Kaynak materyali alıp, aslının hiç ulaşamadığı kitlelere yayılan 10 muhteşem 'reboot'

Kaynak materyali alıp, aslının hiç ulaşamadığı kitlelere yayılan 10 muhteşem 'reboot'
Kaynak materyali alıp, aslının hiç ulaşamadığı kitlelere yayılan 10 muhteşem 'reboot'
Dünyanın kadir kıymet bilmediği, Hollywood'un ellerinde küllerinden doğan reboot projeleri burada! / Yiğitcan Erdoğan

Evveliyatla bir meseleyi netleştirelim, bold ile yazalım, altını çizelim. Hazır mısınız? Reboot, bir seriyi tekrar canlandırma adına, sıfır noktasına dönmek, orijin hikayesini baştan anlatmak demektir. Remake ise müzik dünyasındaki “cover yapmak” mefhumu gibidir. Reboot ilerisini de düşünüp, reset düğmesine basar; remake ise aynı hikayeye farklı bir yorum katar. Bu konuda mutabıksak, şimdi bize düşen başlığın öteki kısmını anlatmak...

Kaynak materyali her neyse onu alıp, “yeniden başlat” düğmesine bastıktan sonra, aslının hiç ulaşamadığı kitlelere yayılan reboot’ları konu aldık. Yani normalde o dizi/film/ kitap /çizgi roman/oyunu sevmeyen kişileri de yakalayan, seriye ve evrene yeni hayran kazandıran işler. Listelediğimiz şey, bu artı hayranlardır; reboot’un kendi başına ne kadar iyi olduğu değil.

Tamamsak, o halde orijinalini alıp, dünyaya fırlatan, “Siz bunun kıymetini yıllardır bilmiyordunuz, ahanda bakın!” diyen, muhteşem reboot’ları şöyle sayalım…

 

Filmden Filme

1. Rise of the Planet of the Apes

Neydi: Planet of the Apes, neredeyse “niş” diyebileceğimiz bir bilim kurgu filmiydi. Çok ama çok kaliteli olmasına rağmen, yeni nesillere ulaşamamıştı. Unutulması işten bile değildi anlayacağınız.

Ne Oldu: Rise of the Planet of the Apes, 1968 çıkışlı klasik filmin hayranlarını üzmeden, onların çocuklarına Maymunlar Cehennemi konseptini sevdirdi. Sadece kendisi ekstra kitlelere ulaşmakla kalmadı, o çocuklar eve gidip “Ulan bunun bir de eski versiyonu varmış” dediler, asıl filmi de seyrettiler. Kazan-kazan anlayacağınız.

 

2. Casino Royale

Neydi: Bond filmleri, her zaman çok popülerlerdi. Fakat duvarın yıkılması sonrasında, casus filmlerine dair azalan ilgi, en sonunda serinin tamamen teknolojik aparatlara sırt yaslamasına sebep olmuş, meseleyi görünmez arabalara kadar getirmişti. Hâliyle Bond’u seyreden kitle, artık “Bond-sever” kitleydi, ekstra tüm o kalabalık biraz seriden caymıştı.

Ne Oldu: Casino Royale, seriye o çok ihtiyaç duyduğu yeni kanı enjekte etti. Bourne’un başarısından sonra milletin casus filmlerine değil, klasik casus filmlerine soğuk yaptığı tespit edildi ve Daniel Craig ile Bond’a gerçek bir karakter, yazar Paul Haggis ile de senaryoya karanlık bir atmosfer verildi. Sonuç? Casino Royale, Die Another Day’in gişesini %50 oranında katladı…

 

Diziden Filme

3. Star Trek

Neydi: Star Trek’in her zaman çok fanatik bir hayran kitlesi vardı. Fakat bu hayran kitlesi hakkında iki şey söylemek gerek, bir: kitle çoğunlukla Amerika’lıydı; bunun en büyük örneği de Amerika’da gişeyi dağıtan Star Trek filmlerinin yurt dışında iş yapmıyor oluşuydu. İki: Kitle çok ama çok sadık olmasına rağmen, evrenin hak ettiği kadar geniş değildi.

Ne Oldu: J.J. Abrams, paralel evren konseptini kullanarak, bir yandan kemik hayranların canını çok sıkmayan (bazılarının yine sıkıldı), bir yandan da yeni hayranlara evrene giriş bileti basan bir film yaptı. Formül çok tuttu, filmin 2013’te devamı geldi.

 

4. 21 Jump Street

Neydi: İnanın, 80’lerde Amerika’da yaşamamış kimse 21 Jump Street’in ne olduğunu sadece arada röpörtajlarda geçen şu cümleden biliyordu: “Johnny Depp’i genç bir yıldız yapan dizi 21 Jump Street…”

Ne Oldu: Star Trek formülü az çok burada da vardı, ama tabii 21 Jump Street’in hayran kitlesi zaten üç çok nostaljik kişiden ibaret olduğu için, bu ne alkışlandı, ne yuhalandı. Filmin beğenilen yanı, diziden de bağımsız olarak, eğlenceli bir komedi-aksiyon serisi yaratabilmiş olmasıydı.

