The Affair dizisinin yıldızı Joshua Jackson: Cole'u yargılamıyorum

The Affair dizisinin yıldızı Joshua Jackson: Cole'u yargılamıyorum
The Affair dizisinin yıldızı Joshua Jackson: Cole'u yargılamıyorum
The Affair dizisinin yıldızı Joshua Jackson'ın katıldığı, Los Angeles'taki basın toplantısından notları sunuyoruz.
Haber: Ranini TV / Arşivi

CBS'in yılda bir kez Los Angeles'ta düzenlediği, dizilerini ve o dizilerin yıldızlarını görücüye çıkardığı geleneksel toplantı 12 Kasım 2014'te yapıldı. Biz de bağımsız bir mecra olarak bu toplantıda yapılan özel röportajları dizilerin Türkiye 'deki hayranlarına duyurmak istediğimizi bildirdik. Bizi kırmayıp, röportaj kayıtlarını hemen yolladılar. Çünkü dünya devi olmak bunu gerektirir. Teşekkürler Fox International ve CBS!

İlk röportaj olarak ülkemizde FoxLife kanalında gösterimi başlayan The Affair dizisinde, Cole Lockhart karakterine can veren dünyaca ünlü oyuncu Joshua Jackson ile başlayalım istedik. Buyrun…

Joshua Jackson 1978 doğumlu ve Kanadalı bir ailenin dört çocuğundan biri.

Neredeyse yirmi yaşından beri televizyona dizi yapıyorsunuz, sizi hala televizyona çeken nedir?

Bir aktör olarak dizi yapmanın cazibesi öncelikle üzerinde çalıştığım hikayeler... Eğer meraklı ve yaptığın işe karşı alakalıysan açıkçası bir aktör için en iyi oyun alanı televizyon dizileri. Çünkü o zaman sinema filmlerinin aksine belli bir başı, ortası ve sonu olmayan; organik şekilde gelişen bir karaktere sahip oluyorsun. Birinin hata yapmasını, doğru kararlar vermesini, öğrenmesini ve birkaç sezon boyunca büyümesini görme fırsatı yakalıyorsun ki bu harika bir şey. Bazen bir sinema filmini bitirdikten sonra geri dönüp baktığımda o karaktere başka durumlar da yüklemek istediğimi düşündüğüm anlar oldu. Televizyon sana bu fırsatı sunuyor.

The Affair’i daha önce hiç izlememiş birine anlatmanız gerekseydi onun ahlaki bir hikaye mi yoksa bir tür “katil kim” hikayesi mi olduğunu söylerdiniz? Aldatma konusuna nasıl bakıyorsunuz?

Yapmaya çalıştığımız şey, aynı hikayeyi iki farklı bakış açısından anlatmak ve ortaya mümkün olduğunca gerçek bir iş çıkarmak. Bu bir ahlak hikayesi olsaydı ortada bir de cezalandırma olması gerekirdi. Dizinin yansıtmaya ve sunmaya çalıştığı genel bir ahlaki değer olmalıydı. Biz bunu yapmaya çalışmıyoruz. Karakterlerimizi ahlaki bir çerçeve içinde sunmak yerine onları oldukları gibi yansıtmaya çalıştığımızı düşünüyorum. “Katil kim” konusuna gelirsek, bu sorunun ve cevabının bizim hikayemizin DNA’sında çok da önemli olduğunu düşünmüyorum. Bence 'katil kim' bazı olaylar karşısında karakterlerimizi ve onların tepkilerini görebilme fırsatı sunan ilginç bir hikaye yöntemidir. Bence itici güç katilin kim olduğuna dair parçaları ortaya çıkartmak değil. Aldatmaların ahlaki yönüne bakacak olursak da, bence, hangi ahlaktan bahsettiğine karar vermen gerekir ve sorunu hangi ahlaki çerçeveden sorduğuna. Çünkü bu değerler toplumdan topluma, kültürden kültüre hatta zaman geçtikçe bile değişir. Böyle bakınca da aldatan kişileri yargılamazdım çünkü hepimiz insanız ve hepimizin kusurları var. Ve büyük resme baktığımızda hepimiz hayatımız boyunca ya pişman olacağımız ya da pişman olmasak da ahlaki değerlere ters düşen bazı kararlar veriyoruz. Hepimiz insanız, aziz değiliz neticede…



Dizinin seks ve çıplaklık içeren sahnelerine nasıl yaklaştınız? Doğal mı karşıladınız yoksa senaryoyu okurken duraksamanıza yol açtı mı?

