Büyük birader gözetliyor

Büyük birader gözetliyor
Büyük birader gözetliyor
Steven Spielberg, birilerinin digital ortamdaki bilgileri aleyhinize kullanması durumunda başınıza gelecekleri anlatıyor

 

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN 

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN

KARTAL GÖZ

Yönetmen : D.J. Caruso
Senaryo : Roberto Orci, Steven Spielberg, Eli Attie, John Glenn, Hillary Seitz, Alex Kurtzman,
Oyuncular : Shia LaBeouf, Billy Bob Thornton, Anthony Mackie, Rosario Dawson, Ethan Embry, Michael Chiklis, Michelle Monaghan, Eric Christian Olsen, Lynn Cohen, Madylin Sweeten, Anthony Azizi
Yapımcı : Alex Kurtzman, Roberto Orci, Steven Spielberg, Edward Mcdonnell, Pat Crowley

FİLMİN KONUSU
Pentagon’a bağlı Ulusal Askeri Komuta Merkezi’nde Savunma Bakanı Geoff Callister çok kritik bir karar alma noktasına gelmiştir. Aranmakta olan bir Afgan teröristin barındığı önemli bir hedefin bombalanması sözkonusudur. ABD Başkanı, o bölgedeki cenaze töreni sırasında saldırının başlatılmasını emretmiştir. Bombalamanın başlamasıyla birlikte denizaşırı ülkelerden ABD’ye yönelik terörist husumetin ve ülke içinden yapılacak muhtemel saldırıların fitili ateşlenir.
Chicago’da küçük bir fotokopi dükkanında çalışmakta olan 23 yaşındaki Jerry Shaw’a (Shia LaBeouf) telefonla kötü bir haber gelir. Hava Kuvvetleri’nde halkla ilişkiler subaylığı yapan ve ailenin gururu kabul edilen ikiz kardeşi Ethan, bir araba kazasında hayatını kaybetmiştir.
Öte yandan bekar anne Rachel Holloman (Michelle Monaghan), 8 yaşındaki oğlu Sam’i Washington’a uğurlamak için tren garındadır. Canından çok sevdiği oğlu, Kennedy Center’da okul bandosunda trompet çalacaktır. Bu onların ilk ayrılığıdır. Oğlunu gönderdikten sonra kız arkadaşlarıyla gittiği barda cep telefonuna tuhaf bir çağrı alır. Tanımadığı yabancı bir kadın, talimatlarını yerine getirmediği takdirde oğlu Sam’in öleceğini söylemektedir. Telefonda konuştuğu sırada oğlunun görüntüsünü caddenin karşı tarafındaki bir dükkanın televizyon ekranında görür.
İkiz kardeşinin cenazesine katıldıktan sonra Chicago’ya geri dönen Jerry, normalde boş olan banka hesabında artık 750.000 dolar olduğunu görünce şaşırır. Yaşadığı apartman dairesi tıkabasa terörist malzemelerle doldurulmuştur. Ona da aynı kadından telefon gelir. Bir an önce kaçması gerektiğini, aksi takdirde tutuklanacağı konusunda uyarmaktadır. Ancak kaçmaya fırsat bulamadan eve baskın yapan FBI ajanları tarafından ele geçirilir.
FBI ajanı Thomas Morgan (Billy Bob Thornton), FBI’daki sorgu odasında genç adamı sorgulamaktadır. Genç adam ısrarla tuzağa düşürüldüğünü iddia eder. Jerry’nin sorgu odasında yalnız kaldığı bir anda aynı esrarengiz kadın bir kez daha iletişim kurar. Sorgu odasının penceresine bir inşaat vincinin çarpmasıyla birlikte camlar kırılınca vince tutunarak kaçması talimatını verir.
Esrarengiz kadının talimatlarına göre hareket eden Jerry, kendisini beklemekte olan Porsche Cayenne arabaya yönlendirilir. Arabada o güne kadar hiç tanışmadığı Rachel adında bir kadın vardır ve onu beklemektedir. İlk andan itibaren birbirlerinden kuşkulanan Jerry ile Rachel, telefondaki esrarengiz kadının insafına kaldıklarının farkına varırlar. Onların attığı her adımı takip eden kadın, kaderleri üzerinde de limitsiz kontrole sahip gibidir.

YAPIM NOTLARI
“Eagle Eye – Kartal Göz” projesi bundan birkaç yıl önce Steven Spielberg’in beyninde şekillenmişti. Filmin yapım ortaklarından Pete Chiarelli, çıkış noktasını şu sözlerle açıklıyor: “Steven’in aklındaki konsept, teknolojinin artık her yerde olduğu fikriydi. Gerçekten de teknoloji artık çevremizi sarmış durumda… Peki günün birinde bize karşı yönelirse ne olur? Bizi çevreleyen, çok sevdiğimiz ve bağımlısı olduğumuz teknoloji aniden bize zarar verecek odaklar tarafından kullanılırsa ve tamamen kontrolden çıkarsa neler yaşanır?”
