Eski kulağı kesiklerden Van Gogh'un 3D yazıcılı yıl dönümü

Eski kulağı kesiklerden Van Gogh'un 3D yazıcılı yıl dönümü
Eski kulağı kesiklerden Van Gogh'un 3D yazıcılı yıl dönümü
Dünyaca ünlü ressam Van Gogh'un en bilinen özelliklerinin başında kendi kulağını kesmiş olması gelir. Van Gogh, arkadaşı Paul Gauguin'le Arles'te geçirdiği günlerde yaşadığı bir bunalım sonucu kulağını 23 Aralık 1988 gecesi keserek sanat tarihinin en bilinen olaylarından birine imza atmıştı. Yıllar sonra Gogh'un kesik kulağı teknoloji sayesinde yeniden yapıldı. İşte size Van Gogh olayının perde arkası ve bir kesik kulak hikayesi...
Haber: Oktay Volkan Alkaya - oktay.alkaya@radikal.com.tr / Arşivi

Sene 1988 Post-empresyonizm akımının en güçlü çizerlerinden Vincent Van Gogh, sanat hayatının sekizinci yılında ve performansının doruğunda. 1853'te Hollanda'da dünyaya gelen Gogh, simsarlık ve misyonerlikle geçen bir hayatı geride bırakıp 1880'de sanat hayatına başlama kararını aldığından beri toplamda 2000'e yakın esere imza atmış bir üstat konumunda. Fransa 'nın Arnes şehrinde karanlık bir gecede çığlıkları yükseliyor büyük ressamın. Kendisini vurmadan önce yaptığı en çılgınca şeyi gerçekleştiriyor ve kulağını kesiyor. Peki nasıl bu noktaya geliyor Van Gogh?



Duygusal açıdan zayıf yaradılışlı olan büyük ressam Van Gogh, çabuk morali bozulan ve motivasyonunu hızlı yitiren bir kişiliğe sahipti. Hayatı boyunca ona maddi ve manevi her türlü desteği veren kardeşi Theo Van Gogh bile onun bu yaralı yönünü tedavi etmeye yetmemişti. Kendisinden önce doğan ancak daha bir bebekken ölen ağabeyinin ismini alarak dünyaya gelen Van Gogh, bu olayı öğrendikten sonra çok etkilenmiş kendi deyimiyle kasvetli, soğuk ve kısır bir gençlik yaşamıştı.



1869 yılında çalışma hayatına sanat simsarı olarak başlayan Gogh, başarılı çalışmalarıyla hayatını İngiltere'ye taşıdı. Burada ev sahibinin kızından hoşlanan ancak karşılık bulamayınca büyük bir sıkıntı yaşayan Gogh, 1873 yılında artık daha içine kapanık ve dindar biri olmaya başlamıştı. Kendine yöneldiği bu dönemde Gogh önce işini bıraktı sonrasında gönüllü öğretmenlik yaptı sonrasında misyoner olarak çalışmaya başladı. Belçika'da misyonerlik görevi sırasında maden işçilerinin kötü yaşam şartlarından etkilenip eşyalarını onlara verip, bile isteye kötü şartlarda yaşadı. Bu karanlık dönemde kardeşi Theo'nun tavsiyesiyle Brüksel'de sanat eğitimi almaya başvurdu ancak kararını değiştirip ailesinin yanına döndü.



Ailesinin yaşadığı şehir Etten'de resim sanatına merak salan ancak yaşadığı ikinci bir aşk trajedisi sebebiyle yeniden evini terk eden Gogh, Lahey'de kuzeni olan ressam Mauve'nin yanında çalışmaya başladı. Ancak burada bir süre sonra bir fahişeyle yaşadığı dedikoduları etrafı sarınca Gogh kendisini yeni bir bunalımın eşiğinde buldu. Bu olayı Theo'ya yazdığı bir mektupta şöyle açıklamıştı:

"İnsanlar beni bir şeylerle suçluyor... Bir şey saklıyor olmalıymışım... Vincent, arkasında utanılacak bir şey saklıyormuş... Pekala, bayım, sana ne sakladığımı anlatacağım: —sen ki ahlakını ve dürüstlüğünü kanıtlamış adam— soruyorum sana: bir kadını terk etmek mi daha erkekçe, ahlaklıca yoksa terk edileni korumak mı?"



