Herkesin çok iyi bildiği tek oyun: Tavla

Herkesin çok iyi bildiği tek oyun: Tavla
Herkesin çok iyi bildiği tek oyun: Tavla
Satranç belki dünyanın en itibarlı oyunu olabilir, öyle ki beyin sporu olarak kabul görmekte. Ancak bir oyun var ki bundan yaklaşık 5000 yıl önce yaratılan ve yaşadığımız hayatı temsil eden, işte hepimiz aslında o oyunu çok iyi biliyoruz: Tavla. Peki bilmediğimiz şey ne, hayat olabilir mi?
Haber: Oktay Volkan Alkaya - oktay.alkaya@radikal.com.tr / Arşivi

Bundan asırlar önce Hint tüccarlar Persler diyarı İran'a, bir oyun götürdüler. İki orduyu temsil eden siyah ve beyaz taşlar, her biri kendine has hareket özellikleriyle hareket ediyorlardı. Tamamen oyuncunun seçimleriyle başlayan sonuçlanan bir döngüydü "satranç" adı verilen bu oyun. Fakat Perslerin hayat görüşünde dünya sadece askerlerden ibaret değildi. Dünyanın etrafında dolanan milyonlarca insan da sadece kendi tercihleriyle değil, biraz şans, biraz da ilahi müdahalelerle kaderini çiziyordu. İşte tavla böyle bir düşünceyle doğdu...

Tavlayı icat edenler dünyayı tavlanın oynandığı alan olarak tasarladılar. Her iki tarafın elindeki toplam pul sayısı olarak ortaya çıkan 30'u, bir ay içerisindeki günleri temsil etmesi için belirlediler. Tavla taşlarının üstüne dizildiği okların 24 tane olmasını da bir gündeki 24 saati temsil etmesi için seçtiler. Böylelikle dünyadaki zaman döngüsünü oyun alanına aktardılar. Ve oyunun tek bir yönde ilerlemesiyle, geriye hamle yapılamamasıyla da zamanın sadece ileriye doğru aktığın hissiyatını canlı tuttular.

Pulların tavlada hareket edişini zarlardan gelecek şansa bağlayan tavlanın yaratıcıları, insanların sadece şansla değil, kendi kararlarıyla da kaderlerini belirleyebileceklerini düşünerek pulların zara göre nasıl hareket edeceği kararını oyuncuya bıraktılar. Bu aynı gün içerisinde başınıza gelenleri nasıl yönlendirebileceğinizi seçmek gibidir. Yani sabah yola çıktığınızda işe giden yolda kaza varsa, trafik tıkalıysa bu sizin önünüze atılmış bir zardır. Bu zara göre nasıl hareket edeceğiniz size bağlıdır, yanlış bir karar vermemek için ne yapacağınız size bağlıdır.

Yunan filozof Plato, satranç ve tavlada belli bir ustalığa kavuştuktan sonra; "Tavla dünyayı, gezegenleri, yaşadığımız hayatı temsil ediyor. Satranç ise bir savaş." yorumunda bulunmuş. Aslında bunu tavlayı oynarken de hissedebiliyorsunuz. Bir insan hayatın kendisine sunduğu şansı nasıl değerlendireceğini kendisi seçer. Bu tavlanın ruhuna işlemiş bir felsefe. Herkes her seferinde 6-6 atmak ister. Ancak tavlada olmadık bir pozisyonda atacağınız 6-6 bir işe yaramadığı gibi sizi istemediğiniz hamleler yapmak zorunda bırakabilir. Ya da kimsenin yüzüne bakmadığı bir 2-1 kombinasyonu size zafere giden yolda ihtiyacınız olanı verebilir. Bu tamamen elinize geçen ve geçmesini istediğiniz fırsatları nasıl değerlendireceğinize bağlıdır.

