Bazı 'sınıf'lar hayat doludur

Bazı 'sınıf'lar hayat doludur
Bazı 'sınıf'lar hayat doludur
Ölü Ozanlar Derneği'ni teğet geçen Sınıf, birbirlerini seçme şansları olmadan dört duvar arasında öğretim gören 25 lise öğrencisinin filmi... İş hayatı, iktidar, eşitlik-eşitsizliğin tartışıldığı 'sınıf'ın 'kara kutusu' ise disiplin kuruludur

 

 

 FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

İMTİYAZSIZ VE FAKAT KAYNAŞMAMIŞ BİR SINIF... UĞUR VARDAN'IN YAZISI İÇİN TIKLAYIN

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN



SINIF

Tür : Dram
Yönetmen : Laurent Cantet
Senaryo : Robin Campillo, François Bégaudeau, François Bégaudeau (Kitap), Laurent Cantet
Oyuncular : François Bégaudeau
Yapımcı : Carole Scotta, Caroline Benjo
Görüntü Yönetmeni : Pierre Milon



FİLMİN KONUSU

François ve öğretmen arkadaşları, sorunlu bir mahallede eğitim veren bir lisede yeni öğretim yılına hazırlanmaktadır. Öğrencilere karşı son derece iyi niyetlidirler ve onlara en iyi eğitimi sağlamak konusunda hiçbir engel tanımazlar. Günümüz Fransa’sının küçük bir modeli olan sınıfta sık sık kültür ve fikir çatışmaları yaşanır. Genç öğrenciler çoğu zaman eğlenceli ve yaratıcıdır ancak zaman zaman takındıkları anlaşılmaz tavırlar düşük ücretle çalışan öğretmenlerinin hevesini kırmaktadır.

François, öğrencilerinin gayretli ve birbirine karşı saygılı olması konusunda ısrarcıdır. Resmiyetten uzak tutumu ve sınırsız açık yürekliliği öğrencileri tarafından şaşkınlıkla karşılanır. Yöntemlerine karşı çıkan öğrencilerin meydan okumasıyla, koyduğu kuralları tekrar gözden geçirmek zorunda kalacaktır.




YÖNETMEN VE SENARİSTLE BİR RÖPORTAJ

Laurent Cantet

Vers Le Sud’ü (Heading South) çekmeden önce aklımda lise öğrencilerinin hayatını çekmek vardı. Kısa bir zaman içinde proje kendiliğinden belirgin hale gelmeye başladı zaten. O dönemde insanlar okulların “kutsallaştırılması” gerektiğinden dem vurup duruyordu. Oysa ben tam tersini göstermek istedim:

Canlı bir topluluk… Fırsat, iş hayatı, iktidar, kültürel ve sosyal entegrasyon açısından eşitlik-eşitsizliğin tartışıldığı dünyanın küçük bir modeli. Filme, disiplin toplantısının yapıldığı bir sahne koydum. Bu sahne benim için lisenin “kara kutusu”ydu.

Vers Le Sud’ün izleyiciyle buluştuğu sıralarda yeni kitabı Entre Les Murs’ü yayınlamış François ile tanıştım. Yazdıkları, günümüz okullarını suçlayanlara bir karşı saldırı gibiydi. İlk defa bir öğretmen, genelde vahşi ve sersem olarak betimlenen ergenlere haddini bildirmek için yazmıyordu. Kitabı okudum ve bu eserin gerçekleştirmek istediğim projeye iki yönde katkısı olacağını düşündüm. İlki, elbette ki bende eksik olan ve ancak liselerde vakit geçirerek tamamlayabileceğimi düşündüğüm malzemeydi. İkincisi de François karakterinin, öğrencileriyle kurduğu samimi ilişkinin bana verdiği ilham oldu. Bir öğretmende olması gerektiğini düşündüğüm farklı yönleri hepsi onda vücut bulmuştu sanki.

