Darbe de yaparım, otomobil de...

Darbe de yaparım, otomobil de...
Darbe de yaparım, otomobil de...

?Devrim Arabaları?nda, projenin gerçekleşmesi için çabalayan bir grup inançlı mühendisi Halit Ergenç, Taner Birsel, Ali Düşenkalkar, Serhat Tutumluer ve Onur Ünsal gibi oyuncular canlandırıyor.

'Cemal aga' lakaplı Gürsel'in, günümüzde öncelikli sıfatı 'ilk darbeci' olmasıdır. Üstelik ,eylemlerini 'Devrim' olarak nitelendirecek ve yapılmasını istediği arabaya da bu ismi verecektir

 

 

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

YAPIM NOTLARI İÇİN TIKLAYIN

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN


1960 darbesiyle iktidara gelen Cemal Gürsel, Türk insanına özgüven aşılama yolunda, ‘Devrim’ adlı bir arabanın üretilmesini ister. Tolga Örnek imzalı ‘Devrim Arabaları’, bu projeyi hayata geçiren 23 mühendisin yaşadığı serüveni anlatıyor

Geçen hafta sona eren Antalya’da galası yapılan ve 29 Ekim’de gösterime girecek olan ‘Mustafa’yı, ardından da ‘Devrim Arabaları’nı izleyince, Türkiye’deki siyaseti ve dinamiklerini anlamak daha kolay oluyor sanırım. Kuşkusuz böylesi bir anlama için mutlaka bu filmlere ihtiyacımız yoktu ama kanımca meselenin bütününe bakmak açısından ikisi de önemli ve ilginç buluşmalar. Can Dündar’ın ‘Mustafa’sını, vizyona girdiğinde genişçe ele alırız ama önce, bugünden itibaren seyirci huzuruna çıkacak olan ‘Devrim Arabaları’yla haşır neşir olalım.
Daha çok belgeselleriyle tanınan Tolga Örnek’in imzasını taşıyan film, Cumhuriyet tarihimizin ilginç bir deneyini perdeye taşıyor. Yıl 1961, dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, namı diğer ‘Cemal aga’, Otomotiv Endüstri Kongresi sonrası verilen davette, memleket meseleleri tartışılırken Türkiye’de otomobil yapılabileceğini iddia ediyor. Bu daha sonra bir tür meydan okumaya dönüşüyor. Paşa emrini vermiş, iş uygulamaya kalmıştır. 29 Ekim’de bitmesi gereken bu otomobilin adı bile konmuştur: Devrim... Kalan 130 günde ortaya çıkması beklenen proje, Devlet Demir Yolları mühendislerinden Gündüz Serter’e ‘ihale’ ediliyor. Gündüz bey, bilgi ve görgülerine inandığı bir grup mühendisle, Devlet Demir Yolları’nın Eskişehir’deki Cer Atölyesi’nde çalışmaya koyuluyor. Sayısı 23’ü bulan mühendislerin ve mahiyetinde çalışan işçilerin en büyük rakibi zaman olduğu kadar, Ankara’daki köhnemiş bürokrasidir. Projeyi gereksiz bir meşgale olarak gören mühendis kökenli müşteşar Sami beyin muhalefetine rağmen çalışmalar devam etmektedir...
Yönetmen Örnek, son derece kaliteli oyunculardan oluşan bir kadroyla donattığı ‘Devrim Arabaları’nda, yer yer klişelere sığınsa da izlenebilir bir film ortaya çıkarmış. Hikâye, aynı zamanda bir inanç meselesinin de yansıması. ‘Topluiğne bile yapmaktan aciz bir ulus’un, aslında araba yapacak bilgi ve yeteneği olduğunu gösterme çabası etrafında, 23 mühendis sarsılmaz bir takım ruhu sergiliyorlar. Hem bürokrasinin ağır dönen çarklarına, hem de ‘sokaktaki adam’ın umutsuzluğuna karşı, o otomobilin inşa edilmesi gerekmektedir. Üstüne üstlük Paşa’nın atölyeyi ziyaretinden sonra sipariş birken iki olmuştur. Bu arada öykü mühendislerin iç dünyalarına eğilmeyi de ihmal etmiyor ve onların proje yüzünden ara verdikleri aile yaşantıları vasıtasıyla, insani dinamiklerini kuruyor.

