Çevreye verdiğim rahatsızlıktan dolayı...

Çevreye verdiğim rahatsızlıktan dolayı...
Çevreye verdiğim rahatsızlıktan dolayı...

'Bilmiyor olabilirsiniz ama Kemal Dirim esaslı aktördü' Yönetmen Pelin Esmer, ?11?e 10 Kala?da gerçek amcası Mithat Bey?i anlatıyor. Nejat İşler, filmde kapıcı Ali?yi canlandırıyor (altta).

Pelin Esmer'in filmi '11'e 10 Kala', her şeyin koleksiyonunu yapan Mithat Bey'le, oturduğu apartmanın kapıcısı Ali'nin kesişen hikâyelerini anlatıyor. Film, belgeselle kurmaca arasında gidip gelirken yitip giden değerlere de kendince bir ağıt yakıyor
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

 

Adobe Flash Player YükleAdobe Flash Player Yükle

 

 

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN

Edebiyat, resim, heykel, sinema, tiyatro, müzik, hatta hatta spor... Farkındayım, yelpazeyi çok geniş tuttum ama bütün bu uğraşlar, şu fani dünyadan gelip geçerken şöyle derin ya da yüzeysel, bir iz bırakmak için değil midir? Evet, kontrolden çıktım, mesele daha da arabesk bir hal alıyor ama söylemeden edemeyeceğim; meselenin özü de sözü de şudur: Hayatta her şey ‘Bakî kalan şu kubbede hoş bir sada için’dir. Hoş, bize geçmişten kalan bütün bu görsel işitsel miras(lar)ın günümüzdeki anlamları ve yansımaları, artık eski tınılarını vermemektedir amma velâkin yine de, ‘hoş bir sada’ işi geçerliliğini, kubbe bakî olsa da olmasa da koruyacaktır. Bugünden itibaren gösterime girecek olan ‘11’e 10 Kala’, işte bu ‘hoş sada’ meselesine, değişik bir perspektifle yaklaşmaya çalışan bir yapım. Filmde Pelin Esmer’in, 2002’de ‘Koleksiyoncu’ adlı belgeseline konu olan kahraman (gerçek hayatta amcası), bu kez yine aynı yönetmenin ikinci uzun metrajlı çalışmasında karşımıza çıkıyor.
Hikâyenin, etrafında bütünleşip dal budak saldığı kişi Mithat Bey, eski bir İstanbul beyefendisidir. 1926 yılında hayata ‘Merhaba’ demiş, 1945’te, İkinci Cihan Harbi’nin bittiği dönemde, kazandığı bursla Stanford Üniversitesi’nin yolunu tutmuş, bu ülkenin ilk elektronikçilerinden olmuştur. Yaklaşık 22 gün süren zorlu bir deniz yolculuğunun ardından Amerika’ya ayak basan ve burada eğitimini tamamladıktan sonra, ülkesine olan borcunu ödemek üzere doğduğu topraklara dönen ama ne yazık ki, mesleğine uygun işlerde yeteneğini ve birikimini gösterme fırsatı kendisine tanınmayan Mithat Bey’in, şöyle bir özelliği vardır; her şeyi arşivler: Gündelik gazeteleri, içkileri, eski oyuncakları, fotoğrafları, ansiklopedileri ve de sesleri... Bir tür hayatın kaydedicisidir o. Yaşanılan an, onun çok geniş koleksiyonunda, sonsuza kadar sabitlenir adeta. Bu yüzden, giderek yalnızlığa da itilmiştir. Zamanında, karısı ‘Ya koleksiyonun ya ben’ demiş, Mithat Bey, tercihini koleksiyonundan yana yapmış ve terk edilmiştir. Çoluk çocuğu da yoktur. Emniyet Apartmanı’nda hayatını sürdürüp gitmekte, arşivine her gün yeni parçalar ekleyip durmaktadır.
Öte yandan, onun bu merakına ilgi gösterip anlayışla yaklaşanlar da gün be gün eksilmektedir. Çünkü o biraz da, ‘eski bir zaman’ figürüdür. Hem hayat biçimleri başkalaşmaktadır, hem de yeni değer yargıları içinde, onunkiler giderek demode bir hal almaktadır. Üstüne üstlük, Emniyet Apartmanı ahalisi, kendilerini pek emniyette hissetmemekte, çürük olduklarını düşündükleri yapının bir an önce yıkılıp yerine yeri bir apartmanın dikilmesi yönünde adımlar atmaktadır. Bu aşamada, ‘Mithat Bey’in krallığı’ da tehdit altındadır. Üstelik, yukarı kattan damlayan ve kaynağı belli olmayan su da, gözü gibi baktığı gazetelerini ıslatmaktadır. Yönetici Ruhi Bey’in, belediyeye şikâyeti de gündeme gelince, işler Mithat Bey açısından iyiden iyiye zora girer. Görevliler tarafından dairesi ‘çöp ev’ olarak tanımlanıp içerisinin bir an önce toparlanması istenince, bir yardımcıya ihtiyaç duyar. Bu da, apartmanın kapıcısı Ali olacaktır.