Açıkçası senaryoyu okurken dikkatimi çeken şey o sahneler değildi çünkü onların gerekli olduğunu ve doğru yerlerde kullanıldığını düşündüm. Dizide uzun zamandır evli, cinsel yaşamları aktif çiftlerden bahsediyoruz. Seks, evliliklerin ve ilişkilerin doğal bir parçasıdır. Dizide seks ve cinselliği olabilecek tüm şekliyle hatta bazen de çirkin formlarında gösteriyoruz ve bunun gerekli bir şey olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden senaryodaki çıplaklık dozu özel olarak dikkatimi çekmedi. Doğru yerde ve gerektiği kadar kullanıldığını düşündüm ama şimdi bu soruyu sorduğunuz için tekrar düşünüyorum.. Evet, hâlâ aynı fikirdeyim, o sahneler bu hikayenin organik bir parçası...



İlk büyük başarınızı Dawson’s Creek’teki Pacey rolüyle yakaladınız. O yıllara dönüp baktığınızda, o kadar genç bir yaşta büyük bir yıldız olmakla nasıl başa çıkmıştınız?

O yılları sevgiyle anıyorum ve elbette ki Vancouver’dan taşınmak hayatımı değiştiren bir olaydı. Zaten erken yaşlardan itibaren oyunculuk yapıyordum ama artık Dawson's Creek ile bu durum bir kariyer yoluna dönüşmüştü. Nasıl mı başa çıktım? Bilmiyorum. Bu soruyu yanıtlayacak doğru kişi ben değilim. Sanırım etrafımdaki insanlara sormanız gerekir; ama hayatta kaldım, belki de cevap budur.

Uzun süre Fringe'de oynadınız. Bittikten sonra ya hep bu tür rollere gelirse diye bir kaygı yaşadınız mı?

Açık konuşmak gerekirse her zaman hep aynı tür rollere seçilmek gibi bir olasılık var. Yani oyunculuk kariyeriniz boyunca aynı tip rolleri oynamak zorunda kalmak da bir ihtimal... Bu ihtimali iki şekilde yorumlayabiliriz. Bir, eğer hep aynı rollere seçiliyorsan yaptığın iş beğenildi demektir. Zaten biz aktörler ve hikayeciler olarak asıl yapmaya çalıştığımız şey de birilerinde iz bırakan işler ortaya çıkarmaktır. İki, eğer hep aynı rollere seçiliyorsan bunun sebebi büyük ihtimalle başka bir şey yapabilecek kadar iyi olmamandır. Bu bir aktör için hiç bitmeyen bir sınavdır. Yani, evet, bazı oyuncular aynı tür rollere sıkışıp kalıyor ama yaratıcılığımızı canlı tutmak ve kendimizi sınadığımız, rahat bölgemizden çıkmayı deneyip başardığımız farklı şeylere ilgi duymak bizim görevimiz. Bu yüzden, evet kabul ediyorum, bu bizim yükümüz. Hep aynı tür rollere seçilmek başkalarının suçu değil; kendi kendimize yaptığımız bir şey.

Sezon bitti, çekimlere ara verildi. Boş zamanlarınızda neler yapıyorsunuz?

Hayatımı yaşıyorum. 10 bölüm çekmenin en güzel tarafı tam çok yorulup sezonun bitmesini istediğiniz noktada bitiyor, siz de gidip hayatınızın geri kalanını yaşayabiliyorsunuz.



Allah herkese Cole Lockhart sabrı versin, hastasıyız!

Yapımcılar rolü teklif ederken karakter hakkında neler anlattı. Çekimler başlamadan önce Cole hakkında her şeyi bilmek istediniz mi?

Bir diziye başladığınızda karakterle ilgili her şeyi bilmenize imkan yok çünkü dizi sürerken karakter de yaşamaya devam eder ve durmadan gelişir. Diziye başlamadan önce biyografik bilgiler istedim çünkü o adamın kim olduğunu ve bu insanların birbirleri için ne anlam ifade ettiğini en baştan bilmek çok önemliydi. Mümkün olduğunca çok bilgiye sahip olmak isteyen tür aktörlerdenim. Yapımcımız Sarah (Sarah Treem) karakterimi çok net çizdi. Cole, onun gerçek hayattan bizzat tanıdığı birkaç kişiden esinlenerek yarattığı bir karaktermiş, o yüzden çok iyi bildiği birkaç güçlü referans noktası vardı. Sete çıkmadan önce Sarah, Ruth (Cole'un karısı Alison rolünü oynayan Ruth Wilson) ve ben uzun uzun karakterlerimizi konuştuk, çok da faydalı oldu.

