Bu hafta dört yeni film var

Bu hafta dört yeni film var
Bu hafta dört yeni film var
'Zohan'a Bulaşma', Filistin-İsrail savaşını New York cangılında sona erdiren bir komedi. Yahudi kökenli komedyen Adam Sandler'ın sürüklediği filmde John Turturro'nun yanı sıra Filistinli şoför rolündeki Rob Schneider çok başarılı
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

 

 

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

KAHKAHASI BOL HASSAS BİR MEVZU ERMAN ATA UNCU'NUN YAZISI İÇİN TIKLAYIN

YAPIM NOTLARI İÇİN TIKLAYIN

HAFTANIN DİĞER FİLMLERİ İÇİN TIKLAYIN

Politik açıdan doğru filmlerin ‘bazı açılar’dan yanlışı olabilir mi? Bazı şeyleri anlamak ve kavramak için uzun süre yaşamak, üstün bir hayat tecrübesine sahip olmak ya da bilge ‘takılmak’ gerekmiyor; içinde bulunduğumuz çağ, birçok şeyi anında yansıtabilme ve gündelik yaşamın sıradan işleri arasına sokabilme elastikiyetine sahip. Dolayısıyla bundan gayrı hiçbir şey bizi şaşırtamaz bir durumda...

Yahudi kökenli bir aileye mensup olan Amerikan sinemasının popüler komedi oyuncularından Adam Sandler, birçok filminde birlikte çalıştığı ve bu yüzden ‘ailesi’ olarak da anılan ekibiyle, şimdi de Ortadoğu meselelerine el atmış durumda. Sandler’ın geride kalan işlerine baktığımızda ortada inişli çıkışlı bir kariyer var. Gerçekten iyi ve komedinin hakkını veren filmlere de imza atmış, sıradan, zorla espri yapmaya çalışan ve bunu da başaramayan filmlere de... Bugün vizyona giren ‘Zohan’a Bulaşma’ (You Don’t Mess with the Zohan) ise bence sınıfı geçen işlerinden. Senaryosunu Sandler’ın yanı sıra Robert Smigel ve ‘Knocked Up’ ve ’40 Yıllık Bekâr’ filmlerinin yaratıcısı John Apatow’un ortaklaşa yazdıkları ‘Zohan’a Bulaşma’, gerçekleri örtbas etmeden yoluna devam ederken döküp kıran ama nihayetinde doğru noktaya ulaşan bir çalışma. Film aslında bir yanıyla Spielberg’in ‘Münih’inden ‘ilham’ almış. Hikâyenin odağında savaşmaktan bezmiş ama ona biçilen bu rolü reddedemeyecek bir karakter var: Mossad’ın üyesi Zohan Dvir, teşkilatın eksik kaldığı noktalarda devreye giren ve genellikle bireysel takılan bir ajandır. Ülkesinde çok ünlü olan Zohan, gününü plajlarda güzel kızlar arasında eğlenerek geçirir. Görev anı geldiğinde de gider, duruma el koyar. Ama aslında gönlünde yatan aslan kuaförlüktür. Ne var ki bu sert Ortadoğu ikliminde bunu bırakın gerçekleştirmesi, dillendirmesi bile zordur. Ne hükümet, ne de ailesi, onun kahraman figürünü terk etmesine izin vermez. O da en büyük düşmanı olan Filistinli militan Fantom’la girdiği mücadelede, ölmüş nu-marasına yatar ve ardından kapağı da New York’a atar.

Yaşlı kadınların sevgilisi
Ama Amerikan cangılında onu daha da zor bir hayat beklemektedir. Sert yöntemleri, kuaförlük hayali için zorluk çıkarmaktadır. Bir şekilde tanıştığı ve New York’ta, sahte elektronik eşya piyasasında ayakta kalmaya çalışan Yahudi cemaatinin ise ona yardım edecek durumu yoktur. Nihayetinde küçük çaplı bir kuaför salonunda iş bulur. Yerleri temizlemekle başlayan kariyeri yaşlı kadınlara yönelik özel ve seksi yöntemleriyle zirveye çıkar. Artık salonun önünde kuyruklar oluşmaktadır. Zaman içinde sahibesine de ilgi duyan Zohan için asıl zorluk, geçmişidir. Çünkü âşık olduğu Dalia Filistinlidir. Üstüne üstlük, kendisi gibi Amerikan topraklarında yeni bir hayat kuran (‘döner zinciri’ sahibidir kendileri) Fantom’la yeniden hesaplaşması gerekmektedir.

