Ailecek severek aşırıya kaçıyoruz...

Ailecek severek aşırıya kaçıyoruz...
Ailecek severek aşırıya kaçıyoruz...

Filmin kadrosunda Tansu Biçer ve Türkü Turan gibi isimler de yer alıyor.

Absürt sinemanın en verimli ismi Onur Ünlü, 'Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi'nde kutsal bir kurumun kendince deşifresine soyunuyor. Film Adana'dan 'En İyi Film' ve 'En İyi Senaryo' ödülleriyle dönmüştü
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

Celal Tan...
Yönetmen: Onur Ünlü
Oyuncular: Selçuk Yöntem, Bülent Emin Yarar, Ezgi Mola, Tansu Biçer, Türkü Turan


Var oluşumuzu sorgulamanın tek bir yolu yok. Evet, önce zamanında Sartre’ın, Camus’nün geçtiği yollardan geçmek gerekiyor elbet. Ama artık 21. yüzyıldayız ve sinemamızın, en temel kurum olarak lanse edilen ‘aile’yi ve bireysel varoluşu, klasik anlamda yeniden üretmesinin zamanı çoktan geldi de geçti. Varılan noktada ise Onur Ünlü gibi farklı, ezber bozan seslere ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü ‘ana’ seslerden çok var, eksik olanlardan ise tek tük...
Galiba önce ‘o ses’ ne, biraz bu tanımı açmak gerekiyor. Özellikle ‘Polis’le başlayan ve ‘Beş Şehir’le gürleşen bu ses, kara mizahla fazlaca flört ediyor, her bir şeye absürt ve ters tarafından bakıyor, dalga geçmede ve ti’ye almada sınır tanımıyor, özetle “Bi de buradan yakın” diyor. Belki kıyas düzlemi açısından dışarıdan örnek vermek gerekirse, uzaktan uzağa ZAZ ekolüyle kan bağı taşıyor olabilir ama ben Ünlü’nün sinemasını daha çok Fransız Bertrand Blier’nin dünyasına yakın buluyorum. Absürtlükte eşler, kara mizahta ‘bizimki’ daha sıcakkanlı, daha yerel, komediyle ilişkisi daha fazla ve kuşkusuz bu toprakların ürünü… Ama asıl akrabalık Can Barslan’la galiba. Ünlü’nün filmlerinde, arka planda yürüyüp giden hayat , aksiyonlar, kenar süsleri, adeta ‘Terelelli Pictures’tan fırlamış gibi… 

Alt ve üst okumalar…
İşte bu sinema , en çok ödülle buluşmuş filmiyle bugünden itibaren yeniden huzurlarımızda. Adana Altın Koza’dan ‘En İyi Film’ ve ‘En İyi Senaryo’ ödülleriyle dönen ‘Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikâyesi’, şimdi de seyirciden ödül bekliyor. Lakin evvela her zamanki klişemizi tekrarlayalım: Önce özetler… Anayasa Profesörü Celal Tan, aşırı kıskançlık nedeniyle kendisinden hayli küçük olan genç karısını, kendi yaş gününde öldürür. Ne var ki bu cinayete annesi, oğlu, kızı ve torunu da tanıklık etmiştir. Celal Bey, bu tanıklığın farkına varmaz ve cinayeti, üç aylık ömrü kalan hukukçu arkadaşının üstlenmesini ister. Aile ise olaya hiç tanıklık etmemiş gibi yaşamayı sürdürmeye ve her şeyi örtbas etmeye kararlıdır...
‘Celal Tan ve …’, kimilerinin de altını çizdiği gibi belki de Onur Ünlü’nün klasik yapıya en yakın filmi. Ama yine de hem öykü, hem dil ve üslup, yönetmenin bilinen tarzına halel getirmiyor, aksine kendi adına janrına yeni bir tat katma çabası olarak gözüküyor. Öte yandan hikâye temel olarak hem aile kurumuna hem de küçük burjuva hayat tarzı eleştirisine soyunuyor. Ama ana karakterlerin meslekleri ve ait oldukları dünyalar itibariyle oluşturdukları politik çağrışımlar, filmin başka gözlerle okunmasına vesile olacak. Kuşkusuz Ünlü’nün bir başka derdi de bu. Celal Tan, Cumhuriyet Türkiyesi’nin önerdiği aile modeli üzerinde bir yapının en üst ifadesi (başka bir deyişle ‘Bir numara’sı). Ailesi de, adeta bir çete. Öte yandan, aile tanımı da böyle davranmayı gerektiriyor; ne demişler kıvançta ve tasada ve dahi, iyi ve kötü günde... Tan ailesi de, dışarıdan gelen tehditler karşısında beklenen refleksleri gösteriyor ve hem günü hem de geleceği kurtarmak adına hareket ediyor. Ve bu bakış açısıyla da her şey mubahlaşıyor… 