Dizinin yaratıcılarından Hagai Levi, farklı bir hikayecilik ve anlatım anlayışı ile öne çıkan bir diğer projenin yani In Treatment’ın da yaratıcısı. Sizce günümüz televizyonculuğunda bu farklı anlatım ve hikaye anlayışının önemi nedir?

Zaten Hagai ve Sarah da In Treatment’ta çalışırken tanışmışlar. Bence Hagai muhteşem biri ve çok enteresan bir adam. Elbette, çok çok da iyi bir yazar. Ulusal kanalları kenara koyarsak, diğer tüm kanallar ve Netflix, Hulu gibi servisler de dahil olmak üzere artık televizyonda hiçbir kuralın olmadığı bir çağdayız. Kalite dışında sizi sınırlayan ve yayından kalkmanıza yol açacak başka bir faktör olduğunu düşünmüyorum. Elinizde ilginç karakterler ve güçlü bir hikaye varsa hayal edebileceğiniz her türlü anlatım tarzı kabul edilebilir hale geldi. Ve bunun en önemli sebebi seyirci talebidir. Farkındaysanız izleyerek büyüdüğümüz o Amerikan filmleri, yani gişe filmlerinin dışında kalan o müthiş hikayeler artık sinema için üretilmiyor; televizyon için yapılıyor. Hikayelerin anlatım ve sunum konusunda kalite çıtası da yükseldi çünkü seyirci bu konuda bir standart talep ediyor; bu muhteşem bir şey. Bence bu yüzden Televizyonun Altın Çağı denilen dönemdeyiz, çünkü seyirci kaliteyi ısrarla talep ediyor üstelik bunu her türlü televizyon projesi için istiyor.

Kendi projenizi yazma şansınız olsaydı hangi türde olurdu? Seyirciye ne anlatmak isterdiniz?

Birkaç sefer dizi senaryosu yazmaya kalkıştım. Hatta bir tanesi Liberya’daki Amerikan Elçiliği’nde geçiyordu ki şu anda çok güncel bir konu olurdu. Amerikalıların yabancı ülkelerde nasıl yaşadığına dair ilginç bir bakış açısı olacaktı. Çünkü kültürümüz bazen çok dar görüşlü olabiliyor ve ben bunu çok enteresan bir karşılaştırma fırsatı olacağını düşünmüştüm, kim bilir belki o fikrimi yeniden gündeme getirip satmayı denemeliyim…



Diziler hakkında konuştuk peki ya sinema? Televizyon yıldızıyken sinemaya geçiş yapmak zor mu?

Dizi yaparken bir yandan da film yapmaya devam ettim ama yılda 22 bölüm çekerken başka bir şey yapmayı istemek için vaktin olmuyor. Elbette sabah dokuz akşam beş mesaisi ile çalışmıyorum yani bir ofis işi yapmıyorum ama ulusal kanala iş yapmanın zorluğu zamanınızın büyük bir kısmını sizden alıyor olması. 20 yaşımdayken dokuz buçuk ay boyunca çalıştıktan sonra gidip bir de sinema film çekmeyi düşünebiliyordum. Kulağa hoş geliyordu. Ama dürüst olmak gerekirse 35 yaşındayken geriye kalan üç buçuk ayımı haftada yetmiş saat çalışmaya ayırmak o kadar da cezbedici gelmiyor. Bu yüzden sadece 10 bölüm çekip, kalan zamanımda da evimin inşaatında çalışmak, seyahat etmek ve başka şeyler yapabilme özgürlüğünü kazanmak benim için daha önemli. Televizyondan sinemaya geçişin zor olduğunu düşünüyor muyum? Hem evet, hem hayır... Hem televizyonda, hem sinemada çalışmanın kabul edilebilir olmaya başladığı dönemde bu sınırı aşan ilk dalganın bir parçasıydım. O zamanlar bu iki dünyayı ayıran keskin bir çizgi vardı. Sanki kameraya takılan filmin genişliği yapılan oyunculuğu değiştiriyormuş gibi. Bu çizginin artık var olduğunu düşünmüyorum ve bence iki dünya bir şekilde birbiriyle bütünleşti.

Yapımcılar açısından konuşursak, dizi oyuncularına sinema filmi çekme konusuna nasıl bakıyorlar sizce?

