Ay karanlık, hep karanlık...

Ay karanlık, hep karanlık...
Ay karanlık, hep karanlık...
Transformers serisinin üçüncü bölümünden Ay'ın karanlık yüzünde saklanan bir sır ve yepyeni bir kötü Shockwave ile tanışıyoruz. Üç boyutlu film klişelerle dolu olsa da aksiyonu yerinde...
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

TRANSFORMERS 3
Orijinal Adı: Transformers: Dark of the Moon
Yönetmen: Michael Bay
Oyuncular: Shia LaBeouf, John Turturro, Josh Duhamel, Rosie Huntington-Whiteley, John Malkovich, Frances McDormand, Patrick Dempsey


Tıpkı bilim gibi, bilimkurgu da eninde sonunda ait olduğu paradigmanın yeniden üretilmesi için bir araç haline dönüşerek kendisini var ediyor. 40’lı yıllara kadar yaklaşan savaş ve bilimsel ilerlemeye karşı duyulan kuşku, 50’lerde ise ‘soğuk savaş’ damga vurdu bilimsel gelişmeye ve dolaysız bir biçimde bilimkurguya da. Şimdilerde ise daha çok ‘iç düşman’ gündemde.
Hakkını teslim etmek gerek, hayranlık uyandırıcı bir görsel dünya eşliğinde ilk kez 2007’de sinemalara konuk olan ‘Transformers’ serisi iki filmle dünya çapında bir buçuk milyar dolarlık hasılat elde ettikten sonra en taze numaralarıyla bugünden itibaren ‘tüm dünya ile ayna anda’ sinemalarımızda.
Temel olarak bilimkurgunun ‘teknoloji, insanlık için her zaman iyi midir?’ ve ‘ya bir gün teknoloji insanlık için tehdit haline gelirse?’ sorularını alt metnine yediren Transformers serisi tabii ki asıl olarak seyircisine görsel bir şov sunuyordu.
Serinin ilk bölümünde gezegenlerini bitme noktasına getiren teknoloji harikası Autobotlar ve Deceptikonlar kozlarını dünyada paylaşıyordu. İkinci film, türün ve Hollywood’un doğası gereği Ortadoğu ’ya uzanıyor ve çatışmayı oraya taşıyordu.
Bugün gösterime giren ‘Transformers: Ayın Karanlık Yüzü’ ise insan ve makine arasında var olduğu söylenen çatışmaya kendince bir son vermeye çalışırken, insanoğlunu da Autobotlar ve Deceptikonlar arasındaki savaşta bir taraf olmaya çağırıyor. 

Aya yolculuk başkaymış
Film, 1961 yılında Ay’da bir cismin düştüğünün tespit edilmesiyle başlıyor. ABD, Sovyetler Birliği’nden önce oraya ulaşmak için Kennedy’nin emriyle uzaya çıkma planları yapıyor ve 1969’daki aya seyahat bu cismi tespit etmek için gerçekleştiriliyor. Cisim, gezegenlerinden kaçan Autobotlara ait bir gemi. Ancak gemi ile temas kuran yalnızca Amerikalılar değildir. Ruslar da bu işi becermiştir ama tabii ki bilerek ya da bilmeyerek ‘kötülerin ekmeğine yağ sürmüşlerdir.’
Bu arada kahramanımız Sam Witwicky, daha önce dünyayı iki kez kurtarmış olmasına rağmen iş aramaktadır. Kendisine yeni bir sevgili bulmuştur. Autobotlar, CIA’in emrinde, İran senin Ukrayna benim operasyonlar yaparken, Deceptikonlar’ın dünyayı yok etme planları ise ince ince işlemektedir. Sonrası bildik. Deceptikonlar dünyayı ortadan kaldırmak için harekete geçiyor. Ancak Autobotlar bu kez yalnız başlarına baş edebilecek durumda değil ve insanları göreve çağırıyorlar. 

