Ateşten kalbe, oradan da 'Vay Arkadaş'a?

Ateşten kalbe, oradan da 'Vay Arkadaş'a?
Ateşten kalbe, oradan da 'Vay Arkadaş'a?
Geçmişleri suç dosyalarıyla kabarık üç arkadaşın, 'hayırlı bir gerekçe'yle tekrar çalma çırpma işine girmelerini anlatan 'Vay Arkadaş', İngiliz suç filmlerinin yerli versiyonlarından.
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

FİLMİN FOTOĞRAFLARI VE FRAGMANI İÇİN TIKLAYIN 

VİZYONDAKİ DİĞER FİLMLERİ GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN

 

Evvet, çok eskiden beri ‘arkadaş’lığı önemseyen sinemamız bir kez daha aynı tema etrafında kenetleniyor. Hoş, bu haftanın mönüsünde yer alan ‘Vay Arkadaş, Memduh Ün’ün ‘Üç Arkadaş’ı ya da Yılmaz Güney imzalı ‘Arkadaş’ türünden dertlere sahip değil ama... Senaryosunu Caner Güler ve Cüneyt İnay’ın kaleme aldığı, Kemal Uzun’un da yönettiği yapım daha çok İngiliz yönetmen Guy Ritchie’nin ‘Lock, Stock…’ı ya da ‘Revolver’ı, Matthew Vaughn’un ‘Layer Cake’i veyahut Danny Boyle’un ‘Shallow Grave’i türünden şenlikli suç aksiyonu.

Jolie’li ‘Wanted’ı da hatırlayalım
Tabii böyle bir giriş yapınca ve Ritchie, Vaughn ya da Boyle gibi isimleri zikredince ortada büyük bir yapım var sanabilirsiniz ama ‘kazın ayağı’ öyle değil. Sadece öykü bu tür yapımları çağrıştırıyor. Ayrıca girişte başlayıp bir parantez misali kapanan aksiyon sahneleri de, özellikle de ‘slow motion’ kurşun yağmuruyla uzaktan uzağa Angelina Jolie ’li ‘Wanted’ı akla getiriyor (burada da sadece akla ‘getiriyor’luk önemli, filmler arasında özel bir bağlantı ya da estetik kalibre açısından bir yarış söz konusu değil).
Ama önce kısaca öykü diyelim: Potansiyel suç makineleri Manik, Tik ve Dildo, kenar mahalle delikanlısı üç gençtir. Mahalle arkadaşlarıdırlar ve Dildo’nun babası Efendi’nin, üçünün de üzerinde büyük emeği vardır. Sigarayı bir türlü bırakamayan Efendi’nin kapısı Azrail tarafından hafiften çalınmaya başlamıştır. Tek çare ameliyattır ama Efendi Bey, sigortalı olmadığı için ameliyat parası gerekmektedir. Üçü de çözümü en iyi bildikleri işi icra etmekte görür: Araba çalarlar. Ne var ki Dildo’nun çaldığı arabanın bagajından 15 kilo esrar çıkar. Esrar mafyanındır ve perde gerisinde birçok hesaplaşma vardır. Lakin Dildo, malı satışa çıkarır ve karşısında mafyayı bulur. Üçlü, kendi çaplarını aşan bir maceranın içindedir artık. Tik’in çaldığı arabanın sahibi ise, mafya şefinin peşindeki polis komiserinin erkek gibi yetiştirilmiş kızı Nil’dir ve işler daha da sarpa sarar…

‘Kolpaçino’, vur öteçino…
Bu tür ‘ithal’ öyküleri yerlileştirmek biraz da moda sanki. Geçen yıl Antalya ’da yarışan Emre Şahin’in ‘40’ı ya da yine geçen sezon vizyona giren Atıl İnaç’ın ‘Kolpaçino’su da, benzer güzergâhlarda ilerleyen yapımlardı. Lakin ‘40’ sofistike bir çalışmaydı, ‘Kolpaçino’ da ‘Vay Arkadaş’a göre daha bir ‘yerli’ydi. Kemal Uzun’un filmi işin komedi yanını karakterler üzerinden halletmeye çalışmış. ‘Manik’in psikopatlığı, ‘Tik’in tikleri, Dildo’nun da çapkınlığı sorunu çözer diye düşünmüşler anlaşılan. Öte yandan komiser kızı Nil tiplemesi de başına buyrukluk ve ‘Erkek Fatma’lıkla inşa edilmiş. Ama tüm bu karışımın sonucu istenen kıvama ulaşılmış mı derseniz, ortada sürükleyici bir öykü yok dedim. Komedi kısmında ise bazen Manik, bazen de Tik hem birbirlerinden, hem de tüm filmden rol çalıyorlar. Birkaç yerde de, kaydadeğer durum komedisi var.

Diğer rolün ‘40’ı çıkmadan…
Oyunculuklara gelince, Manik’te Ali Atay filmin en dikkat çekici performansını ortaya koyuyor. Lakin bu tiplemede de şöyle bir sorun var, Atay ‘40’taki şoför karakterinin bir başka versiyonuna soyunmuş; bu da giderek böylesi rollerin Atay’ın üzerine yapışmasına neden olabilir. Bence kariyerindeki en iyi işini Cemal Şan’ın ‘Dilber’in Sekiz Günü’nde çıkaran Fırat Tanış, ‘Tik’de de gayet başarılı. Dildo’daki Mete Horozoğlu’nun ise bu filme ve rolüne hiç oturmadığı kanısındayım. Demet Evgar’a gelince, önce şu konunun altını çizelim: ‘Boru’daki striptiz sahnesi’ sanırım filmin popüler kültür üzerindeki etkisini artırmak için çekilmiş (yani ‘Reklam kokan hareketler’ bunlar demek istiyorum). Onun ötesinde, Evgar da üzerine düşeni yapmış. Mustafa Üstündağ da, özellikle ‘ Kurtlar Vadisi ’ geçmişine yaptığı espride zekice bir işe soyunmuş ama fikrimi sorarsanız, ‘Muro’ karakteri, tıpkı dizi gibi bir utanç abidesidir ve ‘Barış dolu günler’ geldiğinde, hem dizi, hem de karakterleri kolay kolay temizlenmeyecek lekelerdir…
Toparlarsak, ‘Vay Arkadaş’ hedefi ve dertleri belli bir yapım ve bence bu hedef ve dertlerin üstesinden belli ölçülerde geliyor. Ayrıca perde arkası ekip bu filmin özellikle ‘sinema yazarları’na seslenmediğini gayet iyi bilmelerine rağmen yine de ‘Öngösterim yapma cesareti’ni gösterdiler. Ben de kişisel olarak onları bu medeni cesaretlerinden dolayı kutluyorum. Umarım, seçtikleri yolda ve sinemasal türde daha iyi yapıtlara imza atarlar…