Babam sağ olsun...

Babam sağ olsun...
Babam sağ olsun...
Hollywood'un üç boyutlu gövde gösterisi 'Titanların Savaşı', vizyonda. Öyküsü Yunan mitolojisinin temel karakterlerine dayanan film, babasının Zeus olduğunu çok sonradan fark eden Perseus'un, insanların safında verdiği mücadeleyi anlatıyor
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

FİLMİN FOTOĞRAFLARI VE FRAGMANI İÇİN TIKLAYIN

VİZYONDAKİ DİĞER FİLMLERİ GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN

Yerli cephenin şu aralar, uzun metrajdı, reklamdı derken (‘Veda’, ‘Dersimiz Atatürk’ ve de ‘Anadolu Sigorta’dan bahsediyorum) Atatürk’e kafayı takması gibi, Hollywood da Yunan tanrılarına sarmış görünüyor. 19 Şubat’ta gösterime giren ‘Percy Jackson ve Olimposlular: Şimşek Hırsızı’ndan sonra bu haftanın bizde ve tüm dünyada en iddialı filmi olarak göze çarpan ‘Titanların Savaşı’ (Clash of the Titans) da, aynı sularda (ve dağlarda, yani Olimpos’ta) geziniyor. Aslında meselenin özü şu; ‘Şimşek Hırsızı’, ‘Percy Jackson ve Olimposlular’ adlı serinin sinemadaki ilk uyarlamasıydı, ‘Titanların Savaşı’ ise 1981 yapımı bir filmin yeniden çevrimi. Ama bu yeniden çevrimde senaryo, karakterler arasındaki kimi ilişkiler kadar sinema tekniği de değiştirilmiş. Sözün özü biz bu son adımı, üç boyutlu (3D) izleyeceğiz...

 


İnsan mısın sen!..

 

Ya konu derseniz, özetleyelim: Helal süt emmemiş olan ‘İnsanoğlu’, yaratıcısı Zeus’a başkaldırır. Girit Kralı Acrisius, isyanın önderliğine soyunurken, Zeus kralın kılığına girip karısı Danae’yle yatar (tövbe tövbe, Tanrı’nın yaptığına bakar mısınız?). Kraliçe hamile kalınca da, durumun farkına varan Acrisius karısını bir tabuta kapatıp denize atar. Danae ölür ama bebek, tabutu bulan yaşlı bir denizci sayesinde kurtulur. Çocuğa Perseus adı verilir ve denizde büyütülür. Günün birinde Argoslular da tanrılara isyana soyunur. Bu durumda da ‘Yeraltı dünyası tanrısı Hades’, Argos kralıyla kapışıp bütün bir uygarlığı sona erdirmek üzere harekete geçer. Peşi sıra güneş tutulana kadar kralın kızı Prenses Andromeda’yı kendisine vermesini ister ve aksi takdirde, herkesi yok edeceğini söyler.
Olayların tanığı olan ve kargaşada kendisini yetiştiren balıkçı ve ailesini kaybeden Perseus da, Argoslularla birlikle mücadeleye soyunur. Bu sırada, kendisinin yarı tanrı olduğunu öğrenir. Hatta babası Zeus, bir ara o ‘nur yüzü’nü gösterir, Olimpos’a ve de rahat hayata çağırır. Amma velakin bizimkisi, insanlığın yanında savaşmayı yeğler.
2010 dünyasında, günümüz seyircisine Yunan tanrıları arasındaki çekişmeyi ve insanlarla olan meselelerini nasıl anlatırsınız? İki seçenek var; biri neredeyse her şeyi ti’ye almak... Ki ‘Şimşek Hırsızı’ı işte bunu yapıyordu. Chris Columbus’un imzasını taşıyan yapım, günümüz izleyicisinin zekâsına hakaret etmeden işin içine cep telefonu, internet gibi zamane araç-gereçlerini de katarak, yer yer mitolojinin kendine özgü unsurlarıyla bir güzel dalga geçerek ve de aksiyonun da belli noktalarda hakkını vererek izlenmeye değer bir film olarak karşımıza geliyordu.

