Arnold Colin'i fena döver!

Arnold Colin'i fena döver!
Arnold Colin'i fena döver!
Paul Verhoeven'in bilimkurgu klasiği 'Gerçeğe Çağrı'nın, Len Wiseman imzalı yeni versiyonu 'Ne gerek vardı' dedirtiyor. Üstelik Colin Ferrell, ilk filmdeki Arnold Schwarzenegger'in mizahının yanına bile yaklaşamıyor.
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Gerçeğe Çağrı
Orijinal Adı: Total Recall
Yönetmen: Len Wiseman
Oyuncular: Colin Farrell, Kate Beckinsale, Jessica Biel, Bryan Cranston, John Cho, Bill Nighy.
Süre: 121 dk.

Bir film klasiğine el atan neredeyse tüm yönetmenlerin muhtemel eleştirilere karşı ilk bahanesidir “Orijinal filmi değil, ona kaynaklık eden eseri temel aldık”. Tim Burton, zamanında ‘Maymunlar Cehennemi’ni tekrar perdeye getirdiğinde (‘Maymunlar Gezegeni’, 2001) Franklin J. Schaffner’in 1968 tarihli klasiğine değil, Pierre Boulle’un romanına ‘sadıktı’, örneğin. Andrew Davis de 1998’de Hitchcock klasiği ‘Dial M for Murder’ı değil, ona kaynaklık eden tiyatro oyunu ‘A Perfect Murder’ı perdeye getirmişti. (Hitchcock’un filminin başrolündeki Grace Kelly’nin vârisi sayılan Gwyneth Paltrow’u oynattığının herkesin gözünden kaçacağını düşünmüş olmalı). 

Verhoeven’in hayaleti
Aynı bahane bu sefer de Len Wiseman’in ‘Total Recall / Gerçeğe Çağrı’sında karşımıza çıktı. Comic.Con’da bir söyleşiye katılan yeni ‘Total Recall’cular, filmlerinin 1990 yapımı Paul Verhoeven imzalı orijinalinden nasıl farklı olduğunu anlatıp durdular (Hatta Colin Farrell, işi Arnold’un Avusturya aksanıyla dalga geçmeye kadar vardırmış). Filmin başrol oyuncularından Jessica Biel, Paul Verhoeven’ın filminden daha çok, filme kaynaklık eden Philip K. Dick hikâyesi ‘We Can Remember It For You Wholesale’e baktıklarını söyledi. Bunun bir yeniden çekim değil, ‘yeniden tasarım olduğunu’ vurguladı vs.
Ama tabii ki yeni ‘Gerçeğe Çağrı’da fizik kurallarına meydan okuyan toplu konutları, Verhoeven’in alametifarikalarından sentetik TV haber görüntülerine öykünen sahneleri ve orijinal filmin en akılda kalan imgelerinden üç memeli fahişeyi görünce insanın aklına Phillip K. Dick’in hikâyesi değil, Paul Verhoeven’in ‘Gerçeğe Çağrı’sı geliyor. Dahası, filmin genel atmosferinde Verhoeven’in her unsuru daha da sentetik hale getiren o hınzır mizahının hayaleti geziyor sanki... Ama sadece atmosferde. Yoksa Len Wiseman sürümü ‘Gerçeğe Çağrı’da Verhoeven tavrı ne karakterlere ne de durumlara sızabilmiş durumda.
Arnold Schwarzenegger’in ve Colin Farrell’ın Douglas Quaid / Carl Hauser performanslarındaki, inandırıcı olabilme çabasındaki fark ya da Len Wiseman versiyonundaki yan karakterlerin Verhoeven’inkindeki zalimlikle boy ölçüşemeyecek siliklikleri ilk göze çarpanlar.
Verhoeven isminin geçtiği bir yazıda şöyle bir tespit pek de şaşırtıcı değil: Biçime içerik yükleme çabası her zaman olumlu sonuç vermiyor. Verhoeven’in, Heinlein imzalı faşist ve militarist roman ‘Starship Troopers’tan bir hiciv çıkarmasını, ‘Temel İçgüdü’de kara film klişelerinin postmoderniteyle ne kadar kol kola gidebileceğini göstermesini sağlayan tavrı, ‘Gerçeğe Çağrı’ için de vazgeçilemez bir unsurdu. Patlak renklerin hâkim olduğu bir dekorda plastikten oyuncakların birbiriyle çarpıştırılması olarak da açıklanabilecek bu tavır, gerçekten yaşanıp yaşanmadığı hiç ortaya çıkmayan bir serüven için de biçilmiş bir kaftandı.
Steroidlerle şişirilmiş kaslarıyla, ABD ’li sıradan adamı canlandırmasına rağmen Avusturya aksanından vazgeçmemesiyle ve tüm jön numaralarını şişirip yenilemesiyle tescilli bir yapay olan Arnold’un performansı gibi... Has sert erkek halleri ve kırılganlığıyla Colin Farrell’ın yanına yaklaşamayacağı bir mizahı vardı Arnold’un performansının... İlk filmde serüvenin yaşandığı Mars’ın yerinde yeller esmesinin sebebi, internet yorumlarına bakılırsa uzun zamandır rotasını bu gezegene yönelten hemen hemen her ‘büyük’ filmin gişede iki seksen yatması (‘Kırmızı Gezegen’ ilk akla gelenlerden biri). Bu değişikliğin arkasında bir de hikâyeyi biraz daha ‘gerçekçi’ bir düzleme çekme çabasının olduğunu söylersek fazla mı kuşkucu davranmış oluruz? Ama kuşkuculuktan değil, filmin genel tavrından kaynaklanan bir şüphe bu. 

