Bozcaada'da 'sıcak-sulu' günler

Bozcaada'da 'sıcak-sulu' günler
Bozcaada'da 'sıcak-sulu' günler
Bozcaada'da beş haftada çekilen filmde 80 tondan fazla deniz suyu kullanıldı. Yazar İbrahim Altun'un aynı adlı kitabından uyarlanan filmde oyuncular, 'sıcak anlar' için yapay yağmur altında saatlerce durdu. Sağlık ocağı jandarma karakoluna dönüştürüldü

 

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ

MEVSİM NORMALLERİNİN ALTINDA BİR 'SICAK'UĞUR VARDAN'IN YAZISI İÇİN TIKLAYIN

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN

SICAK

Yönetmen : Abdullah Oğuz
Senaryo : Abdullah Oğuz, İbrahim Altun
Oyuncular : Cem Özer, Ebru Akel, Gürgen Öz, Aslı Zen, Şafak Karali, Burak Tandoğan, Agop Çavuşyan, Hazım Körmükçü
Yapımcı : Abdullah Oğuz
Görüntü Yönetmeni : Ken Kelsch
Müzik : Cem Adrian


FİLMİN KONUSU

Yusuf batık gemilerin enkazını çıkartıp satan bir denizcilik firmasında çalışıyor. Güzel karısı Meryem ise özel ders veren mütevazı bir öğretmen ve iki aylık hamile. Karıkoca, Bozcaada açıklarındaki batık gemi projesi için çıktıkları bu kısacık yolculuğun, hiç tanımadıkları bir kadının bıraktığı mektup yüzünden bir karabasana dönüşeceğinden habersizdir henüz.
Aynı saatlerde, karısının başka bir adamla kaçtığını öğrenen ve yardım istemek için umutsuzca o adadaki tek dostu eski dalgıç Niko’yu arayıp duran zavallı asker Adem ise cinnetin eşiğindedir.
Güneş batar, gök yarılır ve o saat geldiğinde kader ortaklarını bir araya getirir. Hayatları kesişen bu dört kişiden birine ölüm yazılmıştır o gece.
Geride kalan üç kişinin kalplerine ise cehennem gibi bir sıcak…


YAPIM NOTLARI

2000 yılı Ekim ayında İbrahim Altun, karı-koca arasındaki basit bir aldatma hikayesini ele aldığı ve henüz adı belli olmayan son romanının taslağını Abdullah Oğuz’a okuması için verdi. Bu sırada yazar roman üzerinde çalışmaya devam ediyordu. Roman ancak üç yıl sonra bitti ve bir sürü editör ve yayınevinin elinden geçerek 2004 yılında ‘Sıcak’ adıyla yayımlandı. Roman iyi eleştiriler almasına rağmen yazarın umduğu ilgiyi göremedi. 2007 yılı Aralık ayında Abdullah Oğuz, tesadüf eseri çekmecesinden çıkardığı roman taslağını okudu ve o gece hikayeyi filme çekmeye karar verdi. 3 Ocak 2008’de İbrahim Altun ve Abdullah Oğuz yıllar sonra bir araya geldiler. İbrahim Altun filmin seneryosunu da yazmaya karar verdi. Yaklaşık 16 farklı versiyon yazıldı. Son çekim senaryosu ile birlikte mayıs sonunda Antalya’ya set ekibiyle birlikte gidildi. Fakat çekimin başlayacağı gün, teknik bir takım sorunlardan ötürü, yönetmen filmi çekmekten vazgeçti. Yazar projenin rafa kalkacağını düşünüyordu. Temmuz başında Abdullah Oğuz, İbrahim Altun’u aradı ve filmi Bozcaada’da çekmeyi önerdi. Birlikte Bozcaada’ya giden yönetmen ve yazar özellikle batık gemi enkazını görünce filmi bambaşka bir atmosfere taşıyarak yeniden yazmaya karar verdiler. İbrahim Altun, Bozcaada’da altı gün geçirdi ve ilk taslak burada oluştu. Hikâyeyi romandan oldukça uzağa bir yere taşıdı. Yusuf, Meryem ve Niko dışındaki tüm karakterleri çıkartıp yeni bir kurgu ve yeni karakterlerle senaryo beş kere daha yazıldı. Ağustos ayı boyunca çalışmalar devam etti. Eylül’de yönetmen oyuncular Bozcaada’da okuma provalarına başladı. Yazarın da katılımıyla devam eden çalışmalar esnasında senaryo da değişiyor ve son şeklini almaya doğru gidiyordu. Çekimler 9 Ekim’de başladı. Yönetmenin Bozcada’yı tercih etmesinin nedeni ise; karakterlerin, hikâyenin sıkışmışlığını ve hapsolmuşluğunu en iyi gösteren mekânın burası olacağına inanmasıydı…

