Filmekimi 2014'te mutlaka izlemeniz gereken 10 film

Filmekimi 2014'te mutlaka izlemeniz gereken 10 film
Filmekimi 2014'te mutlaka izlemeniz gereken 10 film
Filmekimi 2014, 11 Ekim'de başlıyor. Biletler ise 27 Eylül'de satışa çıkacak. Filmekimi için bilet listenizi hazırlamadan önce bu 10 filme yakından bakın!

Az ve öz filmleriyle gönlümüzü 12 yıl boyunca ferah tutan ve bu sene aynı eylemi 13’üncü kez gerçekleştirmeye hazırlanan sonbaharın film haftası Filmekimi 2014‘e çok kısa bir süre kaldı. Dünya üzerindeki en büyük bağımsız film festivali olarak lanse edilen Sundance’ten tutun, ustaların yarıştığı ve bir sinemacı için en büyük onuru teşkil eden Cannes’a kadar en önemli sanat etkinliklerinden nadide eserleri bir kez daha seyircisinin önüne koyan İKSV ekibi, birbirinden heyecan verici 43 film ile Filmekimi’nin en az önceki sürümleri kadar gösterişli bir program hazırlamış gözüküyor. 11-17 Ekim tarihleri arasında İstanbul’un dört ayrı sinema salonunda gösterilecek filmler, ayrıca Türkiye ’nin diğer 7 şehrini de çeşitli yollardan, Filmekimi adı altında ziyaret edecek. Filmekimi 2014 hakkındaki detayları ve festival filmlerinin tamamını şuradan inceleyebilirsiniz.

Gelelim bir festival ritüeli olarak naçizane öneriler kısmına. Bize soracak olursanız her biri özenle seçilmiş bu 43 filmin tümü, seyredilmeyi fazlasıyla hak ediyor. Fakat hepimiz biliyoruz ki şartlar hepsini bir hafta içinde seyretmeye izin vermeyebiliyor. O sebeptendir ki “hangi filmi seyredeyim?” diyenler, “programımda boşluk var, acaba hangi filmleri listeme ekleyebilirim?” diye soranlar ve tüm sinemaseverler için aşağıda 10 film önerisi bulunuyor. Listelerinize son şekillerini vermeden önce hepinize yardımcı olması dileğiyle, Filmekimi 2014 önerileri:

1. Boyhood (Yön. Richard Linklater)

Ülkemizde vizyona girmeyeceği bir süre önce kesinleşen Richard Linklater filmi Boyhood için esasında geçtiğimiz yıl Lars von Trier’in filmi Nymphomaniac ne kadar konuşulduysa şu an o kadar fazla konuşuluyor diyebiliriz. 12 sene boyunca, her yıl oyuncu ekibiyle bir araya gelen Linklater, en nihayetinde ortaya muazzam bir sanat eseri koymuş durumda. Prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yaptıktan sonra jüri üyeleri tarafından Gümüş Ayı En İyi Yönetmen ödülüne layık görülen film, eleştirmenlerden tam not almıştı. Metacritic’te 100 üzerinden aldığı 100 puanla da tarihi bir rekor kıran Boyhood, Oscar’ın da en güçlü adaylarından biri ve 2014’ün En İyi Filmleri listemizin de zirvesinde. Eh, haliyle Filmekimi’nin de kaçırılmaz fırsatı. Bir nevi “ne yapıp edip bu sanat eserini seyredin” mantığıyla bu listeye girdi denebilir.

2. Leviathan (Yön. Andrey Zvyagintsev)

İlk üç filmiyle sinemaseverlerin gönlünü çalan, kariyerinin erken döneminde yaşayan deha sıfatına nail olan Rus sinemacı Zvyagintsev’in ilk gösterimini Cannes’da yapan ve en iyi senaryo ödülüne layık görülen filmi Leviathan, yönetmenin şimdilik en aykırı filmi olarak gösteriliyor. Politik meseleler üzerine yoğunlaşan cesur bir yapım olduğu söylenen filmin, bu yönü dolayısıyla Rusya’nın Oscar adayı olamayacağı da geçtiğimiz haftalarda yetkililerce açıklanmıştı. Filmin Metascore’unun şu an için 99/100 olduğunu, haliyle eleştirmenlerce Boyhood’un ardından yılın en iyi yapımı kabul edildiğini ekleyelim.

3. Feher Isten / White God (Yön. Kornél Mundruczó)

Cannes’ın Belirli Bir Bakış bölümü her zaman kendisi küçük, sesi büyük başyapıtlar çıkarmasıyla ünlüdür ve bu sene, Belirli Bir Bakış’ın büyük ödülünü kazanan Feher Isten de ayakta alkışlanmış bir eser. Macaristan’ı yabancı dilde en iyi film kategorisinde Oscar Ödülleri’nde temsil edecek olan Mundruczó filmi, metaforik anlatımıyla da dikkat çekiyor zira sokak köpekleri tarafından insanoğlunun zulmüne karşı başlatılan bir isyanı anlatıyor. Irkçılık ve devletin sağcı politikalarına karşı sert bir eleştiri niteliğindeki Feher Isten’in açılış sahnesinin de unutulmayacak kıvamda olduğu söyleniyor. Seyredip göreceğiz.

4. Force Majeur / Turist (Yön. Ruben Östlund)

Yine Cannes, yine Belirli Bir Bakış… Bu kez jüri ödülüne layık görülen Force Majeur için Pablo Trapero’nun başkanlığını yaptığı jüri, gerekçeli kararında “insan ilişkilerini sofistike ve alışılmışın dışında bir mizahla işleyip yönetmenin kişisel tarzını tavizsizce sürdürdüğü için” filmi onurlandırdıklarını dile getirmişti. Aile bağları ile anne ve babanın rolünü, İsveçli bir ailenin Fransa Alp’lerine yaptıkları bir kayak tatilinde başlarına gelen çığ felaketi üzerinden anlatan film, İsveç toplumundaki ırkçılık ve sınıf ayrımını aşırı gerçekçi bir gözle inceliyor.