Filmin yapımcısı Alex Kurtzman da şunları ekliyor: “İzleyicinin sinemadan çıktıktan sonra korkuyla cep telefonunu kapatacağı bir filmin yapılmasını Steven hep istemişti. Tıpkı 1975 yılında Steven Spielberg’in başyapıtı ‘Jaws’ı izleyenlerin uzun süre okyanusta denize girmeye korkması gibi günümüzde de böyle bir film yapılmasını çok istiyordu.”
Alex Kurtzman sözlerine şöyle devam ediyor: “Eagle Eye”ın öyküsünün geliştirme süreci birkaç yıl sürdü. Çünkü Spielberg’in o günlerdeki düşüncesi bilimkurgu tadında bir film olmasıydı. Teknoloji ile toplum henüz bugünkü kadar bütünleşmediği için bilimkurgu olmasının daha iyi olacağını düşünüyordu.”
Spielberg projeyi 2006 yılı başında Alex Kurtzman ile yazım ortağı Robert Orci’ye getirdi. Bilindiği üzere Alex Kurtzman – Robert Orci ikilisi, yakın geçmişte “Mission: Impossible III” ve “Transformers” projelerinde yazım ortaklığı yapmışlardı. İkili ayrıca önümüzdeki yıl gösterime girecek olan “Star Trek” ve “Transformers: Revenge of the Fallen”ın da senaryosunu birlikte yazdı.
“Eagle Eye” projesinde Roberto Orci ile beraber ilk kez yapımcılığa soyunan Alex Kurtzman, “Burada önemli olan öyküye yeni bir yol çizmek; akip ve patlama sahneleriyle dolu klasik aksiyon filminden çok daha farklı tadlar içeren bir film yapmaktı. Herşeyden önce filmin öyküsüne insani perspektif izlemeye önem verdik” diyor.
Filmde işlemedikleri bir suçun tuzağına düşmüş iki yabancının hayatının aynı noktada kesişmesi anlatılır. Bir yandan masumiyetlerini korumaya çalışırken hayatta kalmanın mücadelesini verirler. İstediği herşeyi istediği gibi manipüle edebilme konusunda limitsiz güce sahip olan bir düşmanın pençesine düşen Jerry ile Rachel’in hızlı tempolu mücadelesi soluksuz gerilim yüklüdür.
Alex Kurtzman bu yaklaşımı şu sözlerle özetliyor: “Filmdeki karakterlerin herhangi bir zaman diliminde yaşıyor olabileceğini varsayarak filmi belli bir döneme özgü kılmadık. İzleyci onların nereden geldiğine bakmadan kolayca bağlantı kurabilir. Onlar, kendi kontrollerinin ötesinde olağanüstü koşullar altında kalan sıradan birer insandır. Sebebini bile anlayamadıkları şeyler yapmak zorunda bırakılırlar. Neden kendilerinin seçildiğini dahi bilemeden hareket ederler.”
Aslında Spielberg’in ilk niyeti filmi kendisinin yönetmesiydi. Ancak başta “Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull” olmak üzere başka büyük ölçekli projelere odaklandığı için sonradan fikrini değiştirdi ve projeyi başka bir yönetmene vermeyi düşündü. Genç yönetmen D.J. Caruso’nun 2007 yılında DreamWorks için çektiği “Disturbia”yı izleyince aradığı yönetmenin o olduğuna karar verdi.
Spielberg gibi usta bir yönetmenin geliştirdiği bir projenin başına geçmek, her genç yönetmen için oldukça tedirgin edici bir durumdur. D.J. Caruso bu konuda neler hissettiğini şu sözlerle dile getiriyor: “Steven Spielberg’in yıllarca kendi beyninde kurguladığı bir öykü olduğunu bilmek, elbette ek baskı yaratır. Bunu kabul ediyorum. Ancak beni rahatlatmak için Spielberg’in elinden geleni yaptığını da söylemeliyim. Benimle özel bir görüşme yapıp, ‘Önemli olan bir yönetmenin ele aldığı projeyi sonuna kadar sahiplenmesidir. Bu fikri alıp kendi fikrin haline getirmeni istiyorum’ dedi. Devam etmem için bana güvendi. Bu kadar verimli bir işbirliğinin keyfini daha önce hiç sürmemiştim.”

OYUNCU KADROSU

Jerry Shaw rolünde Shia LaBeouf
Yumurta ikizi kardeşlerin daha az başarılı olanı Jerry Shaw rolünde kamera karşısına geçen ShiaLaBeouf, portresini çizdiği karakteri şu sözlerle tanımlıyor:
“Jerry’i ilk gördüğümüzde hayatın getirdiği yükler altında ezilir gibidir. Çok başarılı insanlarla dolu bir ailenin hedefsiz ve başarısız kalmış tek üyesidir. Hava Kuvvetlerinde görev yapan ikiz kardeşinin pırıl pırıl, etkileyici ve güvenli bir yaşamı vardır. Kısacası Jerry’nin sahip olmadığı herşey onda vardır. Babasını sürekli hayal kırıklığına uğratan Jerry, dünyayı gezip dolaşmak uğruna Stanford’daki eğitimini yarıda bırakmış, sonra da düşük maaşlı bir fotokopi dükkanında çalışmaya başlamıştır. Özgürlüğün tadını çıkartmayı seven, üniversite eğitimi alma gerekliliğine inanmayan, özgürlüğün herşeyin önünde geldiğini savunan bir gençtir. Hayattan tam olarak ne istediğini anlamaya çalışarak kendi kişiliğini keşfetme sürecindedir. İşin özeti, ikiz kardeşinin tamamen zıttı kişiliği vardır.”