Bilmiyorum. Ama sektörün finansal yönü hakkında konuşacak olursak bir dizide oynamak aslında çok işe yarıyor çünkü dünyanın farklı yerlerinde seyircin olduğunu biliyorlar ve Hollywood filmlerinin finanse edilmesi büyük oranda yurt dışı satışlarına bağlı. Ama sanırım bu da yeterince yaratıcı bir çözüm değil, değil mi? Dizilerde oynayan birkaç insanı, sırf her yerde seyircileri var diye bir araya getirince iyi bir film yapmış olmuyorsunuz.



12 Kasım'da yapılan toplantıda Joshua Jackson soruları cevaplıyor

The Affair’e dönersek dizi ile ilgili en ilginç şey ikili bir anlatımı olması. Bu yüzden bir karakter aleyhine ön yargı oluşturan seyirciler için diğeri ile empati kurmak zor değil mi? Siz karakterler hakkında bilgilisiniz, çünkü oynuyorsunuz ve incelediniz ama sadece seyirci olsaydınız karakterler hakkında algınız farklı olur muydu?

Evet kesinlikle farklı olurdu. Eğer ilk bölümün sadece ilk yarısını izlerseniz Cole’un kim olduğu hakkında çok başka bir bakış açısına sahip olursunuz, ama eğer ikinci yarıya geçerseniz onun öyle olmadığını ya da sadece öyle olmadığını görürsünüz. İzleyici olarak peşinden gittiğimiz karakterlerin doğal olarak size doğruyu söylediğine inanmak istiyoruz. Hayatımız boyunca izlediğimiz hikayelerde bize bu fikir aşılandı ve buna alıştırıldık. Bu fikri alt üst etmek ve "hayır, bu insanlara güvenemezsiniz" demek dizinin hikayesini ilginç kılıyor. Hikayeye bağlılığınız ve algınız karakterlerinkiyle birlikte değişiyor. O durumda devam edebilmek için hikayenin içindeki yerinize karar vermek zorunda kalıyorsunuz. Sarah ve Hagai de tam olarak bunu yapmak istediler. Yani seyirciyi hikayede üçüncü bir bakış haline getirmek istediler.



Oynadığınız karakteri yani o adamı sevmeniz gerekir mi? Bize biraz da Cole hakkındaki duygularınızdan bahsedebilir misiniz?

Bu konuda farklı yaklaşımlar var. Bazı aktörler oynadıkları her karakteri sevmeleri gerektiğini söyler ama ben böyle düşünenlerden değilim. Hatta oynadığınız karakterden hoşlanmanız gerektiğini bile düşünmüyorum. Bir rolü nasıl oynayacağına karar verirken, önünde duran karakteri kendi davranışlarından, hayat görüşünden ya da olaylara kişisel bakışınızdan yola çıkarak değerlendirmemek gerekiyor. Bu noktadan bakarsak, karaktere duygu beslemeye başlayıp oyunculuğunuza engel oluşturmamaya çalışmalısınız. Örneğin karınıza bir arabanın arkasında tecavüz ederken olaya kuş bakışı bakar ve yapılan hareketi yargılarsanız o sahneyi oynamak imkansız olur, çünkü insan olarak kendinizi korkunç hissedersiniz. Bu yüzden rol yaparken Cole’un hareketlerini yargılamamaya çalışıyorum. Aksi halde rolün altından kalkamam. İnsanların onun hakkında ne düşüneceğini ise bilmiyorum. Umuyorum ki ona baktıklarında kusurlu ama bütünlüklü bir insan evladı görürler çünkü gerçekten de hiçbir karakterimizi kahraman ya da anti-kahraman olarak sunmaya çalışmıyoruz. Arketiplerin olduğu bir hikaye anlatmıyoruz. Bütünlüklü insanların olduğu bir hikaye anlatmaya çalışıyoruz.

Rolü kabul ettiğinizde tecavüz sahnesinden daha fazlasını biliyor muydunuz?

Hayır ama, varım dedim çünkü Cole’un kim olduğunu biliyordum ama o noktaya nasıl geldiğini de bilmek istedim. Cole ve Alison ilişkilerini yürütmeye çabalıyorlar, hayatlarını yürütmeye çabalıyorlar, olanları anlamaya çalışıyorlar. Karakterlerin durduğu noktanın trajedisi ve güzelliği de burada. Başlarına gelen o şeyi kendi yöntemleriyle nasıl aşacaklarını bulamıyorlar ve adamın olaylara tepkisi, -ki çok insani olduğunu düşünüyorum- o problemi unutmak ve sadece çözümlerle ilgilenmek. Birbirine değer veren bu iki insanın ilişkilerini düzeltememesi çok insani, çok acı verici ve bence korkunç; ama aynı zamanda da anlatılmaya değer gerçek bir hikaye.

