareyi ele almasını sağladı.

Sonrasında yaşanan süreçte 10 yıl boyunca Adnan Menderes'in yükseldiği, kahreden 6-7 Eylül olaylarının yaşandığı ve ülkede ilk kamplaşmaların görüldüğü bir dönem yaşandı. Olayların sonu, Türkiye'nin ilk askeri darbesinin yaşanmasına ve Adnan Menderes'in idamına kadar uzandı.

2. 5 Haziran 1977

Türkiye 1960 darbesinden sonra 1970'te bir de muhtıra ile imtihan olmasıyla yeni bir siyasi dalgalanma içerisine girdi. Yeni siyasi aktörler yükseldi. CHP'nin başında Bülent Ecevit, Demokrat Parti'nin izinden giden Adalet Partisi'nin başında ise Süleyman Demirel vardı. Türkiye, bu iki siyasi aktörün çekişmesi içerisinde bir yandan Kıbrıs Barış Harekatı'nı gerçekleştirirken bir yandan da ambargolarla boğuşuyordu. Bütün olumsuzlukların yanında Türkiye'de gençlerin sağ ve sol olarak tehlikeli bir kamplaşma içerisinde birbirlerinden uzaklaştığı görülüyordu.

1977 seçimlerinden %33'ten fazla oy alan CHP ve %30'a yakın oy alan Adalet Partisi başabaş bir sonuç çıkartmıştı. Ancak bu Türkiye'yi güçlü bir koalisyona değil, daha derin bir kamplaşmaya sürüklemişti. Görüş ayrılıkları sebebiyle cinayet işlemek neredeyse normalleşmeye başlarken, oluşan istikrarsız vaziyet 12 Eylül 1980 darbesinin kapılarını aralamıştı. 1980'den sonra ise Türkiye bir daha asla eskisi gibi olmamıştı...

3. 20 Ekim 1991

Türkiye 1980 darbesinin açtığı yaraları yeni yeni sarıyordu. Cunta yönetiminin ardından yükselen Turgut Özal'ın ANAP'ı tek başına iktidarı elinde bulunduruyordu. PKK terörü yeni yeni Türkiye'nin gündemine girmeye başlamış, ilk büyük eylemler Güneydoğu'dan bütün Türkiye'ye yayılmaya hazırlanıyordu. Darbe sonrasında uygulanan sert ve katı tutum halkın çoğunu apolitik olmaya itmişti. Siyasi yasaklarından kurtulan Demirel ve Ecevit gibi siyasi aktörlerin yanında Mesut Yılmaz, Erdal İnönü, Necmettin Erbakan gibi isimlerin de yıldızı parlıyordu.

1991 seçimlerinden Süleyman Demirel'in Doğru Yol Partisi zaferle çıktı. Aldığı %27 oy tek başına iktidar olmasına yetmiyordu, %20 oy toplayan Erdal İnönü'nün SHP'si ile koalisyon kurmak durumunda kalıyordu. Bu ilk büyük ortaklık meşhur 90'lar siyasetinin önünü açmış ve Türkiye'yi uzun yıllar boyunca tek parti iktidarından uzak bir ortama sürüklemişti. 90'lar Türkiye'de PKK terörünün en kanlı eylemlerinin görüldüğü, faili meçhul cinayetlerin arttığı, Susurluk Skandalı gibi infial yaratan olayların görüldüğü bir dönem olarak anılacaktı. Fakat tüm bunlara rağmen siyasiler arasında tatlı sert bir iletişimin olduğu, mizahın hoş karşılandığı bir özgürlükler dönemi olarak da hatırlanacaktı.

4. 3 Kasım 2002

Türkiye 90'ları ardında bıraktığında PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan'ın yakalandığı, 7.4'lük büyük bir depremle sarsıldığı, ekonomide oluşan çatlakların vatandaşın belini büktüğü bir dönem yaşamıştı. Son büyük koalisyonun ortakları DSP, MHP ve ANAP'a duyduğu güveni yitiren halk yeni bir arayış içerisindeydi. Eski siyasi aktörlerin gözden düştüğü 2000'lerde yeni bir parti Türkiye'nin yıllardır uzak kaldığı tek parti iktidarını geri getirecekti.

2002'de aldığı %34 oyla tek başına iktidar kurma fırsatı yakalayan AKP ve %19'dan fazla oy alan CHP arasında günümüze kadar sürecek bir çekişmenin fitili ateşlenmişti. 3 Kasım 2002'de başlayan ve hala sürdüğünü söyleyebildiğimiz dönem boyunca Türkiye pek çok gelişmeye şahit oldu ki, mevcut seçmen kitlesinin neredeyse tamamı yaşananların şahididir...

5. 1 Kasım 2015

Türkiye 7 Haziran 2015 yılında sandık başına gitti ve ortaya çıkan sonuç siyasi partilere bir koalisyon kurma görevi yükledi. Siyasi partiler ortak paydada buluşamayaınca 1 Kasım seçimlerinin yolu açıldı ve Türkiye şimdi yeniden sandık başına gidiyor. PKK terörünün yeniden patlak verdiği, Türk Lirası'nın yeniden dolar karşısında erimeye başladığı, medya baskının arttığı, kişisel hak ve özgürlüklere müdahale sıkıntılarının yüksek sesle dile getirilmeye başlandığı bir dönemden geçiyoruz.

Bir tarafta Irak ve Suriye sınırlarımızda giderek alevlenen IŞİD tehlikesi, diğer tarafta Başkanlık sistemi ile rejim değişikliğine gidilmek istenmesi sıkıntılı bir süreç yaşadığımızı hissettiriyor. Paralel yapı tartışmaları, ötekileştirme sorunları, hala tartışmaları süren yolsuzluk davaları ve polis şiddetinin açtığı yaraların gölgesinde sandık başına gidiyor Türkiye. Peki bu seçim Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kritik seçimi mi? Seçim sizin...