Kariyerine “Disturbia” ile başlayan, hemen ardından “Transformers” ve “Indiana Jones” gibi Spielberg projelerinde boy göstererek şöhrete ulaşan Shia LaBeouf’un “Eagle Eye”daki rolü, ergenlikten çıkıp gerçek anlamda yetişkini oynadığı ilk rolü oldu.
Yönetmen D.J. Caruso’nun genç aktör ile ilgili gözlemleri şöyle: “Shia’nın gelişim sürecini yakından izlemek harika… ‘Disturbia’da oynadığında 19 yaşındaydı. Şimdi artık 21 yaşında… Arka arkaya oynadığı ‘Disturbia’, ‘Transformers’, ‘Indiana Jones’ ve şimdi de ‘Eagle Eye’a bakınca, aradan sadece iki yıl geçtiğini görüyorum ama o tip olarak sanki 5-6 yaş daha fazla gibi duruyor. Bu filmin bazı sahnelerinde 30’lu yaşlardaki genç anneyi oynayan Michelle Monaghan ile hayat üzerine öylesine önemli konuşmalar yaptı ki, karşımda artık olgun bir genç olduğuna ikna oldum. Daha bir yıl önce ergenlik çağındaki genci oynayan Shia’nın artık yetişkin erkeği oynadığını görmek heyecan verici…”
Rachel rolünde Michelle Monaghan
Michelle Monaghan’ın portresini çizdiği Rachel karakteri, eşinden boşandıktan sonra sekiz yaşındaki oğlu Sam ile birlikte yaşayan bir bekar annedir. Eski eşi tüm sorumluluğu Rachel’in üzerine bıraktıktan sonra çekip gitmiştir. Geçinilebilecek parayı zor şartlarda kazanan Rachel, bir yandan da oğlunun bakımıyla ilgilenmeye çalışır.
Sekiz yaşındaki oğlu Sam’i gezi için Washington’a gönderen Rachel, sonunda özgürce hareket edebileceği boş bir gün yakalamıştır. O geceyi kız arkadaşlarıyla bara giderek değerlendirir. Ancak cep telefonunun çalmasıyla birlikte günün son dakikaları tam bir kabusa dönüşecektir. Telefonun oğlundan geldiğini düşünerek bardan çıkar, ancak hattın öbür ucunda, “Oğlunun hayatını kurtarmak için ne yapacaksın?” diye soran bir kadın sesi vardır. Telefondaki kadının neyi kastettiği konusunda hiçbir fikri yoktur ama oğlunun başına kötü bir şey geldiği endişesiyle çılgına döner.
Sonra caddenin karşı tarafında bulunan bir mağazanın vitrinindeki televizyon ekranlarına bakması istenir. Oraya baktığında oğlu Sam’in trendeki eşzamanlı görüntülerini görür. Emniyette zannettiği oğlunun güvende olmadığını aniden fark edince heyecana kapılır.
Film yapımcıları bu rol için hem güzel, hem de sert mizaçlı görünüme sahip bir kadın oyuncu arıyorlardı. İstediği özellikleri Michelle Monaghan’da bulduklarını ifade eden Alex Kurtzman’ın bu konudaki yorumu şöyle: “Michelle ile daha önce ‘Mission: Impossible III’te çalışmıştık. Rachel karakteri için gereken tüm niteliklere sahip olduğunu biliyorduk. Ayrıca ses tonunun da büyük yardımını gördük. Bunların yanısıra Rachel karakterinin hangi özelliklerini beğendiğini, nasıl bir yaklaşım getirmek istediğini son derece dürüst şekilde anlattı. Sunduğu verilerin hepsi bizim için önemliydi.”
Karşılaştıkları ilk andan itibaren Jerry ve Rachel karakterlerinin ikisi de, yaşadıkları sorunun kaynağı olarak birbirlerini görürler ve özgürlükleri için mücadeleye etmeye başlarlar. Yapımcı Alex Kurtzman bu durumu şu sözlerle açıklıyor: “Olaya kendi tahminlerini getiren iki insanı anlatan bir öykü yazdık. Ancak durumla ilgili olarak tahminlerinin doğru olmadığı ortadadır.”
Filmin yapımcılarından Patrick Crowley de şunları ekliyor: “Aslında ikisi de daha büyük bir senaryonun kurbanıdır. Kontrol edemedikleri bir senaryonun kurbanı olduklarının farkına varırlar. Eğer hayatta kalmak istiyorlarsa birbirlerine güvenmek zorundadırlar. İçinde bulundukları belanın tek çözümünün ortak hareket etmek olduğu ortaya çıkar. Bu noktada birbirlerine hangi ölçüde güvenecekleri konusu önem kazanacaktır.”
