Ekran yarışında köprüyü kim geçer, kim kalır?

Ekran yarışında köprüyü kim geçer, kim kalır?
Ekran yarışında köprüyü kim geçer, kim kalır?
Yılın ikinci ayı itibariyle ekran yarışına başlayacak olan diziler hangileri? Hangileri tutar, hangileri batar?
Haber: Ranini TV / Arşivi

Ocak ayı sona erdi. Yeni yılın ilk ayını bitirdik. Yılın en başında ekrana veda eden dizi sayısı iki elin parmağına çoktan ulaştı. Diziler yayından kalkarken yerine hemen yenileri yetişiyor, boşluk hızla dolduruluyor. Ekran yarışına kimler girmek üzere, o projelerin avantajları, dezavantajları nelerdir? Kim sezonu tamamlar, kim ilk dönemeçten çıkış alır?

Sektörün ve panelin bu haliyle "attığını 12'den vurmak" gittikçe zorlaşmışken, yayına çıkacağı resmi olarak duyurulmuş dizilerden beş tanesine ilk bakış tadında kısa bir analiz yapmak istedim.
Buyrun…

1. Sevdam Alabora | Endemol | Atv

radikal

Bir Sema Ergenekon- Eylem Canpolat hikayesi. Yapımcı, yılın en büyük sürprizini yaparak Paramparça ile reyting listelerini tepe taklak eden Endemol Türkiye. Endemol, uzun zamandır ülkemizde ve programcılık konusunda başarılı formatlara imza atmış bir yapım firması. İlk bağımsız yapımları da Paramparça oldu. Sevdam Alabora'nın birkaç kez yazdırılan ama o haliyle satılamayan senaryosuna son dokunuşu Alican Yaraş- Özge Efendioğlu yaptı. Proje satıldı fakat hemen de yazar ekibinin diğer işleri sebebiyle bu projeyi devam ettirmeyeceği de duyuldu. Son duyumlara göre senaryo ekibine Rüya İşçileri transfer olmuş ya da olmak üzereymiş, tabii son bir haftada bir değişiklik olmadıysa...

Kadir Doğulu son zamanların ilgi çeken genç erkek oyuncularından biri Fatih Harbiye macerasına dur demek zorunda kalır kalmaz bu projeye transfer oldu. Elçin Sangu, ilk kez bu kadar iddialı bir projede "baş kadın" olarak karşımıza gelecek. Ekran enerjisini sevsem de Sangu'nun başrol olarak izlenme oranlarına olumlu ya da olumsuz bir katkısının olacağını düşünmüyorum. Yan kadro deneyimli oyunculardan kurulmuş. Açık söylemek gerekirse Mustafa Avkıran'ın ekrandaki yeknesak duruşunun hikayeye ne getirip, götüreceğini de merakla bekliyorum. Hikaye temel anlamda "Asmalı Konak"tan, "O Hayat Benim"e varan geniş bir yelpazede "entrika-sır- aşk" üçlemesi olarak planlanmış olsa da, fragmanlardan burnuma gelen "büyülü ve masalsı" hava, Aydın Bulut'un incelikli ama "çok beyaz" reji dili ve hikaye algısı bu projeyi zirveye taşıyabilecek mi, emin değilim.

"Allah kahır bela Panel'in önünde alnını dik tutan işlere bakarsanız maksimum oranda bir "görsel gerçeklik" (mantıksal demedim bak) hissiyatı uyandıran projelerin daha şanslı olduğunu görürsünüz. Eski AB'nin zerresinin bulunmadığı panel, an itibariyle benim kuşağımın "İstanbul çok bozuldu, sermaye el değiştirdi" sendromunu yaşamaktadır. Adeta David Hamilton karelerine taş çıkaracak kalitede görüntülerle anlatılan hikayeleri bu arkadaşların umursayacağını düşünmüyorum. Üzgünüm ancak, bana göre Sevdam Alabora ekran yarışında şimdilik en zayıf halka gibi duruyor. Umarım yanılırım, umarım...

2. Serçe Sarayı | Endemol | Star Tv

radikal

Dizileri ekranda tutan önemli unsurlardan biri de yurt dışı satışı. Evet, yalnış duymadınız. Bıçak kemiğe dayanmadığı, zarar çıtası arşa çakılmadığı sürece yerli dizilerimiz artık sırtını Orta Doğu satışına dayadı. Serçe Sarayı bu sezon başlayacak işler arasında yapımcı yanlış bir adım atmazsa MENA (Middle East-North Africa) haklarını peynir ekmek gibi satacak olan dizilerin başında gelir çünkü Songül Öden, Orta Doğu'da yok satıyor. Benzetmek gibi olmasın ama aynı cümleleri yıllar önce İntikam için de kurmuş, kadro açıklanınca, "Bu kadro Beren Saat'in sırtına biner, yurt dışına satılırsa da satıldığı bölüm kadar devam eder" demiştim. Tıpkı Çalıkuşu ve benzerleri gibi İntikam da satış sözleşmesinde imza atılan bölüm kadarını çekip final yapmıştı.
Dizinin başrol kadını Songül Öden ise bana "Eşşek kafam nasıl olur da izlemem ben bunu!!" dedirten tek oyuncu oldu. Gümüş zamanlarında ekran meftunu değildim amma Umutsuz Ev Kadınları'nı izlemediğim için çok pişmanım. Koy cebe! Serçe Sarayı, "Sultan" kokan ikinci fragmanıyla izleyicisine (tamam, bana) az biraz rahat bir nefes aldırsa da, Songül Öden'in ekranda 10 kaplan gücünde olması, kendisine bayılıyor olmama rağmen ekran yıldızı düşük Mert Fırat ve Alican Yücesoy'u zirveye taşımaya yetecek mi, göreceğiz.

