Dizilerde doğumuna tanık olduğumuz en unutulmaz 9 bebek

Dizilerde doğumuna tanık olduğumuz en unutulmaz 9 bebek
Dizilerde doğumuna tanık olduğumuz en unutulmaz 9 bebek
Elimize doğan, ekranlarda büyüyen ve bize kendimizi çok yaşlı hissettiren 9 dizi bebeğini bir araya getirdik. / Yiğitcan Erdoğan

Hep söylüyoruz, diziler uzun işlenmesi gereken hikayeleri anlatmak için birebirler. Yavaş yavaş gelişen dostluklar, zamanla aşınan ilişkiler ve adım adım ciddileşen düşmanlıklar en iyi dizi medyumunda anlatılıyor bize kalırsa. Tabii bunları hep böyle söylüyoruz ama, aslında ek bir şey daha var en çok dizilere yakışan: Doğum. Bazen ana karakterlerin flashback yardımıyla doğumlarını gösterirler, fakat biz ondan bahsetmiyoruz. Dizi sırasında hamile kalan, 9 ayını dizide geçiren ve doğumunu dizi sırasında yapan karakterlerden söz ediyoruz. Ve tabii ki onların doğurduğu bebeklerden.

Sizi bilmiyoruz, ama bebekler çok ilginç birer hikaye ögesi olabiliyorlar dizilerde. Bazen karakterlerin büyüdüklerine delalet olarak önümüze çıkıyor, bazen sırdaş, bazen ise espri malzemesi oluyorlar. Her haliyle, bize soracak olursanız bebekler dizilerde doğru kullanıldıklarında, çok akılda kalıyorlar.

Biz de en unutulmaz 9 bebeği listeleyelim, elimize doğan şirinlik abidelerini bir hatırlayalım dedik. Buyurun, dizilerde doğumuna tanık olduğumuz en unutulmaz 9 bebek karşınızda!

9. Marvin Waitforit Eriksen (How I Met Your Mother)

radikal

How I Met Your Mother, aynı izinden gittiği Friends gibi bir noktadan sonra “20’li yaşlarındaki şehir gençlerinin maceraları” kıvamından, “30’lu yaşlarına yeni giren ve yetişkinlikliğin getirdikleriyle yüzleşen insanların maceraları” tadına geçmek zorunda kaldı. Dizilerin güzel yanı deyip deyip duruyoruz, bundan daha net bir örneği zaten olamazdı. Altı yedi sene önce bir gece yarısı sırf arkadaşları eğleniyor diye kalkıp Philadelphia’ya giden Marshall ve kimseden habersiz ülkenin öteki ucuna taşınacak kadar fevri Lily birden anne baba oldular. Onların o mücadelesini görmek, dizinin son deparında en keyif veren şeylerden biriydi. Özellikle bir çatı katında Lily’nin Ted’e yaptığı itiraf, TV tarihinin en şoke edici, ama bir o kadar da dürüst sahneleri arasındaydı bize kalırsa.

8. Connor (Angel)

radikal

radikal

Bunu listenin aşağılarına koymamızın sebebi katiyen karakter olarak önemli olmaması ya da doğumuyla dizideki diğer karakterlerin her birinin hayatını değiştirmemesi değil. Connor ciddi anlamda kilit bir karakterdi Angel külliyatında. Sorun şu: Connor elimizde falan değil, basbaya farklı bir düzlemde hızlandırılmış olarak büyüdü. Vincent Kartheiser kendisini yer yer tam dayaklık oynasa da (ki sonradan Pete performansıyla öğrendik ki kendisi zaten biraz dayaklık karakterlere yatkın) Connor doğumuyla da, varlığıyla da Angel’ın vazgeçilmez parçalarından biri oldu. Doğum sahnesi de unutulmazdır zaten. Biraz daha bebek kalsaydı, daha yukarılara koyardık; bu eşek kadar haliyle pek kendisine yer bulamadık.

7. Isabella Turk (Scrubs)

radikal

Scrubs bir sitcom uzunluğunda, bir sitcom formatında ve bir sitcom tarzında olan, ama sitcomlukla uzaktan yakından alakası olmayan bir diziydi. Komik miydi? Tabii ki komikti. Dayanılmaz derecede hem de. Gelin görün ki, aynen Futurama’nın yaptığı gibi komedi anlarından hemen önce insanın bam teliyle ip atlayan sahneleri de çıkartabiliyordu karşınıza. Isabella’nın doğum sahnesi, Scrubs’ın bunu en iyi yaptığı anlardan biriydi. Her ne kadar Carla ve Turk’ün kızı dizide ciddi bir faktör hâline gelmese de, doğumu anne ve babasının romantik bağlarına tek kelimeyle muhteşem bir sembol oluşturdu.

6. Maya Fisher (Six Feet Under)

radikal

radikal

Çok garip bir anda geldi Maya… Dedik ya, her dizi bebeğinin hikayede farklı bir vasfı olur diye? Marvin anne ve babasının yetişkinliğe attığı adımdı. Connor bambaşka bir şeydi, Angel’ı bambaşka şeylerle yüzleştirdi. Isabella’da o aşkın meyvesiydi. Maya… Maya ise Nate için geriye kalandı. Lisa diziye katıldığı an hemen hemen herkesi kendinden nefret ettirdi, bizim için Nate’in kaderi Brenda’ydı ne de olsa. Ama Lisa’nın diziden ayrılışı, çok da spoiler’a girmeden, hiç kimsenin tahmin edemeyeceği kadar vurucuydu. O çalkantının ortasında Maya’nın olması, Nate’in bu acıyı sindirme sürecinde çok farklı bir noktada durmasını sağladı. Pek acayip, pek sağlamdı.

