Bırakın maymunlar yönetsin!

Bırakın maymunlar yönetsin!
Bırakın maymunlar yönetsin!
'Maymunlar Cehennemi' serüveni, 50 yıla yaklaşan zaman dilimi içinde 'söylenmedik' şey bırakmadı derken, 'Başlangıç'la kaset başa sarılıp her şey sıfırlanıyor
Haber: MURAT ÖZER - cinemozer@gmail.com / Arşivi

MAYMUNLAR CEHENNEMİ: BAŞLANGIÇ
Orijinal Adı: Rise of The Planet of The Apes
Yönetmen: Rupert Wyatt
Oyuncular: James Franco, Freida Pinto, Andy Serkis


Pierre Boulle 1963’te yazdı, Franklin J. Schaffner 1968’de ilk ‘Maymunlar Cehennemi’ni (Planet of the Apes) çekti ve arkası çorap söküğü gibi geldi. “Geriye ne kalmıştı?” diye sorduğumuzdaysa her şeyin başlangıcına götüren ‘prequel’ (‘geriye dönük devam filmi’ diyebiliriz) formülüyle karşıladı bizi yapımcılar. Bu noktada, biraz erken de olsa filme dair sonuç cümlemizi söyleyip yolumuza devam edelim isterseniz: 1968’deki ilk halkadan bu yana çekilen yığınla film , efsanenin içini doldurma konusunda yetersiz kalmıştı. ‘Başlangıç’, meseleye ‘sorunlu’ açılardan yaklaşan filmlerin etkisizliğini bir kenara koyup, kendini ilk filme doğrudan bağlama becerisini gösteriyor, ‘prequel’ dersinden de alnının akıyla çıkıyor. Belki bir bilimkurgu başyapıtı olamıyor ama orijinal filme gönülden bağlı bizleri düş kırıklığına yöneltecek bir ‘densizlik’te de bulunmuyor.
Gelelim, böylesi ‘hafif heyecanlı’ cümleleri neden kurduğumuz meselesine... Rupert Wyatt’ın filmi, birinci nesil ‘Maymunlar Cehennemi’ serisinin dördüncü halkası olan ‘Maymunlar Cehenneminde İsyan’dan (Conquest of the Planet of the Apes; 1972) nemalanıyor epeyce. Orada da bir ‘maymun açılımı’ söz konusuydu buradaki gibi ve gene buradaki gibi maymunların lideri Sezar’dı. O film, hikâyenin başına dönmüyordu, aksine iyice karmaşıklaşan (sündürülen de diyebiliriz) hikâyeyi devam ettiriyordu, bu filme ilham kaynağı olacağını bilmeden. ‘Başlangıç’ın bu türden bir ‘saygı ağı’ kurmasıysa bizleri cezbetti haliyle, boşa kürek çekilmediğini hissettirdi.
Öte yandan bu filmin ‘işin başına dönme’ motivasyonunun kısmen inandırıcı bir yere bağlanması da yapıma karşı korumaya çalıştığımız mesafeyi daraltan unsurlardan biri. Babası da hasta olan ve alzheimer ’a çözüm aramak için maymunlar üzerinde deneyler yapan bir bilim adamının eylemlerinin bir sonucu olarak kendini gösteriyor ‘maymun aklı’. Evine götürdüğü minik yavrunun aklını kullanma ölçüsüne tanık olduğundaysa geliştirdiği serumun işe yaradığını keşfediyor adamımız. Maymunun, geçen yıllarla birlikte daha da akıllanıp ‘insansı’ özellikler sergilemesi, taşkın bir anın sonunda hapsedilmesi, yanındaki maymunları örgütlemesi ve nihayetinde de ‘büyük isyan’ı başlatmasıyla süregidiyor serüven. Bilim adamı da ‘iyi niyetli’ çabasının sonuçlarına katlanmak zorunda kalıyor... 

Her iki ‘tür’ buluşuyor
Rupert Wyatt’ın filminde ‘insanın ettiği kendine’ klişesi üzerinden yürüyen bir durum söz konusu... Belli bir noktadan sonra insanla maymunu aynı kefeye koyarak, sürekli sızdıran insan doğasını da ayaklar altına alıyor film. Özellikle karakterlerin yaşadıkları ‘büyük’ olma sendromunu diline doluyor, bunu maymun kanadına da aksettiriyor. Her iki ‘tür’ün aynı çizgiye oturmasından beslenen ‘tek tür’ argümanını da finale doğru şiddetlenen yapıyla destekliyor, kaçınılmaz bir savaş atmosferi yaratıyor.
Ve son olarak... ‘Başlangıç’ı izlerken ister istemez şu da geliyor aklımıza: “Bırakalım maymunlar yönetsin dünyayı, bundan kötüsü olmaz herhalde!”