Türkiye'deki dizilerde zenginliğin 11 göstergesi

Türkiye'deki dizilerde zenginliğin 11 göstergesi
Türkiye'deki dizilerde zenginliğin 11 göstergesi
Ülkemizde gösterimde olan dizilerin neredeyse tamamı zenginlerin hayatını anlatıyor. 80 milyon civarında nüfusumuzun yarısından fazlası zengin mi? Muhtemelen değil, zenginlerse de dizilerdeki gibi bir zenginlik boyutuna sahip değiller. Dizilerde zenginliğin öyle çıtaları, öyle göstergeleri var ki dizilerimizin aslında hepsinin fantastik olduğunu söylemek mümkün.
Haber: Oktay Volkan Alkaya - oktay.alkaya@radikal.com.tr / Arşivi

Bu yazıyı okuyan senaristler, yapımcılar ve hatta sanat ekipleri biraz takkeyi önlerine koyup düşünürlerse belki bir şeyler değişir diye umarak kaleme alıyoruz. Dizi sektörümüz gayet dinamik ve heyecanlı, sürekli yeni yapımlar geliyor ekrana ancak çok azı ezber bozan nitelikte. Dizilerimizin hemen hepsi zenginlerin hayatını anlatıyor. Boş keseden sallamış olmayalım. Bir bakalım:

Paramparça, Aşk Yeniden, Kaderimin Yazıldığı Gün, Kurtlar Vadisi Pusu, Kara Ekmek, Racon, Karagül, Medcezir, Kiraz Mevsimi, O Hayat Benim, Şeref Meselesi... Bu dizilerin hepsi farklı türlerde gibi gözükse de aslında ucu bucağı olmayan maddi imkanlara sahip insanların hayatlarını anlatıyor. Şu var ki bir senaryo yazarken, akla gelen her türlü hikaye manevrasını yapabilme özgürlüğünü ancak zengin karakterler sağlıyor olabilir. Bu da açıkçası aslında anlatılan hikayelerin ne kadar içinin boş olduğunu gösteriyor. Bir karakteri 2-3 sezon boyunca taşıyabilmek için onu illa zengin etmek mi gerekir? Aslına bakarsanız evet. Neden? En basitinden, şimdi bu karakter illa hastaneye yatacak değil mi? Yatılı hasta olarak özel bir hastaneye yatmanın bedelini nasıl ödeceyek? Bunun gibi pek çok sebep eninde sonunda karakterin zengin olmasına zorluyor senaristleri. Peki bir karakterin zengin olduğunu ne gösterir? Dizilerimizdeki zenginlik çıtası nedir? Gelin bakalım Türk dizilerinde maddi imkanların kaf dağını aştığını nasıl anlıyoruz...


1. Portakal suyu

Zengin bir aile sabah kahvaltı sofrasına portakal suyu koymuyorsa asla yeteri kadar zengin değildir. Portakal suyu önemli bir sınıf farklılığı sembolüdür. Pekala halkımızla ne kadar bağı var? Evet bazılarımız sabah meyve suyu içer ama bu illa zenginler içer anlamına gelmez. Türk dizilerinde fakir bir ailenin sofrasında neden portakal suyu görmüyoruz? İlla biraz sınıf atlamış ailelerin tekelinde midir portakal suyu? Tamam halkımız genelde çayı tercih eder, buna itirazımız yok ancak portakal suyunu bir çizgi olarak insanların gözüne sokmanın alemi yok.

