Bir Almancı, bir de yerli: Chiko

Bir Almancı, bir de yerli: Chiko
Bir Almancı, bir de yerli: Chiko
Dünya prömiyeArini Berlin Film Festivali'nde yapan ve Fatih Akın'ın yapımcılığını üstlendiği 'Chiko'nun başrollerini Denis Mos-chitto ve Volkan Özcan paylaşıyor
Haber: KEREM AKÇA / Arşivi

 

 

ÖZGÜR YILDIRIM: BU BENİM SCARFACE'İM HABERİ İÇİN TIKLAYIN

FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYIN

 

İSTANBUL - Gösterimdeki ‘Chiko’, Almanya’da yaşayan Türk yönetmen Özgür Yıldırım’ın ilk filmi. Dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yapan ‘Chiko’, Almanya’nın alt kültürüne odaklanan bir gangster filmi olarak Fatih Akın’ın ‘Kısa ve Acısız’ını fazlaca andırıyor. Akın’ın şirketi Corazon’un desteğiyle çekilen filmde Denis Mochitto, Volkan Özcan, Almanya’nın tanınmış oyuncusu Moritz Bleibtreu ve  canlı yayına ‘orgazm suyu’yla çıkmak gibi cinsel tabuları yerle bir eden eylemleriyle adından söz ettiren Reyhan Şahin rol alıyor. Yıldırım’la ‘Chiko’, Fatih Akın ve kariyeri üzerine konuştuk...
Filminizde ayna imgesi çokça kullanılıyor. Özellikle de kritik anlar karşımıza çıkıyor. Bunu kullamanızın belli bir metaforik anlamı var mı?
Bu film halkı veya dünyayı yansıtıyor diyebilirim. Bir ayna gibi. Bunu sembol olarak kullanmak istedim. Kritik anlarda aynalar karakterleri maskesiz gösteriyor.
Tibet karakteri Beşiktaşlı. Filmde de Hamburg-Fenerbahçeliler Cemiyeti’ni sıkça görüyoruz. Futbolla ilgileniyor musunuz?
İşin gerçeği, Fenerbahçe ile Beşiktaş cemiyetlerini görmemiz tesadüf. Futbol bizim halkımızın önemli bir hobisidir. Futbol hem politika hem keyiftir. Karekterlerim bu halkın bir parçası. Ben aslında daha çok basketbolcuyumdur. Eskiden Boston Celtics’i tutardım.
İsa ve Tibet, çokça karşımıza çıkan zıt karakterli kardeşler prototiplerine uygun. Bu sebeple de klişe duruyorlar. Bu kullanımın esas nedeni nedir?
Klişeler gerçeklerden oluşan hakikatlardır. En eski hikayelerde bile bu tip karakterleri bulabiliriz. Yani insan varlığının en klasik isteklerini görüyoruz İsa ve Tibet’te: Yaşayabilmek, varlıklı olmak gibi istekler. Bu klişeyse bu tür filmler her zaman klişedir.
Meryem karakteri ‘Yaşamın Kıyısında’da Nursel Köse’nin canlandırdığı Yeter karakteriyle aynı kadere sahip. Almanya’da Türk veya yabancı bir kadın olunca hepsinin kaderi böyle mi?
Bu gerçekten bir tesadüf oldu. Chiko’nun amacı paraya ulaşmak, belli klişeleri yerine getirmek, yani adam film kahramanları gibi yaşamak istiyor. Böyle her adamın yanında güzel bir kadın gerek. Meryem de bu tipe yakışır diye düşünüyor. Meryem karakterinin bu kadere sahip olmasının nedeni Chiko’nun körlügünü öne çıkarmaktı. Aslında bir birlerine fazla yakışmıyorlar...
Şiddet ve seks sahnelerinde kamerayı fazlaca sallıyorsunuz. Dramatik bir sebebi var mı, yoksa sadece oto sansür mü?
Filmin her zaman belgesel gibi olmasını istedim. Özellikle de dramatik sahnelerde... Kamerayı bu durumlarda omuza koyduk. Son senelerde zaten omuzdan çekmek bir imaj haline geldi. Bizim amacımız, daima film sanki nefes aldıyormuş gibi bir his vermekti seyirciye...
