Belli yaştaki kadınlar

Belli yaştaki kadınlar
Belli yaştaki kadınlar
Haber: SEVİN OKYAY / Arşivi

 

 

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

 YAPIM NOTLARI İÇİN TIKLAYIN 

HAFTANIN DİĞER FİLMLERİ İÇİN TIKLAYIN

Sinema, ayakta kalmak için gençlere güvenebilir. Zaten yaz filmlerinin özellikleri de buna işaret ediyor. Çabucacık sıkılan, hareket isteyen gençlerden daha da hareketli filmler... Öte yandan, kadınlar da sinemanın en sadık seyircileri arasındadır. Birtakım ‘kadın filmleri ’nin neredeyse kendilerinden beklenmeyecek kadar iş yaptığı da bir gerçek. Hal böyle olunca, bu yaz arka arkaya gelen, ‘50’sinin üstünde ama hayata halen bağlı kadın ’ filmlerine de şaşmamak gerekiyor belki. Ne de olsa mevsim de yolculuk filmlerine müsait.


Bu yazın iki kadın filminin özellikleri, ‘büyük’ diye tanımlanacak kadın oyuncuları bir araya getirmeleri. İlkinde, ‘Mamma Mia’da Meryl Streep liderliğinde, birçok filmini unutamadığımız İngiliz oyuncu Julie Walters ve müzikallerde de kendini göstermiş Christine Baranski vardı. Bir düğünde bir araya geliyorlar, genç gelinin babasının kim olduğu esrarını çözmeye çalışıyorlardı. Yunan adası ikliminde, müzik eşliğinde, yer yer eğlenceli olabiliyordu.
İkincisinde ise, oyuncuların yetenek düzeyi eşit olsa da tanınırlık düzeyi daha yüksek. ‘Bonneville’in üç kadın başrol oyuncusu Jessica Lange, Kathy Bates ve Joan Allen. İki Oscar ’lı hanıma, üç kez aday olmuş Allen refakat ediyor. Üçü de Mormon, Idaho ’da oturuyorlar.


Arvilla’nın (Lange) kocası Joe, Borneo ’daki bir tatilde ölmüş. Karısına küllerini, dolaºtıkları ve sevdikleri yerlere serpmesini söylemiş. Kocasının ilk karısından olma üvey kızı Francine ( ‘Mamma Mia’dakine taban tabana zıt bir rolde gene Christine Baranski) ise babasının kavanozunu Santa Barbara ’da, annesinin yanına gömmek ister. Aksi halde, Arvilla ’nın kocası ile onca mutlu yıl geçirdiği evini elinden alacaktır. Francine ’in elinde, evin ona bırakıldığını gösteren bir vasiyetname vardır çünkü. Arvilla ise, sonradan yapılan kendi lehindeki vasiyetnameyi bir türlü bulamaz. Ayrıca Francine, babasının 60 yaşında emekli olduktan sonra yollara düşüp yedi düvele seyahat etmesinden de besbelli sorumlu tuttuğu üvey annesinden hiç hazetmez.


Bunun üzerine, aklın yolunu seçip kocasının küllerini kızına götürmeye karar verir. Kendisine ve en iyi arkadaşları Carol ve Margene ’e (Joan Allen ve Kathy Bates) birer uçak bileti alır. Kocasından kalma 1966 model Pontiac Bonneville marka araba ile, Salt Lake City ’den uçağa binmek üzere yola koyulurlar. Ama Arvilla sonradan arkadaşlarını ‘kaçırır ’, onları da yanına alıp, Amerika ’yı baştan başa aşarak Santa Barbara ’ya arabayla gitmeye karar verir. Bu noktada da, görüntü yönetmeni Jeffrey L. Kimball’ın harika görüntüleri devreye girer. Doğrusu, iyi de olur.

Şöyle bir bakınca ‘Bonneville’ insana hızı azaltılmış bir ‘Thelma ve Louise’i hatırlatıyor. Ancak bütün benzerlik, bazı kadınların bir arabaya binip bir yere gitmesinden ibaret. Her iki durumda da, gerçek bir özgürlükten söz etmek mümkün olmasa da, Christopher N. Rowley ’in filminin, Ridley Scott filmi ‘Thelma ve Louise’le benzerliği burada sona eriyor. Kadınların varlığı dışında iki filmin hiçbir açıdan mukayese edilecek hali yok.

50 küsur yaşındaki karakterleri ise, âlemin en iyi kadın oyuncularından üçü tarafından oynanmakla birlikte, ötekilerin ateşi ve hayatiyetinden yoksun. Aslında film hayli sıkıcı ve yorucu. Yolculukları da öyle aman aman bir şey sayılmaz. Ancak, çok güzel mekânlardan geçtikleri bir gerçek. Bu arada yollarına önce babasını arayan Bo (Victor Rasuk) adlı genç bir çocuk, sonra da, Emmett diye efendi bir kamyoncu (her zaman güvenilir Tom Skerritt) çıkıyor.

Gene de, bir Hollywood yol filminden ‘hallice’ olduğunu inkâr edemeyiz. Bazı hoş anları var. Kahramanları da korunmuş bir dünyada yaşıyor. Ama bu filmin mücevherleri, elbette üç kadın oyuncusu. Lange, Allen ve Bates, oynadıkları her filme değer katacak oyuncular. Ne yazık ki, Daniel D. Davis ’in Rowley çiftinin bir hikâyesinden yola çıkarak yazdığı senaryo, onlara ele alıp işleyecek karakterler vermemiş. Aynı şey diyaloglar için de geçerli. Ancak ‘Bonneville’ bize ‘Üç kadın oyuncu içinde hangisi en büyük? ’ sorusuna cevap verme imkânı sunmuş: Karakter özellikleri bir yana, rahatlıkla ‘Kathy Bates’ diye cevap veriyoruz. ‘Misery’ ile Oscar alan, fiziki gösteriºsizliğinin ceremesini yıllardır çeken oyuncu/yönetmen Bates, her şeye rağmen oynamanın muhteºem bir örneğini sunmuş.