Filmi Noah ve Exodus'tan daha ilginç olacağı kesin 5 İncil hikayesi

Filmi Noah ve Exodus'tan daha ilginç olacağı kesin 5 İncil hikayesi
Filmi Noah ve Exodus'tan daha ilginç olacağı kesin 5 İncil hikayesi
İncil'den uyarlama sinema filmleri yakın zamanda moda olacak gibi görünüyor. Noah ve Exodus'la başlayan furyanın devamında hangi hikayeler ele alınabilir, sıralayalım istedik. / Yiğitcan Erdoğan

Geçtiğimiz yıl iki büyük yönetmenden, iki büyük İncil filmi izledik. Bunlardan ilki Darren Aronofsky imzalı Noah, diğeri ise Hz. Musa’nın hikayesini anlatan Exodus: Gods and Kings idi. Noah bir hayli yüksek bir gişe başarısı elde etti, Exodus da çıkış tarihi itibariyle belli ki yapımcı şirket tarafından bir Oscar yarışmacısı olarak görülüyor. Bu böyle giderse, İncil hikayeleri moda olabilir ve beni bilen bilir; İncil hikayeleri eskiden beri beni büyülemiştir.

Batı dünyasının bol keseden yarattığı fantastik dünyaların hepsinin temeli Hristiyan mitolojisine dayanır. Adem ve Havva’nın yaradılış hikayesi, Antediluvian dönemi, Büyük Tufan, Ye’cüc ve Me’cüc, Davut ve Golyat… Bunları araştırmak, okumak muazzam tecrübelerdir.

Dedim ki, madem Exodus ve Noah’dan sonra İncil filmlerinde bir yükseliş ön görmek mümkün, o zaman bu ikiliyi enteresanlık ve çarpıcılık bakımından geçecek İncil hikayelerini listeleyelim. Dikkatinizi çekeyim, bu kesinlikle filmlere karşı bir gönderme değildir, hatta Aronofsky ve Scott gibi yönetmenler değil de; sıradan insanlar çekerse aşağıdaki hikayeler bir Grown-Ups 2 dahi olmayabilir. Sadece, şu aşağıdaki İncil hikayeleri, işbu mütevazı yazarınızı etkilemiştir; kendisi sizlerle bunu paylaşmak istemektedir.

Buyurun efendim.

1. Habil ve Kabil

radikal


Kuran-ı Kerim’de de kendine yer bulan Habil ile Kabil, ya da İngilizcede bilinen isimleri ile Cain and Abel; bu mitolojinin en bilinen hikayeleri arasındadır. Adem ve Havva’nın ilk çocukları olan Habil ve Kabil’in sık rastlanan hikayesi zaten meşhurdur; Kabil tarlayı sürer, Habil ise hayvancıdır. Zaman kurban vermeye geldiğinde, Tanrı Habil’in ona önerdiği yeni doğan hayvanları kabul eder, Kabil’in sunduğu ürünlere ise burun kıvırır. Bunun üzerine kıskançlıktan kırılan Kabil, kardeşini açıklığa götürür ve orada canını alır. İlk cinayet işlenmiştir.

Geri döndüğünde, Tanrı ona Habil’in nerede olduğunu sorar. Kabil, cevap olarak, “Ben neyim, kardeşimin korucusu mu?” der ve bilmediğini iddia eder. Tanrı ilk cinayetin ve ardından söylenen yalanın karşısında çok hiddetlenir. Kabil’i ceza olarak hemen oracıkta işaretler. Kimilerine göre bu işaret Kabil’in kafasından çıkan boynuzlardır, kimilerine göre ise zenci ırk böyle yaratılmıştır (bu kimilerinin bunu ırkçılığa mazaret olarak kullandığını söylemeye gerek olmadığını sanıyorum?). İşaret her neyse, Kabil’i efektif olarak ölümsüz kılmaktadır, zira Tanrı onun erken bir şekilde, cezasını çekmeden ölmesini istemez. Seneler içerisinde işareti görenler, Kabil’i öldürmekten imtina etmişlerdir.

radikal

Fakat Kabil’in tek cezası bu değildir. Habil’in kanıyla ıslattığı topraktan bir daha mahsul alamamakla cezalandırılır. Sonsuza dek gezgin ve sürgün kalmaya hapsedilen Kabil, bu yüzden ekin ekemez, ürün biçemez. Gittiği yerlerde bu sebepten şehirler inşa eder. Söylenene göre bugün hâlâ ölmemiştir ve dünyayı suratındaki (ya da kimilerine göre kolundaki) iz ile dolaşmaya devam eder.