5. Mommy (Yön. Xavier Dolan)

Cannes’daki ilk gösteriminde dakikalarca ayakta alkışlandıktan sonra genç sinemacının en iyi yapıtı olarak lanse edilen, Altın Palmiye’nin güçlü bir adayı olmasına karşın jüri tarafından Godard’ın son filmi ile birlikte jüri ödülüne layık görülen Mommy, kariyerinde oldukça hızlı adımlar atan fakat her seferinde çıtasını yükseltmeyi bir şekilde başaran Kanadalı yönetmen Xavier Dolan’ın son harikası. Önceki filmlerinde olduğu gibi senarist, kostüm tasarımcısı, montajcı ve ortak yapımcı olarak da filmi domine eden Dolan, kendisinin rol almadığı bu filmde şiddete meyilli oğlunu tek başına büyütmeye çalışan bir anneyi anlatıyor. İlk filminde anne rolünde seyrettiğimiz Anne Dorval, bir kez daha aynı rolle karşımıza çıkıyor. İngilizce dilindeki ilk filminin hazırlıklarına başlayan genç yönetmen, bir önceki filmi Tom Çiftlikte ile İstanbul Film Festivali’nde seyirci ödülünü kazanmıştı.

6. A Pigeon Sat on a Branch Reflecting on Existence (Yön. Roy Andersson)

Bergman’ın yaşayan varisi Roy Andersson’ın Yaşayanlar Üçlemesi’nin son filmi olan İnsanları Seyreden Güvercin, geçtiğimiz günlerde sona eren Venedik Film Festivali’nde büyük ödül olan Altın Aslan’a layık görülmüştü. Çağdaş zamanların Don Kişot ve Sanço Panza’sı gibi iki gezgin satıcıyı izleyen film, günümüzün, geçmişin ve geleceğin karmakarışık dünyasına bir bakış atıyor ve bize yaşamın ihtişamını, insanoğlunun kırılganlığını, içimizdeki mizahı hatırlatıyor; tıpkı bir dalın üzerinden bizleri gözleyen bir güvercin gibi. Filmin adı, Brueghel’in Kardaki Avcılar tablosundan geliyor. Tabloda dala tünemiş güvercinler, tepeden aşağıdaki insanları izliyor. 101 dakikalık bu absürt filmi kaçırmak, biraz da İsveç sinemasına ayıp kaçıyor.

7. Whiplash (Yön. Damien Chazelle)

Sundance Bağımsız Filmler Festivali’nde hem jüriden büyük ödülü hem de seyirci ödülünü kazanarak büyük bir çıkış yakalayan ve adı şimdiden Oscar adayları içinde geçen Whiplash, hırslı ve sert bir caz ustasıyla genç ve hevesli bir davul öğrencisi arasındaki gelgitli ilişkiye odaklanıyor. Cannes’ın Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde de görücüye çıkan film, psikolojik gerilim alt türüne taze bir bakış açısı getiriyor. Eleştirmenlerin şimdiden senenin en iyilerinden biri olarak gösterdiği filmi özellikle müzikseverlerin kaçırmaması gerektiğinin altını çizelim.

8. Timbuktu (Yön. Abdrerrahman Sissako)

Moritanya’nın Oscar adayı olarak açıklanan Timbuktu, dünya prömiyerini yaptığı Cannes Film Festivali’nde Kiliseler Birliği Ödülü’nü, Kudüs Film Festivali’nde ise Özgürlüğün Ruhu En İyi Film ödülünü kazandı. Afrika sinemasının yaşayan en büyük yönetmenlerinden Sissako’nun imzasını taşıyan film, Mali’nin kuzeyinde şeriat yasalarının geçerliliği ilan edilip futbol oynamak, gülmek ve müzik dinlemek bile yasaklandıktan sonra birçok ailenin yaşamının nasıl mahvolduğunu duygusal bir bakış açısıyla çobanlık yapan bir aile üzerinden anlatıyor.

9. Mr. Turner (Yön. Mike Leigh)

İngiliz sinemasının medar-ı iftiharlarından Mike Leigh’in prömiyerini Cannes’da yapan son filmi Mr. Turner, empresyonizm akımının öncülerinden dahi İngiliz ressam J.M.W. Turner’ın hikâyesini konu alıyor. Genellikle filmlerinde İngiliz orta-alt sınıfını politik ve sosyolojik yönlerden ele alan Leigh, bu kez bir sanatçının hayatını anlatmayı tercih ediyor. Eleştirmenlerce adı Oscar için geçmeye başlayan Mr. Turner, Cannes Film Festivali’nde film için iki yıl boyunca resim dersleri alan Timothy Spall’a en iyi erkek oyuncu ödülünü kazandırmıştı.

10. Pasolini (Yön. Abel Ferrara)

Ölümünün 40. yılında bir kez daha beyazperdeye gelen efsane yönetmen Pier Paolo Pasolini’nin 1975 senesindeki şüpheli ölümü ve hemen öncesinde geçirdiği son günlere göz atan Pasolini, Abel Ferrara’nın Filmekimi 2014’te gösterilecek iki filminden biri. Willem Dafoe’nin Pasolini’ye hayat verdiği filmin yan rollerinde Maria de Medeiros ve Riccardo Scamarcio yer alıyor. İtalyan sinemasına ve Pasolini’ye hayran olanlara, Ferrara yeni bir şans tanıyor.

Burak Hazine, Sinematopya.com sitesinin yazarıdır.