İki karakter arasındaki ilişkinin romantik boyut taşımadığının altını çizen yönetmen Caruso, “Eğer bu 80’li yıllar tarzında bir aksiyon filmi olsaydı, her tarafta mermiler uçuşurken Jerry ile Rachel’in yattığını görürdük. Ancak onların ilişkisi karşılıklı saygıya dayalıdır. Romantik olmayan bir film yapma fikri bilinçli bir tercih değildi ama doğal olarak öykünün bu şekilde gelişmesini istedim” diyor.
Shia LaBeouf’un bu konudaki yorumu şöyle: “Bence böyle olmasının en güzel yanı, herşeyin yanıtlanmamış olmasıdır. Aşırı cinsellik boyutu olsaydı filmin ucuzlamasına yol açacaktık. Sıradan herhangi bir film haline gelecekti. Bazen çevresel koşullar nedeniyle sevgililerin bir araya gelemediği durumlar olur. Gerçek yaşamda böyledir ama filmlerde pek göremezsiniz. Ayrıca her karesinde aksiyonun kol gezdiği Spielberg tarzı filmlerde romantizm için zaman da kalmaz.”
Rachel’in portresini çizen Michelle Monaghan da iki karakter arasındaki ilişki konusunda şunları ekliyor: “Telefondaki esrarengiz kadının sesinin Jerry ile Rachel’i yönlendirdiğini görürüz. O kadının talimatlarını izlemek zorundadırlar. Aksi takdirde sonuçlarıyla başbaşa kalacaklardır. O komutların neden geldiği, bazı şeyleri yapmalarının neden istendiği konusunda hiçbir fikirleri yoktur. Tek bildikleri şey, telefondaki kadın sesinin onlar üzerinde çok güçlü etkisi olduğu, taleplerini yerine getirmezlerse tehlikede oldukları, aynı zamanda sevdikleri insanların da tehlikede olduğudur.”
Telefondaki ses onlardan sürekli olarak tuhaf ve inanılmaz davranışlarda bulunmalarını talep eder. Sesin nereden geldiği konusunda ikisinin de fikri yoktur. Her telefonda, her arabada, havaalanı ekranında, kısacası akla gelebilecek her yerde daima o kadının sürekli emreden sesi vardır.
Jerry ile Rachel’in çevresindeki herşeyi o ses kontrol ediyor gibidir. Polis arabalarının birbiriyle çarpışmasına yol açan trafik sinyallerinden denizdeki teknelere, metrodaki araçlara kadar her yeri o ses kontrol eder. Jerry o sesi neden takip etmek gerektiğini tam olarak bilmemektedir. Bildiği tek şey, o sesin çok güçlü olduğudur. Çevredeki her teknolojiye sızmıştır ve kontrol edilemeyen herşeyi kontrolü altında tutma gücüne sahiptir.
Yapımcı Kurtzman’ın bu konudaki yorumu şöyle: “Burada esrarengiz bir oyun sözkonusudur. Bu gizemin arkasında kim varsa, telefondaki kadın sesi aracılığıyla iki karakterimizi kontrol altında tutar. Gerekli bilgiyi onlara tam da bilmeleri gerektiği anda verir, bunun dışında hiçbir şey söylemez. Bu nedenle bir sonraki aşamada ne olacağı konusunda ikisinin de bilgisi yoktur. Sadece ve sadece o sese güvenmekten başka hiçbir seçenekleri yoktur.”
FBI ajanı Thomas Morgan rolünde Billy Bob Thornton
Jerry ile Rachel’in bildiği detaylardan birisi, peşlerinde Thomas Morgan adlı bir FBI ajanının olduğudur. Bu rolde kamera karşısına geçen Billy Bob Thornton, portresini çizdiği karakterin ince bir çizgide yürüdüğünü belirterek şu sözlerle tanımlıyor:
“Thomas Morgan aslında iyi bir adamdır. Buna rağmen seyirci onu başlangıçta kötü bir adam zanneder. Böyle sanılmasının sebebi ise Jerry ile Rachel’in peşine düşmüş olmasıdır. Sadece işini yapan böyle bir karakteri oynamak aslında ince bir çizgi üzerinde yürümek gibiydi. Thomas Morgan’ı oynarken bu karaktere Teksaslı duyarlılığı getirdim. Böylesinin bu ajana mükemmel uyacağını düşündüm. Güneyli bir insanın tüm özelliklerini taşır. Bunu konuşurken kullandığı şiveden bile rahatlıkla hissedebilirsiniz.”
Özel Ajan Zoe Perez rolünde Rosario Dawson
FBI ajanı Thomas Morgan’ın arama çalışmasına en büyük desteği, kısaca OSI olarak bilinen Özel Araştırma Birimi’nin Hava Kuvvetleri kanadına bağlı çalışan Özel Ajan Zoe Perez verir. Bu rolde Rosario Dawson’un kamera karşısına geçti.
Filmin yapımcılarından Pete Chiarelli’nin Özel Ajan Zoe Perez karakteriyle ilgili yorumu şöyle: “Jerry’nin Hava Kuvvetleri’nde görev yaparken ölen ikiz kardeşi Ethan ile ilişkisi nedeniyle bu olaya ilgi duyar. Çok genç bir kadın ajan olduğu için hiç kimse onu ciddiye almaz. Zoe’nun tek isteği FBI’dan, Hava Kuvvetleri’ndeki ve Pentagon’daki insanlardan saygı görmektir. Böylesine karmaşık bir olayın içine atılmasının tek sebebi saygı görme isteğidir.”
