Lokmalık Başyapıtlar: 150 sayfa ve altında 12 efsane roman

Lokmalık Başyapıtlar: 150 sayfa ve altında 12 efsane roman
Lokmalık Başyapıtlar: 150 sayfa ve altında 12 efsane roman
Hayata atıldığınızdan beri eskisi gibi sabahtan akşama kadar evde kalıp roman okuyamıyor olabilirsiniz. İşte zamansızlıktan mustarip olduğunuz bugünlerde kısa sürede okuyup bitirebileceğiniz 12 efsane roman! / Yiğitcan Erdoğan

Daha önce de söylemiştik; gençliğinde o wiki senin, bu dizi benim, şu film hepimizin şiarıyla koşturan geek'in iş hayatıyla tanışması acıklıdır. Geek tüketmek, geek izlemek, okumak, oynamak ister. Fakat geek'in aynı zamanda para da kazanması, işe de gitmesi gerekmektedir. Üniversite bitip, "ne demek bugün gelesim yok" cümlelerinin hüküm sürdüğü iş hayatı başlayınca geek tüketim nesneniz her neyse ona ulaşımınız daralır, vaktiniz kısalır.

Bu darbeden en çok incinen şey ise şüphesiz kitaplardır. Elimizi vicdanımıza koyup dürüst olalım sevgili geekler, metrobüs ve minvali taşıtlarda geçen boş zaman harici kaçımız bir kitaba hak ettiği değeri verebiliyoruz? Benim şahsi acıklı davamdır bu. Eskisi gibi bir komple boş günüm yok ki sabah başlayıp, sadece annemin getirdiği bisküvilerle beslenmek suretiyle bir günde Harry Potter bitireyim? Her şeyi geçtim, bisküvi getirecek anamla yaşamıyorum artık, acıktım mı kendi başımın çaresine bakmam gerekiyor!

O yüzden lokmalık başyapıtlar benim için dev bir nimet oldular. Eskisi gibi 1000 sayfalık destanlara vakit ayıramıyorum; e 50'şer sayfa 50'şer sayfa okuyayım desem ondan sonra başka eserlere dalamıyorum. O yüzden en güzeli oldu böyle 150 sayfa altı, efsane eserlere kafadan dalmak. Siz de benimle aynı dertten muzdaripseniz, buyurun, gelin randımanlı okursanız bir Beylikdüzü - Söğütlüçeşme metrobüs yolculuğunda yarılanacak kitapların listesine beraber dalalım!

Not: Sayfa sayıları Türkçe baskılardan alınmıştır. Kitabın boyutuna göre değişim gösterebilirler, fakat bu belirttiğimiz sayfa sayısında üretilmiş kopyalarının Türkiye 'de satıldığını bizzat kontrol ettik, biliyoruz!

1. Küçük Prens - 96s

Antoine de Saint-Exupery'nin ölümsüz eseriyle listeye başlamasak, bir şeyler eksik kalırdı. Yorgan döşek 96 sayfa tutan Küçük Prens, pek çok kitapçıda kasiyerden önceki son gofret muamelesi görüyor zaten bu yüzden. Kısalığı çocuklar için de unutulmaz bir kitap olmasına sebep oluyor, cümlelerinin arasındakiler ise yetişkinleri vuruyor. Küçük Prens'i ve temsil ettiklerini anlatmaya kalkışmayacağız merak etmeyin; ama şunu bilin: Bu kitabı okumadığınız her saniye edebiyat yelpazenizde bir boşlukla hayatınıza devam etmeyi kabul etmiş oluyorsunuz.

2. Dönüşüm - 104s

Kafka deyince akla ilk gelen eserdir Dönüşüm. Yıllar içerisinde ülkemizde pek çok başlıkla anıldı (Metamorfoz, Değişim, Başkalaşım vb.) fakat sanırım en sonunda Dönüşüm'de karar kıldık. Yerine göre daha kısa kopyalar da bulabilirsiniz ama içeriği hiç değişmez. Gregor Samsa'nın hikayesi ilk başta bağlantı kuramadığınız, fakat son sayfayı çevirdikten sonra hayatınızda bir yerlere oturduğunu fark ettiğiniz türdendir. Kendisi biter, izi uzun süre kalır.