2. Yemek yok

Her ne kadar zenginlerin sofrasında portakal suyu gözümüze sokulsa da, zenginlerin yemek yediğini pek fazla görmeyiz. Bu insanlar tabii zengin olur, gıda masrafları yok ki! Şöyle donatılmış bir masada bir iki saat geçirip keyif yapılmayacaksa, neyleyelim öyle zenginliği? Zenginleri yemek sofrasında görsek öpüp başımıza koyuyoruz ki o sofrada zaten beş dakikadan fazla oturulmuyor. İlla bir kavga bir tartışma çıkıyor, biri masadan kalkıp gidiyor. Nasıl bir açlığa tahammüldür, nasıl bir dirayettir akıl alacak gibi değil. Bizim bildiğimiz zenginler açıkçası yediği önünde yemediği ardında olur, biraz göbek salar, ağzının tadını bilir. Dizilerdeki yemek düşmanı resmen.

3. Pijama yok

Zenginliğin en önemli göstergelerinden biri de zenginlerin evde sanki kokteyle gitmiş gibi oturmasıdır. Allah aşkına bu saçmalığa tüm dizilerimiz bir son versin. Sırf meraktan İstanbul'da gayet zengin, boğaza nazır evlerde oturan vatandaşlarımızı ziyaret ettik. Yok böyle bir durum. Herkes en rahat pijamalarını giymiş keyif yapıyor. Hiç de dizilerde gözüktüğü gibi bir durum yok ortada. Bu işi ilk kim ortaya attıysa "Zengin adam pijama mı giyer kardeşim!" gibi saçma bir çıkış falan yaptı da hala onun sözünün üstüne söz mü söylenemiyor nedir? Giydirin kardeşim şu insanlara eşofmanlarını, pijamalarını. İnsanlar yataktan kalkar kalkmaz giyiniyorlar iki dirhem bir çekirdek, yatana kadar sürekli sanki Cumhuriyet Balosu'na katılmış gibi dolanıyorlar ortada. Adı batsın böyle zenginliğin. Çekilecek eziyet mi bu? Ha bir de ayakkabı ile dolaşma durumu var ki, o meseleye hiç girmeyelim. Sabah portakal suyu içecek kadar sağlığına düşkün o zenginler, ayakkabısının altında dünyanın mikrobunu evinin ortasına sokmaktan çekinmiyor mu? Pijama, çorap, terlik diye bir şey var!


4. Ev yok han, konak, yalı var

Türkiye'de hiç bir zengin "Ben konağa gidiyorum" gibi saçma sapan, gündelik ağızda yeri olmayan bir cümle kurmaz bunu baştan bir kabul edelim. Bu ülkede yaşayan herkesin ama küçük ama büyük bir "evi" vardır ve herkes "evine" gider! Ev kelimesinden senaristlerimiz utanıyorlarsa kusura bakmasınlar başka ülkelere dizi senaryosu yazsınlar. Fakirler bile nasıl fakirse "Konduya gidiyorum" diyor. Tamam gecekonduda yaşıyor olabilir ama orası da en nihayetinde bir "evdir". "Yalıya gidiyorum" , "Konakta buluşuruz"... Ne oluyoruz kardeşim böyle? İnsan özenti bile olsa böyle konuşmaz. Ev onun adı ev!

5. İş yok, şirket var holding var

Bir zenginimiz de işinde gücünde olsun... Yok illa çok büyük şirketler grubu, holdingleri olacak. Gözünüzü sevelim sayın senaristler ne olur yapmayın. Böyle bir dünya yok. Evet Türkiye'de holding sahibi vatandaşlarımız var ancak her zenginin holdingi yok. İlla zengin karakter yaratmak için böyle bir yükün altına girmeyin. Kimisi borsa zengini, kimisi babadan zengin, kimi loto tutturmuş, kimisine miras kalmış pek çok zengin çeşidi var ülkemizde. Neden illa holding olmak zorunda? Bir de senaryo gereği o holdinglerin başında hep 30'lu 40'lı yaşlarında insanlar var. Genç ve başarılı nazarlar değmesin hepsi. Bıkmadık mı bu klişeden? Bir zenginimizde loto talihlisi olsa olmuyor mu?