Bundan sonrasını yapımcı Kurtzman’dan dinleyelim: “Ethan Shaw’ın ölümünün ardındaki gerçeği bulmaya kararlı olan Zoe ile Morgan işbirliği yapmak zorundadırlar. Ancak herkes gibi Morgan da, başlangıçta Zoe’yu hafife alırsa da kısa sürede fikrini değiştirir. Artık onu ciddiye almaktadır. Tıpkı Jerry ve Rachel gibi onlar da birbirlerine güvenmenin bir çaresini bulmak zorundadırlar.”
Savunma Bakanı Geoff Callister rolünde Michael Chiklis
Savunma Bakanı Geoff Callister rolünde izleyicinin “The Shield” adlı dizideki sert polis Vic Mackey rolünden tanıdığı Michael Chiklis oynadı. Deneyimli aktörün oynadığı rol ile ilgili yorumu şöyle:
“Callister’i yüzünde sürekli yorgun görüntü olan bir adam olarak tanımlayabilirim. Çocukluk yıllarımı hatırlıyorum da, televizyonda ne zaman bir Başkan, bir İçişleri Bakanı veya kabine üyesi görsem hepsi canlılıktan uzak, kır saçlı adamlar olurdu. Öğrendikleri bilgilerin yorgunluğunu ve çalıştıkları ofisin ağırlığını taşır gibi görüntüleri vardı. Bu nedenle Savunma Bakanı gibi tüm dünyanın yükünü gözlerinde taşıyan yorgun bir adamı oynamak benim için çok ilginç oldu.”
Filmin kadrosunu tamamlayan oyuncular, FBI Ajanı Grant rolündeki Ethan Embry ile Vali Bowman rolündeki Anthony Mackie oldular.
Yönetmen Caruso, FBI Ajanı Grant karakterini şu sözlerle tanımlıyor: “Grant, FBI’da Morgan’ın emrinde görev yapmaktadır. Bilgi sağlayan ve filmi ileriye taşıyan kişi Grant’tır. Bu rolde oynayan Ethan Embry, portresini çizdiği karaktere çok farklı boyutlar getirdi. Morgan’ın her zaman öfkeli haline tam tezat oluşturacak kadar az sinirli Grant rolünü başarıyla oynadı.”
Anthony Mackie’nin oynadığı Bowman karakteri ise Ordu İstihbarat Görevlisidir. Gönüllü olarak çalışan bir avuç insandan birisidir. Jerry’nin öldürülen ikiz kardeşi Ethan ile daha önce beraber çalışma ilişkisi olmuştur. Jerry ile Rachel’in başına gelen gizemli olayların anahtarını elinde tutmaktadır.

FARKLI TARZDA AKSİYON

Film yapımcılarının amacı, en başından beri farklı türde bir aksiyon filmi yapmak oldu. İzleyici açısından aksiyon boyutunun önemine dikkat çeken Alex Kurtzman, bu konudaki yaklaşımını şu sözlerle açıklıyor:
“Filmlerdeki karakterlerin tehlikede olup olmadığına izleyici sadece aksiyon sahneleri aracılığıyla emin olur. Ancak aksiyon filmlerinde karakter boyutuna çok fazla önem verilmediğini görüyoruz. Eğer izleyici o karakteri sevmediyse veya yeteri kadar bilgi alamadıysa, hayatı tehlikeye girdiğinde de umursamaz. Bu filmdeki iki insan (Jerry ve Rachel) son derece normal ve sıradan insanlardır. Bu filmi klasik anlamdaki diğer aksiyon filmlerinden farklı kılan yönü de budur.”
Jerry rolünde oynayan genç aktör Shia LaBeouf, yönetmeni D.J. Caruso’nun hayata geçirdiği aksiyon anlayışıyla ilgili düşüncesini şu sözlerle açıklıyor:
“D.J. filmin kalp atışlarına ve ritmine gerçekten önem veren bir yönetmendir. Aksiyon filmlerinde bu yaklaşıma çok az rastlanır. Büyük set parçalarının olduğu filmlerde duygular genellikle ikinci plana kalır. Çünkü yönetmen, filmin satması ve iyi bir fragman yapmak için duyguların önemli olmadığını düşünür. Ancak D.J. aksiyon boyutunun ancak karakterler ve içinde bulunduğu durumun yansıtılmasıyla birlikte çalışacağını çok iyi bilen bir yönetmen olduğu için karakterlere de ağırlık verdi.”
Ancak karakterlere önem veriliyor olması, izleyicinin filmde hareket dolu aksiyon sahneleri izlemeyeceği anlamına gelmiyordu. Yönetmen Caruso filmin genel yapısını şu sözlerle özetliyor:
“Filmin ilk bir saatlik bölümü müthiş bir video oyunu gibidir. Döndüğünüz her köşede karşınıza ne çıkacağını bilemezsiniz. Film adeta bir bombanın patlaması gibi başlar ve hiç yavaşlamadan devam eder. Birbirinden görkemli “set parçalarıyla” dolu filmimizdeki heyecan yüklü aksiyon sahnelerinin izleyiciyi sürekli diken üstünde tutacağını inanıyorum. Filmi yaparken bilgisayar kökenli görüntülerden mümkün olduğunca kaçınarak gerçek sahnelere yer verdik.”