François Bégaudeau

Kitabımda, günlük deneyimlere sıkı sıkıya bağlı kalmak koşuluyla bir ders yılında yaşananları anlatmayı amaçladım. Bu yüzden ne çok belirgin bir anlatıcı çizgisi ne de özellikle bir olay etrafında gelişen bir olay örgüsü vardı. Disiplin kurulu toplantıları vardı evet ama bunlar peşi sıra gelen olaylardan birkaçıydı sadece. Laurent ve senaryoyu birlikte yazdığı arkadaşı Robin Campillo, ellerindeki bu malzemeden hikâyenin ana temasını ortaya çıkardı. Kitabım, birbirini takip eden durumların bir toplamıydı; Laurent ve Robin içlerinden bazısını kurgusal yapıyı inşa etmek için özellikle seçti. Ama yaptıkları kelimenin dar anlamıyla “karakter” seçmek değildi, onları en baştan oluşturdular, hatta kitaptaki çocukların kimi özelliklerini alarak yeni karakterler ortaya çıkardılar.

Laurent Cantet

Filmin anlatıcı yönünün hemen ortaya çıkmasını istemedik. Karakterler film süresince ağır ağır olgunlaşsın istedik. Film öncelikle sınıfta geçirilen bir hayatın, okul hayatının filmi. Birbiriyle olmayı seçmemiş ancak bir sene boyunca dört duvar arasında birlikte çalışmak durumunda olan 25 insanın filmi. Süleyman ilk başlarda sınıftaki diğer öğrenciler kadar görünüyor filmde, ancak bir saati geride bıraktığımızda hikâye iyice şekilleniyor ve Süleyman da gelip öykünün orta yerine yerleşiyor. Geçmişe baktığımızda her şeyin bir yere ait olduğunu görüyoruz.

François Bégaudeau

Senaryo yazım aşamasında benim müdahalem olayların gerçeğe uygunluğunu gözden geçirme boyutundaydı. Kimi bölümler, hikâyeyi nakletmek anlamında başarılı olsa da mevcut okul sistemini düşündüğümde bana pek de geçerli gelmemişti. Bu açıdan kimi değişiklikler önerdim.

Laurent Cantet

Öncelikle filmin omurgasını oluşturacak bir özet yazdık. Bu, daha önce Ressources humaines’de (Human Resources) uygulamaya çalıştığım bir plana göre, bütün o hazırlık aşaması boyunca değiştirilip yeniden düzenlenecekti elbette. Zaten varolan bir okulu kullanmayı, film çekim aşamasında da okul hayatının içinde yer alan herkesi kaynaştırmayı uygun gördük. Çaldığımız ilk kapı, Paris’in 20. Bölgesi’ndeki Françoise Dolto Lisesi oldu. Bizim için son derece doğru bir seçimdi, tadilata gitmeyecek olsalardı filmi orada çekecektik. Filmdeki bütün çocuklar Dolto’da öğrencilik yapıyor. Rehber öğretmen Julie Athénol ve müdür yardımcısı Simonet dahil bütün öğretmenler de orada eğitim veriyor. Süleyman’ın annesi dışında, ki en çok kurguladığımız rol onunkidir, bütün anne babalar çocukların gerçek hayattaki ebeveynleri.

Laurent Cantet

Çocuklarla yaptığımız çalışmalar 2006 Kasım’ında başladı, okul yılının sonuna dek de devam etti. Her çarşamba öğleden sonra, üçüncü ve dördüncü sınıftan öğrencilerin katılabileceği atölye çalışmaları düzenledik. İlk başta gelenleri hariç tutuyorum, toplamda 50 öğrenci geldi. Filmdeki sınıfı oluşturan öğrenciler bizimle bir sene boyunca çalışan öğrenciler zaten. Diğerleri bir süre sonra gelmekten vazgeçti.

François Bégaudeau

50 kişiden 25’iyle devam etmek, günümüz oyuncu seçmelerini düşündüğümüzde pek de alışık olmadığımız bir durum. “3000 çocuk denedik, sonunda içlerinden bir yıldız seçtik,” gibi laflara alışkınızdır daha çok. Ama aslına bakarsanız hemen her yerde bir yıldız oyuncu bulabilirsiniz.