 

Diziden Diziye

5. Battlestar Galactica

Neydi: Star Trek hayranlarına niş dediysek, orijinal BSG hayranlarına herhalde “süper-niş” gibi bir kalıp bulmamız gerekecek. 78’deki dizinin hayranları vardı elbette, ama en nihayetinde iki nesil sonrasına kendini hiç taşıyamamıştı.

Ne Oldu: Battlestar Galactica 2003, bir anda bilim kurgu fenomeni hâline geldi. Unutulmaz karakterlere, kafa yıkan temalara sahip dizi, bir dönem boyunca insanların bilim kurgu dendi mi aklına ilk gelen şeylerden biriydi. Bugün insanların %90’ı “Amiral Adama” deyince Edward James Olmos’u düşünür, Starbuck’ın da erkek olduğunu aklına getirmez.

 

6. Hawaii Five-0

Neydi: Kim, nereden buldu çıkardı bilmiyoruz ama, Hawaii Five-O, 12 sezon boyunca yayınlansa da, bittiği an unutulan dizilerden biriydi resmen. Dizinin müziği bile dizinin kendisinden daha fazla dayanmıştı zaman testine.

Ne Oldu: CBS diziyi baştan yaratmaya karar verdi, içerisine çok iyi aktörler koydu ve düz polisiye konseptini biraz şenlendirdi, değiştirdi. Dizi yayınlandığı ilk üç sezon içerisinde 10 milyon izleyici ortalamasının aşağısına düşmedi, Hawaii Five-0 markası bir nesle daha yayıldı.

 

Yazıdan Görsele

7. Sherlock

Neydi: Sherlock Holmes, her zaman ünlü bir karakterdi. Ama tabii, uğruna Tumblr’lar yapılmıyor, kızlar odalarına posterlerini asmıyordu. Dedektiflik hikayesi seviyorsan, Sherlock seviyordun. Bu kadar basit.

Ne Oldu: BBC’nin Sherlock’u, Downey, Jr’ın başrolünde oynadığı filmle yakın zamanlarda çıkmasına rağmen, Holmes’ü resmen 90’lar ve sonrası neslin kafasına bir daha çıkmamasına sokan yapım olma payesini tek başına taşıyor. Sherlock Holmes karakteri, Benedict Cumberbatch’in karizması ve Moffat’ın kelimeleri sağ olsun, bir fenomen artık.

 

8. Batman Begins

Neydi: Batman hep popülerdi, her zaman efsaneydi. Ama Begins’den önce Grant Morrison’ın elinde çizgi roman rakamları düşmeye başlamış, Schumacher’in filmleri de Batman’i pek çok kişinin gözünde sadece dar bir kitleye hitap eden, “nerd” karakteri olarak sabitlemişti.

Ne Oldu: Nolan herkese Batman sevgisini aşıladı. Bir anda etrafta “Batman reyizdir” diye dolaşmayan tek bir kişi bile kalmadı. Hatta iddiaları sıklaştıralım, dünyanın en popüler karakterlerinden biri oldu Batman, neredeyse rakipsizce.

 

Oyundan Oyuna

9. Prince of Persia: The Sands of Time

Neydi: Pijamalı çocuktu, “Araplı” oyundu Prince of Persia. “Haa, şu güzel animasyonlu oyun, evet severdim onu ya…” idi. Oyun tarihinde bir yeri vardı, ama o yer bakınca görülecek türdendi.

Ne Oldu: Sands of Time bambaşka bir şey yaptı seriyi. Bir anda, artık AAA seriler arenasında yeni bir oyuncu vardı. Sadece Prince of Persia markasını bambaşka kitlelere yaymakla kalmadı, Ubisoft’u da soktu o arenaya kendiyle beraber. Prince, artık Sands of Time’ın Prince’iydi. Sonra bir reboot daha geldi ama, o bile sökmedi.

 

10. XCOM: Enemy Unknown

Neydi: XCOM serisinin aslı, UFO: Enemy Unknown, bilgisayar oyuncusu dediğimiz, arayüzü Microsoft Excel gibi olan oyunların hastası adamların oyunuydu. Giriş eşiği çok yüksekti. Mantıklı olarak da çok geniş kitlelere hitap etmedi, etmek de istemedi zaten.

Ne Oldu: Firaxis öyle bir reboot yaptı ki seriye, “yıllardır konsolcuyum ben!” diyen adamlar PS3’lerinin başında, giden askerlerine ağlıyorlardı. “Ben gelemem öyle kompleks oyun” diyen dostlar, üslerine yeni oda çıkıyorlar, teknoloji kasıyorlardı. Sonra hepsi beraber, yanlarına orijinal UFO’cuları da alıp, askerlik anıları anlatır gibi XCOM deneyimleri paylaşıyorlardı. Helal olsun sana Firaxis, nasıl bir şey yarattın sen?