Caruso sözlerine şöyle devam ediyor: “Aksiyon boyutunun gerçek olmasını istedim. Çünkü 70’li yıllarda çekilen filmlerin araba takip sahnelerinin sıkı bir hayranıyım. Gerçek aksiyon o filmlerdedir. Arabalar çarpışıp havaya uçtuğunda ortaya görüntülemeye değer tablolar çıkar. Bu yüzden digital teknolojiden olabildiğince uzak durmak istedim. Filmde inşaat vincinin o binaya girdiği sahnede hiç digital efekt kullanmadık. Hazırladığımız bina setine giren vinç gerçek bir vinçtir.”
Yapımcı Alex Kurtzman da şunları ekliyor: “Aksiyon boyutunu gerçekçi kılmak için 70’li yılların unutulmaz filmi ‘French Connection’daki gibi klasik araba takip sahnelerini model aldık. Araba takip sahnelerinde fizik kanunları hiçbir zaman inkar edilmez. Arabanın çarpıştığı esnada neler olduğunu, içindeki insanların yaralandığını iliklerinize kadar hissedersiniz. Biz de bunu yansıtmak istedik.”
“Eagle Eye”ın konusu sadece birkaç günlük süreyi kapsar. Dünyanın çeşitli köşelerindeki çeşitli kentlerde bulunan düzinelerce mekanda geçer. Filmin açılışında Pentagon’un Ulusal Askeri Komuta Merkezi’nde Savunma Bakanı’nın İran – Pakistan sınırındaki küçük köyde meydana gelen şüpheli aktiviteyi gerçek zamanlı olarak izlediği sahneden başlayarak Jerry ile Rachel’in soluk kesen iz sürmesine kadar her sahnede hızlı tempolu aksiyon filminin gerekleri yerine getirildi.
Filmin oyuncu kadrosu ve teknik ekipleri, 77 günlük sürede 100’den fazla mekana taşınılarak 200 sahnenin çekilecek olmasından nasiplerini fazlasıyla aldılar.
Shia LaBeouf çekimler boyunca nasıl bir süreç yaşandığını şu sözlerle anımsıyor: “Yapılması zor bir film oldu. 60 – 70 günlük süre boyunca hiç soluk almadan en zor mekanlarda sıkı çalışma yaptık. Sürekli hareket halinde olan 120 insan düşünün, bizim halimiz aynen öyleydi.”
Rol arkadaşı Michelle Monaghan da, sürekli hareketten şikayeti olmadığını belirterek şöyle konuşuyor: “Bu durum, portresini çizdiğim Rachel karakterini daha iyi yansıtmama yardımcı oldu diyebilirim. Her gün nereye gittiğimizi tam olarak bilemeden yolculuk yapmamız sayesinde sürekli diken üstünde gibiydim. Bu yüzden kendimi her yeni günde daha iyi hissettim ki, bu çok çok heyecan vericiydi.”
Bu konuda son sözleri D.J. Caruso söylüyor: “Bağımsız yol filmleri tadında bir film oldu. Farklı mekanlarda sadece bir iki gün kalıyor, sonra başka bir mekana hareket ediyorduk. Çünkü filmin başrolündeki iki karakter sürekli hareket halindeydi. Böyle yapmakla filmin belirli bir perspektif içerisinde kalmasını sağladık.”
Herşeyi Gerçek Tutmak…
Jerry ile Rachel’in içinde bulunduğu dünyadaki herşeyi bilinmeyen bir varlığın her an kontrol ettiği duygusunu izleyicide uyandırmayı hedefleyen film yapımcıları, bunu başarmak için tek bir yaklaşıma başvurdular: Herşeyi gerçek tutmak ve bunu filmin başından sonuna kadar korumak…
“Bu filmin odak noktasında bir miktar bilimkurgu vardır” diyor ortak yapımcı Chiarelli, “Böyle bir fikri başarıyla uygulamanın yolu ise ortamdaki her detayı mümkün olduğunca gerçek yapmaktı. Pentagon koridorları veya Capitol Binası gibi ortamları yaratırken herşeyi olabildiğince gerçeğe uygun şekilde yeniden yaratmak için çok sıkı çalışma yaptık.”
Günümüz izleyicilerinin askeri ve kriminal soruşturmalar konusunda yazılı basın ve televizyon haberleri aracılığıyla bol miktarda bilgi sahibi olduğu düşünülürse filmde bu boyutların otantik şekilde verilmesi büyük önem taşıyordu. Film yapımcıları, askeri konular hakkında izleyici beklentisini karşılamak için doğrudan doğruya Pentagon’un yardımına başvurmaya karar verdiler.