Laurent Cantet

Sınıf asıl şeklini ders yılı boyunca aldı. François bütün atölye çalışmalarına katıldı. Bir yandan öğrencileri yavaş yavaş tanıdık, diğer yandan da elimizdeki malzemenin üzerine neler koyabiliriz diye düşündük. Orijinal senaryodaki durumların gereği olarak ortaya çıkan karakterler daha belirgin hale geldi. Kitaptaki Çinli delikanlı, Fransızcayla olan ilişkisi ve ailesinin sınır dışı edilmesiyle ilgimi çekmişti. Ancak filmdeki Wei karakteri, ona hayat veren oyuncuya gerçekten çok şey borçlu. Örneğin biz diğerleri adına duyduğu utancı dile getirdiği sahne için tek bir kelime dahi yazmamıştık.

François Bégaudeau

Kitapta anlatılan Ming çok gayretli bir çocuk. Fransızcasına güvenmediği için fazla konuşmuyor. Wei ise onun aksine geveze mi geveze. İlk atölye çalışmalarımızda yarım saati bulan monologlara imza atmışlığı vardır. Çift dilli olması konusunda en ufak bir takıntısı yoktu.

Laurent Cantet

Geçilen tüm süreçleri göz önünde bulundurduk ve karakterleri kurgusal olarak ne oranda şekillendirebileceğimize baktık. Gotik çocuk Arthur senaryoda yoktu mesela. Çekimlerin başlamasından birkaç hafta önce kostüm tasarımcımız geldi. “İçinizden gotik olmak isteyen var mı?” diye sordu çocuklara. Arthur öne atıldı hemen. Sanırım olmaya hiç cesaret edemeyeceği birini oynama fikri ona cazip geldi. Hayali dünyada buna cesaret etti. Ben bununla da yetinmedim ve annesinden bu konuyu öğretmeniyle konuşmasını istedim.

Bu, benim müdahale ettiğim tek durum oldu. Diğer ebeveynler, içinde, çocuklarını görmek istedikleri rollerin olduğu kendi temalarıyla çıkıp gelmişlerdi zaten.

François Bégaudeau

Çocukların çoğu kurgu karakterler. Filmin sonunda “Bu çocuklar muazzam, üstelik oyuncu da değil. Kendi hayatlarını oynadıkları için de çok doğallar,” diye düşünecektir insanlar. Halbuki daha sahte bir şey olamaz herhalde!

Laurent Cantet

Doğaçlama çalışmaları boyunca, herhangi bir sahneyle başa çıkıp çıkamayacaklarını görmek için çocukları olabildiğince zorladık. Bir gün Carl’dan öğretmenine sert bir şekilde çıkışmasını istedim, o da bize, ani bir şiddet gösterisinin vuku bulduğu bir sahne önerisinde bulundu. Birkaç saniye sonra başka bir durum verdim. Okuduğu liseden atılmış ve geldiği yeni okulda cici çocuk olmaya çalışan bir öğrenciyi oynayacaktı. Ortaya bir anda François’dan çekinen, sessiz bir karakter çıktı. O sahneyi filmde de görebilirsiniz.

François Bégaudeau

Dersin sonundaki sahne için Khoumba’yla çok tartıştık. O sahnede rolü olan Rachel’a “Tam bir baş belası ol,” dedik. Gerçek hayatta şeker mi şeker biri olan Rachel bu isteğimizi gayet güzel bir şekilde yerine getirdi.

Laurent Cantet

Rolünü yaratıp geliştirmek anlamında en ileri giden, Süleyman rolündeki Frank hiç şüphesiz. Son derece çekingen biri mesela, filmdekinin tam tersi yani. Bu sert çocuk imajını birlikte oluşturmaya çalıştık. Bakışları büsbütün değişti, o kadar ki ilk çekimlerde kılık değiştirmiş gibi hissetti kendisini. Tabii karakterine bürünmesinde kıyafetlerin de payı oldu. Ortaya koyduğu vahşi görüntüyle her sahnede beni daha da şaşırtmayı başardı. Esmeralda’ya gelince... Dayanıklı, güç oyunları ve çatışma söz konusu oldu mu son derece rahat Esmeralda... Verdiğim her talimat onda karşılığını buldu açıkçası. Özellikle de Platon’un Devlet’i hakkında konuşurkenki sahnesi. Çekimlerden önce François ona okumadığı bu kitap hakkında biraz bilgi verdi. Kamerayı çalıştırmadan önce de ondan Sokrates’le bizzat tanışmış olduğunu düşünmesini istedim. İlk andan itibaren kitabın bütünlüklü ama aynı zamanda tamamlanmayı bekleyen bir yorumunu vermeyi başardı. Tıpkı öğretmenlerin bu tür anlarda duygulandıkları gibi ben de çok etkilendim gerçekten.