‘2. Atatürk’ olma hayali
Buraya kadar her şey sinemanın dahilinde, ama bence ‘Devrim Arabaları’ ve hikâyesi, asıl anlamını ideolojik altyapısında buluyor. Hayat öyküsüne baktığımızda bu arabaların inşa kararını veren kişi, birlik ve komutanlıklarının yanı sıra karargâh görevleriyle birlikte toplam 45 yıllık askerlik hizmetinde bulunan Cemal Gürsel. Çanakkale Savaşları’na bile katılmış. Öte yandan, Cumhuriyet tarihimizin kara lekeleri hüviyetine sahip ‘Darbeler’in ilki olan 27 Mayıs’ın (1960) da lideri. Hoş, bu ‘göreve’ zamanın Milli Birlik Komitesi’nce, ‘en kıdemli asker’ olduğu için getirilmiş ama sonuçta tarihe ilk darbecilerden biri olarak geçmiş durumda. ‘Devrim’ projesi ise, hem ülke insanının kendine olan özgüvenini artırma yolunda önemli bir işlev üstleniyor, hem de darbenin acılarını azaltma yönünde bir moral aşısı oluyor.
Kuşkusuz bu, bir zamanlar ilkokuldan itibaren bütün yurt sathında uygulanan ‘Yerli malı, yurdun malı, herkes onu kullanmalı’nın da simgelerinden biri. Üstelik Atatürk’ü ve uygulamalarını görüp yaşamış biri olarak ‘Cemal aga’, her askerin içinde olan ‘Mustafa Kemal olabilme ihtimali’ni, uygulamaya dönüştürecek bir fırsat da yakalamış. Döneminde Menderes ve arkadaşlarının idamı ya da kömünizme geçit vermeyecek hamleler kadar, iktisadi kalkınma projeleri ve bunların hayata geçişlerini de görüyoruz. Devlet Planlama Teşkilatı’nın, Devlet İstatistik Enstitüsünü’nün, TRT’nin, TÜBİTAK’ın kurulmasının kararları, Ortak Pazar üyeliği, nüfus kontrolü planlaması hep onun döneminin ürünleri. Üstelik, filmde vurgulandığı üzre ‘Devrim’in yapılacağına en çok inanan kişi de o...
Yani genel bir çerçeveyle bakıldığında hedeflediği şey, ‘2. Atatürk’ olabilme çabası. Ama tarih, malum hep sonradan yazılır. Dolayısıyla askeri öğrencilik yıllarından itibaren popülerliği ve etrafı tarafından sevilmesinin göstergesi olan ‘Cemal aga’ lakaplı Gürsel’in, bence bugünden bakıldığında öncelikli sıfatı ‘ilk darbeci’ olmasıdır. Üstelik bu darbeci, kendi eylemlerini ‘Devrim’ olarak nitelendirecek ve yapılmasını istediği arabaya da bu ismi verecektir. İster modern deyin, ister postmodern, 2008 dünyasından geriye dönüp bakıldığında ‘Cemal aga’yı bir devrimci olarak nitelemek abesle iştigaldir. Dolayısıyla, filmin karakterlerinden biri olan Latif’in (Selçuk Yöntem canlandırıyor), öykünün bir yerinde sarf ettiği, “Asıl devrime saldıramadıkları için bize saldırıyorlar” cümlesi de bu açıdan bence manidardır.

‘Mühendis politika dışıdır’
Ama bu yukarıda açmaya çalıştığım filmin, bence konusu kadar tartışılması gereken ideolojik yaklaşımını bir kenara koyarak değerlendirme yapmamız da mümkün elbet. Tarih sahnesinde zorlu bir deneye girişmiş, bunun üstesinden gelmiş ama sonuçta belli düzeyde hayal kırıklıkları yaşamış bir avuç cesur ve inançlı mühendisle işçilerinin emeklerini yok sayamayız tabii ki. Kim bilir, onlar böyle bir filmin yapılmasını ve öykülerinin, sonraki kuşaklar tarafından fark edilmesini hak ediyorlardı. Filmin kilit sahnelerinden birinde, zamanın daraldığı bir anda, radyodan Menderes ve arkadaşlarıyla ilgili idam kararının resmileştiği haberi duyuruluyor. Projenin başındaki Gündüz bey, gidip radyoyu kapatıyor ve ekibine dönerek: “Biliyorum bazıları bu karara üzülecek, bazıları kızacak, bazıları ise alkışlayacak. Ama bizim bütün bunları bir kenara atıp, işimize bakmamız gerekiyor” diyor. Bu da bir anlamda onların arabayı yaratma yolunda, duygularından arınıp bambaşka bir kimliği büründüklerini gösteriyor.
Oyunculuklara gelince, Taner Birsel çok çok iyi, Selçuk Yöntem, genç meslektaşı Necip’i (Onur Ünsal) ‘ezerken’ gayet eğlenceli, Sait Geray Cemal Gürsel’de çok inandırıcı, mühendis Hayati’yle (Ali Düşenkalkar) ‘Recep usta’nın (Altan Gördüm) atışmaları çok keyifli, Halit Ergenç bazı yerlerde fazla kitabi, Uğur Polat Sami’de hem iyi, hem de kötü (‘Bu filmin kötüleri bürokratlardır’ anlamında). Son dönemde karşımıza sık sık çıkan Cengiz Bozkurt ise, acar gazeteci rolünde boy gösterirken ‘Basın o zamanlar da kötü niyetliymiş’i kanıtlıyor ve rolüne hem hinlik, hem de komedi katıyor. Filmin açılışı ve kapanışı klişelere göz kırparken ‘Türkiye’de hiçbir başarı cezasız kalmaz’ cümlesiyle Amerikalı elçinin, “İnanmak yapmaktan daha önemlidir” ifadesi ise, metindeki en hamasi yan olarak dikkat çekiyor.
Öte yandan artık bir ürünün Türk malı olup olmadığından çok ‘marka’ olmasına önem veren, yani bambaşka bir kapitalizm öğretisiyle büyüyen gençliğin bu öykünün hatırlatmaya çalıştığı değerlerle nasıl bir birlikteliğe soyunacağı, elbette filmin göreceği ilgiyle açıklanabilecek. Ama şurası da bir gerçek ki, film her ne kadar Gürsel’in fikrinin hayata geçirilemediğine dair bir hayal kırıklığını yansıtsa da, 70’lerden itibaren Türk otomotiv sanayisinin ürünleri olarak karşımıza gelen Anadol, Murat 124, Şahin, Serçe ve dahi Doğan, aslında ‘Devrim’in en azından ‘evlatlarını’ yemediğini gösteriyor.