Funda Alp'in kaleme aldığı hikaye şimdilik yeterince total görünüyor. Özellikle Onur Ünlü ile uzun zaman çalışan ve bir hikayenin nasıl uçup, nasıl ayaklarının yere bastırılacağı konusunda emsalsiz deneyimler kazanmış olduğuna inandığım Alp, bu panelin ihtiyacı olan "incelikli" dram ve çatışmaları kuracak yetenekte bir kalem. Mesude Eraslan da oldukça tecrübeli bir yönetmen. Kanal avantajı da eklenince Serçe Sarayı şanslı projeler arasında ilk üçe girer. Ancak yine de kesin fikir söylemek için ilk bölümü beklemek lazım. Çünkü "Hırsız Polis" ile ünlenmiş o ninniyi fona alan ilk tanıtımı izlerken bileklerimi kesme noktasına gelmiş ve oldukça da korkmuştum. Yapımcının da, hikayenin de reyting açısından -şimdilik- elindeki tek silah Songül Öden'in sıcaklığı ve samimiyeti iken o buz gibi ürkütücü tanıtımla bende açtıkları yarayı itiraf edeyim ki ikinci tanıtımla tam olarak da sarmış değiller.

Gözüm yolda bekliyorum ve bütün ekibe bol şans diliyorum.

3. Maral | İç Yapım | Tv8

radikal

Hazal Kaya, Aras Bulut İynemli ve yönetmen Deniz Koloş. Takdir edersiniz ki bir "yorum torpili" söz konusu olacak ise bu hakkımı elbette Maral'dan yana kullanırım. Çünkü Deniz Koloş bize Öyle Bir Geçer Zaman Ki, Kayıp, Benim Adım Gültepe özetle Zeynep Günay Tan'ın mirasıdır. Zeynep Günay'ın hamileliği vesilesiyle son döneminde iki yönetmen olarak ilerleyen hatta finale Koloş ile giden Kayıp'ta kapalı devre oynadığım "kim hangi sahneyi çekti" oyununda Koloş rejisinden dev gol yemeğe başlamıştım. Gözünü ve gönlünü çok sevdiğim Deniz Koloş'un ilk müstakil işinde çok başarılı olmasını can-ı gönülden diliyorum.

Kadroya gelirsek; Hazal Kaya, Adını Feriha Koydum ile yakaladığı muhteşem çıkışı devam ettirememiş, talihsiz hikayelerde yer almış; Son Yaz-Balkanlar 1912 ve A.Ş. K (çok iyi çatışması olan bir hikaye olmasına rağmen partner hatası yaşamıştı nokta net)ile yanılmış adını kaybedenler listesine yazdırmıştı. Mühim mi? Elbette hayır. Hazal Kaya çok genç, yolun çok başında ve defalarca deneyip yanılma hakkına sahip, henüz en verimli yıllarına gelmedi bile. Plastik malzemesinin avantajı, sıcak yüzü ve gelişen güzelliği önümüzdeki 10 yıl içinde onu mutlaka zirveye taşıyacaktır. Aras Bulut İynemli bence henüz tam anlamıyla "jön" değil ancak o da denemek zorunda olduğu yaşlardan geçiyor. Mutheşem Yüzyıl ile iyi bir deneyim yaşadı ve Deniz Koloş'un rejisi İynemli'nin her artısını/ eksisini iyi biliyor. O nedenle performansının ziyan olmayacağını düşünüyorum.

Ancak tıpkı Sevdam Alabora'da olduğu gibi Maral'ın ilk tanıtımından itibaren kurgulanan "masalsı" havanın doğrudan "genç" seyirciyi hedefelemek açısından doğru, ama panel açısından da riskli olduğu kanısındayım. Tıka basa tok ama arsız olduğu için avazı çıktığı kadar ağlayan Panel'e her istediğini vermeyi -ticareten doğru bile olsa- sektörün geleceği açısından yanlış bulduğum için Maral'ın "değişik bir şey yapmalı" şiarına canı gönülden katılıyor ve destekliyorum. Kanalın izlenme oranlarına bakacak olursak da direnen kazanır diyorum. Özetle; tanıtımına baktığımda anlatılmak istenilenin her anlamda "yeni bir dil kurma çabası" olduğu hissine kapıldığım Maral, ekranda kaldığı sürece heyecanla ve keyifle izleyeceğim, başarılı olması için dua edeceğim işler arasında...