Tolstoy 150 yıl önce yazmış
Peki bu film, bu ana karakterleri itibariyle ‘Laikler’e yönelik bir eleştirinin mi peşinde? Eldeki ilk veriler, öykünün böyle okunmasına yol açabilir. Lakin Ünlü’yü ve sinemasını bilenler, onun derdinin aslen ‘şeytanlık’ta olduğunun farkındadırlar. Nitekim kendisiyle bu ayki Sinema dergisinde yapılan söyleşide, benzer vurguya soyunuyor Ünlü. Ve şu tespitini herkesle paylaşmak istiyor: “Ben Türkiye’de mutlu bir aile olduğuna inanmıyorum.” Bu noktada belki şu itirazda bulunanlar olabilir. “Hayır, mutlu aileler vardır.” Evet, böyle aileler olduklarını biliyoruz, nitekim bu tespiti Tolstoy, ta 1877’de basılan romanı ‘Anna Karenina’nın girişinde yapmıştı: “Bütün mutlu aileler birbirine benzer.” Zaten mesele asıl olarak bu değil mi? Benzerlik sıkıcıdır ve mutluluk getirmez…
Neyse, kelime oyunları ve mantık bozumlarıyla yola devam etmeyelim. Ama ben kişisel olarak bulunduğumuz noktada, artık Cumhuriyet Türkiyesi’nin dayattığı aile modelinin, suçlu olmaktan çıktığı ve giderek mağdur pozisyonuna geçtiği kanaatindeyim. Dolayısıyla Ünlü’den yakın gelecekte, 2000’ler Türkiyesi üzerinden dayatılan aile modellemeleri üzerine de absürtlükler içeren bir filmi, onu seven ve üslubuna inanan bir eleştirmen olarak beklemekteyim. Bu benim kişisel isteğim, yerine gelir, gelmez, bilemem!..
Dönelim ‘Celal Tan ve …’ özeline... Onur Ünlü, kendisinin de sık sık vurguladığı gibi yazarlığı yönetmenliğinin ilerisinde bir isim. Dolayısıyla ‘Celal Tan ve…’nde, senaryo son derece başarılı, tutarlı ve etkileyici. Karakterler sağlam çizilmiş ve kuşkusuz son derece iyi oynanmış. Bu noktada kadrodaki isimleri zikredelim: Selçuk Yöntem, Güler Ökten, Ezgi Mola, Bülent Emin Yarar, Tansu Biçer, Türkü Turan, Cengiz Bozkurt, Alpay Şayhan, Tuğra Kaftancıoğlu… Hepsi gayet başarılı performanslar ortaya koymuş. Öte yandan ilk izlenimler sonrası Kaftancıoğlu’nun canlandırdığı ‘Operacı Okan’ tiplemesinin karikatürize olduğu yönünde eleştiriler vardı. Bu eleştirilere Ünlü’nün cevabını yine Sinema dergisindeki söyleşide buluyoruz: “Türkiye’de sanat da bir baskı unsuru ve gereksizce kutsallaştırmış. Ben de bu kutsiyetle karikatürize bir tipleme yaparak dalga geçtim.” (Bende de bu tipleme yine Can Barslan çağrışımı yaptı. Evdeki eski ‘Limon’ ciltlerini karıştırdım, ‘Operacı Okan’, Barslan’ın o zamanlarda yayımlanan ‘Nolina Recurvata’ başlıklı köşesindeki karakterleri andırıyordu.) Ayrıca filmdeki sinematografik dil de gayet sağlam. Özellikle araba sahnesi, filmin görsel kalibresini yükselten unsurlar arasında. 

Malum, ‘İnsan, insandır’
Yine bir başka ‘söyleşi alıntı’sıyla devam edelim. Ünlü, ‘Celal Tan ve…’nin çekimleri sırasında bizim Şenay’la (Aydemir) yaptığı röportajda da, filmin girişine yerleştirdiği Shakespeare’in ‘İnsan, insandır’ sözünü açmaya çalışarak düşük ve süfli bir yaratık olmamıza ait vurgunun altını çizmişti. ‘Celal Tan ve…’ belki ilk elde ‘aile kavramı’nı sorguluyor ama insan denen mahlukatın ulaşabileceği dehşetengiz sınırlara, ahlaki çöküntüye de Onur Ünlü penceresinden bakıyor. Toparlarsak yolu bu pencereden geçebilecek herkese, “Buyurun salona” diyorum…