Aksiyondan yorulmak
Bunlar filmin hikayesine dair söylenecekler. Bildik klişeler, ucuz Amerikan kahramanlıkları vs. Bu tür filmleri izlememizin asıl nedenine gelince, iki buçuk saati aşan süresi boyunca yarım saatlik bir bölüm dışında aksiyonun hiç düşmediğini söylemek gerek. Üç boyutlu çekilen filmin özellikle final bölümü bir saate yakın sürüyor ve açık söylemek gerekirse biraz yorucu. Ama türün sevenleri ve gününü bilgisayar oyunu başında geçirenler için bu bölüm seyrine doyulmaz olabilir. Üçüncü kez bu hikaye için kamera arkasına geçen Michael Bay, teknolojinin olanaklarını sonuna kadar imtina etmemiş. Bunda yapımcılardan Steven Spielberg’in payı olduğu da muhakkak.
Filmin ‘esas oğlanı’ Sam Witwicky’yi (Shia LaBeouf) bir yana bırakırsak; önceki bölümlerde sevgilisini canlandıran Megan Fox ayrıldığı için bu bölümde ‘sevgili’ kontenjanını model Rosie Huntington-Whiteley dolduruyor. İlk bölümden itibaren Ajan Simmos rolünde yer alan John Turturro ve Josh Duhamel kadrodaki yerlerini korurken filmin asıl sürprizleri arızalı işadamı rolünde John Malkovich ve Coen biraderlerin favori oyuncusu (Fargo, Orada Olmayan Adam ve Aramızda Casus Var) Frances McDormand. Grey’s Anatomy’nin yıldızı Patrick Dempsey’e ise filmin ‘kötü adam’ı.
Toparlarsak, ‘Transformers: Ay’ın Karanlık Yüzü’ ‘içerik’ yeniliği içermeyen ve bunu gerçekleştirmediği için de şaşırtmayan bir film. Ama ilk iki yapımın seyir halinin hızından ve görsel dünyasından memnun olanlar için bu atmosferin bir adım daha öteye taşındığını ekleyelim….

Optimus Prime
Autobot’ların lideri... Kamuflajı bir tır olan Optimus Prime, barışçı ve uzlaştırıcı liderlerin Transformers evrenindeki yansıması olarak da adlandırılabilir. Gezegenleri Cybertron tarihe gömüldükten sonra dünyaya sığınan bu dev varlıklar, insanoğluyla barış içinde yaşayabilmesinde en büyük pay Optimus Prime’ın. Bir de tabii üç filmdir, aksiyon sahnelerinde bir duraksayıp vurucu laf etme görevini de Optimus Prime üstleniyor.

Megatron
Transformers evreninin, oyuncaklar üretime başladığından beri has kötüsü olan Megatron, savaşçı Decepticon’ların da lideri. Kaynaklar, ezeli düşmanı Optimus Prime’ı, onun en iyi anladığı görüşünde. Biz filmlerden pek çıkartamadık ama 27 yıllık evreni takip edenlerden de daha iyi bildiğimizi iddia edecek değiliz. Hugo Weaving tarafından seslendirilen Megatron’un ‘Transformers: Ayın Karanlık Yüzü’ndeki kamuflajı ise bir çöl tankeri. Tankerin üzerindeki bez parçasını, Megatron’a dönüşünce kafasına sarması ona başka bir hava veriyor.

Bumblebee
Köpekli kahraman klişesi Transformers evrenine transfer edilince kahramanın köpeği de bir Transformer oluyor ister istemez. Üç filmdir Autobotların yardımıyla dünyayı kurtaran Sam Witwicky’nin 1976 model Chevrolet’sinden evrilen Bumblebee, en çok radyosundan konuşmasıyla ünlü. Tabii bir de onu çok seven sahibinden yediği azarlarla...

Shockwave
Chicago Suntimes gazetesince 2011 yaz sezonunun üçüncü en kötüsü seçilen Shockwave, komuta ettiği Cybretron matkabının devasa boyutu, sarmalaya sarmalaya avını helak etme özelliğiyle ‘Transformens: Ayın Karanlık Yüzü’nün de ihtişamında en büyük pay sahibi. Yönetmen Michael Bay de Shockwave’deki bu potansiyeli sezmiş olacak ki ‘aşırı boyutlarda tehlikeli bir psikopat’ olarak tanımladığı karakterin üçüncü filmin en kötüsü olacağını beyan etmişti.

Laserbeak
Bir bilgisayara dönüşerek kendini saklayan Laserbeak, isminden de anlaşılacağı üzere akbabayı andıran sinsi bir Deceptikon. Diğer Transformerlara göre küçük boyutu, bilgisayara dönüşebilme özelliğiyle her ofise girebilme becerisiyle en vahşi cinayetleri de o işliyor.