Not: Bu gün duyurulan "Maral kadrosuna Yağmur Tanrısevsin transfer oldu" haberi yanlıştır. Tanrısevsin, Tv8 ile başka bir proje için el sıkıştı. Zamanı gelince Kanal gerekli açıklamayı yapacaktır.

4. Racon | TMC | Atv

radikal

İşte zurnanın zırt dediği yere geldik. TMC'nin çok başarılı televizyon geçmişine rağmen son yıllarda parlak işlere imza atamadığı, elinden çıkan en pırıltılı proje olan Gönül İşleri ile eski günlerine döneceğine umutlandığımız zamanlardan geçiyoruz. Racon, (basın bülteninin yalancısıyım) Ahmet Ümit'in bir karakterinden esinlenilerek Kerem Deren- Pınar Bulut Deren tarafından projelendirilmiş bir hikaye. Son açıklamaya bakılırsa da senaryosunu Alican Yaraş ve Özge Efendioğlu yazacakmış. Yönetmen Mehmet Ada Öztekin, Kudret Sabancı'nın rahleyi tedrisinden geçmiş, Kuzey Güney'de yalnız yürümüş, canım kadar sevdiğim genç bir adam ama kurduğu dünyalara henüz ikna olamadım. Yaraş- Efendioğlu- Öztekin üçlüsü evvelce de ekranın gelmiş geçmiş en büyük muamma projesi olarak tarihe geçen Saklı Kalan'ı son bir gayretle toplamaya çalışmışlardı. Olmamıştı.

Racon için yayınladıkları fragmanı soğuk, acele edilmiş, mizansen ve mekan seçimleri açısından da "özensiz" buldum. Elbette siz çok özenmişsinizdir ama ekrandan bana geçen enerji bu... Fragman fikir olarak, "total lazım" kaygusuyla olsa gerek haddinden fazla "eski" (Retro diyemedim bak) olmuş. Racon'un kadrosunda yer alan Hande Doğandemir, Güneşi Beklerken'den sonra pek çok teklif aldığını ince eleyip sık dokuduğunu ve bu işi çok içine sinerek kabul ettiğini beyan etmişti. Bu beyana güvenerek sağlam bir hikaye ile muhatap olacağımızı düşünüyorum ama fragmanda beni inandıramadıkları o dünyaya, bölümü izlerken inanmamızı sağlayacaklar mı, merak içindeyim... Kadroya hızlıca baktığımda sanki taşlar yerine oturmuş gibi duruyor. Oyuncuların enerjileri ilk bakışta "iyi" duruyor elbette duran kare ile hareketli görüntü arasında dağlar var ve her şey ilk bölümde anlaşılacak...

Racon'un içinde çok sevdiğim insanlar ve çok başarılı olmasını dilediğim bir yapımcı var. Fragman izleyip, "Vaov! Bu iş bomba olur!" diyemediğim için de çok üzgünüm... Artık önümüzdeki tanıtımlara bakacağız... Yolu açık olsun!

5. Beş Kardeş | Ay Yapım | Kanal D

radikal

Onur Ünlü'nün askerleriyiz! Kafasına hastayız. Ancak o kafadan çıkan işlerin kalabalıklar tarafından ticareten birimlendirilecek kadar izlenmediğini de biliyoruz. Yani Ünlü'nün genç, delişmen zihninden çıkanlara hepimiz hastayız ama adam bunu bir türlü ticari başarıya çeviremiyor, ne hikmetse... Çok konuşuyor, az izliyoruz. Leyla ile Mecnun'un aylarca elden ele dolaşan ilk bölüm senaryosuna 'Onur Ünlü Ocağı'na düşünce neler katıldığı ve ne hale getirildiği ayan beyan ortadadır, her ne kadar meslek büyüklerimiz bunu konuşmayı tercih etmese de... Eğer Netflix CEO'su Onur Ünlü'yü fark etse ya da dijital pazardaki telif sorunu çözülmüş olsa Onur Ünlü meslekten kazandığı paraya para demezdi.

TRT 1'de yayınlanan Şubat dizisi için de aynı cümleleri kurmak mümkün. Erkendi. Direnemedi. Onur Ünlü şimdilerde Ay Yapım'ın konforlu bağrında prodüksiyon sıkıntısı çekmeden ferah feza ve istediği gibi bir iş çıkarıyordur umudundayım. Onur Ünlü'nün adeta komün mantığıyla birlikte çalışmayı sevdiği ve potansiyelini iyi bildiği oyuncularla birlikte kendi hikayesini anlatmaya hazırlanıyor. "Rüya takımı" ile lige çıkan Beş Kardeş'i heyecanla bekliyorum. İzlenir mi? Bu sefer can-ı gönülden umuyorum.