6. Uyumak yok

Bir de nasıl bir hayatsa bu zenginlerin yaşadığı 24 saat hareket içinde ve yorulmak nedir bilmiyor. Sabahın köründe kalkıyor gece de uyumak yok, hangi ara uyanmayı başarıyor büyük merak konusu. İnsan değil android hepsi sanki. Kardeşim bari evde birileri öğlen 12'lere kadar falan uyusun keyif yapsın, o zenginliğin tadını çıkartsın... Yok! İlla herkes erkenden kalkacak ve artık Allah ne verdiyse uyumadan ayakta kalacak. Ne bu böyle askeriye gibi? Bu nasıl bir yaşam tarzıdır ki? Adam sabahın köründe kalkmış, zaten bütün gün iki lokma yemek yememiş, bir de gecenin yarılarında hala kavga dövüş bir şeylerin mücadelesinde... Bunlar insansa biz neyiz?

7. Grip yok kanser var

Zenginlik zor iş arkadaş. Hasta oldun mu öyle grip gibi, nezle gibi fakir hastalığı da olamıyorsun. İlla ilik kanseri olacaksın, illa beyin kanaması geçireceksin... Allah kimseye vermesin ama senaristlerimizin fantezi dünyası başka türlüsüne imkan tanımıyor. Şöyle bir soğuk almış, bağırsakları bozulmuş zengin bulan öpüp de başına koysun. Hasta olacaklarsa en azından 5 bölüm hastane odasında yaşam destek ünitesine bağlanmış hale gelmeleri gerekiyor. Zenginler ishal olmuyor mu kardeşim? Grip olmuyorlar mı bu insanlar? İki öksürük şurubu alıp kendilerine gelemiyorlar mı? İlla yatalak mı olmaları lazım? Zengin hastalığı diye bir kriter mi var?

8. Huzur yok silah var, kavga var, mafya var!

Hasta olmasalar da zaten illa başlarından bela eksik olmuyor bu zenginlerin. "Para var huzur var" söylemini yıkmak için bütün senaristlerimiz Allah razı olsun hep bir elden çalışıyorlar. İlla bir mafya musallat olur bu zenginlere, hani öyle ufak tefek askilikler de olmaz hayatlarında. Gelecekse başlarına mafya gelir, birileri kaçırılır, birileri vurulur... Ne oluyoruz arkadaş? İki bölüm rahat durun, sanki ülke mafya karteli kaynıyor. Tamam bir İsveç değiliz ama Kolombiya da değiliz çok şükür. Bu ne böyle kafasına esen birilerini kaçırıp fidye istiyor, hemen silahlar çekiliyor? Haydi Kurtlar Vadisi Pusu'yu bu konuda affedelim konseptleri gereği ama geri kalan dizilere ne oluyor? Ayrıca bu insanlar nasıl da bir zenginse, kavga dövüş konusunda da ellerine su dökülmüyor. Daha birinden dayak yemiş ana karakter göremedik. Kardeşim zengin dediğin biraz hanım evladı olur. Tam teşekküllü mafyaya meydan dayağı atmak ne demek? Zengin adamın orada ağzını burnunu kırarlar, yığarlar yere. Yapmayın etmeyin. Biraz insaf...

9. Herkese araba herkes için araba, yetmezse şoför

Tamam zengin adamın arabası olur, hatta arabası son model de olur. Ama bir hanede herkesin mi arabası olur. Hayır bu araçları benzin istasyonunda da gören yok, suyla mı çalışıyorlar nedir, herkesin arabası var ve baya baya kilometre yapıyorlar. Hatta bazı diziler resmen arabanın içinde geçiyor. Sürekli bir araba kullanma durumu var. Bazıları araba da kullanmıyor, şoförleri var. Tamam zengini gösteren arabasıdır da, artık abartmayalım. Zenginlerin aslında büyük bir kısmı taksi kullanıyor. Misal gece eğlencesinden dönerken daha mantıklı bir tercih oluyor. Bizim dizilerdeki zenginlerimiz tamamen kötü örnek bu konuda. Gecenin yarılarına kadar içip içip ondan sonra direksiyon başına geçiyorlar. Kaza da yapmıyorlar helal olsun, sünger gibi hepsi... Ama ne bilelim, arada bir taksiye binebilir bu insanlar gibi geldi bize. İsmi lazım olmayan bir dizimizdeki araçları saydık, bakım masrafları ve ortalama yakıt harcamalarını hesapladık, net söyleyelim o holding batar. Senaryo çöp.