3. Fareler ve İnsanlar - 128s

Buradan şahsi itirafım olsun, edebiyat tarihinde hiçbir sahne Fareler ve İnsanlar'ın finali kadar vurmamıştır beni. Hiçbir sahne. Bu gözler ne Yaprak Dökümü'ler, ne Gazap Üzümleri'ler, ne Pal Sokağı Çocukları'lar, ne Ölü Ozan Derneği'ler gördü, hiçbiri Lennie ve George kadar vurucu bir sahne çıkartamadı ortaya. Defalarca filme çekildi, pek çok başka işte tekrar yaratıldı. Ama Steinbeck'in kelimelerinin vuruculuğu, 80 yıl sonra hâlâ bir numarada.

4. Karanlığın Yüreği - 143s

Joseph Conrad'ın romanını iki şekilde biliyor olma ihtimaliniz var; birincisi Francis Ford Coppola'nın girişi ayrı olay, çıkışı ayrı olay olan Apocalypse Now filminden; ikincisi ise Yager Development'ın hakkı yenen başyapıtı Spec Ops: The Line'dan. Bu iki muhteşem esere de ilham vermiş olan Karanlığın Yüreği, çok sert bir eserdir. 143 sayfadır ama yumruğu kuvvetlidir. Eğer filmi izlemiş ya da oyunu oynamışsanız, muhtemelen sorguladığı şeylerin az buçuk farkındasınızdır. Bizce onlarla yetinmeyin, kitaba da yardırın!

5. Siddartha - 152s

Almanya doğumlu İsviçreli bir yazarın, Uzakdoğu'nun en önemli ruhani figürlerinden biriyle ilgili belirleyici romanı yazacağına Siddartha'dan önce kimse ihtimal vermezdi muhtemelen. Fakat Hermann Hesse 1922 tarihli romanıyla tam da bunu yaptı. Siddartha Gautama'nın, nam-ı diğer Buddha'nın hikayesini anlatan romanı okuyup da kendini hemen sonrasında Uzakdoğu felsefelerini araştırmaya vermeyen kimseyi tanımadım. Mistik, büyüleyici ve göz açıcı bir romandır Siddartha. Yapar öyle.

6. Vahşetin Çağrısı - 110s

Çok üzerinde durulmuyor aslında, ama "The Wild tabirinin olabilecek en iyi çevirisidir Vahşet. Bu kitaba da cuk uyar. Uygarlık ve "doğal hal" arasındaki ince çizgi üzerine konuşan bir kitap olacaksa, ve bu ince çizginin öteki tarafından gelen "çağrı" mevzubahis edilecekse daha iyi hangi kelimeyi bulabilirsiniz? Bir tarafta "uygar" varsa, diğer tarafta da "vahşet" olmalıdır tabii. Jack London'ın ana karakteri bir köpek olan romanında anlattıklarına cuk oturur başlık bence. Kim bulmuşsa saygılarımla!

7. Yüreğinin Götürdüğü Yere Git - 158s

Susanna Tamaro'nun romanı hakkında vaktiyle çok şey yazıldı ve çizildi. Fakat bence üzerinde en durulması gereken şey, bir daha söylenmeyi hak ediyor. Bu kitap, tamamen bir anneannenin torununa olan mektuplarından oluşuyor. Hiçbir zaman o torunun perspektifinden bir cümle dahi duymuyoruz. Fakat Tamaro öylesine başarılı bir hikaye anlatımı yapıyor ki, bu anlatım içerisinden öyle muazzam bir tasvir çıkarıyor ki; hiç duymadığımız, görmediğimiz torun, kanlı canlı karşımızda durur hâle geliyor kitap bittiğinde. Neresinden baksanız dev bir başarı.