Suya tirit sınıf eleştirisi
Ne diyor ikinci ‘Gerçeğe Çağrı’da direnişçilerin Bill Nighy tarafından canlandırılan lideri Matthias: “Geçmiş zihnin inşa ettiği bir şeydir. Yüreğin şimdiki zamanda atar”. İnsanın aklına ‘Gerçeğe Çağrı’nın böyle ideolojiler üstü bir eleştiriye ihtiyacı olup olmadığı geliyor. Zaten ilk ‘Gerçeğe Çağrı’yı ilginç kılan da tam Bill Nighy’nin ‘bilgece’ eleştirdiği, yani sinemanınki dahil tüm ideolojilerin zihin tarafından inşa edildiğini, kaçışın imkânsızlığını göstermesi değil miydi? ‘Matrix’in de, ikinci ‘Gerçeğe Çağrı’nın da, diğer sol gösterip sağ vuran paralel evren hikâyelerinin de ıskaladığı bu. Ortaya gerçekliği daha baskın bir boyut katınca işin ilginçliği törpüleniyor, olası altmetinler kısırlaşıyor. Len Wiseman’in ‘Underworld’ serisinden yadigâr sade suya tirit bir sınıf eleştirisi bu handikapları ortadan kaldırmaya yeter mi, orası da şüpheli. Yeni ‘Gerçeğe Çağrı’da belki sadece eğlendirici derecede kötü performansıyla Kate Beckinsale durumun farkında. Ama bir an sevecen, bir an şuh ve tehditkâr bakışlarıyla ortada salınıp duran bir femme-fatale de uyum sağlayamadığı bir ortamda etkisini yitiriyor. Zaten Beckinsale’in selefi Sharon Stone’daki bilinçli camp’likle kötü performansı eş tutmak büyük bir haksızlık. Canlandırdığı kadının hikâyedeki konumunu sorunsallaştıran, bunun üzerinden eğlenen Sharon Stone’la ‘Tomb Raider’ tavırlı bir Kate Beckinsale arasında kat edilemeyecek mesafeler var.
İkinci ‘Gerçeğe Çağrı’ fikri çıktığından bu yana ilk akla gelen soruydu “Ne gerek var?” 90’lar haletiruhiyesine eldiven gibi uyan bir hikâyeyi yine o ruh halinin ayrılmaz parçası Paul Verhoeven’in hınzır tavrından soyutlayıp, alelade bir bilimkurgu aksiyona çevirmeye gerek var mıydı? Cevabı zaten baştan belli bir soru...