YÖNETMENİN GÖRÜŞÜ / ABDULLAH OĞUZ

2000 senesinde İbrahim Altun’un bana verdiği İhanet adlı roman taslağını yedi sene sonra okuduğumda iyi bir film olacağını düşündüm. Yazarla buluştuğumda romanın ‘Sıcak’ adıyla 2004 senesinde yayınlandığını öğrendim.

Meryem ve Yusuf’un üç günlük hikâyesi ilginç gelmişti. Sıcak romanındaki kadın kahramanın adı da Meryem idi. Mutluluk’ tan sonra başka bir Meryem’in hem de şehirli Meryem’in hikâyesini anlatmak da zannediyorum beni heyecanlandırmıştı. Roman isminin de çağrıştırdığı gibi daha çok ter ve erotizmin yoğun olduğu bir atmosferde sunuyordu kahramanlarının yaşadıklarını. Nerdeyse bitmiş bir ilişki yaşayan çiftin başlarına, çıktıkları yolculuğun ilk gecesinde bir olay gelir ve aynı suça ortak olurlar. Sonralarında kendileriyle yüzleşirken diğer taraftan ilişkilerini sorgulamaya başlarlar…

Ardı ardına yazılan senaryo taslakları neticesinde romandaki gibi ilişkilerini sorgulayan bir çiftin filmini çekmek fikrinden giderek uzaklaştığımı hissettim. Benim çekmek istediğim film hikayenin geldiği son noktaydı. Suç ve vicdanın sorgulandığı bir kader yolculuğu… Romanın aksine soğuk bir atmosferde… Üstelik sıkışmışlığa daha da hizmet edeceğini düşündüğüm küçük bir adada…

26. versiyonun sonunda artık üç karakterimiz vardı aynı suça ortak olan, aynı kaderi paylaşan. Barışamadığı geçmişini içine gömmüş olan Niko’nun da çiftimizle aynı suça ortak olması bu hikâyeyi daha da seyredilebilir ilginç bir hale getirecekti. Küçük bir adada onlar, kurbanımızı da sayacak olursak artık dört kişiydiler.

Güneş battı gök yarıldı ve o saat geldiğinde karşılarında beliren kader onları kapkara dipsiz bir kuyuya sürükleyecekti geride kalan üç kişi ise vicdanlarıyla yüzyüze kalacaktı…
Benim vicdanım rahat iyi seyirler.


YAZARIN GÖRÜŞÜ / İBRAHİM ALTUN

Edebiyat bir dünyadır. Sinema ise başka bir dünya. Fakat ikisinde de güdülen amaç aynıdır. ‘İnsan kalbi’ne dokunmak. Bir yazar için romanın bittiği yerde başka bir macera başlar. Okurun gözünden girip gönül süzgecinden geçen roman son şeklini burada alır. Kimi zaman da bir başka yaratıcıya, bir yönetmene esin kaynağı olabilir. Aynı resme bakıp farklı şeyler gören roman yazarı ve yönetmenin dünyaları kimi zaman çakışır, kimi zaman teğet geçer, kimi zamanda birbirine zıt düşebilir. Edebiyatta aslolan hikâye değil sözdür. Sinema ise görüntülerin dizilişinden oluşur ve her şey iyi bir hikâye anlatmak adına tasarlanmıştır. Elbette edebiyatın olanaklarıyla sinemanınkiler birbirinden çok farklıdır ve edebi dil ile sinema dili arasında gidip gelen hikâye, yönetmenin beyninden ve yüreğinden geçerek sinema için en uygun halini alana kadar defalarca yazılır, yeniden şekillenir. Yarattığı karakterlerin ve atmosferin perdede canlandırılıp, ete kemiğe bürünmesi, birkaç sayfada anlatılan yağmurlu bir gecenin bütün detaylarıyla gözlerinin önünde cereyan etmesi şüphesiz yazar için neredeyse öldürücü bir heyecandır. Böylesi olağanüstü bir tecrübeyi yaşayabilen az sayıdaki yazarlardan biri olduğum için kendimi çok ama çok şanslı görüyorum. Bunun için yürekten teşekkür etmem gereken kişiler var. Başta, büyük bir başarıyla bu hikayeyi perdeye taşıyan sevgili yönetmenim Abdullah Oğuz olmak üzere, Yusuf, Meryem, Niko, Adem ve Ayşe rollerinde bu karakterlere sesleri ve nefesleriyle hayat veren sevgili oyunculara, muhteşem görüntüleriyle filme büyük değer katan görüntü yönetmeni sevgili Ken Kelsch’e ve kamera arkasında üstün bir gayretle çalışan bütün ekibe, sinemanın gizli kahramanlarına yürekten teşekkürlerimi ve en derin saygılarımı sunmak istiyorum.