Tavla 11. yüzyılda kaleme alınan Perslerin Şahname olarak bildiğimiz "Krallar Kitabı" adlı eserinde tavlanın mucidi olarak Borzuya adlı bir fizikçi işaret edilir. Kitap bu oyunun ilk oynandığı dönem olarak ise 600'lü yılları göstermektedir. Ancak arkeolojik kazılarda bulunan eserlere göre tavlanın neredeyse 5000 yıllık bir geçmişi var. Bu da satrançtan daha eski olduğu fikrini ortaya çıkartır. Belki de bilinen hikayenin tersine, Hint tüccarlar "hayat" manasını taşıyan Tavla'yı Perslerden öğrenmiş ve onun karşılığında "savaş" manasını taşıyan satrancı geliştirmişlerdir. Pek çok tarihçi, Perslerin satrançla tanıştığı dönemi en fazla milattan önce 50 yıllarına götürebilmektedir. Bu da tavlayı dünyanın en eski oyunu yapmakta.

Antik Roma uygarlığı, ticaret sayesinde tanıştığı tavlayı "12 Çizgi Oyunu" adı altında, mermer zeminler üstünde Avrupa'da yaygınlaştırdıkları bir çağ yaşanırken, Türklerin tavlayı yaygın olarak oynamaya başladığı yıllar 1400'leri bulmakta. Cumhuriyet dönemi ise tavlanın daha da yaygınlaştığı bir zaman dilimi olarak dikkat çekiyor...

1930'larda ise tavla ABD'de oynanmaya başladı ve oyunun bugün kullandığımız kesin kuralları burada karara bağlandı. Ne kadar trajiktir ki bugün hayatımızı kontrol eden ekonomik ve sosyal dünyanın da kuralları sanki yine aynı topraklarda aynı yıllarda karara bağlanmış gibidir... Hayat ve tavla daha ne kadar iç içe olabilir ki?

Dünyanın ilk tavla şampiyonaları 1960'larda ABD'de düzenlendi. Günümüzde ise dünyanın ilk resmi Tavla Federasyonu'nu kurma yolunda Türkiye Tavla Birliği ve İSTAVDER, Spor Bakanlığına çatısı altına girmeye çalışıyor. Şu anda dünyanın en güçlü tavla birliği olarak dikkat çeken bu dernekler Türkiye'yi tavlada lider ülke konumuna taşıyor ve en büyük tavla turnuvalarını düzenliyorlar.

Tavla çağa ayak uydurarak internet kullanımının yaygınlaşmasıyla online ortamlara da taşındı. 5000 yıl önce elinde tavla takımıyla çölün diğer ucundaki rakibini bulmak için yola çıkan gezgin oyuncuların aksine bugün pek çok oyuncu Pasha Backgammon gibi sosyal medya uygulamaları sayesinde dünyanın diğer ucundaki rakipleriyle karşılaşabiliyor, kimin en iyi olduğunu belirleyebiliyorlar...

Peki biz tavlayı ne kadar anladık? Günümüz Türkiye'sinde tavla yerine satranç oynayanlar daha kültürlü, daha zeki, daha özel insanlar olarak görülürler. Tavla oynayanlar, toplumun bazı kesimleri tarafından yanlış anlaşılır yanlış yorumlanır. Özellikle kahvehanelerde tavla oynayan kişinin, bir satranç ustası kadar bilge olamayacağı önyargası vardır. Ama aslında tavla oyuncusu bilgedir.

Tavla oyuncusu şansın ya da Tanrı'nın önüne sunduğu fırsatın, kendisinin nasıl değerlendireceğine bağlı olduğunu bilir. Başkalarının kötü şans olarak gördüğü bir şey başına geldiğinde bunu nasıl olumluya çevireceği konusunda ustalaşır. Zorunlu bir risk almak durumunda kaldığında bu riski nasıl alacağını seçmenin özgürlüğünü tadar. Tavla oyuncusu için rakibi, düşman değildir. Rakibi zamandır, kaderdir, hatalarını affetmeyen hayattır. Rakibinin taşını kırar ama amacı onu yok etmek değildir. Kendi döngüsünü tamamlamaya uğraşır. Kırdığı şey, kendisine karşı duran zaman ve hayattır. Bunun karşısında satranç oyuncusu ne bilir ki savaşmak ve rakibini yok etmek dışında? Şimdi bir düşünün hangisi daha değerli, savaşmak mı yoksa hayat mı?