Fatih Akın’ı sizin gibi Avrupa’da ya da Almanya’da yaşayan Türk yönetmenler ekolünü cesaretlendiren bir yönetmen olarak görüyor musunuz?
İlk adımı atan herkes bir örnektir. Fatih artık dünyaca ünlü bir yönetmen. Bu tabii kariyerinin başında olan yönetmenlere cesaret veriyor. Daha önemli olan şey bence, güzel filmler yapabilmek. Sonuçta bu yüzden film yapıyoruz. Ve Fatih, güzel filmler yaptığı için başarılı.
Fatih Akın’ın şirketi Corazon International’ın desteklediği ender yönetmenlerden birisiniz. Bu şirket bünyesinde çalışmanın hem proje aşamasında hem de proje sonrasında size nasıl faydaları veya zararları oldu?
Corazon International ile çalışmak büyük özgürlüktü. Faydası bu oldu. Bir yönetmenin bu kadar özgür olması çok nadirdir. Ben ‘Chiko’yu gerçekten istediğim gibi yaptım. Tabii ki Fatih’in projenin arkasında olması daha fazla ilgi çekebilir. Ama kendisi yapımcı olarak öne sürülmek istemiyor. Bu bir ‘Özgür Yıldırım filmi’ olarak geçiyor Corazon International’da...
‘Kısa ve Acısız’, sizin filminiz gibi Almanya’da yaşayan yabancıların suç dünyasındaki sorunlarını anlatan samimi bir ilk filmdi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Ne kadar mukayese yapılırsa yapılsın, biz ‘Chiko’ ile ‘Kısa ve Acısız’ın çok farklı filmler olduğunu düşünüyoruz. Bu tür filmler çok nadir olduğu için tabii ki benzetmeler oluyor. İkimiz de Türk kökenliyiz. İki filmde de uyuşturucu, silah, arkadaşlık gibi konular var. Ama bir düşünürsek, ABD’de bu tür filmler özellikle 70 ve 80’li yıllarda İtalya kökenli yönetmenler tarafından çok yapılmıştı.
Baş karakter Chiko, Türk olmasına karşın, Denis Mochitto gibi bir Alman oyuncu tarafından canlandırılıyor. Sadece fizik ve oyunculuk mu önemli sizin için?
Hayır, Denis Mochitto’nun fiziki durumu çok farklıydı. Çekimler için 20 kilo aldı. Chiko kahramanı kapı gibi adam olsun istemedim. Gerçeklere dayanan bir ilham bu benim için. Öyle ufak tefek insanlar var ki, dinamit gibi patlayabiliyorlar, aklınız durur. Denis benim icin hem sempatik, ki bu bir baş kahraman için önemli bir şey, hem de tehlikeli.
Almanya’da yaşayan Türklerin kimlik sorunlarını Fatih Akın’ın filmlerinde çokça görüyoruz. Ancak onun filmleri daha çok ‘kültürel sıkışmışlık’ üzerine kurulu. Sizin filminizde ise Türk karakterler artık tamamen Alman olmuşlar. Türkiye’den bu yüzde yüz kopuşun nedenleri nedir?
Benim neslim bu Türk-Alman konularıyla pek uğraşmıyor artık. Ben bunu böyle görüyorum. Burada doğup büyümüşüz. Kökenimizi unuttuk demek değil bu elbette. Biz her ülkenin insanlarıyla karşılaşıyoruz. Bu filmde klasik bir hikaye anlatıyorum. Bu yüzden her türlü vatandaş için geçerli olsun istedim, yani karakterler tamamen Alman olsa da hikaye değişmezdi...
Filmin otobiyografik bir tarafı var mı?
Bazı gerçek olaylardan etkilendim tabii. Ben Chiko gibi değilim ama büyüdüğüm semtte onun gibi gençler çoktu. Aynı okula giderdik, aynı ortamlarda takılırdık. Bunlar ‘Chiko’yu anlatabilmek için avantaja dönüştü.