Diane Kruger ve Joshua paparazzilerin takip etmeyi en sevdiği çiftlerden…

The Affair yani “Kaçamak” adında bir dizide oynamak ve bu konuyu irdelemek hayatınızdaki kadınla zorlu konuşmalar yapmanıza sebep oluyor mu?

Bu rolü kabul etmeden önce Diane de senaryoyu okudu. Fringe bittikten beş ya da altı ay sonraydı ve aslında boş boş oturmaktan fazlasıyla da memnundum. Beş yıl boyunca zorlu bir karaktere gömülmüştüm sonra bu senaryo karşıma çıktı. Okudum çok iyi bir hikayeydi. Ama emin olamıyordum çünkü yeniden ve bu kadar çabuk çalışmaya başlamak konusunda çok isteksizim… Ve Diane'e “Şu senaryoya sen de bir baksana" dedim. Okudu ve “Bunu kabul etmemek için aptal olmak gerekir. Harika bir dizi” dedi. Dizinin adı ve içeriği işi alıp almamam konusunda Diane ile aramızda özel bir konuşmaya ya da zorlu tartışmalara yol açmadı. Dizinin ana teması kadın erkek ilişkisi üzerine çatışmalardan oluşuyor, bu çatışmalar elbette herkes gibi benim hayatımın da bir parçası. Bölümleri Diane'le birlikte izlediğimizde, bazı sahnelerde “Gördün mü, bahsettiğim tam da bu işte” dediğim anlar oldu. Ama hepsi o kadar... Evet, ben aynı zamanda bir The Affair izleyicisiyim.

Hayatınızın herhangi bir döneminde Cole’un yaşadığına benzer bir durum ya da o kadar yıkıcı bir duygu yaşadınız mı? Cole ile Joshua arasında bir yakınlık var mı?

Önce sorunun ikinci kısmı cevap vereyim. Hayır. Cole, benim karakterime hiç yakın biri değil. Aramızda dağlar kadar fark var. İlk kısmı cevaplarsam da; evet, olumsuz ya da yıkıcı bazı anlar yaşadığım oldu.

Örnek verebilir misiniz?

Boşanmış bir ailenin çocuğuyum, dolayısıyla gençken bir sürü öfke sorunun oluyor ve babanın olmadığı bir evde çocuk olmanın yollarını bulmaya çalışıyorsun. Ayrıca çok inatçıyımdır ve istediğim zaman çok can sıkıcı biri olabilirim. Yani, Cole’un yaşadığı olumsuz duyguların bazılarını hayatımın bir noktasında hissetmişimdir, özellikle de genç bir adamken ve bu olumsuz duyguları pozitif yollara dönüştürmeyi bilmezken...



Bu dizi bir erkek ve bir kadının bakış açısından anlatılıyor. Sizce erkekler ve kadınlar sahiden de o kadar farklı düşünüyor mu?

Erkekler ve kadınlar çok farklı mı düşünüyor? Evet, kesinlikle... Bir erkek olarak kişisel deneyimlerime dayanacak olursam, kadınları asla anlamadığım durumları sıklıkla yaşıyorum. Ama her genelleme kusurludur ve her kaidenin bir istisnası vardı. Kadın ile erkek arasındaki bu bakış açısı farklarını genellemeden, kişiye özel değerlendirmek zorunda olduğumuzu düşünüyorum ki bizim dizimizde de tam olarak yapılan bu. Olayları anlatırken genelleyip "erkekler böyledir, kadınlar şöyledir" demeden, o iki kişiye yani Noah ve Alison’a ait özel bir bakış açısı şekillendiriyor.

Son olarak hayatınızın parlak bir dönemindesiniz, bunun sebebi doğru kadını bulmuş olmanız mı?

Doğru kadın her şeyin anahtarı... Gerçekten. Sekiz buçuk yıldır Diane ile birlikteyim. Bu süreç benim için büyük bir gelişme ve kendimi keşfetme dönemi oldu; bunun bir sebebi de yaş elbette. Hayatı iyisiyle kötüsüyle paylaşmanın önemli olduğunu keşfettim. Her anı paylaşacak birinin olması çok kıymetli. İyi günde, kötü günde, sıkıcı anlarda, heyecanlı anlarda senle farklı bakış açılarına sahip olsa da o anları paylaşacak birinin olması ortak bir hikaye oluşturabilmek çok önemli…

Çeviri: Arman Güvenç / Ranini TV