10. Gündem yok varsa yoksa aşk

Bir de nasıl bir zenginlikse bizim dizilerimizdeki karakterlerinkisi, ülke gündemi umurlarında değil. Yahu zengin adam hele ki holding patronuysa siyasetle arası olması lazım ülkemizde. Eğriye eğri doğruya doğru. Sen bütün bir ülkeden izole edilmiş, kendi içine kapalı bir hayat yaşa ve zengin kal. Yedirmezler adama! Birileri taş koyar o holdingin işlerine. Bakınız ülkemizdeki holding sahibi zengin ailelere öyle ya da böyle bir şekilde siyasi arenada yerlerini alıyorlar. Hiç bir şey olmasa bile en azından TÜSİAD diye bir şey var değil mi? Yok ama bizim senaristlerimizin varsa yoksa derdi aşk meşk, çok çok zengin olacaksın da tek derdin kimi sevdin kiminle evlendin, kiminle ayrıldın olacak. Allah aşkına senaryoyu yazan arkadaşlar o zaman zenginleri biraz orta kademe zengin yapsınlar da inandırıcı olsun. Evet bu ülkede tek derdi aşk meşk olan zengin bir sınıf da var ama onlar da bu kadar zengin değil. Senaryoda anlatılan zenginlik boyutuyla yaşanan hayatlar denk değil.

11. Gayrı meşru çocuk

Bir de son yılların gözde konusu "Bu çocuk kimin?" sorunsalı. Zengin aileysen işin zor arkadaş. Çocuğun sandığın kişi aslında başkasının çocuğu olabilir, başkasının çocuğu sandığın senin çocuğun olabilir. Annen tanımadığın biri olabilir, babanı hiç tanımamış olabilirsin... Artık üretin üretebildiğiniz kadar. Evlilik dışı dünyaya gelmiş çocuğun anne babasını bulma hikayesi nedir arkadaş? Tamam ülkemizde var böyle hayatlar da, bütün dizilerde illa olacak diye bir şey mi var? Ne yalan söyleyelim bıktık bu mevzudan. Her zengin ailenin böyle bir sırrı olacak diye bir kaide mi var? Böyle zenginliğin gözü kör olsun, dünyaları alacak paran var ama evladına, anana babana sahip çıkamıyorsun. Ne biçim bir hayal gücüdür bu?

Sonsöz:

Evet yurt dışında da klişeleşmiş dizi konuları var. Misal ölen insanların yeniden dünyaya dönmesi ve doğa üstü güçlere sahip gençler aldı başını gitti yurt dışındaki dizilerde de. Ama hiçbiri bizim zengin ve holding sahibi aile takıntımızın önüne geçemedi. Biz demiyoruz ki illa sade vatandaş dizi konusu olsun, zenginler de olsun ama zenginler de zengine benzesin. Gerçek dışı bir zengin figürü tüm dizilerde aynı şekilde karşımızda. Açıkçası yurdum izleyicisi pijamalı, taksiye binen, arada bir grip olan, keyifle yemek yiyen, zenginliğin gerçekten tadını çıkartan zenginler görmeyi hak ediyor. Yüzüklerin Efendisi daha gerçekçi kalıyor bizim dizilerimizin yanında, yetti bu fantastik zengin modeli. Bir sonraki dizi sezonunda elini vicdanına koyan senaristlerimizin insafını bekliyoruz.