Sonrasında Sien adındaki bu kadının bir erkek çocuğu doğurması ve Gogh'un onlarla birlikte yaşaması, ailesi tarafından hoş karşılanmayacak ve Gogh Sien'i terk etmek zorunda kalacaktı. Bu durum Gogh için yeni bir yıkım anlamını taşır ve Gogh kendisini Drente şehrinin sokaklarına atıp sadece resim çizerek haftalarca yaşar.



Drenthe'den sonra yeniden ailesinin yanına dönen Gogh bu sefer de komşularının kızıyla bir yakınlaşma yaşasa da iki tarafında aileleri bu ilişkiyi onaylamaz ve Gogh bir hüsran daha yaşar. Margot isimli bu komşu kızı Gogh'a kavuşamayınca intihara teşebbüs eder ama yine de ikili bir araya gelemez. Hemen ardından Gogh'un babası ani bir inme sonucu ölür ve Gogh derin bir yasa girer. İlk önemli eseri olan Patates Yiyenler'i çizdiği bu buhranlı döneminde Gogh kendisine modellik yapan kızlardan birini hamile bırakınca bir anda yeniden dedikodu ve suçlamaların hedefinde kendisini bulur.



Bir başka karanlık dönemin ardından kardeşiyle Paris'te yaşamaya başlayan Gogh, burada yeniden sanata odaklanır ve yaptığı çalışmalar ilgi görmeye başlar. Büyük ressamlarla tanışan ve sayısız esere imza atan Gogh yeni hayallerle Arles'e yerleşir. 1888'de yerleştiği Arles'te sanat hayatının ustalık eserlerini çizen Gogh, arkadaş olduğu ressam Gauguin'i evine davet eder. Gauguin'in Gogh'un yanına gelmesi yaklaşan bir kaosun habercisidir. İkisi de dengesiz bir yapıya sahip olan ressam arkadaşlar, birbirlerini olumsuz etkilerler ve sert tartışmalar yaşarlar. Bu tartışmalardan birinin sonunda Gauguin evi terk eder ve Gogh, bunun ardından geçirdiği sinir kriziyle sol kulağının alt kısmını koparır ve bir geneleve giderek kulağının parçasını bir fahişeye verir. Bir süre hastanede kalan Gogh, taburcu edilse de yeniden dengesizleşen ruhsal durumu sebebiyle hastaneye geri döner.



Akıl hastanelerine defalarca yatırıldığı yeni bir karanlık döneme saplana Gogh bu dönemde Yıldızlı Gece gibi tanınmış eserlerine imza atsa da asla eskisi gibi olamadı. 1890'da giderek kötüleşen ruhsal durumu onu nihayetinde kendisini göğsünden vurarak intahar etmeye kadar sürükler ve Gogh kardeşinin kollarında ölmeden önce şu sözü söyler:

"Mutsuzluğum sonsuza kadar sürer."



İşte böyledir o kesik kulağın hikayesi. Defalarca hüsranla sonuçlanan aşk maceraları ve hassas yapısı Gogh'u böyle bir eyleme sürüklemiş ve en nihayetinde intiharına sebep olmuştur.



Aradan geçen yüz yıldan fazla zamanın ardından bugün Alman bir sanatçı işte Gogh'un o kesik kulağının izinde teknolojiyi kullanarak daha önce denenmemiş bir yöntemle, sanat tarihine ilginç bir eser kazandırdı. Vincent Van Gogh'un kardeşi Theo'nun torunlarının torunu olan Lieuwe Van Gogh'un DNA'sını kullanan Diemut Strebe adlı Alman sanatçı, büyük ressamın kesik kulağını yeniden modelledi ve bu modeli 3D yazıcı ile baskıya dönüştürdü. Ortaya çıkan eser Van Gogh'un o meşhur kesik kulağından başka bir şey değildi!