François Bégaudeau

Doğaçlamalar sırasında gördüğüm bir şeyin altını çizmek istiyorum. Çocuklar, inanılmaz derecede doğal ve tatmin edici bir oyunculuk sergiledi. Performansları sırasında ne öğrenciler ne de öğretmenlerde herhangi bir tutulma, kilitlenme hali görmedim. Pialat bir keresinde şöyle demişti “İnsanların, ‘oynayan hayvanlar’ olduğunu sürekli unutuyoruz.”
Bu filmdeki çocuklar, belki de ait oldukları tüm kuşak için geçerli bu. Okul onların becerilerini alıp kendi süzgecinden geçiriyor. Çünkü okul bir rolü seçip oynamak, duyguları gizlemek ve başkalarını aldatmak için müsait bir yer. En kötü öğrencilerde bu yeteneğe sık sık rastladık. Çünkü yalan söylemek, gevezelik etmek ya da –mış gibi yapmak konusunda yaşadıkları zorluğu bir şekilde telafi etmeleri gerekiyor.

Laurent Cantet

Bir lise öğrencisinden lise öğrencisini, bir öğretmenden de bir öğretmeni oynamasını istediğim zaman, onların gerçek hayatta oldukları gibi davranmalarını beklemiyorum açıkçası. Karakterin oyunculuk ekseninde her seferinde yeniden yaratılması fikrini çok önemsiyorum. Karakterler, oyuncuların konuşma biçimleri, oturuş kalkışlarıyla ortaya çıkardıkları resim üzerinde de şekillenebilir. Öğretmenlerin öğrencilerden farkı yoktu mesela, onlar da karakterlerini olabildiğince detaylandırmaya çalışıyordu. Doğaçlama çalışmaları boyunca, sahneler üzerine hep birlikte düşündüler, bu vesileyle kendi tekniklerini sorguladılar, zaman zaman da benim önerilerime karşı çıktılar. Bir film çekilirken en heyecan verici süreçlerden biri de budur işte. Ama aslında bir o kadar da gizemlidir. Sahne çekildikten sonra kimin neye ne ölçüde bir katkısı olduğunu kestirmek her zaman güçtür.

Diyaloglar
Laurent Cantet

Gençlerin elinde senaryo yoktu. Verilen durumlara göre doğaçlama yaptıklarında, kendi diyaloglarını oluşturduklarını gördük. Tıpkı dilin farklı farklı kullanımlarının yer aldığı François’nın kitabında rastladığımız türden tabirler, kelime oyunları gibi.

François Bégaudeau

Abdel Kechiche’in yönettiği L’Esquive haricindeki çoğu film gençleri üç beş kelimeyle konuşturur. Bu filmde melankoliden ziyade bir canlılık ve çenesi düşüklük söz konusu. Seyirciler Esmeralda’yı odasında hayal kurarken düşünmekte de serbest, ancak film onu bize sadece sınıftayken gösteriyor, ki varlığı zaten hayatın kendisinden kopup gelmiş bir parça gibi bence.

Dil konusuna gelince... İşte o husus, Kechiche’in filminden biraz farklı. L’Esquive’in dünyası her an her şey konusunda söyleyecek lafı olanlarla, bu beceriye sahip olmayanlar ve bu sebeple okul sıralarında ve sosyal hayatta kaybedenler arasında ikiye bölünmüştür.
Entre Les Murs, dilden kaynaklanan uçurumun herkesi etkilediği fikri üzerine eğilir. Öğrencilerin hepsinin birbiriyle çene yarıştırdığını görürüz mesela filmde ve konu bir anda bambaşka bir yöne kayar. Sadece öğrenci değil öğretmenler için de böyledir bu.