NOTLAR

SICAK filminin ilk çalışmaları sırasında, onlarca oyuncu ile yapılan görüşmeler, çalışmalar ve deneme çekimlerinden sonra, Meryem için Ebru Akel, Yusuf için Erkan Petekkaya, Niko için ise Ufuk Bayraktar seçildi.
Filmin ilerleyen aşamalarında, ilk olarak Erkan Petekkaya kadrodan ayrılmak durumunda kaldı. Programların uyuşamaması nedeniyle, birliktelik bir başka filme ertelendi…
Niko karakteri için Ufuk Bayraktar düşünülürken, senaryoda yapılan çalışmalar sonucu Niko karakterinin dünyası ve karakter yapısı değişince, yaşı daha büyük bir rol çıktı ortaya…
Daha sonra Yusuf için Okan Bayülgen, Niko karakteri içinde Yavuz Bingöl ile anlaşıldı ancak yine programlar çakıştığı için oyuncu kadrosunda bir kez daha değişikliğe gidildi.
Sıcak filminde ilk kez bir araya gelen Cem Özer, Ebru Akel ve Hazım Körmükçü hem birbirleriyle, hem de rolleriyle tam bir uyum içinde, Bozcaada da çekimlere başladılar.
Çekimleri planlanan süre olan beş haftada biten film için toplam 299 kutu film harcandı.
Filmin Senaristi İbrahim Altun, aynı zamanda kamera arkası çekimlerini de üstlenerek beş hafta boyunca sette hazır bulundu.
Filmin kavga sahnesi için gelen dublörleri kullanmak istemeyen Hazım Körmükçü ve Cem Özer, bu zor sahneyi kendileri gerçekleştirdi.
Sualtı sahneleri için Cem Özer, Ebru Akel ve Gürgen Öz neredeyse gün boyu sualtında kaldılar.
Zorlu, araba kazası sahnesi tüm önlemler alındıktan sonra bir seferde çekildi.
Feribot sahneleri blok olarak çekildi ve sefer saatlerine göre çekim plânı hazırlanarak yolcuları bekletmeden zorlu feribot sahneleri bir gün içinde gerçekleştirildi.
Cem Özer’in canlandırdığı Niko karakterinin evi için, çok eskiden hayvan kesim yeri olarak kullanılan “salhane” isimli yer sanat grubunun uzun çalışmaları sonucu bir balıkçı evine dönüştürüldü.
Filmin şantiye çekimleri için Polente fenerinin olduğu mekân seçildi. Fenerin önündeki batık kuru yük gemisinden çıkarılan parçalar, şantiyenin ana görüntüsünü oluşturdu.
Batığa giden teleferik sanat ekibi tarafından yeniden dizayn edilip, baştan inşa edildi.
Bozcaada Sağlık ocağının içi ve dışı, jandarma karakoluna dönüştürüldü.
Sıcak filmi, 2008 / 9 Eylül sabahı başladı ve 13 Ekim gece yarısından sonra bitti.
Yağmurlu, kaza sahneleri toplam 7 gecede çekildi. 80 tondan fazla deniz suyu kullanıldı. Ebru Akel, Hazım Körmükçü ve Gürgen Öz bu sahnelerin çekimi esnasında her gece en az altı saat yapay yağmur altında durmak ve geceyi neredeyse sırılsıklam geçirmek zorunda kaldılar.
Film çekimlerine, Abdullah Oğuz un diğer sinema filmlerinin kadın oyuncuları Özgü Namal ve Nurgül Yeşilçay da ziyarete geldi