8. Marcovaldo ya da Kentte Mevsimler - 124s

İtalo Calvino üzerine bir şeyler söylemesem, vicdanımla baş başa kaldığımda bunun hesabını veremezdim. Marcovaldo, Calvino'nun şüphesiz ki başyapıtı değil (onun için: Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu), fakat yine de üstadın dokunuşunu bizzat bünyesinde barındırıyor. Mevsim döngüleri üzerinden çok garip, Calvino'nun her eseri gibi fazlasıyla meta ve huşu uyandıracak bir oranda büyülerle bezenmiş bir hikaye anlatılıyor Marcovaldo'da. Calvino ile tek ilişkiniz olması haksızlık olur, ama en azından girizgahı böyle yapabilirsiniz.

9. Dr. Jekyll ve Mr. Hyde - 118s

Bugün Marvel'ın sinema imparatorluğunda gördüğümüz Hulk yeni nesle biraz yabancı gelebilir, ama bir zamanlar olduğu şey "Marvel evreninin Jekyll ve Hyde uyarlaması" idi. Hyde bir anda süper kahramana bağlayıp uzaylı öldürmüyor; onun yerine insan doğası ve alkolizm hakkında metaforlarıkonuşmayı tercih ediyor. Bence kitabın en vurucu noktası, ortada bir yerlerde Dr. Jekyll'in ölümcül uyanışıdır. Artık Dr. Jekyll iksiri Hyde olmak için içmiyordur. Artık iksir, onu Hyde olmaktan alıkoyan tek şeydir.

10. Yabancı - 119s

Albert Camus, Yabancı'yı şu şekilde özetler: "Toplumumuzda annesinin cenazesinde ağlamayan herkes, ölümle cezalandırılma riskiyle karşı karşıyadır". Camus'nun söylemek istediği şey hepimizin -içimizden gelse de, gelmese de- oynamak zorunda olduğumuz bir "ayıp" oyununun içinde olduğumuzdur. Benzer temaları Dexter izleyenler de ucundan yakalmışlardır muhtemelen. Toplumda davranmanın belli başlı şartları vardır; insan bir önce "oturup, kalkmasını" bilmelidir. Bilmiyorsa da taklit etmelidir, zira etmezse; yabancı olur, dışarıda kalır...

11. Yaşlı Adam ve Deniz - 136s

Hemingway'e Pulitzer ve Nobel ödülleri kazandıran; o dönemki popüler kültürdeki yerini tekrar ele geçirmesini sağlayan, hatta kimilerine göre Hemingway'in geçmiş işlerine de başka bir gözle bakılmasını sağlayan bir romandan söz ediyoruz. Şansı uzun süredir yaver gitmeyen balıkçı Santiago'nun peşine düştüğü bir Merlin balığını konu alır. Bazıları bakar, dini bir alegori görür. Bazıları bakar, yaşlı bir adamın hayata tutunma çabalarını görür. Kimisine göre de Santiago Hemingway'dir, okyanus ilham, o Merlin balığı ise Yaşlı Adam ve Deniz romanının ta kendisi. Nereden bakarsanız bakın bir şey sabittir: Bu kitap Hemingway'in başyapıtlarından biridir!

12. Benim Hüzünlü Orospularım - 96s

Daha bu sene kaybettiğimiz Gabriel Garcia Marquez'in 90 yaşındaki bir adamla genç bir fahişenin ilişkisini anlatan kitabı o kadar yerleşik bir hâlde ki edebiyat tarihine, şu yukarıda saydığımız kitaplarla o kadar eşit seviyede duruyor ki gerçekten de insan onlarla benzer zamanlarda yayınlandı zannediyor. Hayır, Benim Hüzünlü Orospularım dünyaya geleli henüz daha on sene oldu. Fakat anlattıkları, temaları ve tabii ki edebi haşmeti o kadar etkileyici geldi ki insanlara; o on sene içerisinde hemen efsanelerin panteonuna yerleşti...