Laurent Cantet

Bazen de öğrenciler, öğretmenlerinin bekledikleri şekilde düzgün cümleler kuramasalar da dilin bir cümbüş halini almaya başladığını görürüz. Ama sadece bir dakika sonra kendilerini ifade edemez olurlar: “Ne söylemek istediğimi biliyorum ama kelimeleri bulamıyorum.”

François Bégaudeau

Akışkanlık ve acizlik arasında gidip geliyoruz sürekli. Film kendince genellemeleri reddediyor. Ne ergenlerin kullandığı dilin eksik gediğine bir lanet okuma ne de “o insanlar”ın yüceltilen dehalarına bir övgü var.

Laurent Cantet

Dilin kullanımı, tüm filmi şekillendirdi diyebilirim. Ben aslında sınıflarda sıklıkla rastlanan, anlam ve konum farkının önemini yitirdiği, en dikkat edilen şeyin son sözü söylemek olduğu o incelikli laf cambazlığını yakalamak istedim. Ergenler bu oyunda ustadır. Bu aslında öğretmenlerin de çoğunlukla giriverdikleri, çıkışı olmayan bir belagat oyunudur. Kimsenin bir diğerini anlamadığı anlaşmazlıklara ya da söylenenin en fazla yarısının anlaşıldığı bir iletişim haline dönüşür kimi zaman.

Örneğin “yosma” kelimesinin ardında yatan o belirsiz anlam bir tartışmaya yol açabiliyor. Ya da toplantı sırasında François’nın ağzından sık sık duyduğumuz “akademik engelli” lafı bir anda ağızlarda “engelli” olarak dolaşabiliyor.

ÇEKİM NOTLARI

Laurent Cantet

Atölye çalışmalarında gerçekleştirdiğimiz doğaçlama çalışmalarını özgürce çekmek istedim. Bu yüzden HD kamera kaçınılmazdı. Ressources humaines’i çekerken, 35 mm kameranın gerek maliyet gerekse kullanılabilirlik açısından doğaçlamaya çok imkân bırakmadığını gördüm. Çekim sırasında değişikliğe gitmek zordu. Entre Les Murs’de özel hiçbir şeyin olmadığı anlarda bile ara vermeden 20 dakika boyunca çekim yapmak istedim. Her şeyi bambaşka kurgulamak için sadece bir cümlenin yeteceğini biliyordum. François sınıf sahnelerine belli bir konuyla başlıyordu. İhtiyacımız olan şey belli bir anda bir dönüm noktasının yaşanmasıydı. Durumu, o sahnede yer alacak iki-üç öğrenciye açıkladık, onlara dönüm noktalarının nereleri olduğunu söyledik. François konuyu tartışmaya açtığı zaman onların da kimi tepkilerde bulunması gerekiyordu. Ancak bu aşamaya nasıl varılacağı hakkında bir bilgileri yoktu. Diğerlerine gelince, onlar da aslında neler olduğunu çekim süreci boyunca yavaş yavaş kavradılar. François sahneyi sanki ders anlatıyormuşçasına yönetti. Ben de birisinden hareketini biraz daha büyütmesini, diğerinden sarf edilen azar cümlesine karşılık vermesini isteyerek sahnelere müdahale ettim. Sahneye, onları bölmeden hemen önceki enerjileriyle devam edebiliyor olduklarını görmek, önerilerimi harfiyen uygulayabildiklerine şahit olmak gerçekten inanılmazdı.

François Bégaudeau

Bence bu tip durum, çekilecek bir sınıf sahnesi için son derece uygun. Çünkü bir öğretmenden normalde öğrencilerini konuşturması ve hatta doğru anlarda onları kışkırtması beklenir. Çocukların anne babası için de aynı şey geçerli. Laurent’ın önerdiği çerçeve hep aklımdaydı, ihtiyacımız olan o sıcak anlara ulaşmak için de bir yol bulabildiğimizi düşünüyorum.