Yapımcı Ed McDonnell bu konuda neler yapıldığını şu sözlerle açıklıyor: “Aslında Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) işbirliğini alabilmek çok zordur. Ancak senaryo aşamasında bizlerle yakın işbirliği içinde çalıştılar. Filmin her anında tam kapsamlı destek verdiler. Onların yardımı olmasaydı otantizm boyutunu başaramazdık. Askeri yetkililerin konuşma tarzlarından vücut dillerine kadar herşeyi kontrol altında tutan bir çalışma yaptık. D.J. ile Shia gündelik bazda sürekli danışman yardımı aldılar.”
Bu arada Rosario Dawson da Washington’da Hava Kuvvetleri’ne bağlı olarak faaliyet gösteren OSI karargahına giderek gerçek subayların neler yaptığını öğrenmeye çalıştı. Hava Kuvvetleri Teknik Danışmanı Vince Aragona bu konuda tam destek verdi. Rosario Dawson ayrıca Los Angeles’taki Hava Kuvvetleri Üssü’ne giderek orada çalışan bir kadın ajanla görüşmeler yaptı.
Kriminal soruşturmalarla ilgili teknik destek ise, FBI bünyesinde 22 yıl hizmet verdikten sonra şu an emekli olan Tom Knowles’tan geldi. Filmde danışmanlık hizmeti veren Knowles’in görevi, iki FBI ajanını canlandıran Billy Bob Thornton ile Ethan Embry’e kriminal soruşturmaların nasıl yürütüldüğü konusunda bilgi vermekti. Tom Knowles yaptığı çalışmayı şu sözlerle aktarıyor:
“Benden yardım istediler. Örneğin bir ‘suç sahnesi’nde öncelikle nelere odaklanmak gerektiğini sordular. Hangi kanıtın kritik derecede önemli, hangisinin önemsiz olduğunu öğrenmek istediler. Bir suç sahnesinde kulağında küçük bir dinleme cihazı olan bir ceset bulunur. Çevresinde ayak izleri vardır. FBI ajanları başlangıçta ayak izlerine odaklanırlar. Ayak izleri iyi birer kanıttır. Ancak mikrofonlar ve insan yapımı diğer cihazların üretim kodları vardır. Bu bilgilerden yola çıkarak o cihazın üretim yerine veya satış noktasına ulaşabilirsiniz. Bu da sizi potansiyel şüpheliye götürebilir.”
Filmde anlatılan öyküdeki dünyanın inandırıcı şekilde yaratılması görevi, prodüksiyon tasarımcısı Tom Sanders ile ekibine verildi. Geçtiğimiz yıllarda “Saving Private Ryan”, “Braveheart” ve “Dracula” gibi filmlerdeki çalışmasıyla sayısız ödül alan Tom Sanders, yaptığı çalışmayı şu sözlerle açıklıyor:
“Filmin prodüksiyon takvimi oldukça sıkışıktı. 90’ın üzerinde farklı sette çalışma yapılacak olması nedeniyle farklı ortamlarda farklı setler hazırlama gereği ortaya çıktı. Bugüne kadar genellikle periyod filmlerinde çalışma yaptığım için eski dönemleri simgeleyen setler hazırlamıştım. Bu nedenle konusu günümüzde geçen ‘Eagle Eye’ benim açımdan güzel bir değişiklik oldu. Eski dönemlerden çıkıp günümüze sıçrama fırsatını yakalamak çok keyifliydi.”
Büyük Birader Gözetliyor
Bir iş gününün daha sonu gelmiş. Bilgisayarınızı kapatıyorsunuz. Bilgisayarınızın bağlı olduğu ağ aracılığıyla patronunuza o gün yaptığınız çalışmalarla ilgili rapor gidiyor. Böylece üzerinde çalıştığınız işle ilgili ne kadar gelişme sağladığınızı patronunuz öğreniyor.
Sonra arabanıza binip evinize dönmek üzere yola çıkıyorsunuz. “Akıllı” evinizden PDA’nıza bir mesaj geliyor. Süt almanız gerektiği bildiriliyor. Arabanızdaki GPS sistemi size süt alabileceğiniz en iyi yerin neresi olduğunu söylüyor. O sırada oğlunuz arıyor ve arkadaşlarının evinde yemeğe kalacağını bildiriyor. Oğlunuzun nerede olacağını biliyorsunuz, çünkü ailenizin GPS cihazı size bunu söylüyor. Oğlunuza astım ilacını alması gerektiğini hatırlatıyorsunuz. Çünkü ailenizin kompüterize kişisel sağlık kayıtlarından gelen bir mesaj bu hatırlatmayı yapmanız gerektiğini bildiriyor. Bu sistem size ayrıca yeni check-up için gün belirleme zamanı geldiğini de söylüyor. Böyle şeyler artık geleceğin teknolojisi değil…
Günümüzde çok geniş bir yelpazeye yayılan teknolojik kolaylıklar var. Cep telefonlarından global yer belirleme sistemlerine, ATM’lere, bilgisayarlara, ev güvenlik sistemlerine, CCTV’lere, trafik kameralarına, kredi kartlarındaki manyetik şeritlere, ID’lere ve lisanslara kadar herşey, hayatımızı daha kolay ve güvenli kılmak amacıyla yaratıldı. Bilgisayar sayesinde organizasyon yapmak, bilgiyi kontrol etmek, iletişim kurmak, ulaşım, askeri donanımlar, finansal sistemlerin hepsi basitleşti. Bunların hepsi artık gündelik varoluşumuzun ayrılmaz birer parçası haline geldi.
