'Aksiyon Bakanlığı'ndan duyurulur: Prens mevsimi başlamıştır

'Aksiyon Bakanlığı'ndan duyurulur: Prens mevsimi başlamıştır
'Aksiyon Bakanlığı'ndan duyurulur: Prens mevsimi başlamıştır
Hollywood'un 'yaz dönemi' refleksleri harekete geçti. Salonlarda büyük bütçeli aksiyon filmleri boy gösteriyor. 'Robin Hood: Hırsızlar Prensi'nin ardından bu haftanın mönüsünde 'Pers Prensi: Zamanın Kumları' var

UĞUR VARDAN

FİLMİN FOTOĞRAFLARI VE FRAGMANI İÇİN TIKLAYIN

VİZYONDAKİ DİĞER FİLMLERİ GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN


Formül belli; önce gerçek hayatta uygulanır, sonra konu üzerine ‘ciddi’ bir film yapılır, ardından da komedi-macerası gelir. Malum, ABD ve müttefikleri Irak’a girerken en temel gerekçe olarak dünya kamuoyu nezdinde Saddam’ın elinde ‘kimyasal silah’ bulunduğu tezine sığındılar (Hoş, ‘Kimyasal Ali’ gibi bir katile sahip ordu için böyle gerekçe uydurulur diye de düşünmüyor insan, ama neyse). Lakin çok geçmeden bu gerekçenin geçersizliğinin farkına vardık. Her şey çok basitti; Irak’ın işgali ve Saddam’ın devrilmesi yolundaki karar çoktan verilmiş ve uygulamaya geçilmişti. Daha sonra bu meselenin ‘dışavurumunu’ önce edebiyatta, sonra da bu ‘edebiyat’ın sinema uyarlamalarında gördük. Birkaç hafta önce izlediğimiz ‘Yeşil Bölge’ (Green Zone), bu yoldaki en somut ve dikkat çekici adımdı.

Fakir ama gururlu Destan
Hollywood âleminde ‘Summertime’ (yaz dönemi) reflekslerinin kendini gösterdiği ve bu reflekslerin yansıması olarak her hafta bir büyük bütçeli aksiyon filminin salonlara uğradığı şu günlerde, ‘Iron Man 2’ ve ‘Robin Hood’dan sonra ‘Pers Prensi: Zamanın Kumları’nı izliyoruz. Bu haftanın mönüsündeki en iddialı yapım niteliğindeki film, Jordan Mechner’ın yarattığı ‘video oyunu’nun karakterinin sinema versiyonu. Bu tür ‘epik’ özellikli devasa aksiyonlara para yatıran Jerry Bruckheimer’ın yapımcılığında gerçekleştirilen projede kamera arkasına Mike Newell geçmiş. İngiliz yönetmen, bilindiği gibi ilgi alanları son derece geniş bir yelpazede seyreden bir yaratıcı. ‘Yabancıyla Dans’ gibi bir dramayla dikkat çektikten sonra ‘Dört Nikâh Bir Cenaze’, ‘Donnie Brasco’, ‘Mona Lisa Smile’ gibi yapıtlara da imza atan Newell, ‘ Harry Potter serisi’nden ‘Ateş Kadehi’ni de çekmişti. Senaryosunu Boaz Yakin, Doug Miro ve Carlo Bernard’ın kaleme aldığı ‘Pers Prensi: Zamanın Kumları’ ise, fakir ama gururlu bir gencin, ‘evvel zaman içinde’ki öyküsünü anlatıyor.

Alamut Kalesi düşerken
Bu öyküye gelince... Sokaklarda sürten Destan, günün birinde cesaretinden etkilenen (elma çalan bir çocuğu askerlerin elinden kurtarmak için Zorro’vari bir çıkış yapar) Pers Kralı Sharaman tarafından evlat edinilir. Kral, iki oğlu Tus ve Garsiv’in yanı sıra Destan’a da hanedanında yer açar. Destan ise babası bellediği kralı, amcası Nizam’ı ve tabii ki kardeşlerini çok sever. Öykü, çocukların yetişkinlik dönemine atladığında, Tus zorlu Alamut Kalesi’ni ve prensesi Tamina’yı ele geçirmek üzere hamle yapar. Destan ise başına buyruk kişiliği ve kendine özgü yöntemleriyle harekete geçer ve emrindeki bir grup askerle Alamut’u en az zayiatla ‘içerden’ çökertir. Bu harekâtı lüzumsuz gören ama ‘fetih’ karşısında çok da sesini çıkarmayan Kral Sharaman, kendisine hediye edilen elbiseyi giyer giymez zehirlenerek ölür. Elbiseyi veren kişinin Destan olması hasebiyle, Tus ve Garsiv, ‘üvey’ kardeşlerini suçlar. Destan, birdenbire ‘yasadışı’ bir konuma düşmüştür. Prenses Tamina’yla birlikte kaçan Destan, suçsuzluğunu kanıtlamak üzere mücadeleye girişir...