Laurent Cantet

Yapmayı tasarladığımız şey için üç kamera gerektiğini gördüm. Birisi öğretmen için; ikincisi, sahnenin ortasındaki öğrenci için; üçüncüsü de konu dışı sözler/görüntüler için: Dengesi bozulan bir sandalye, arkadaşının saçını kesen bir kız öğrenci, daldığı düşten bir anda uyanıverip konuşulanlara dâhil olan bir çocuk. Bir daha asla tekrardan oluşturamayacağımız pek çok günlük detay. Ayrıca sonradan bir sahne halini alabilecek ani patlamalarına, ufak duygulanımlara da hazır olmalıydık. Çekimi yaptığımız sınıf kareydi. Ama biz iki-üç metrelik bir koridor ekleyerek onu dikdörtgene dönüştürdük. Üç kamera da aynı tarafta, aynı yöne dönüktü: Öğretmen sola, öğrenciler sağa. Dersi bir tenis maçı gibi çekmekti amacımız, bu sayede öğretmenle öğrenciler eşit konumlanacaktı. Karşımdaki üç monitöre baktım ve bir şeyin olabileceğini hissettiğim anlarda kameramana gitmesi gerektiği yönü belirttim. François ile birlikte, sahnenin ne zaman çekime hazır olduğunu, çocuklardan birinin ne zaman vakitsiz bir laf edeceğini yavaş yavaş kestirmeyi öğrendik. İç sahneleri çekerken François ile amacımızı ve çıkabilecek sonuçları uzun uzadıya tartıştık. François’nın bu sahneleri yönetişi, normalde bir oyuncu ve yönetmen (çünkü genelde oyuncular yönetmenlerinin istediği şeyi yaparlar), hatta senarist ve yönetmen arasında görebileceğimiz türden bir anlayışı gerektiriyordu. Entre Les Murs’ün çekimi diğer bütün filmlerimden farklıydı. Bu film, bütünüyle paylaşılmış bir sorumluluğun ürünüdür diyebilirim.

BİLGİNİN YERİ

Laurent Cantet

Okul çevresinde yapılıp edilen her işin hakkını teslim etmeye çalıştım. Bir sınıfta, yanlış anlama ve çatışma yaşandığında dahi, bilginin yeri tartışılmaz. Bir sahneye başlarken hedeflediğimiz şey işte bu bilgiydi. Öğrenciler ve öğretmenler ya da sadece öğrenciler arasında yaşanan diyaloglarda fikirler sorgulanır, idrak edilir ya da bir kenara itilir. Tüm bahisleri bu bilgiye oynamak, François’nın işini pratik ve gelenekçi olmayan bir şekilde yapmasıyla da örtüştü zaten.

François Bégaudeau

Bilgi aktarımının olduğu klasik anlarla başlayan sahneler çektik. Bilirsiniz işte nesir, şart kipi, Anne Frank gibi konular… Ama an gelir ve sınıftaki tartışmalar yön değiştirir. Bir öğretmen olarak ben bu konudan sapmaların hepsine aşinayım. Ama tabii tıpkı kitapta olduğu gibi bu filmde de “sanatsal etki” söz konusu. Yani bununla şunu demek istiyorum: Gerçeğe ve nihayetinde onun monotonluğuna ne kadar sadık kalmaya çalışsanız da, kitap ve filmlerin yolu doğal olarak istisnaya çıkar.
Kitap yayınlandığında insanlar bana şunu demişti: “Sınıflarınız hayat dolu!” Ama bu en canlı anları kitaba sakladığımdan kaynaklandı. Herkes sustuğunda sahne falan olmaz. Örneğin sabah sınıfında, öğrencilerin hepsinin uyuduğu saat sekizle dokuz arasında görülmeye ya da anlatılmaya değer hiçbir şey yoktur.

Laurent Cantet

Sınıftaki tartışmaların yön değiştirdiği anlar aslında ilgimi en çok çeken anlardı, film de onlar üzerinde şekillendi zaten. Bu riski pek az öğretmen alır. Konu dışına sapma, tartışmanın başarısızlığa uğraması riskini. Kimi yöntemlerle verilen dersler vasıtasıyla bir bilginin öğrencilere başarıyla aktarıldığını söylemek daha kolay. Bu, bir soğukkanlılık gerektirir, ki çoğunun da François’yı eleştirdiği ve bir o kadar da kıskandığı nokta bu. Sokrates gibi adam!

