Süper Lig'in 10 teknik direktörü ve tarzları

Süper Lig'in 10 teknik direktörü ve tarzları
Süper Lig'in 10 teknik direktörü ve tarzları
Süper Lig'in teknik direktörleri şu an yapmakta oldukları işleri yapmasalar belki kariyerlerine farklı alanlarda devam edebilirlerdi. İçlerindeki o alternatif meslekler sanki mevcut tarzlarına da yansıyor. İşte size Süper Lig'in 10 teknik direktörü ve hissettirdikleri tarzları!
Haber: Oktay Volkan Alkaya - oktay.alkaya@radikal.com.tr / Arşivi

Onlara dışarıdan bir gözle baktığımızda ilk seferde teknik direktör olduklarını aklımıza getiremiyoruz. Üstlerindeki eşofmanlar ve taşıdıkları armalardan arındırsak sanki başka bir tarzın temsilcisi gibiler. Bu listemizde teknik direktörlere alternatif bir bakış açısıyla yaklaştık...

1. Rockçı



Slaven Bilic hiç şüphesiz, özel hayatında da büyük ilgi duyduğu müzik hayatıyla harmanlanmış bir tarza sahip. Duruşu, bakışları ve protest yapısıyla Rock müziğinin efsane isimlerini andırıyor. Oynattığı futbolda da bunun yansımalarını görebilmek mümkün. İngiliz kulüplerini sersemleten baskılı oyun anlayışına 4-4-Unforgiven desek yeridir.

2. Moda Tasarımcısı


Cesare Prandelli, İtalyan olmasının da büyük etkisiyle saha kenarında adeta bir Giorgio Armani. Tavırlarından da futbol sahasına değil, sanki bir defileye çıkmış izlenimini almak mümkün. Radikal taktik değişiklikleriyle sanki yeni bir moda akımı başlatmak istediğini hissettiriyor. Belki de takımı sahaya bir podyum üzerinden çıksa çok daha farklı bir sinerji yaratabilir.

3. Politikacı


Halilodzic, geldiği günden bu yana istediği sonuçları alamayışıyla ortaya koyduğu tepkilerle adeta bir siyasetçi. Sanki her maç bir seçim, her verilen pas bir oy pusulası, her mağlubiyet bir baraj altında kalış... Siyasete girse istediği sonuçları alabilecek hırsa ve enerjiye sahip. Belki de takımını sahaya değil, 2015 seçimlerine soksa tek başına iktidar olabilir.

4. Baba


Şenol Güneş'in babacan tavırları ve o yüzündeki tonton ifade takımının bir aile olduğunu çok bariz bir şekilde hissettiriyor. Sanki sahaya bir baba ve on bir oğlu çıkıyor her maç. Atılan her gol, eve gelirken evlatlarının aldığı bir ekmek değerinde tecrübeli hoca için. Her mağlubiyet ailenin başına gelen bir felaket gibi. Ama o hep kaya gibi sağlam kenarda izliyor evlatlarını. Eline bir gazete alsa otursa, gidip elini öpesi geliyor insanın.

5. Müdür



Bülent Korkmaz'ın oturduğu yedek kulübesi adeta bir kuruluşun makam odası gibi. 11 personeliyle çalışan bir departmanın başında sanki Korkmaz. İşinin başında "Haydi çocuklar mesai bitimine az kaldı, daha hızlı" der gibi hareketleriyle kamu kuruluşlarına göz kırptığını hissettiriyor. Takımının başarısı yoruma açık olmakla birlikte, Korkmaz'ın müdürlük performansı bir çok yerel şirketi şaha kaldıracak nitelikte.

6. Bilim insanı


İrfan Buz, gözlüğüyle olsun bakışları ve duruşuyla olsun dünya bilimine büyük katkılar sağlayabilecek bir imaj çiziyor. Sanırsınız yedek kulübesi laboratuvar, futbolcular deney tüpü ve sahada atomu parçalıyorlar. Her basın toplantısında sanki "Sonunda zaman makinasını üretebildik" diyecek gibi bir ifadeyle geçiyor mikrofon başına. Bir gün İrfan Buz'u yedek kulübesinde beyaz önlükle görmeyi beklemiyor değiliz.

7. Ağa



Mustafa Reşit Akçay hocanın öyle bir sahaya bakışı var ki; sanki ceza sahasına pamuk ekip geri kalan araziyi otlak olarak kullanmak istiyor. Eline bir traktör falan geçse taç çizgisinin kenarına mısır tarlası açıp futbolcularına ekip biçtirecek gibi. Mustafa hocanın yeşil sahaya hakimiyeti belki de bu yansıttığı toprak ağası imajından ileri geliyor olabilir.

8. İş adamı



Mesut Bakkal'ın duruşuna baktığımız zaman, kelli felli bir holding CEO'su havası alıyoruz. Yatırımını futbola yapmış, yıl sonu kar marjına göre yeni planlamalar yapacakmıiş gibi duruyor. Sanırsınız maç bittikten sonra limanda bekleyen teknesiyle okyanuslara açılıp, uluslararası iş görüşmelerine yelken açacak... Mesut hocanın oynattığı futbol gelecek için nasıl bir yatırımdır, bu yoruma açık, ancak onun duruşuna bakıp da "Patron geliyor" dememek elde değil.

9. Esnaf



Roberto Carlos, gerek sempatik tavırları gerekse duruşuyla şirin bir kasaba esnafı havasında. Mahalleden arkadaşları toplayıp halı sahaya gitmiş gibi hissettiriyor her maç ve oynattığı futboldaki enerji belki de buradan geliyor. Yedek kulübesinin önüne bir iskemle atsanız, dükkanın önünde takılan esnaf misali oturacak sanki. Bir de çay söyleyen olursa, tadından yenmez.

10. Emekli öğretmen



İsmail Ertekin hoca, sanki Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde yıllarca hizmet vermiş eli öpülesi bir öğretmen gibi. Yüzünde biriken yaşam ve eğitim hayatı tecrübesine bakıp da o sahaya girdiğinde ayağa kalkmamak mümkün değil. Sanki bir gün tribünlere dönüp "Sınav var sessiz olun" diyecek gibi bir duruşu var. Okuttuğu sınıfın yani takımının başarısı tartışmaya açık, ancak İsmail hocanın verdiği ev ödevlerini yapan bir öğrencinin sahada başarısız olması mümkün değil gibi görünüyor.