Habil ve Kabil’in hikayesinin kıssadan hissesi, kıskançlığa sebep olan dürtülerin kontrol altına alınmasıdır. Fakat sinemaya aktardığınızda Jose Saramago’nun izinden gidip, Kabil’in Tanrı ile ilişkisi üzerinden insan-Tanrı arasından çıkarımlar yapan bir film çekebilirsiniz. Özellikle Kabil’in ölümsüz bir şekilde Dünya’yı dolaşması fikri, benim kulağıma belki sinema olmasa da, çok muhteşem bir dizi olacak bir şey gibi geliyor. Hatta fikrimi değiştirdim, çok sağlam bir oyun serisi dahi çıkar bundan. Biri yapsın hakikaten bak…

2. Sodom, Gomora ve Lut

radikal

Sodom ve Gomora’nın hikayesi, İncil içerisinde kıssası en net olan hikayedir belki de. Olay şöyle gelişir: Ürdün nehrinin yanındaki beş şehirden ikisi olan Sodom ve Gomora’da, günah seviyesi korkutucu noktalara yükselmiştir. Homoseksüel ilişkilerin, tecavüzün ve genel olarak cinsel anlamda “sapkın” bulunan her türlü hareketin yapıldığı bu iki şehri Tanrı yok etmeye karar verir. İbrahim’in topladığı ordular sayesinde Elam’ın hükmünden kurtulmuş olan şehirlerin yok oluşu için, güvendiği İbrahim’in yanına üç meleğini yollar.

İbrahim’in yeğeni Lut, bu şehirlerden Sodom’da yaşamaktadır. İbrahim, Tanrı’nın Sodom’u yok etme kararını anlayınca yalvarıp, Tanrı’ya soru sorar. Önce eğer şehirde onurlu yaşayan 50 kişi dahi varsa Sodom ve Gomora’nın yok olmayı hak edip etmeyeceğini sorar. Tanrı 50 kişi varsa, şehirleri yok etmeyeceğini söyler. İbrahim bu sefer şehirde 40 tane onurlu, şerefli yaşayan kişi varsa ne olacağını sorar. Tanrı 40 kişi varsa şehirleri yok etmeyeceğini söyler. İbrahim böyle tekrar tekrar sorarak, Tanrı’yı eğer şehirde düzgün yaşayan 10 kişi dahi varsa yok etmemeye ikna eder.

Tanrı, iki meleğini İbrahim’in yeğeni Lut’un yanına yollar. Lut, iki meleğe onurlu yaşayan 10 kişi ararlarken ev sahipliği yapar. Fakat melekler Lut’un yanında insan formlarında kalırlarken, Sodom’lular Lut’un kapısına dayanır. Zorla Lut’un bu yeni misafirlerini ortaya çıkarmasını emrederler. Bu emrin sebebi de, kendilerinin de belirttiği gibi, yeni misafirlerle sevişmek istemeleridir. Lut onları reddedip, kapısına dayananlara henüz eş bulamamış kızlarını önerir. Adamlar reddeder ve evi basmaya kalkarlar. Melekler Lut’u korur ve o ana kadar zaten 10 kişi bulamamış olduklarından, Sodom ve Gomora’nın yıkımına başlarlar.

radikal

Lut ve ailesi yıkımdan meleklerin yardımıyla kaçar, fakat Tanrı Lut’a Sodom ve Gomora yıkılırken kesinlikle arkalarına bakmamalarını tembihler. Lut’un karısı merakına yenilir ve şehirlere bakar; o anda da tuzla buz olur. Sonra Lut’un kızları, insan soyunu devam ettirmek adına İncil’de geçtiği şekliyle babalarına şarap içirip baştan çıkartırlar ve bu birleşmeden birer çocuk doğururlar.

Belki ilk anlatımda tam sinemalık bir hikaye gibi durmuyor, kabul. Fakat cesur bir yönetmenin elinde, bariz bir şekilde yıllarda dindar Hristiyanlara homoseksüellik karşıtı malzeme vermiş bu hikaye ahlak ve toplum normları arasındaki ilişkiyi inceleme konusunda kusursuz bir temel oluşturabilir. Düşünün, halihazırda olağan üstü olan bu hikaye, olağan üstü bir yönetmen / senarist ekibinin elinde sizce de bambaşka bir eser olmaz mıydı?

3. Eyüp

radikal

İslam’da da yeri olan Eyüp’ün hikayesi, belki de tüm bu anlattığımız eserler arasında yeri en başka olandır ve Sodom ile Gomora’ya da kıyasla, en fazla cesaret gerektiren öykü de olabilir. Zira her şey, Tanrı’nın sadık ve korunaklı bir kulu olan Eyüp üzerine; Tanrı ve Şeytan’ın girdiği bir iddia ile başlar. Şeytan’a göre, Eyüp’ün imanının bu derece yüksek olmasının sebebi Tanrı tarafından korunuyor olmasıdır. Şeytan’ın iddiası, eğer bu koruma kalkarsa, Eyüp’ün inancının azalacağı yönündedir.

