Her pazartesi Karadayı dizisinden çıkartabileceğiniz ibretlik 7 hayat dersi

Her pazartesi Karadayı dizisinden çıkartabileceğiniz ibretlik 7 hayat dersi
Her pazartesi Karadayı dizisinden çıkartabileceğiniz ibretlik 7 hayat dersi
Karadayı ekranlarda 3. sezonunu devirmiş bir dizi olarak, televizyonların demirbaş yapımları arasında olma yolunda ilerliyor. Peki bu 3 sezonda Karadayı'dan ne öğrendik? İşte size Karadayı dizisinden çıkartabileceğiniz 7 hayat dersi!
Haber: Oktay Volkan Alkaya - oktay.alkaya@radikal.com.tr / Arşivi

Suudi Arabistan'dan Hırvatistan'a Ortadoğu ve Balkanlarda yayınlandığı günlerde milyonları ekrana kilitleyen Karadayı, ödüllü bir yapım olarak izleyicilerini heyecanlandırmaya devam ediyor. Şimdiye kadar 3 sezonda Karadayı ister istemez izleyicilerine hayat hakkında pek çok mesaj verdi. Henüz izleyip de o dersleri alamamış olan okuyucularımız için biz de bir derleme yaptık.

1. Hukuka çok güvenmeyeceksin



Kötü bir mesaj olabilir ancak maalesef Karadayı daha ilk bölümlerinden Hukuk'un güvenilmezliği konusunda derin değil, bayağı net bir şekilde mesajlar veriyor. Görevini kötüye kullanan hukukçuların kuracağı komplolarla masumların hayatını nasıl karartabileceğini işleyen Karadayı'da iyi niyetli hukukçuların da, adaleti sağlama konusunda yetersiz kalabileceği mesajı da yine bariz bir şekilde gözler önünde. Ülkemizde yanlış mahkeme kararları yüzünden hayatı kararan insanların da olduğunu 3. sayfa haberlerinden okudukça Karadayı'nın verdiği mesaja inanmamak da pek mümkün değil.

2. Herkese bir kabadayı lazım



Peki hukuk her şeyi çözmüyorsa, yaraya merhem, derde derman olmuyorsa çare ne? Drogba mı? Hayır. Herkese, her mahalleye hatta her eve bir kabadayı şart. Hukuk adaleti sağlamaya yetmiyorsa, hileyle olmasa bile cebren müdahale etmek gerekebiliyor. Bunu biz demiyoruz, Karadayı'dan aldığımız saf temiz kemiksiz mesaj aynen böyle. Baktın ne yaptıysan, hukuk başına bela oluyor, ver edeceksin silleyi tekmeyi sağa sola bak bakalım nasıl da düzeliyor işler. Tamam belki Kenan İmirzalıoğlu'nun canlandırdığı Mahir Kara yüreği temiz, düzgün bir ağabeyimiz olabilir ancak baktığımız zaman, hukukun sağlayamadığı adaleti tesis etmek üzere yola çıkmış bir kahraman. Demek ki yarın öbür gün biz de hukuk karşısına zor duruma düştüğümüzde ne yapacağız? En yakın kabadayıya müracaat ederek işimizi halledeceğiz.

Dizilerin şifresi: Bul 'kara'yı al reytingi!


3. Ortalarda çok fazla dolaşmayacaksın

Dizinin bir diğer verdiği mesajda çok dolaşan tavuğun ayağına pislik bulaşacağı ekseninde bir alt metin içeriyor. Ortalarda çok dolanan pek çok karakterin bozuk para gibi harcandığı 3 sezonda Safiye ve Küçük Nazif'in trajik ölümleri bir kenara dursun; Çitlembik Bahar olsun Yılan Berdan olsun iyi ya da kötü fark etmez ortalarda çok dolaşan ne kadar karakter varsa bir şekilde Hakkın rahmetine kavuştu Karadayı'da. Demek ki neymiş? Çok göz önünde durmayacaksın, kenarda köşede kendi hayatını yaşayıp gideceksin.