Sevimli bir ‘şark kurnazı’
‘11’e 10 Kala’, temel olarak bir Mithat Bey öyküsü olsa da, işin içine kapıcı Ali’nin girmesiyle, öykü hafiften yatağını değiştiriyor. Karısı Gülay’ı, kızı Gamze’nin, bodrum kattaki kapıcı dairesinin rutubetli ortamında astım olmasıyla birlikte köye gönderen Ali, birdenbire Mithat Bey’in hayattaki uzantısı haline geliveliyor. Onun için gazeteleri alıyor, yemeğini getiriyor, koleksiyonun eksik parçalarını tamamlamak için uğraşıyor. Bu aşamada Ali de dışarıdaki hayatı keşfediyor. Bu keşfedilişin içine İstanbul da katılıyor. Semtleri, mekânları, yeni insanları tanıyor Ali. Ve de en önemlisi, Mithat Bey’in dairesindeki ya da depoda, mukavva kutuların içindeki, kendince sıradan görünen şeylerin aslında bir pazarı, bir ekonomik değeri olduğunun da farkına varıyor. Ve bu noktadan sonra da Ali’nin biraz şark kurnazlığı, biraz köylü hınzırlığı arasında gidip gelerek hayatı idare etme yöntemlerine şahit oluyoruz.
‘11’e 10 Kala’, kuşkusuz son derece etkileyici bir ana karaktere sahip. Bu çağda, ilkelerine ve değerlerine bu denli bağlı, bütün genel geçer kuralları elinin tersiyle itip ‘kendine ait oda’sını korumaya, kollamaya ve yaşatmaya kararlı bir portrenin, farklı, kaydadeğer ve kulak kabartmaya uygun bir yapısı olduğu kesin. Nitekim yönetmen Esmer de Mithat Bey’i önümüze neredeyse tüm çıplaklığıyla atıyor. Evet, nadide bir parça Mithat Bey; ama öte yandan aksi, elitist, yer yer de snob bir kişiliği var. Dolayısıyla onu klasik bir film kahramanı gibi sadece sevmekle yetinemiyoruz; araya bir mesafe koymak durumunda da kalıyoruz. Ali ise hem biraz hain ama hem de çokça sevimli. Hele ki Reşat Ekrem Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi’nin en değerli parçası olan 11. cildi için verdiği çabada. Diğer karakterlere gelince; yeğen Ömer tam bir oportünist, yemeklerini hazırlayan Feride Hanım, hâlâ hayat karşısındaki canlılığını kaybetmemiş ve en azından Mithat Bey’in hakkını verecek kadar güngörmüş. Ruhi Bey ise meseleye genelin (ve de iktidarın) gözünden bakma durumunda, çünkü apartmanın yöneticisi.
Film, ana kahramanının dünyasını, geçmişi ve şimdiki zamanıyla son derece başarıyla yansıtıyor. Öykünün, apartman dairesi dışına çıkıp gezindiği bölümlerinde de İstanbul’un koşuşturmacasını anlamak mümkün (çünkü arka planda Eminönü var). Keza, Mithat Bey’in bir banka oturup denizin karşısında soluklandığı kare de, Tarkovsky’nin ‘Kurban’ını akla getiriyor nedense (Nuri Bilge karelerini demiyorum, çünkü Bilge’nin görsel referanslarının da aynı kaynak olduğu aşikâr).

Bir ‘Dekadans’ hikâyesi
Peki filmin sorunu var mı derseniz, burada galiba hafiften şeytanın avukatlığına soyunmak gerekiyor. İlk seyrettiğimde kapıcı Ali rolündeki Nejat İşler’in bir hayli göze battığını düşünmüştüm. İkinci seyredişimde rahatsız edicilik azaldı ama bu, aynı görüntüleri ikinci kez izlemenin etkiyi azaltığından mı kaynaklandı, bilemiyorum doğrusu. Aslında meseleyi en güzel, sinema yazarı arkadaşım Cumhur Canbazoğlu’nun teşhisi ifade ediyor: Kamera Mithat Bey’e yöneldiğinde belgesel, kapıcı Ali’ye yöneldiğinde ise kurmaca izliyoruz. Filmin başka kurmaca karakterleri de var aslında; yeğen Ömer’de Tayanç Ayaydın, Ruhi Bey’de Savaş Akova, Feride Hanım’da Laçin Ceylan, mezarlıktaki master öğrencisi kızda Tülin Özen mesela. Ama hikâye onlarla, kapıcı Ali kadar ilgilenmediği için olsa gerek, kurmacayla belgesel arasındaki çizgi ‘ikilinin’ ilişkisinde daha bir fazla göze çarpıyor sanırım.
Sonuç? Eleştirmen klişelerine sığınırsak ‘Değerler karmaşası’ ya da ‘Zamanımıza ait bir dekadans’ türünden tanımlamalarla da ele alabileceğimiz ama kendisi, tüm bu klişelerin uzağında son derece özgün bir yapıt olan ‘11’e 10 Kala’yı kaçırmayın derim. Zaman zaman “Asıl huzursuz olan benim” diyen Mithat Bey’in öyküsünün herkese sesleneceği bir yan var. Mesela, yatılı okul günlerinden bu yana biriktirdiğim onca gazete ve dergiyle, geçmişte başta rahmetli annemi, kız kardeşimi; şimdilerde ise hayat arkadaşımı alabildiğine kızdıran bendeniz, onun çevreye verdiği rahatsızlığı çok iyi anlıyorum. Keza çevrenin ona verdiği rahatsızlığı da...