Tanrı bu iddiayı reddeder ve sınayarak Şeytan’a hatasını kanıtlamaya koyulur. İlk olarak varlıklı bir toprak sahibi olan Eyüp’ün tarlaları kurutulur. Eyüp tüm servetini kaybeder. Çok zenginken, bir anda fakirliğin en dip seviyelerine düşer. Eyüp kızar, üzülür ama yine de imanının sarsılmasına izin vermez, Tanrı’ya lanet etmez. Şeytan bunun sebebinin giden servetin geri gelebileceğini biliyor olması olduğunu söyler, Eyüp’ün imanı bu yüzden yıkılmıyordur.

radikal

Tanrı bu sefer, Eyüp’ün çocuklarını elinden alır. Yedi çocuğa sahip olan Eyüp’ün her çocuğu, onun ve karısının önleyemedikleri şekillerde ölürler. Eyüp yapayalnız, varissiz bir şekilde kalır. Kızar, üzülür ama yine de imanı sarsılmaz ve Tanrı’ya lanet etmez. Tanrı bunu gösterip, Şeytan’ın haksız olduğunu kanıtlamaya çalışır. Şeytan, bu sefer de Eyüp’ün imanının yıkılmama sebebi olarak sağlığını gösterir. Eyüp sıhhatli olduğundan, bir daha çocuk yapabileceğini hesaplamaktadır Şeytan’a göre. Tanrı bu sefer Eyüp’ün sağlığını elinden alır. Eyüp yine yıkılsa da, Tanrı’ya lanet etmez. Bunu gören Tanrı da ödül olarak Eyüp’ün servetini de, çocuklarını da, sağlığını da kendisine geri verir.

Bu hikayenin kıssası “başına ne gelirse gelsin, Tanrı’ya güven” şeklindedir. Belki modern çağımızda bu mesaj biraz abesle iştigal kalabilir; fakat Noah üzerinden muhteşem modern mesajlar çıkartan Aronofsky gibi bir vizyoner, bize soracak olursanız Eyüp’ün hikayesinin altında saklı bekleyen yüzlerce mesajı çıkartabilir. Mesela biraz cesursanız, tutup Tanrı’yı insanlaştırabilir, Şeytan ile olan iddialaşmasına odaklanabilirsiniz. Ya da daha az ses çıkaracak bir şeyin peşindeyseniz, Eyüp’ün hikayesi sade bir yıkım öyküsü de olabilir. Her şeye sahip bir adamın; her şeyi kaybedişini izler; bunun üzerinden standart Hollywood filmlerinin tersi bir strüktür belirleyebilirsiniz. Yani ne çıksa, ilginç olur Eyüp’ün hikayesinin içinden.

4. Lilith

radikal

İncil’de kendisine çok yer bulamasa da, özellikle başka yazıtlarda ve Musevi mitolojisindeki yeri çok büyük olan Lilith’i en çok Vampire the Masquerade hayranları yakından tanıyacaklardır. Kimi kaynaklara göre, Adem’in ilk karısı Havva değildir. Bilen bilir, Havva Adem’in kaburga kemiğinden yaratılmıştır ve Adem’e itaat etmekte tereddüt etmez; zaten var oluşu itibariyle Adem’den aşağıdadır. Fakat Adem’in ilk karısı olan Lilith’in hikayesi bambaşkadır.

Zira Lilith, Adem ile aynı kilden Tanrı tarafından bizzat yoğurulmuştur. Tanrı Lilith’ten Adem’e itaat etmesini istediğinde, Lilith Adem ile eşit olduğunu söyleyerek bunu reddeder. Ona göre, Adem’den aşağı kalır bir yanı yoktur ve bu yüzden diz çökmesini gerektirecek bir sebep bulunmamaktadır. Bu talep tekrarlandığında Lilith Cennet Bahçesinden kaçar, ve Dünya’ya sığınır. Melekler onu bulması için bahçeyi terk ederler. Onu bulduklarından sonraki hikaye ise, anlatıma göre değişir.

radikal

Fakat popüler anlatımlardan biri, Lilith’in Cehennem’in yedi prensinden biri olan Asmodeus ile birlikte şeytani çocuklar veya cinler yarattığını söyler. Asmodeus, yedi ölümcül günahı temsil eden iblislerden biridir. Temsil ettiği günah ise şehvettir. Lilith bununla birlikte bir iblise dönüşür ve bahçeye dönmeyi, Adem’e itaat etmeyi bir kez daha reddeder. Kimi efsanelere göre kendisi ondan sonra gelen kadınların çocuklarını çalmaya veya öldürmeye ant içer, erkeklerin kısırlığının ve bebek ölümlerinin müsebbibi de odur.