Hasan Sabbah’a sevgilerle
Öykü 6. yüzyıl İran’ında geçmesine karşın, tarih boyunca gizemli ve çekici bir hikâye barındıran Alamut Kalesi efsanesini tarihsel arka planına yedirmek istemiş. 1035-1124 tarihleri arasında yaşayan ve Büyük Selçuklu Devleti’ne karşı mücadeleye soyunarak padişahlığı ele geçirmek isteyen Hasan Sabbah’la ‘popülaritesine’ kavuşan kale, sarp dağların tepesindeki konumuyla ele geçirilmesi zor bir yapıya sahipti. Kum kenti doğumlu İranlı Hasan Sabbah ise, kurduğu fedailerine burada sahte bir cennet vaat etmiş ve bu vaatle birlikte suikatsçılar yetiştirmişti. Haşhaş çekerek gözüpek ve ölümü ‘iplemez’ bir yapıya kavuşan suikatsçılar da, cümle âleme nam salmıştı (malum, Batı literatüründe ‘Suikatsçı’ sözcüğünün karşılığı olan ‘Assassin’ de, ‘Haşhaşilik’ öğretisine gönderme olarak türetilmiştir). ‘Pers Prensi: Zamanın Kumları’nda ‘Haşhaşiler’, karakterler arasında yer alıyor lakin film zaman atlaması yapmış ve Sabbah’ın komutanlığında 1090’da tarih sanhnesindeki gerçek yerine alan kaleyi ve Haşhaşiler’i, 400 yıl önceki bir öykünün içine taşımış (hoş benzer şekilde bizim ‘Kara Murat’ çizgiromanının ‘Şeyh Gaffar’a Karşı’ adlı macerasında da, Hasan Sabbah esprisi 1450’lere taşınmış, bu kez Fatih Sultan Mehmet, Sabbah’ın ‘çakması’ durumundaki Şeyf Gaffar’ın üzerine ‘fedaisi’ Kara Murat’ı yollamıştı. Bu serüvenin daha sonra 1976’da, Natuk Baytan imzalı filmi de çekilmişti.)

‘Hissedilen süresi’ gayet iyi
Bu ‘tarihsel’ gelgitlerin dışında yönetmen Mike Newell gayet akıcı, çizgiroman tadını ve ruhunu yansıtan, eli yüzü düzgün, humoru bol, günümüz ‘ekonomi-politiğine’ göndermeleri yerli yerinde olan bir iş çıkarmış. Bu tür yapımlara yollanırken ister eleştirmen, ister sıradan bir seyirci olun, filmin süresi bilinçaltınızı yoklar. Çünkü malum bu sürenin, ‘hissedileni’ çok önemlidir. Tıpkı geçen haftaki ‘Robin Hood’da olduğu gibi ‘Pers Prensi: Zamanın Kumları’nda da, ‘hissedilen’ süre, filmin gerçek süresini (ki 116 dakika) aşmıyor. Bu da, bir aksiyon filmi için ‘geçerli not’ demektir.
Öykünün kıvrımlarına gelince; akrobatik savaşçı Destan’ın oradan oraya zıplaması ve adeta Cüneyt Arkın filmlerindeki gibi önüne geleni pataklaması (tabii ki daha mantıklı, akla uygun çekilmiş sahneler ve koreografisi daha ‘üst düzey’ figürler eşliğinde) dışında içinde ‘özel’ bir kum bulunan ve üzerindeki düğmeye basılınca, basanı ‘zamanın kısa tarihi’nde yolculuğa çıkaran cam saplı hançer de, hikâyeye bir tür ‘Zaman makinesi’ esprisi katmış. Alamut Kalesi’nin, “İçeride çok güçlü silahlar var” teranesiyle işgali de, Irak meselesini ‘kaşıyor’ ve dolayısıyla filmin ‘politik gönderme’ cephesini güçlendiriyor. Ekonomik göndermeler de, zamanın üçkâğıtçı işadamını hicveden ve parayı, ‘At yarışı’ mantığındaki ‘Devekuşu yarışı’nda kazanan Şeyh Amar’dan geliyor. Amar sık sık, vergilerden bahsediyor ve ödememek için her türlü yolu deniyor.

‘Yallah Tazyik’ Kingsley
Oyunculuklara gelince; ‘Donnie Darko’dan ‘Zodiac’a, ‘Jarhead’den ‘Brokeback Dağı’na her türlü kimlikle karşımıza çıkan Jake Gyllenhaal, artık bir ‘video oyunu’ kahramanı da oldu. Genç oyuncu, aksiyon figürü olarak Destan’da da sırıtmıyor. Prenses Tamara rolündeki Gemma Arterton yeni keşiflerden. İngiliz oyuncu güzel deseniz safî güzel değil, çekici deseniz tam çekici değil nasıl derler; tuhaf bir kimyası var. Rolünün hakkını veriyor; zeki, esprili, kişilikli prenseste, o da sırıtmıyor. Öykünün dikkat çekici iki karakteri var; ilki yılların ustası Ben Kinsgley. Kemal Kılıçdaroğlu vesilesiyle, çok eski bir performansı, ‘Gandhi’ yeniden hatırlanan İngiliz üstad, amca Nizam’da biraz da karikatürize takılmış. Nizam tiplemesi, özellikle sürme çekilmiş, fıldır fıldır gözleriyle, yıllar yıllar önce yanlış hatırlamıyorsam ilk kez Hürriyet’in Kelebek ekinde tanıştığımız ‘Yallah Tazyik’ adlı (orijinal ismi ‘Le Grand Vizir Iznogoud’du) çizgiromandaki sinsi veziri andırıyor. Bir diğer eğlenceli karakter de, muhteşem yetenek Alfred Molina’nın canlandırdığı Şeyh Amar. Amar da, ‘Karayip Korsanları’ndan, bu filme ödünç verilmiş gibi. Ayrıca Steve Toussaint’in canlandırdığı Sudanlı bıçak ustası Seso da, bir başka eğlenceli tiplemeydi.
Sonuç? Hiçbir şeye takılmadan kafayı boşaltmak için gidilecek kaliteli ve görsel efektlerle bezeli eski usul serüven ‘kurdelalarından’ hoşlanıyorsanız, ‘Pers Prensi: Zamanın Kumları’ tam da aradığınız film, derim...


    ETİKETLER:

    Harry Potter