Aşçı, hırsız, kardeşi ve lokantası

Aşçı, hırsız, kardeşi ve lokantası
Aşçı, hırsız, kardeşi ve lokantası
Fatih Akın'ın son filmi 'Soul Kitchen', bir grup insanın öyküsünü, bir lokanta çevresinde hafif, uçarı, yer yer hüzünlü ama daha çok neşeli bir üslupla anlatıyor

FİLMİN FOTOĞRAFLARI VE FRAGMANI İÇİN TIKLAYIN

VİZYONDAKİ DİĞER FİLMLERİ GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN

 

UĞUR VARDAN

 

Sinema, mutfağa daha önceden de defalarca girdi. ‘Aşçı, Hırsız, Karısı ve Âşığı’ndan ‘Vatel’e, ‘Frankie ve Johnny’den ‘Untamed Heart’a, ‘Mostly Martha’dan ‘No Reservation’a, ‘Tampopo’dan ‘Zengin Mutfağı’na kadar... Bu kez mönüyü Fatih Akın hazırlamış ve ‘Soul Kitchen’la, Hamburg’un ‘multi-kültürel’ ortamına dalmış. Filmde öykü, Yunan kökenli Zinos’un işlettiği, kötü yemekleriyle ünlü lokantasında geçenlere odaklanıyor. Zinos’un kız arkadaşı Nadine, işi dolayısıyla belli bir süreliğine Şanghay’a gider. Özel hayatında karışıklıklar yaşayan genç adam, bir yandan bir hırsız olan ağabeyi Illias’ın problemleriyle de uğraşmaktadır. Bu sırada, lokantasına aldığı Shayn adlı delidolu bir şef, mekânın önce yemeklerini, sonra da ‘ruhu’nu değiştirir. Öte yandan Illias’la, lokantanın garsonu Lucia arasında yakınlaşma başlar. Zinos’un liseden arkadaşı, emlakçı Thomas Neumann da mekâna göz dikmiştir ama niyetini belli etmeden ortama dalar.

‘Solino’da da mutfaktaydı

‘Soul Kitchen’, son derece şen şakrak, kendisini sıkmayan, bir parça hüzünlü ve romantik takılan ama genel çerçevesi itibarıyla etrafa neşe saçmayı amaçlayan bir film. Fatih Akın ise malum dünya çapında bir yetenek. Sınırları, büyüdüğü Hamburg’u da, Almanya’yı da çoktan aştı. ‘Duvara Karşı’ ise kariyerindeki en yüksek noktaydı. Ki bu film, zannımca 2000’lerin en iyilerinden biriydi. Bir önceki adımı ‘Yaşamın Kıyısında’ da, Cannes’da en iyi senaryo ödülü’nü almıştı. Fikrimi sorarsanız, ‘Kısa ve Acısız ’, ‘Solino’ (ki Akın’ın lokanta işine girdiği ilk filmdir), ‘Temmuzda’ ve nihayetinde ‘Duvara Karşı’, hepsi son derece başarılı yapımlardı. ‘Yaşamın Kıyısında’nın ise ‘Duvara Karşı’dan sonra gelmesi itibarıyla, o denli güçlü bir etkiye sahip olmadığı kanaatindeyim (en azından bu durum benim için geçerli). ‘Soul Kitchen’ ise, bütün o eğlenceli, hoş ve ‘tatlı anarşist’ yapısı içinde sempatik bir film ama öyküde kimi bölümlerin çok hızlı ve inandırıcılıktan uzak halledildiğini düşünüyorum.
Mesela Zinos’la kız arkadaşı Nadine arasındaki ilişkinin zayıflığı çok belliydi. Nadine’in Uzakdoğu’da sevgili bulması da, fazla karikatürize olmuş. Ayrıca Illias’ın kumar masasındaki büyük kaybı da, fazla abartılı geldi bana. Ama Fatih Akın’ı kişilik olarak yakından tanıyınca, filmin bir anlamda onun neşesine uygunluğunu fark ediyor ve bütün bu ‘aksayan’ unsurları hoş görür hale gelebiliyorsunuz. Ayrıca geçen pazar günkü basınla kahvaltı esnasında birlikte fotoğraf çekilirken, ‘Soul Kitchen önlüğü’nü de üzerime geçirince kendisine, “Bu kadar samimiyetten sonra film hakkında nasıl kötü yazacağım?” demiştim, Akın da bana, “Boş ver istediğini yaz” dedi. Dolayısıyla ben de bu ‘izne’ istinaden ‘gördüğümü’ daha rahat çalabiliyorum (Hoş, daha sonra başrol oyuncusu ve senaryoyu birlikte kaleme aldığı Adam Bousdoukos’la birlikte Almanca bir şeyler mırıldanarak beni tartakladılar(!) ama neyse).

Kuyruk jeneriğine dikkat!
Sonuç? Yeni yılın ilk günlerinde hafif, neşeli, size kendinizi iyi hissettirecek, çok iyi çekilmiş parti sahneleri de barındıran bir film arıyorsanız, buyrun ‘Soul Kitchen’a. Müzikler ve kuyruk jeneriğinin güzelliği de cabası...