4. Az biraz yufka yürekli olacaksın

Diziden almamız gereken bir diğer ibretlik ders de yufka yürekli olmak üzerine. Misal Mehmet Saim Şadoğlu'na baktığımız zaman Joker'i, Bane'i aratmayan bir zalımlık bir taş yüreklilik görmemek mümkün değil. Adam sanki kaburgalarının ardında kalp değil taş taşıyor! Erhan Yazıcıoğlu'nun canlandırdığı 'Beyefendi' karakteri öylesine inandırıcı bir nefret topu ki, insanın onu izledikçe zaten kötülük yapacağı varsa bile yapmayası geliyor. Hayatta az biraz yufka yürekli olmak lazım, bu nedir kardeşim herkesin ömrüne pranga olmuş bir illet adeta Mehmet Saim. Ne kendisi huzur buluyor, ne başkasına huzur veriyor. Kendi başına bir distopya gibi adam!

10 maddede Kara Para, Aşk ve Karadayı'nın benzerlikleri


5. Sevdiğine zalımlık etmeyeceksin, ona inanacaksın



Mahir ve Feride'ye bakınca insanın aşık olası, olunası geliyor evet ama 3 sezondur bir türlü düzene girmeyen ilişkilerini de düşünce "Yok kalsın almayayım" dememek elde değil. Mesele aslında aşk değil, mesele ilişki yönetimindeki aksaklıklar. Açık konuşmak lazım ne Mahir ne de Feride yaşının olgunluğunu taşıyamayan karakterler. Sanki hayatlarında yeteri kadar dert yokmuş gibi aşklarını da hiç yoktan peydah olan sınavlardan geçirmeye bağımlı olmuşlar gibi. Bir bakıyorsunuz en ateşli öpücüklerle ekranları kasıp kavuruyorlar, bir bakıyorsunuz geçmişler birer köşeye hüngür şapırt ağlıyorlar. Diziyi sürekli takip etmeyenler için her bölüm ayrı bir şok niteliğinde. "Bunlar ne ara barıştı?" , "Yahu yine mi ayrıldılar?" sorusu o kadar olağan hale geldi ki, dizi 4. ve 5. sezonunda da bu ilişkiyi huzura kavuşturamazsa halk olarak harekete geçip ikiliyi bir daha bir araya gelmemek üzere ayıracağız. İş oraya doğru gidiyor. Peki bu kadar zor mu bir ilişkiyi yürütmek. Değil aslında. Sevdiğine zalımlık etmeyeceksin, gidip de öyle başkalarıyla ilişkiye yelken açmayacaksın. Sevdiğine koşulsuz inanacaksın, yok öyle "Sana inanmıyorum" demek. Durduk yere sır saklamayacaksın, açık olacaksın... Saymakla bitmiyor kısa sözün özü sevgili olacaksın Mahir ve Feride gibi olmayacaksın, gerisi kolay zaten.

6. Kardeşinin kıymetini bileceksin

Dizide bir diğer mesaj da kardeşlik üzerine. Orhan ve Mahir arasındaki bitmek bilmeyen mücadele hem sevgi hem de kıskançlıkla harmanlanmış bir öykü. Aynı şekilde Osman ve Necdet arasında da benzer bir ilişki ağı söz konusu. Kardeşlik özel bir his. İster üvey olsun ister öz, insan birlikte büyüdüğü kişinin kıymetini bilmeli. Yoksa Feride gibi kardeşiniz ölünce yüreğinizin ateşini söndüremezsiniz.

7. Öptün mü Karadayı gibi öpeceksin!



Dizi mesajlarını sadece senaryosu ve karakterleriyle değil, birebir uygulamalı olarak da veriyor. Mahir ve Feride 3 sezondur bol bol öpüşüyorlar. Bu öpüşmeler magazin dünyasında ikilinin özel hayatlarına da dokunan haberler yapılmasına sebep oldu. Hatta açık söylemek gerekirse oyuncuların sanat için yapmak zorunda çekmek zorunda oldukları bu sahneler yüzünden köşeye sıkıştırılmaları da pek hoş değildi. Ancak dizi bize efendi uslu bir şekilde öpüşmeyi de öğretmedi değil. Mahir ve Feride'nin öpüşmelerine bakınca aralarındaki sevgiyi hissetmemek mümkün değil. Öptün mü Karadayı gibi öpeceksin, çünkü aşk bunu gerektirir!