‘Zohan’a Bulaşma’nın güzelliği, siyasetten hayatın diğer alanlarına doğru, ifadelerini, doğru noktalarda ortaya koyabilen bir film olması. Mesela Filistinli militanları kovalarken ‘Arafat’ın generalleri’ tarafından taş yağmuruna tutulan Zohan, atılan taşlardan oyuncak yaparak çocuklara sempatik bir mesaj yolluyor. Amerika’ya ayak bastığında, cemaatinden yardım isterken vatandaşı ona şu ‘özlü’ cümleyi söylüyor: “Elektronik dükkânı hayalleri öldürür”. Taksi şoförü Salim, Zohan’ı tanıyor ve eski hesabını kapatmak istiyor; Filistinli yakın arkadaşları ise ona şu uyarıda bulunuyor: “Bu işi en iyisi Hamas ya da Hizbullah’a bırakalım”. İş, aşka gelince de İsrailli kimliğini saklamaya çalışan Zohan’a, evinde kaldığı (ve başlarda yattığı) yaşlı kadın, sazıyla olmasa da ‘özlü’ sözüyle yol gösteriyor; “İlişkide sır saklayamazsın”.

 

Kapitalizm de payını alıyor

Film, ayrıca sık sık dokundurmalarda bulunuyor. Kuaför salonunun bulunduğu eski mahalleye göz diken Wallbrigde şirketinin sahibi, hikâyenin ‘en kötü’ adamı. Yardım istediği gruplar da Arap, Yahudi ve siyah düşmanı Amerikan faşistleri. Hikâye, Bay Wallbridge üzerinden kapitalizme saldırıyor. Araplarla Filistinliler ortak muhabbetlerinde Bayan Bush’dan başlayarak Hillary ve Chelsea’yle devam edip, tartışmayı Obama ve McCain’in eşlerinde bitiriyor. Yani Ortadoğuluların siyasete bakışı, kadınlar üzerinden yürütülüyor.

Başka altı çizilmesi gereken yerlere gelince; galiba Hollywood ilk kez bu filmle birlikte ‘döner işi’ne giriyor. Fantom, geri dönüşünü Rocky’vari hamleler ve ‘Eye of the Tiger’ eşliğinde gerçekleştiriyor ve en önemlisi film, altı kalınca çizili bir şekilde Mel Gibson’a laf sokuşturuyor. Senaryo, ‘yahudi düşmanlığı’ had safhada olan Avustralya asıllı oyuncu-yönetmene fırsat buldukça sallıyor.

Yaşlılarla seks esprilerini de bir üslup meselesi olarak ele almak gerekiyor galiba. Yönetmen Dennis Dugan, Adam Sandler’ın bir önceki filmi ‘Damadı Öpebilirsin’i de çekmişti; buradan şunu anlıyoruz; ikili, bu tür ‘vulgar’ esprileri çok seviyor.

 

 

Bir nevi ‘Şiddetin Tarihçesi’

Sonuç olarak Adam Sandler’ın sürüklediği ama Fantom’da John Turturro ve özellikle şoför Salim’de Rob Schneider’ın rol çaldığı ‘Zohan’a Bulaşma’, espri anlayışınıza göre değer kazanacak bir film. Aslında hikâyeyi, bir anlamda Cronenberg imzalı ‘Şiddetin Tarihçesi’nın sulandırılmış versiyonu olarak okumak da mümkün. Filme ilişkin ‘bir iyi, bir de kötü’ teşhisle biterelim. Sonuçta meselelerin Batılı eller dahil olmadan, bizatihi sorunun sahibi İsrailliler ve Filistinlilerin ortak çabasıyla bitirilmesi, filmin en iyi yanlarından biri. Lakin çözüm üretilen yerin Amerika olması da, ‘alttan alta mesaj arayanları’ kaygılandıran ve de haklı çıkaran bir yan. Ayrıca Ortadoğu’daki barışın ancak uzaklarda, ‘gurbet eller’de gerçekleşebileceği tezi de ayrı bir üzüntü konusu. ‘Ama bu bir komedi filmi, amacı üzmek değil, üzüntüleri unutturmak’ diyerek kendinizi avutabilirsiniz.