Maral'dan ne öğrendik?
Maral'dan ne öğrendik?
12 bölümü arkada bırakarak sezona sert, etkili ve duygu dolu bir veda eden Maral: En Güzel Hikâyem genel geçer bir gençlik dizisi gibi başlasa da aslında seyircisine birçok şey öğretti. İşte size hızlı ve dolu dolu geçen bir sezonun ardından bize kalanlar...

Sezon finalinde Maral’ın bizzat ağzından duyduğumuz “Biz hayal kurmayı bilmeyen bir ülkenin çocuklarıyız” lafı neredeyse şu içinden geçtiğimiz dönemi, geçirdiğimiz ağır kışı anlatır nitelikteydi. Maral’ı diğerlerinden ayırıp daha izlenir yapan neydi?

Dizi ilk başladığında “çok pastel renkler, çok dekor” eleştirilerini neredeyse herkesten duyduk. Sonrasında Sarp’ın Maral’a “aşırı erkeksi, maço ve ataerkil” tavırları çok konuşuldu. “Sen benimsin, bana aitsin!” gibi bir takım sözcükler de aşırı derecede ağır bulundu. Zira Sarp bunları söylerken haddinden fazla sertti. Peki, sonra ne oldu? Hikâye büyüdükçe kendi kendine olgunlaşmaya başladı. Seyir zevki arttı, karakterler daha “tanıdık” karakterler oldu. Mesela Sarp’ın o romantik hallerini görünce “Eh arada saçmaladı ama...” diyebilecek kadar yumuşadık. En başta “Yahu oohoooo kız bir hayal kurdu, gitti koca şirkete CEO oldu!” serzenişlerimizin yerini “Hayallerini takip etmek lazım, zaten dizinin mesajı da bu değil mi?” sorusu aldı. Hala çok emin olmasak da bazı hayallerin gerçek olabileceğine artık daha çok inanıyor olabiliriz. Belki de Maral: En Güzel Hikâyem bize bunu öğretti. Bunu sadece iş-güç olarak düşünmeyin. Bana bakmaz denilen adamın aşkı, kötülerle savaşıp galip gelme umudu ve başarılı olma isteği de bu gerçek olan hayallerin içinde yer alıyordu. Kim istemez ki? Hem süper işi olsun, hem sevdiği onu sevsin hem de rakipleriyle diş dişe olsa bile bir elinde kozu olsun. Gerçek dünyada böyle ideal bir hayat var mı? Maral’dan öğrendiğimize göre; yoksa bile neden olmasın.

Pınar Bulut Deren önderliğinde, Deniz Koloş’un rejisiyle Yazı Odası ekibi bize öncesinde mırın kırın ettiğimiz, sonrasında sevdiğimiz bir hikâye sundu. Ceyda Düvenci’nin seksi kötü kadını, İpek Bilgin’in içindeki Müdire Hanım’ı, Fırat Altunmeşe’nin kafa yakan karizmasını, Bige Önal’ın gerçek bir “it-girl” olabileceğini, Reha Özcan’ın değişen duygu hallerini nasıl güzel yansıtabileceğini gördük. Gümeç Alpay Aslan’ın sevimli hallerine bayıldık, Türkü Turan’ı göründüğü yerlerde çok sevdik. Ve en önemli nokta olarak, Aras Bulut İynemli ve Hazal Kaya’nın oluşturduğu ikiliye bayıldık. Aras Bulut İynemli o hafif holigan, sert, intikam duyguları taşıyan ama kötü olamayan genç adamı şahane oynuyor. Hazal Kaya ise o çok sevdiğimiz yandan gülümsemesi ve naif halleriyle, hayallerinin her birine âşık olan Maral’ı tam beklediğimiz ve izlemekten keyif alacağımız şekilde canlandırdı. “Çikolatacı çocuk” tanımlaması da “yakışıklı çocuk” manasında hayatımıza girmiş oldu.

Elbette ki bu kadar hayal kuran bir karaktere böyle bir sezon finali yakışırdı! Hayaller, hayal kırıklığı ile tanışıp flört etmeye başlayacak, Maral gibi hayalperest nicelerimiz de büyümenin böyle bir şey olduğunu öğrenecektik. Büyüdükçe “hayır” dediklerimize “evet” demenin ya da tam tersinin keyfini sürmeyi ve bunun mutsuzluğunu yaşamayı da tecrübe etmeyi öğrenecektik. Maral o kapının eşiğinde biraz daha büyürken, biz de kendimizi bir kez daha sorguladık. Hayal kurmayı bilmeyen bir toplumun evlatları olarak, Maral’ın Luna’ya geri dönmesini mi? Yoksa Sarp’ın kolundan tutup Alara’yı uzaklaştırmasını mı istemiştik? Daha fazlasını düşünmek için önümüzde koca bir sezon arası var. Şimdilik Maral’a bize tekrardan hayallerimizin ne kadar değerli olduğunu hatırlattığı için teşekkür edelim.