Bu Musevi mitolojisinde, dürüst olmak gerekirse, bir hayli ataerkil bir bakış açısı içerisinde anlatılan bir hikayedir. Fakat ters açıdan ele alındığında olabilecekleri görüyorsunuz değil mi? Kadınların erkek hükmüne karşı uyanışına dair yüzlerce lafın çiziktirildiği şu çağda, Adem’e eşit oldukları için itaat etmeyi reddeden Lilith’in hikayesi, feminist bir bayrak filmi olarak çok güzel ele alınabilir. Zira bugün hikayeye baktığımızda, istesek de istemesek de Lilith’in diz çökmeyi reddetmesini çok haksız bulamadığımız aşikar. Asmodeus karakterini de bir şekilde hikayeye yedirdiğimizde, elimize muhteşem bir öykü çıkabilir gerçekten de.

5. Petrus

radikal

Hz. İsa’nın havarilerinden biri olan Petrus, Yahuda’dan sonra kuvvetle muhtemel on iki havarinin arasında adı en çok bilinendir. Ve tüm anlattığımız hikayeler arasında da açık konuşmak gerekirse öyküsü Hollywood’a en yaraşan odur; o kadar ki şu dakikaya kadar bir Petrus filmi çekilmemiş olması resmen abesle iştigaldir. Hz. İsa’nın hakkında “Kilisemi bu kayanın üzerine kuracağım” (Petrus Latince’de kaya demektir) dediği ve gerçekten de Roma’ya gidip, Papalığı kuran Petrus’un hikayesi şöyledir.

Hz. İsa’nın son yemeğinde onunla beraber olan Petrus, Tanrı’nın oğlu ölümünü anlatırken de oradadır. Hz. İsa havarilerine dönüp, aralarından birinin ona ihanet edeceğini söyler. Petrus bunun üzerine, hepsinin Hz. İsa’yı çok sevdiğini, kimsenin ona ihanet edeceğini düşünmediğini söyler. Hz. İsa Petrus’a, “Sen bile bu gece horoz ötmeden önce beni üç defa inkar edeceksin” der. Petrus şiddetle reddeder. Fakat Sanhedrin’in askerleri Hz. İsa’yı ele geçirmeye geldiklerinde, İsa’nın kehaneti doğru çıkar. Önce bir hizmetkar kız Petrus’a “Sen de onlardan birisin!” der, Petrus korkuyla “Hayır, ben İsa’yı tanımam” diye reddeder. Kız sonra kalabalığın önünde iddiasını yineler ve Petrus yine inkar eder. En sonunda kalabalık, bu cevabın üzerine Petrus’un aksanından yola çıkarak bir daha aynı ithamda bulunur, Petrus Hz. İsa’nın havarilerinden biri olduğunu tekrar reddeder. Bununla birlikte Hz. İsa’nın kehanetinin gerçek olduğunu anlar ve ağlayarak dışarı çıkar.

radikal

Petrus’un Roma’da kilise kurma çabaları, pagan Roma hükmü tarafından sık sık şiddetle cezalandırılır. Petrus ölümünün yaklaştığını anlayınca, şehirden kaçmaya çalışır. Denilir ki, şehrin dışarısında bir yerde, sırtında bir çarmıh ile Roma’ya doğru giden Hz. İsa’ya rastlar. Ona “Quo vadis, domine?” diye sorar. “Nereye gidiyorsunuz efendim?”. Hz. İsa cevap verir, “Romam vado iterum crucifigi”, yani “Roma’ya tekrar çarmıha gerilmeye gidiyorum”. Petrus bunun üzerine döner ve Hz. İsa nasıl çarmıha gerilmekten kaçmadıysa, kendisinin de kaçmaya hakkı olmadığını anlar; Tanrı’nın planı bunu da içermektedir. Fakat efendisi gibi ölmeyi kendine yakıştıramadığından, Romalılardan kendilerini ters çarmıha germelerini talep eder; öyle ölür.

Nasıl, haksız mıyım? Gerçekten de en Hollywood’a yaraşır hikaye bu değil mi? Son Yemek’ten başlayıp, Petrus’un inkarı ve pişmanlığını işleyip, oradan bildiğimiz anlamıyla Katolik Kilisesi’nin kuruluşunu anlatmak, neredeyse tüm Hollywood notalarına bir anda vurmak demek. İç çekişmeler yaşayan bir karakter, tamam; tüm zorluklara rağmen mücadeleyi bırakmayan bir karakter, tamam; en sonunda kahramanca ve ulvi bir feda; o da tamam. Bizce bu beş hikayenin beşi de ilginç, ama herhalde iyi bir filme çevirmesi en kolay olanı da bu; Petrus’unki.

Ne diyorsunuz sevgili Geekyaparlar, sevdiniz mi hikayeleri? Hoşunuza gittiyse, merak uyandırdıysa yorumlarda belirtmeyi unutmayın. Eğer çok severseniz, devamı gelecektir.

Kalın sağlıcakla!