Bambaşka bir Bond

Bambaşka bir Bond
Bambaşka bir Bond
Klasik Bond filmlerini sevenler, kadınlarla pek alışverişi olmayan 'yalnız kurt' hikâyesine ne der, bilmem ama, ben kendi payıma çok beğendim
Haber: SEVİN OKYAY / Arşivi

 

 

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

YAPIM NOTLARI İÇİN TIKLAYIN

ERMAN ATA UNCU'NUN UKRAYNALI LATİN BOND KIZI YAZISI İÇİN TIKLAYIN

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN

 

Sıra kısa hikâyelere geldi. 22. ve şimdilik son James Bond filminin kaynağı olan ‘Quantum of Solace’, James Bond’un yaratıcısı Ian Fleming’in ‘For Your Eyes Only’deki aynı adlı kısa bir hikâyesi. ‘Casino Royale’i (ikinci çekimini) görmediyseniz eğer, sizin için eski Bond filmleri ile ‘Quantum of Solace’ arasındaki tek fark, filmin ilham kaynağının bir roman değil de kısa hikâye oluşuyla sınırlı kalmayacak. Bond, bambaşka bir Bond.
‘Casino Royale’e o seçildi diye kıyametler kopmuştu. Yetkin İngiliz aktör Daniel Craig fazla sarışın, kısa, suratsız bulunmuştu. Onun Bond’unun iş yapmayacağı söylendi. Sonuçta ‘Casino Royale’ gelmiş geçmiş en başarılı Bond oldu. Serinin yönetmeni de bildiğimiz Bond yönetmenlerine benzemiyor. Terence Young, Guy Hamilton gibi bu konuda deneyimli eski ustalar çok gerilerde kaldı.
‘Quantum of Solace’ı, ‘Monster’s Ball’ ile tanıyıp ‘The Kite Runner’ ile hayran kaldığımız Marc Forster yönetti. Buna karşılık, yapımcı koltuğunda gene Broccoli ailesi fertleri var. Senaryosunun emanet edildiği üç kişiden biri de, ‘Casino Royale’i de yazanlardan, daha doğrusu, ‘doktor’luğunu yapanlardan biri olan senarist/ yönetmen Paul Haggis.
Hem Bond da Bond’dur zaten. Nitekim, geri dönmesini isteyen M’e, hiç geri gitmediğini söyleyerek cevap veriyor. Bu filmde bir kere bile ‘The name is Bond, James Bond’ demeyen 007, bir önceki filmde olduğu gibi burada da seyirciyi hayretlere düşürecek alet-edevata pek itibar etmiyor. Zaten ona özel aletler hazırlayacak kadar düşünceli bir gizli servisi de yok gibi. M (Judi Dench), film boyu ajanı Bond’un (Daniel Craig) hatalarını eleştiriyor. Özellikle de insanları sorguya çekmeden vurma huyunu. Onun kendini intikam aşkına kaptırdığını, dostunu-düşmanının ayırt edemediğini düşünüyor.
Aslında Bond intikam istemekte haklı. Çünkü bir önceki filmde, onun için önem taşıyan bir kadını, Vesper Lynd’i (Eva Green) kaybetmişti. Onun katilini bulmaya çalışıyor. Karşısında, hayırsever bir çevreci gibi davranan Dominic Greene var (‘The Diving Bell and the Butterfly’da, sol gözü dışında tamamen felçli Elle editörü Bauby olarak izleyip unutamadığımız Mathieu Amalric). Greene, bazı doğal kaynaklarını ele geçirdiği Bolivya’da General Medrano’yu (Joaquin Cosio) darbeyle iktidara getirmek istiyor ki, kazanımları işe yarasın. Önüne çıkanı öldürmekten de çekinmiyor. Bond’un karşısındakiler arasında kendi servisi ve ülkelerinin çıkarını gözeten CIA ajanları da yer alıyor. Bir tanesi, ‘Casino Royale’de ve nice filmde izlediğimiz, olağanüstü aktör Jeffrey Wright. Filmin aynı derecede usta bir başka aktörü ise ‘Casino Royal’ede sadakatinden şüphelenilen René Mathis’i oynayan emsalsiz Giancarlo Giannini.
Mathis, General Medrano’dan intikam almak isteyen Camille (Olga Kurylenko) ile birlikte, Bond’un tarafında olan iki kişiden biri. Durup durup fikir değiştiren M’i saymıyoruz. Ama belki onu da mazur görebiliriz, çünkü filmin başında sekiz yıllık korumasının saldırısına uğruyor.
İntikamcı Camille’in varlığı, bizi başka bir tespite götürüyor. Konsolosluk görevlisi Fields (Strawberry Fields) ile çok kısa süreli macerası sayılmazsa, bu filmde Bond kızı yok desek yalan olmaz. Ama bahtsız Fields de, bir sahnede, ‘Gold Finger’daki Honor Blackman’ın abanoz rengi versiyonunu hatırlatıyordu, doğrusu. Kovalamacalar ile dövüş sahneleri çok sağlam. Hatta ben artık bu yeni aksiyon filmlerinde acaba göz kaslarım cevvaliyetini mi kaybetti diye endişeye kapılıyorum. Kimin kimi dövdüğünü bile anlamak zor.
‘Quantum of Solace’, fevkalade hareketli bir kovalamaca sahnesiyle başlıyor (Üstelik arabayla da değil); film içinde de kimi arabayla, biri tekneyle, hatta biri de uçakla başka takip sahneleri var. Sonuncusunda antika uçaklar kullanılması, kovalamaca ve çarpışmayı daha da inanılır hale getiriyor. Dennis Gassner’in set tasarımları ise, Ken Adam’ın birkaç ilk dönem Bond filmindeki çalışmalarını hatırlatıyor.
Sonuç olarak, klasik Bond filmlerini sevenler, bu ıstırap içindeki, kadınlarla pek alışverişi olmayan ‘yalnız kurt’ hikâyesine ne der, bilmem ama, ben kendi payıma çok beğendim.
‘Casino Royale’den hoşlananlar da beğenir diye tahmin ediyorum. Göz cevvaliyeti kaybına gelince, efekt destekli yeni aksiyonları seyretmeye devam edeceğimize göre, onu da sineye çekeceğiz demektir.