Allah bu yetimhaneye kimseyi düşürmesin

Allah bu yetimhaneye kimseyi düşürmesin
Allah bu yetimhaneye kimseyi düşürmesin
Kendisinin de bir dönem kaldığı yetimhaneyi eve dönüştüren bir kadın, kayıp oğlunu bulmak için olağanüstü bir çabaya soyunur. İspanyol yapımı 'Yetimhane', son dönemin en başarılı hayalet öyküsü
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

 

 

FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYIN

YETİMHANE'NİN YÖNETMENİYLE YAPILAN SÖYLEŞİ İÇİN TIKLAYIN



Nasıl bir zaman dilimi tanımlamak gerekiyor bilmiyorum ama ister son 10 yılın deyin, isterseniz son dönemlerin en başarılısı, ‘en iyi hayalet öyküsü’nü çıkaran İspanyol sineması, aynı kulvarda bir yine tatmin edici bir örnekle karşımıza geliyor. Evet, Amenabar’ın ‘Diğerleri’nin (The Others) ardından bu kez 1975 doğumlu Juan Antonio Bayona ‘Yetimhane’de (Orfanato), son derece etkileyici, hem içerik hem de görsel açıdan klas bir işe imza atmış.
Film Kuzeybatı İspanya’da Atlantik’e bakan sakin bir yörede geçiyor. Kendisinin de bir ara yaşadığı eski yetimhaneyi satın alan Laura, burada doktor kocası Carlos’la sakin ve mutlu bir yaşam sürmektedir. Hayatındaki en büyük neşe kaynaklarından biri de evlat edinildiğinden habersiz büyüttüğü yedi yaşındaki Simon’dur. Minik, HIV virüsü taşımakta ve sürekli tedavi görmektedir. Kendisine mütemadiyen hayali oyun arkadaşları yaratan Simon, son zamanlarda hem arkadaş sayısını arttırmış, hem de onların var olabileceğine dair bazı hamlelerle annesini şaşırtmaya başlamıştır.
Günün birinde eve gelen ve sosyal güvenlik görevlisi olduğunu söyleyen tuhaf bir kadının, hayatlarını yavaş yavaş zehir etmesinin ardından Simon, Laura’nın ‘down sendromlu’ çocukların çoğunlukta olduğu bir topluluğa verdiği parti sonrasında kaybolur. Parti esnasında yüzünde, daha önce Simon’un resimlerinde çizdiği türden bir maskeye sahip olan bir çocuk tarafından saldırıya uğrayan Laura, evladının artık varolduklarını inandığı arkadaşlarınca kaçırıldığına hükmeder. Ne var ki bu düşüncesi konusunda başta kocası Carlos ve olaya bakan psikiyatrist doktor Pilar’ı ikna etmekte zorlanır. Zaman geçmekte ve Laura’nın Simon’a olan hasreti büyümektedir. Nihayetinde eve bir medyum getirir ve bu yolla, çocuğuna kavuşmayı dener...




Klasik bir gerilim

Yapımcılığını günümüz fantastik sinemasının büyük ustalarından Meksikalı Guilermo Del Toro’nun üstlendiği, senaryosunu da Sergio G. Sanchez’in kaleme aldığı ‘Yetimhane’, hem klasik bir gerilim filmi olmaya başarıyor, hem de hikayesini entelektüelize etme konusunda maharetli. Şöyle söyleyeyim, son zamanlarda kimi sahneleri itibarıyle beni ortalamanın üzerinde bu kadar irkilten bir film olmamıştı. Öte yandan hikayenin geçtiği mekanların mimari biçimlenişi de, filme fazladan değer katan unsurlar olmuş. Tamam, zaten böylesi ‘korkutan ev’lere daha önce de sıkça rastladık (ki ‘The Shining’le ‘The Haunting’i hatırlıyoruz hemen bu aşamada) ama sadece yapının kendisi değil, kıyı şeridi, denizle kurduğu ilişki ve sonuçta deniz fenerini de içine katan siluetin, öyküyü daha güçlü ve etkileyici kıldığını söylemeliyim. Hikayenin bizi maddi dünyadan ruhani dünyaya taşırken yaptığı hamleler de bence kaydadeğer. Koca Carlos’la polis Pilar meselenin ‘materyalistler’i olarak göze çarparken Laura, başta durduğu noktaya adım adım veda edip spritüel bir çizgiye kayıyor. Çünkü oğluna ulaşmanın, bu cephe vasıtasıyla olabileciğine inanıyor. Bu da filmi, inançla ilgili bir noktaya sürüklüyor.
Eh, belli bir noktadan sonra bütün filmler, geçmişteki kimi yapıtlarla doğrudan ya da dolaylı akrabalıklar kurmak zorunda. ‘Yetimhane ‘The Omen’ı, ‘The Poltergeist’ı ya da ‘Altıncı His’i hatırlattığı gibi yakın zaman önce izlediğimiz Calista Flockhart’lı ‘Kırılgan’ı (Fragile) ve Virginie Ledoyen’li ‘Kutsal Bakire’yi (Saint ange) de çağrıştırıyor.



Geraldine Chaplin de iyi

Oyunculuklara gelince, Laura’yı oynayan Belen Rueda, filmi neredeyse tek başına sürüklüyor. Bir annenin çocuğuna ulaşmadaki olağanüstü gayretini aktarmakda son derece başarılı olan Rueda, etkileyici yüz hatlarıyla da filme damgasını vuruyor. Oyunculuk anlamında bahsedilmesi gereken bir başka kişi de ‘medyum’da kısa ama etkileyici bir kompozisyon çizen Geraldine Chaplin.
Sonuç olarak perde gerisinde bir oyunun, farkında olunmaksızın yol açtığı trajediyi de (beş çocuk ve Tomas’ın ilişkisi) anlatan bu film, bir yanıyla çocuk masumiyetinin ‘tehlikeleri’ne de işaret ediyor. Ayrıca günümüz sinemasındaki en temel problemlerden biri olan, ‘iyi başlayıp da finalde bağlanamayan filmler’ kuşağından zarifçe halledilmiş sonuyla ayrılıyor. Bu karanlık, estetik ve zekice filmi, gerilimseverlere gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.