Sürülerin ardında geçen hayatlar

Sürülerin ardında geçen hayatlar
Sürülerin ardında geçen hayatlar
- Güneydoğu Anadolu'da hayvanlarına verimli otlaklar bulmak için yılın farklı dönemlerinde göç eden aileler, eğitimden sağlığa, teknolojiden sosyal hayata kadar pek çok imkandan mahrum bir yaşam sürüyor - Evlendiği günden beri göçebe hayatı yaşayan 65 yaşındaki Meryem Arat: - "Bizim 10 çocuğumuz doğdu. Sadece bir tanesini okutabildik ve o da çok şükür doktor çıktı. Bizden geçti, çocuklarımdan da geçti ama torunlarımın bunu yaşamasını istemiyorum" - Mehmet Turan: - "Her şeyden mahrum yaşıyoruz, evlatlarımız eğitim göremiyor. Yerleşik bir mekanımız olsaydı bu sıkıntıların çoğu biterdi"

ŞANLIURFA (AA) - HALİL FİDAN - Kışı, Şanlıurfa'da kiraladıkları meralara kurdukları çadırlarda, yılın geri kalan dönemlerini ise beraberindeki hayvan sürüleriyle Doğu ve Günaydoğu Anadolu'nun yaylalarında geçiren aileler, modern yaşamın olanaklarından uzakta bir hayat yaşıyor. 

Eğitimden sağlığa, teknolojiden sosyal hayata kadar pek çok imkandan mahrum kalan bölgedeki göçerlerin yaşamı, zorlu yolculuklar ve meşakkatle geçiyor. 

Sürekli yer değiştirmek zorunda oldukları hayatlarında aileleri en çok zorlayan konu ise çocuklarının eğitimi. Pek çoğu hiç okula gidemeyen göçer çocuklarının bazıları ise eğitim alabilmek için ailelerinden uzaktaki yakınlarının yanlarında büyüyor.

Yegane geçim kaynakları olan hayvanlarını beslemek için yaz dönemini Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki yaylarda geçiren göçerler, havaların soğumasıyla kışı nispeten daha sıcak olan Şanlıurfa'ya gelmeye başladı. Zorlu bir yolculuğun ardından hayvanlarıyla bölgeye ulaşan aileler, kiraladıkları meralara kendileri ve hayvanları için kıl çadırlar kurmaya başladı.

Son yıllarda gelişen teknoloji sayesinde güneş panelleri alarak çadırlarını aydınlatabilen, cep telefonlarını şarj edip işten arta kalan zamanlarında az da olsa televizyon izleyebilen göçerler, yerleşik hayatın özlemini yaşıyor. 

Evlendiği günden beri hayvanlarının peşinde göçebe hayatı süren 65 yaşındaki Meryem Arat, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ömrünün hayvanların peşinde yollarda geçtiğini söyledi. Köylerindeki ailelerin tümünün hayvancılıkla uğraştığını anlatan Arat, göçerlerin çok zorlu bir yaşamı olduğunu ifade etti. 

- "Ait olduğumuz bir yer yok"

Eşini, artık bu işi bırakma konusunda ikna etmeye çalıştığını belirten Arat, şöyle devam etti:

"Yaptığımız bu iş hayattaki her şeyden daha zor. Sanki savaşta gibiyiz. Ait olduğumuz bir yer yok. Hayvanlar sürekli ilgi istiyor. Ailenin tüm fertlerinin sürekli iş başında olması gerekiyor. Bu yüzden çocuklar okula gidemiyor, çalışıyorlar. Bizim 10 çocuğumuz oldu. Sadece bir tanesini okutabildik ve o da çok şükür doktor çıktı. Bizden geçti, çocuklarımdan da geçti ama torunlarımın bunu yaşamasını istemiyorum. O yüzden elimden gelse hemen bugün hayvanları satardım."

Mehmet Turan (40) da göçer hayatın sıkıntılarının yanında bir de hak ettiklerini alamadıklarını söyledi. Turan, "Her şeyden mahrum yaşıyoruz. Evlatlarımız eğitim göremiyor. Yerleşik bir mekanımız olsaydı bu sıkıntıların çoğu biterdi. Ayrıca yerleştiğimiz yerlerde mera sahiplerine para ödemek zorunda kalıyoruz" dedi.

Aslen Elazığlı olan Rıdvan Ulaş ise yazları memleketine gittiğini, sonbaharda ise hayvanlarının daha iyi gelişebilmesi için 20 yıldır Şanlıurfa'ya geldiklerini anlattı.

Kendilerinin yaşadıkları zorlukları çocuklarının da yaşamasını istemediğini ifade eden Ulaş, 3 çocuğunun da okula gidebilmesi için eniştesinin yanına bıraktığını sözlerine ekledi.