François Bégaudeau

Yok artık daha neler! Aslında kitapta Sokrates’e yaptığım göndermeyle bir şey ima etmek değildi amacım. Bir keresinde bir öğrenci Devlet’ten bahsetmek için yanıma gelmişti. Bunu hoş bir an olarak kaydettim ve Laurent da filminde kullanmak istedi.

Laurent Cantet

Filme çok da güzel uydu bu sahne, çok didaktik olmamıştır umarım dedim. İnsanlar bu filmden pedagojik bir şeyler çıkartmak isterse de benim için dert değil. Öğretmen öğrencilerine, yetişkinlere konuştuğu gibi konuşursa bu biraz fazla sert durabilir, ama onlarla bebekmiş gibi konuşması çok daha hakaretamizdir. Bu, sınıf denilen yerde öğrencilerin aktif rolünü tanımak için bir yoldur. Aynısı, ergenlerin bir şeyleri idrak etme becerisini teşvik eden ironinin kullanımı için de geçerlidir. François, öğrencileriyle açık bir şekilde yüzleşmekten hiç çekinmiyor. Bu benim için çok saygıdeğer bir durum, öğrenciler de eşit derecede itibarı hak eden konuşmacılar konumuna geliyor böylelikle. François’nın öğretim teknikleri içinde, acı verici bile olsa öğrencinin iç dünyasını kurcalamak var, böylelikle ona yürüttüğü aklın her zaman çok da kapsamlı olmadığını, bu açıdan da kabul edilebilir olmadığını gösterebiliyor. Sınıfta demokrasi nasıl olur diyorsanız bence bu anlara bir göz atmalısınız.

François Bégaudeau

Karakterim elbette kurgunun bir ürünü. Ama kimi sekanslarda gerçekte olduğum öğretmenle bire bir aynıyım. Süleyman’ın homoseksüel olup olmadığımı sorduğu sahneyi örnek gösterebilirim. Öğretmenlerin çoğu böyle bir tartışmayı kısa kesmeyi ya da aileye gidecek günlük rapora hemen kötü bir not iliştirmeyi yeğler. Açıkçası ben bu tip durumların ders çıkartmak için bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Sokrates gibi davran, söz konusu öğrencinin modası geçmiş görüşlerini bir kalemde fırlatıp atıver. İşte eşitlikçi sözleşme de burada devreye giriyor: Seninle alay edebilirim ama sen de biraz sonra alaycılıkla yaklaşabilir, hatta bana “ibne” diyebilirsin.

HEPİMİZ HATALIYIZ

Laurent Cantet

François’yı süper kahramana dönüştürmek gibi bir derdimiz yoktu. Risk aldığınızda işler yolunda gitmeyebilir, yanlış anlamaların önü açılmış olabilir. Biz çalışırken bu doğrultudan sapmadık.

François Bégaudeau

Salt etkili söz söyleme sanatı ya da sözel kıvraklık üzerine odaklanmış olsaydık biraz daha solcu söyleme sahip ve ağırbaşlı toplumsal dokundurmaların olduğu Cantet stili bir Ölü Ozanlar Derneği çıkardı ortaya herhalde.
Böylesini hiçbirimiz eğlenceli bulmadık işin doğrusu.

Laurent Cantet

Okul bahçesinde yaptığımız ilk çekimlerde François senaryodaki durumun biraz fazla etkisi altındaydı. Ondan hikâyeyi unutmasını, biraz daha serbest olmasını rica ettim. O da aslında bu anlamda bir hataya düştüğünün farkındaydı. Yaşanan çatışmalarda öğretmen her zaman oyunun hakimi değildir. Öğretmen derste sorular sorar ancak öğrencilerin de öğretmeni köşeye sıkıştıracak soruları vardır.
Buna örnek olarak, konuşma ve yazı dili arasındaki farkın bir sezgi meselesi olduğunu söylediği sahneyi örnek verebiliriz. Öne sürdüğü savlar ardından öğretmen birbiri ardınca gelen sorularla hücuma uğrar adeta.

François Bégaudeau

Bir de öğrencilerinden oto-portrelerini yapmalarını istediğinde sarf ettiği lafı örnek gösterebiliriz: “Hayatınız çok ilginç.” Pedagojik olarak bunu söylemesinin bir sebebi var. Ama Angelica buna karşılık verir: “Hayatımızın o kadar da ilginizi çektiğini düşünmüyorum.” O da haklı! Bu hikâyedeki herkes çok haklı.