 

Kendisini fazla ciddiye almış

 

 

 ‘Titanların Savaşı’ ise kendisini biraz fazla ciddiye almış ve klasik yolu seçerek, büyük bir aksiyon olma derdine düşmüş. Yaratıcı ekip, özel efektler ve ‘3D teknolojisi’ de işin içine girince, büyük olma fikrinin altından kalkılacağı hissiyatına kapılmışlar anlaşılan. Ne var ki film, nihayetinde teenage’lerin sevebileceği, kimi ‘teknolojik şov’ yanlarıyla ağızları açık izleyecekleri ama onun ötesinde sinemasal açıdan çok çabuk unutulup gidecek bir yapım olmuş. ‘Büyük stüdyo işi aksiyon’ deneyimini ‘The Incredible Hulk’da yaşayan Fransız kökenli Louis Leterrier, doğrusu ortaya melez bir çalışma çıkarmış. Filmde her bir görüntü, her bir figür daha önce izlenilmiş hissiyatı taşıyor. Mesela, tamam Pegasus mitolojinin bir ürünü ama henüz ‘Avatar’ın izleri silinmemişken gökyüzü savaşları pek bir tat vermiyor. Öykünün ilk büyük aksiyon sahneleri olarak ele alınabilecek çöldeki dev akrepler, ‘Starship Troopers’ın yaratıklarını andırıyor. Sonlara doğru önce koca gövdesini, ardından da başını çıkaran Kraken, başta Ridley Scott’ınki olmak üzere tüm bir ‘Alien serisi’ndeki yaratıktan ilham alınarak ‘yaratılmış’ gibi.

 


Bilgeye ‘güzellik’ gelmiş

 

 

Oyunculuklara gelince; kadro İngiliz patentli birçok yıldız isimle donatılmış. Öyküde Zeus’u Liam Neeson, Hades’i Ralph Fiennes (o da Harry Potter’daki Voldemort’la başladığı ‘kötü adam’ portresine, burada bir yenisini ekliyor), balıkçıyı Pete Postlethwaite, sonradan Calibos adlı yaratığına dönüşen Kral Acrisius’u Jason Flemyng canlandırıyor. Gelecekteki tuhaf savaşlı yapımların (‘Terminator: Salvation’, ‘Avatar’) yeni aktörü konumundaki Sam Worthington da, Perseus rolünde karşımıza geliyor. Avustralyalı oyuncu, boğuk sesiyle hafiften vatandaşı Russell Crowe’u da hatırlatıyor.
Bu noktada belki öyküdeki kimi değişikliklerden de bahsetmek gerekiyor. Mesela 1981 yapımı filmde, Perseus’un yol göstericisi Ammon adlı bir bilgeymiş, lakin yeni versiyonda Ammon’un yerine Io adlı hoş bir kadını görüyoruz (‘zamana güzellik kat’ dedikleri bu olsa gerek). Ayrıca yine ilk versiyonda Perseus’la Andromeda arasında bir aşk ilişkisi yaşanırken yeni adımda, Perseus’la mistik yol göstericisi Io arasında adı konmamış bir ilişkiye şahit oluyoruz.

 

Fakir ama gururluyum

 

 

Öte yandan ‘Şimşek Hırsızı’ndaki Percy Jackson’ın, Perseus’un modern çağlardaki uzantısı olduğunu aşikâr. Lakin seride Percy, ‘Denizler tanrısı Poseidon’un oğlu. Dolayısıyla Hollywood’un tarihsel anlamda, bu konuda bir karara varması gerek sanırım.
Toparlarsak ‘3D teknolojisi’ bu filmi özel ve güzel kılmaya yetmemiş. Öykü, belli bir yaş üzeri seyircinin ilgisini ayakta tutacak cinsten değil. Hikâyenin humoru da, ortalamanın altında. Fikrimi sorarsanız eğlenceli karakterleriyle ‘Şimşek Hırsızı’nı yeğlerim. İki film arasındaki Medusa farklarına gelince, ‘Şimşek’te bu karakteri Uma Thurman canlandırıyordu. ‘Titanların Savaşı’nın ‘yılan başlı’sında ise Rus süper model Natalia Vodianova var. Evet, Vodianova daha güzel ama Thurman da daha sempatik ve içtendi...
Sonuç? Doğrusu bir Yunanlı olsaydım, ülkemin yaşadığı şu kriz ortamında bu filmle ruhum okşanır ve içimden “Fakir ama gururluyum” derdim. Lakin Yunanlı değilim ve ancak, “Hollywood da dönüp dolaşıp bu hikâyeleri anlatıyor, bari devamı gelmese diyorum” (Evet, biliyorum ‘Percy Jackson ve Olimposlular’ bir seri ve ilk film olan ‘Şimşek Hırsızı’nın arkası gelecek, ama başta da söylediğim gibi bu serinin zekâsı, durumu kurtarıyor. O halde Percy Jackson’a ‘Evet’, diğer ‘tanrı çocukları’na ‘Hayır’...).