Filmin başrolünde oynayan Shia LaBeouf’un teknolojik gelişmelerle ilgili yorumu şöyle: “Bunların hepsi gündelik yaşamımızı daha kolay kılmak için icat edilip geliştirildi. Ancak bunların nasıl işlediği, başımıza neler gelebileceği gibi konularda pek kafa yoran olmadığını görüyoruz. Biz farkına bile varmadan gündelik faaliyetlerimiz digital olarak kaydediliyor ve depolanıyor: Görüntümüz, ismimiz, sosyal güvenlik numaramız, alışveriş önceliklerimiz, gerçek dünyada ve sanal dünyada nerelere gittiğimiz gibi bilgilerin hepsi kayıt altında… Kimiz, neleri severiz, nelerden hoşlanmayız, sırlarımız, ne yaparız ve ne yapmayız gibi önemli detayların hepsi artık yeni digital ortamın parçası haline geldi. Yüzlerimiz, gözlerimiz, sesimiz, yürüyüş tarzımızın hepsi ölçülüyor, digital ortama aktarılıyor, kaydediliyor ve ileride izini sürmek için depolanıyor. Bilgisayarların gücü ve depolama kapasitesi arttıkça insanların kontrol altında tutulma ihtimali de aynı ölçüde çoğalıyor.”
Filmin sorduğu temel soru şu: Digital ortama aktarılmış olan bu bilgilere başka birisi girse ve kullansa ne olur? Tüm bu bilgiler sizin aleyhinize kullanılırsa ne olur?
Filmdeki kabusun odak noktasında bu önerme vardır. İki masum insanın tuzağa düştüğünü ve av haline geldiğini görürüz. Üstelik karşı karşıya kaldıkları kabus gibi teknolojik olaylar dizisi, yıllar önce Spielberg’in aklına geldiğinden çok daha üst boyuttadır. Spielberg’in bu film için ilk fikirlerini geliştirdiği günlerden bu yana teknoloji dev adımlarla ilerledi. İnsanların attığı her adımın gözetlendiği, her hareketinin kayıt altına alıp dosyalandığı bir dünya artık bilimkurgu hayali olmaktan çıkıp gerçeğe dönüştü. Kısacası Spielberg’in 10 yıl önce sadece hayal ettiği herşey bugünün gerçeği oldu.
Alex Kurtzman’ın da işaret ettiği gibi, Roberto Orci ile birlikte senaryo üzerinde ilk çalışmaya başladıkları günden itibaren teknolojik gelişmeler daha da hızlandı. “Steven bize bu projeden ilk bahsettiğinde bilimkurguya yakın bir çalışma olacağını söylemişti. Mantık sınırlarını aşan bir tarz düşünüyordu. Ancak şu anda bu film için artık bilimkurgu demek mümkün değil. Teknoloji o kadar hızla değişti ki, sadece son iki yıllık dönemde bile alışkanlıklarımız farklılaştı” diyor Kurtzman…
Jerry ile Rachel’i kontrol altına alan kişi veya kişilerin en korkutucu yanı, son derece gelişmiş teknoloji kullanarak adeta bir manipülasyon denizi yaratma ve yönetme becerisidir. Günlük teknolojinin bir silah gibi kullanılmasının ürkütücü olduğunu söyleyen Michelle Monaghan, bu konudaki düşüncelerini şu sözlerle dile getiriyor:
“Teknoloji sayesinde artık daha çok şey yapabiliyoruz ama bir yandan da bağımlısı oluyoruz. Bize karşı yönelmesi, bize karşı kullanılması olasılıklarını gerçekten ürkütücü buluyorum. Senaryoyu okurken ilgimi çeken unsurların başında da bu tehlike geliyordu.”
FBI’daki sorgu odasında tutulan Jerry, dev bir vincin pencereyi kırıp içeriye giren kolu tarafından kurtarılır. Rachel oğlunun hareket halinde bulunan trendeki görüntülerini eşzamanlı olarak McDonalds vitrinindeki video monitöründen izler. Telefondaki ses onlara bir sonraki adımda ne yapacaklarını tek tek söyler. Yapmadıkları takdirde ne gibi kötü sonuçlarla karşı karşıya kalacaklarını anlatır. Kısacası Jerry ile Rachel ikilisi, günümüzün yeni digital ortamının pençesine düşmüşlerdir.
Shia LaBeouf’un filmle ilgili son sözleri şöyle: “Bildiğimiz tek şey, çok güçlü bir sesin varlığıdır. Her arabada, havaalanı ekranında, hayal edebileceğiniz herşeyde o ses vardır. Bu sesin büyük güce sahip olduğunu biliriz. İsteklerini yerine getirmediğimiz takdirde sevdiğimiz insanların tehlikede olacağını söyler. Sesin nereden geldiği konusunda fikrimiz yoktur. Tek bildiğimiz, sesin her yönden geldiği, bizi etkisi altına aldığı, kaçış olmadığıdır.”