Rüya tabirlerini okumak yerine 8 Saniye'yi izlemeniz için 8 sebep

Rüya tabirlerini okumak yerine 8 Saniye'yi izlemeniz için 8 sebep
Rüya tabirlerini okumak yerine 8 Saniye'yi izlemeniz için 8 sebep
8 Saniye Türkiye'de son yıllarda çekilmiş en ilginç filmlerden biri olarak 27 Şubat'ta gösterime giriyor. "Rüyalarımız, unuttuğumuz ya da yok saydığımız olayların hatırasıdır. Genişlemekte olan ruhlarımızın aynasıdır." cümlesi etrafında kurulu senaryosuyla 8 Saniye, izleyenlere farklı bir yaşam yolu sunuyor. İşte size 8 Saniye'yi izlemeniz için 8 sebep!
Haber: Oktay Volkan Alkaya - oktay.alkaya@radikal.com.tr / Arşivi

Kimse "Ben yapmadım yapmam" demesin baştan anlaşalım, hepimiz illa bir gün bir yerlerde gördüğümüz bir rüyanın anlamını ve manasını araştırmışızdır, merak etmişizdir. Kimi zaman "Hayırdır inşallah" diyerek uyanmışlığımız illa ki olmuştur. Rüyalarını takıntı haline getirenlerin, rüya tabirlerinin peşinde koştuğu da görülmemiş şey değildir. Toplumda genel kanı olarak da yerleşmiş 'rüya kaideleri' de vardır. Misal ; "Kan görülürse rüya bozulur" , "Rüyada ölenin ömrü uzar" gibi... Ancak henüz daha gerçekten rüyalarımızın sırrı aydınlatılabilmiş değil. Bilinen şey şu ki, beyin aktiviteleri uyku esnasında ayık olduğumuzdan daha çok hareket göstermekte. Bunun dışında bilimin net olarak ortaya koyabildiği bir durum söz konusu değil. Çünkü rüyalar alemi tamamen soyut ve tutarsız bir evrene açılan kapı konumunda. Peki ya öyle değilse?

Şimdi rüya konusuna derinlemesine girmeden önce kısaca filmden bahsedecek olursak; Ömer Faruk Sorak'ın yönettiği filmin senaryosunu Esra İnal ve Nuran Evren Şit, Esra İnal'ın kendi yaşam hikayesinden esinlenerek kaleme almış. İlginç olan hikayedeki rüyaları ve olayları bizzat yaşayan Esra İnal'ın aynı zamanda filmin başrolünü de üstlenmesi! Filmde Fırat Çelik, Fahri Yıldırım, Salih Kalyon ve Yılmaz Erdoğan gibi isimler de rol alıyor ve bol mekanlı, geniş oyuncu kadrolu bir yapım karşımıza çıkıyor.

8 Saniye, aslında hepimizi tüm insanları ortak damarımızdan yakalıyor. Hepimiz rüya görüyoruz. İhsan Oktay Anar'ın romanlarında bahsettiği gibi "Hiç rüya görmemiş birine rüyanın ne olduğunu anlatmak" gibi içinden çıkılmaz bir durumumuz yok. "Bir rüya gördüm..." diye başladığınız bir cümleyi herkes merakla dinler. Çünkü bu cümle "Bir lokantaya gittim..." şeklinde başlayan bir cümleden çok daha ilgi çekicidir. Gizemlidir, merak uyandırır ve bazen de tedirgin eder... İşte 8 Saniye'de de seyircinin tüm dikkatini çeken olaylar "Bir rüya gördüm..." cümlesi ile başlıyor. Ve rüya tabirlerini okumak yerine bu filmi izlememiz için bize pek çok sebep sunuyor. Peki ne o sebepler?


1. Toplum ve kadın yüzleşmesi

Filmin alt metninde odak noktasında kadının toplum içindeki yeri var diyebiliriz. Bir kadına çevresi ve özellikle erkekler tarafından yüklenen manalar ve biçilen rollere karşı kadının yaşadığı uyumsuzluklar 8 Saniye'nin üstünde durduğu temel yapı gibi gözüküyor. Kadına şiddetin ve toplumda kadının yerinin yüksek sesle tartışıldığı bir dönemde, 8 Saniye bu açıdan da ülkenin nabzını yakalamış bir film. Evlilik baskısı, kişikik çatışması ve toplumun değer yargıları arasına sıkışmış bir kadın figürü var karşımızda. Yani filmin başrolü içimizden biri. Kendimiz, ablamız, annemiz, eşimiz, kız arkadaşımız, teyzemiz, halamız, kızımız, yeğenimiz... Herkes. Toplum ve kadın açısından bir yüzleşme fırsatı bu anlamda 8 Saniye. Şunu diyebiliriz ki, ülke olarak rüyalar aleminden başımızı kaldırıp bir kadınlarımıza bakalım. Çünkü gerçekte yaşananlar aslında kadınlar için rüya değil kabus niteliğinde!

