Bir kez daha Dujardin

Bir kez daha Dujardin
Bir kez daha Dujardin
Geçen hafta yazdığımız 'Ca$h'te, onu bu hafta da göreceğimizi müjdelemiştik. Bu hafta, '99 Francs'ın kralı, dünyanın hakimi reklamcı Octave olarak izledikten sonra, ona 'komedyen' sınırlaması koyulamayacağını fark ettik
Haber: SEVİN OKYAY / Arşivi

 

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

REKLAMIN ÖMRÜ SİNEMADA UZAR... UĞUR VARDAN'IN YAZISI İÇİN TIKLAYIN

YAPIM NOTLARI İÇİN TIKLAYIN

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN


Geçen hafta yazdığımız ‘Ca$h’te, onu bu hafta da göreceğimizi müjdelemiştik. Gerçi Eric Besnard’ın filminde zengin kadro içinde biraz kaybolmuştu. Öyle bir filmdi zaten, karakter oyuncularının da ön plana çıktığı... Gene de Jean Dujardin çok başarılı bir komedyen olarak dikkatimizi çekmişti. Bu hafta, ‘99 Francs’ın kralı, dünyanın hakimi reklamcı Octave olarak izledikten sonra, ona ‘komedyen’ sınırlaması koyulamayacağını fark ettik.
‘99 Francs’da bir tür ‘noir’ komedi sayılsa da. ‘Film noir’ janrına dahil olduğunu kastetmiyorum. Filmde hal-i pürmelali göz yaşartan kitlelerin, yani bizim trajikomik durumumuzu kastediyorum. Jon Kounen’in filmi, tıpkı Frédéric Beigbeder’ın kitabı gibi, sadece reklâmcılığı değil, kapitalizmi de eleştiriyor. Buna karşılık hayli eğlenceli.

Her şey satın alınır

Kahramanımız Octave (Dujardin), Ross&Witchcraft ya da La Ross reklam ajansının, dünyanın en büyük ajansının yıldızı olan bir metin yazarı. Onun gözünde insan da, tıpkı diğerleri gibi bir ürün. “Her şey geçici” diyor. “Aşk, sanat, Dünya denen gezegen, sizler, ben...” Son günümüzün hangisi olduğunu bilmiyoruz. Öte yandan, “Her şey satın alınabilir: Aşk, sanat, Dünya denen gezegen, sizler, ben.” Sonra, “En fazla da ben” diyor. O bize asla sahip olamayacağımız şeylerin hayalini kurduran adam. “Hep mavi gökyüzü, daima güzel kadınlar, Photoshop’ta rötuşlanmış kusursuz bir mutluluk.”
Her şeyin en iyisini giyiyor, üstelik de piyasaya çıkmadan birkaç ay önce sırtında. Üç model önden gidiyor. Rüyalarımızın arabasını satın almayı becerdiğimizde onu çoktan demode etmiş adam.

Ama başlangıçta o rüyayı yaratmış olan kişi de o. Octave, çok başarılı, çok para kazanan bir reklamcı. Yaratıcı ekibin diğer yarısı olan Charlie (Jocelyn Quivrin) ile birlikte, La Ross’a ve kendilerine para kazandırıp duruyorlar. Derken süt ürünleri satan dev şirket Madone’da bir yoğurtun tanıtımı için bir toplantı düzenleniyor. Şirketin pazarlama müdürü Alfred Duler Nicolas Marié), ufku dar mı dar, sevimsiz bir adam. Octave ile Charlie’nin esprili tanıtımlarını beğenmiyor. Onun yerine orta yaşlı evkadınlarına hitap edecek, sıradan bir tanıtım istiyor. Octave, çekip durduğu kokainin de etkisiyle (tek başına, neredeyse Rolling Stones kadar tükettiği söylenebilir) ondan intikam almayı düşünüyor.
Bu arada aşk hayatı da, “Her şeyi terk etmek, paramı alıp buradan gitmek, yanımda uyuşturucu ve orospularla geri zekâlı bir ıssız adaya sığınmak isterdim” mertebesinde. Ancak onunla aynı şirkette çalışan Sophie (Vahina Giocante) ile bir ilişki kuruyor, hiç beklemezken ona âşık oluyor. Pisliğin biri olduğu için de, kızın hamile olduğunu öğrenince korkup geri adım atıyor. Çok yalnız kalıyor, zaten anlamsız olan hayatının anlamsızlığını fark ediyor, mutsuz oluyor.

‘99 Francs’ın hikâyesi böyle. Daha fazlasını anlatmak film izleme zevkinize müdahale etmek olur. Alıntıları Frédéric Beigbeder’in Doğan Kitap’tan çıkan, Renan Akman tarafından Türkçe’ye çevrilmiş kitabı ‘9.90’dan yaptım. Kitabı bize filmin özel gösteriminde verdiler; elimdeki 12. baskı. Arka sayfaya bakıp yazarın resmini görünce, Dujardin’in fiziki olarak da bir benzeyiş yakaladığını fark ediyorsunuz. Beigbeder, bu ilk kitabıyla meşhur olduktan sonra, reklam ajansındaki işini kaybetti (zaten böyle istiyordu) ve kendini tamamen yazmaya verdi. Kitap burada daha önce ‘3.900. ...TL’, sonra da ‘4.900. ... TL’, sonra da ‘9.900. ... TL’ adıyla çıktı.

Drajeli eleştiri
Ama ‘99 Francs’ın ilgi çekici bir film olması sadece parlak bir tüketici hicvi olmasından kaynaklanmıyor. Görsel ustalığıyla tanınan yönetmeni Jan Kounen, göz kamaştırıcı görüntülerle, halüsinasyonlarla seyircisini büyülüyor. İşin eleştiri yanını boşlamadan hiç sıkıcı olmayan bir film yapması da başka bir marifet. Eleştirisini şekere bulayıp draje haline getirmiş, hemencecik yutuluyor. Hepimizin zevkini, beynini yöneten Octave, sisteme de çok renkli biçimde isyan ediyor. Temposuyla gençlere de çekici gelebilir ama sonuçta bir ürün seçmiş, seçtiğini sanmış herkesi ilgilendiriyor.