Laurent Cantet

Aynı şey yöntemlerini tartışan öğretmenler için de geçerli. Süleyman için bir disiplin toplantısı yapıp yapmamalarının gerekliliğini konuşurken başlangıç noktaları çok nettir: Süleyman okuldan uzaklaştırılacak. Ama bu hiçbir kesinliği beraberinde getirmez. Bilakis kimse ne söylediğinin farkında değildir: Kimisi bir şeyi onaylar, bir diğeri bir cümlenin eksiğini tamamlar, öyle çok şey söylenir ki her şey bulanıklaşır. Gerçek düşünme sürecinin “gerçek zamanlı” olarak nasıl ortaya çıktığını göstermek istedim. Bu sahne François ve diğer öğretmenler arasında varolan çizginin de keskinliğini yitirmesine sebebiyet veriyor bir yerde. François grupça yapılan tartışmanın bir parçası; diğerlerine karşı değil, aksine diğerlerinin arasında yer alıyor.

François Bégaudeau

Geleneksel Fransız sinemasını düşündüğümüzde Entre Les Murs bence hiçbir kabahati olmayan bir film.

Laurent Cantet

Filmin iki tarafı da suçlamak ya da müdafaa etmek gibi bir derdi yok. Her iki tarafın da acizlikleri, patlamaları; küçük hesaplar yapıp asil davrandığı anlar var. Her birinin sağgörülü ya da olabildiğince kör; anlayışlı ya da gaddar olduğu zamanlar mevcut. Filmin, çelişkili bir şekilde olumlu bir yöne işaret ettiği yönünde bir izlenimim bile var: Okul bazen son derece kaotik bir yer olabilir, insanın cesaretini kıran pek çok an yaşanıyor olabilir ancak derin bir mutluluğun, son derece erdemli durumların yaşandığı da bir yerdir aynı zamanda. Bu büyük kaostan, engin bir bilgi çıkabilir.

François Bégaudeau

Bu tür anlar iki durum arasında gidip gelir: Bir tarafta her zaman başarılı bir planla gelemeyen öğretmenler vardır, diğer tarafta da işini layıkıyla yapan “ayırma makinesi”. Bunların hepsi öğretmekten aldığım hazda büyük bir rol oynamaktadır. Kendimi 30 çocukla birlikte bir sınıfta düşünmeye çalışırken bulmak bambaşka bir süreç.

Laurent Cantet

Öğretmen-öğrenci arasındaki eşitlik anlaşması, filmin son çeyreğindeki disiplin toplantısıyla bozulur. Burada hiyerarşi ve otoriteyle ilgili göndermeler de vardır. Ama öğretmen-öğrenci arasındaki bu anlaşma külliyen feshedilmez. Çünkü film halihazırda işleyen bir ütopyayı gözler önüne sermektedir zaten. Ama ne teorik bir bakış açısı vardır ne de bir okulun nasıl olması gerektiği yönünde bir iddia. Sadece okulların bazen nasıl olabildiğinin anlatısı yer almaktadır. Sonra ütopyanın çok daha büyük bir makineyle, duvarların dışında olanlara benzeyen bir şeyle çarpıştığı an gelir. Ama bu, gerçekte bir şeylerin olup bittiği hakikatini değiştirmez.

François Bégaudeau

Okullar sürekli olarak harika durumlara gebedir aslında. Ama aynı zamanda ayrımın, eşitsizliğin, aynılaştırmanın olduğu bir yerdir de. Filmin temelinde de bu gerilim var. Hatta en sevdiğim filmlerimde de bu türden gerilimler vardır. Senaryonun gelişme aşaması bizi büyük bir kopukluğa, çıkmaza ve felakete sürüklüyor. Her durum bir ütopya, ancak ütopyaların toplamı trajedi. İşte Laurent’ın filmindeki durum tam olarak bu. Bunu hikâyede de görebiliyoruz. Diğer taraftan somut bir ütopyadan bize taşan anları da muhafaza edebiliyoruz.