2. Rüyalarımız bizimle birlikte gelişir

Uhrevi ve tasavvufi bir dili var 8 Saniye'nin. “Rüyalarımız, unuttuğumuz ya da yok saydığımız olayların hatırasıdır. Genişlemekte olan ruhlarımızın aynasıdır.” cümlesi de burada anlam kazanıyor aslında. Esra karakterinin doğumuyla başlayan film, Esra'nın gördüğü ve her seferinde daha da güçlenen mesajlar verdiği bir yapı sunuyor.

3. Rüyalar aykırılaştırır (mı?)

Esra gördüğü rüyaların peşinde kendisine bir yol çizmeye çalışan ve bu noktada gerçek hayatla, rüyalarını bütünleştiremediği için uyum sorunu çeken bir karakter görünümünde. Ancak aslında olaylar geliştikçe aykırı bir karakter gibi görünen Esra'dan ziyade, çevresindeki toplumun insan doğasına aykırı olduğu ortaya çıkıyor ve işte orada düşünmeye başlıyoruz bazı şeyleri.

4. Korkacak bir şey yok

Filmin çaktırmadan verdiği bir başka mesaj da cesaret üstüne diyebiliriz. Pek çoğumuz kabus görmekten korkarız değil mi? Ya da kabuslarımızın gerçek olması daha da korkutucu gelir bazen. Korkusuz olabilmeyi isteriz bu yüzden. Ama aslında bu değil ihtiyacımız olan, korkulara rağmen yolumuza devam edecek kadar güçlü olmamız yeterli. Çünkü hayat da tam olarak böyle bir şey aslında. Timsahlara rağmen dereden geçen bir antiloptan ziyade olmayı bekleyemeyiz ki hiçbirimiz... Film için seçilen başlık da bunu destekler nitelikte; "İnsanın kaderi kendi çabasına bağlıdır"

5. Ömür dediğin kaç saniye?

“Ömrün sadece 8 saniye olsa ne yapardın, nasıl yaşardın?” sorusu filmin zihinlere çaktığı bir başka çivi niteliğinde. Bu soru o kadar rahatsız edici, o kadar sinir bozucu ki, belki de aslında kim olduğumuzu, ne için yaşadığımızı ortaya koyan bir sonuç yaratıyor. 8 saniyede ne yapabilirsiniz ki? Belki de sevdiğiniz kişiye ona olan aşkınızı anlatmak için bile yetmeyebilir. Ama zaten mesele sonuçlandırabilmek değil ki bir şeyleri, harekete geçmek. Ne için harekete geçeriz ki bu kadar kısıtlı bir zamanımız olsa? Rüyalar da böyle değil midir? Sonuca bağlanmazlar çoğu zaman hatta hiçbir zaman ama bir şeyler için harekete geçirirler bizi, biz farkında olmasak da. Ömür çok kısa aslında, başladığımız hiçbir şeyi sonuçlandıramayabiliriz, elimizde olan zaman sadece harekete geçmemiz için yetecek olabilir. Peki ne için harekete geçeceğiz o zaman?

6. Yolcu olmak

Şu var ki, hepimiz bir yoldayız bu dünyada. Bize neyin yol gösterdiğini fark edemiyoruz çoğu zaman. Hangimiz var ki karşısında bütün hayatı boyunca nasıl yaşayacağını ona tarif edecek bir rehber bulsun. Yolcu olduğumuzu unutmadan gitmek istediğimiz yere bizi götürecek ipuçlarını takip etmemiz gerekiyor yaşam boyunca. Peki ya rüyalarımızsa aslında bize yol gösteren?

7. Evrendeki yerimiz

Filmin yönetmeni Ömer Faruk Sorak, "Neden 8 Saniye?" sorusunu şu şekilde yanıtlıyor; “Güneşin Samanyolu Galaksisi içerisinde bir tam dönüşü 255 milyon dünya yılına denk geliyor. Dolayısıyla güneşin perspektifinden dünyaya baktığımızda, 70-80 yıllık bir insan ömrü, aşağı yukarı 8 saniyeye denk geliyor. Peki insanlar hayatlarının 8 saniye, yani yanıp sönen bir ışık kadar olduğunun farkında olsalardı bu hayatı nasıl yaşarlardı? Bu kadar kavga gürültüyle mi, bu kadar kinle, nefretle, hırçınlıkla mı yoksa bu hayatın değerini bilerek mi?” Bu sözlerin üstüne de bize düşünmek kalıyor, evrende bu kadar küçük bir yere sahipsek, neyden daha üstün görebiliriz ki kendimizi?

8. Uyanmak lazım

Film her ne kadar rüya üstüne olsa da, rüya gibi geçse de çoğumuz için bir uyanış olacak aslında. Belki de yolumuzu değiştireceğiz izledikten sonra. Ya da yıllardır yapmaya korktuğumuz şeylerin peşine düşeceğiz. Harekete geçeceğiz, yol almaya başlayacağız. Bir uyku halinde geçen ömürlerimizden gözlerimizi açacağız ve gerçek bir hayat hikayesinin verdiği ilhamla, aslında kim olduğumuzu göstereceğiz dünyaya. Üstelik 8 saniye'den daha fazlası varken elimizde, düşünsenize neler yapabiliriz! Uyanmanın zamanı gelmedi mi?