5. Harrison Morgan (Dexter)

radikal

radikal

Yine bir dizi doğumu ve yine farklı bir işlev. Dexter’ın bir nevi “yetişkinliğe” adım atması, ya da dizinin sınırları içerisinde “Dexter yine insanlığı öğreniyor” tipi hikayelerin en başlıcası Dexter Rita ile evlenince oldu. Ama sonrasında bambaşka bir adım attı Dexter’ın bu “normalleşme” hayatı. Dexter baba oldu. Olabilecek her şeyi tahmin edebiliyoruz sanıyorken, Harrison babası için ne insanlığı öğrenme, ne de normalleşme aracı oldu. Harrison bir anda babası için bir sırdaş oldu. Babasının kimseye söyleyemediklerini dinleyen biri. Çok da iyi tuttu tüm o sırları…

4. Caesarion (Rome)

radikal

radikal

Rome sevgimiz dağlardan taşlara gider, nehirlerden ovalara iner, rüzgarla efil efil eser geri yüreğimize. Öyle severiz, öyle edebiyat döşeriz Rome’a yani. Ama Caesarion’un bu sırayı almasının sebebi bu değil. Yani daha doğrusu, sadece Rome’u sevdiğimizden almadı. Caesarion’un haliyle tarihi bir önemi de var, evet; ama kendisini bu yüzden de buraya almadık. Rome, aslında çok iyi işlenmiş birkaç mükemmel anın birleşimiydi. Ve o mükemmel anlardan birinde, yani dizinin en, en son finalinde Caesarion’a söylenen o söz için buraya koyduk; zira o söz, diziyi izleyenlerin anlayacağı, izlemeyenlere de spoiler olmadan anlatılamayacağı gibi, aslında bir anlamda tüm dizinin özcümlesiydi: “De Patre Vostro…”

3. Aaron Littleton (Lost)

radikal

radikal

Bir bebekseniz ve ıssız bir adada doğduysanız, affedin, yaşamanız mucizedir. Bu adada yaşayacaksınız, üstüne üstlük adanın tüm doğa üstü gelgitlerine rağmen yaşayacaksınız; bir de kurtulacaksınız o adadan. Lost’u ilk izlemeye başlayan herkesin kafasından geçen bir soru vardı: “O hamile kadın nasıl doğum yapacak adada?”. Yaptı, o bebek kaçırıldı, geri bulundu; hasta oldu, tedavi edildi; adadan kurtuldu ana karakterin yeğeni çıktı. En sonunda anneannesinin yanında sağlam kaldı; ama bu süre boyunca hep kilit bir hikaye ögesiydi…

2. Emma Geller-Green (Friends)

radikal

radikal

Friends’de çok doğum oldu, kabul. Ross ve Carol’un oğulları Ben’in doğumu ile başlayan, Phoebe’nin kardeşinin üçüzlerine hamileliğiyle devam eden, en sonunda da Chandler ve Monica’nın evlatlık ikizleriyle sonlanan bir silsile. Ama Emma’nın kıymeti şüphesiz ki bunlardan fazlaydı. Ross ve Rachel, ayrı ayrı pek çok kişiyle ilişki kurdular dizinin ömrü boyunca. Ama onlar Ross ve Rachel’dılar. Uzun süre bu ilişkiyi netleştirecek, somutlaştıracak bir şey olmadı. Tam kopuyorlar galiba bu sefer derken, Emma doğdu. Dizinin finali hep belliydi, o iş hep öyle bitecekti ama, Emma olmasa da, belki de “e o kadar şey yaşadılar beraber canım” cümlesi biraz havada kalırdı.

1. Holly White (Breaking Bad)

radikal

Holly’nin tek bir kelimesi yok dizi boyunca. Olması da beklenemez zaten. Breaking Bad, pek çok alanda olduğu gibi, kapladığı süre bakımından da diğer dizilere benzemiyor ne de olsa. İlk 5 sezonun çok büyük bir bölümü yaklaşık 1 yıllık bir dönemi kapsıyor. O yüzden, Holly’nin bir şey yapacak vakti yok. Öylece duruyor. Peki o halde, öylece durarak nasıl bir numara listemizde? Çünkü Holly, bu listedeki neredeyse her bebeğin temsil ettiği şekillerde kullanıldı. Bizim için önce gördüğümüz ailenin dışarıdan mutlu gözüken portresinin bir parçasıydı. Sonraları Walt için pasif kalmayı bırakıp, hayatın kontrolünü eline almak için bir katalizör oldu. Walt “imparatorluk” işinde geliştikçe, yeri geldi sırdaşlık yaptı babasına. Ama en sonunda, hiç kimsenin almadığı bir şekil aldı. Holly, bir noktada Walt’a karşı cephe almamızın sebebi oldu. Skyler Holly için korkuyordu ve bu mantıklıydı. Vince Gilligan, sette esen rüzgarı bile iyi kullanan bir adam olduğundan, Holly ile de bu dengeyi çok iyi değiştirdi yeri geldiğinde… O yüzden de biz aldık, bir numaraya koyduk.