'Demir' oranı iyi ama 'iron'isi eksik

'Demir' oranı iyi ama 'iron'isi eksik
'Demir' oranı iyi ama 'iron'isi eksik

Iron Man i canlandıran Robert Downey Jr, bazen hiperaktif ligiyle yoruyor.

Bir çizgi roman uyarlaması olan 'Iron Man'in ikinci sinema serüveninde yeniden eski düşmanlar, Ruslar hatırlanıyor. Öykünün Ivan adlı kötü adamını Mickey Rourke'un canlandırdığı yapım, 'süper' kahraman klişelerinin yeni bir resmi geçidi. 'Demir Adam'da yine Robert Downey Jr. var
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

FİLMİN FOTOĞRAFLARI VE FRAGMANI İÇN TIKLAYIN

 

VİZYONDAKİ DİĞER FİLMLERİ GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN

 

Batman ’ler, ‘Örümcek Adam’lar, ‘Hulk’lar, ‘X-Men’ler, ‘Fantastik Dörtlü’ler, ‘Watchman’ler ve dahi ‘Transformer’lar... Amerikan pop kültürü onca ‘süper’ kahramanı hem çizgi roman sayfalarında, hem de sinema perdesinde tükettikten sonra ‘Iron Man’in payına da ilginçlik adına Mickey Rourke’u Rus yapmak kalıyor. Çünkü gerçekten elde bir şey kalmadı. Uzaylılar, Ruslar, tüm bir Doğu Bloku, Araplar ve İslami terör, sonra yeniden Ruslar... Ve tabii bu güçlere yardım eden bazı sütübozuklar ya da bizdeki deyimiyle ‘İçimizdeki İrlandalılar’...

Zorlama bir düşman: Ivan
Stan Lee’nin ‘fabrikasyon’ kahramanlarından biri olan ‘Iron Man’ de, beyazperdeyi ilk ziyaretinden de hatırladığımız üzre bir çok ‘meslektaşı’ gibi Zorrovari bir ‘çifte hayat’ sürüyor. Ünlü silah tasarımcısı Howard Stark’ın (kendisi Walt Disney’ın hık demiş, burnundan düşmüş gibi) oğlu olan Tony Stark, ilk macerasında Afganlılar tarafından rehin alınmış ve bu saf, üçüncü dünyaların esiri iken, çaktırmadan kendisine ‘Demirden’ bir elbise yapmış ve sonrasında, süper güçlere sahip bir kahramana dönüşmüştü. Karakterin sinemadaki ikinci boy göstermesinde ise, eski defterler açılıyor ve beklenileceği üzre Rusya’ya uzanılarak, zorlama bir rakip yaratılıyor.
Efenim, aslında Tony’nin babası Howard’ın zamanında bir de Rus partneri varmış: Anton Vanko. Lakin bu gözü doymak bilmez Rus, niyeti anlaşılınca Howard tarafından ihbar edilerek sınır dışı edilmiş (nedeni de ‘Zengin olmak istemesi’ymiş, iyi de Amerikan sisteminde zaten başka bir amacının olmaması tuhaf değil mi? Bildiğim kadarıyla oralarda zengin olmak istemezsen sınır dışı edilmen gerekiyor ya, neyse). Anton efendi, kendi ülkesinde de, zamanında Amerika’ya iltica etmek istemesi nedeniyle horlanınca, düşmüş biri olmuş. Ve fakat o ve oğlu Ivan, içlerinde büyük bir nefret ve kini barındırarak yaşıyorlarmış.

Kimlikler lüften...
İlk filmin sonundan hatırlanacağı gibi Tony Stark, ‘gizli kimliği’ni açıklamış ve ‘Iron Man’ olduğunu cümle âleme ifşa etmişti (işte size bu karakterin, türdaşlarından en önemli farkı). İkinci film, bu ifşa görüntülerinin Moskova’daki metruk bir evde de izlendiği anlarda başlıyor. Anton Vanko, oğlu Ivan’a dönüp “Aslında onun yerinde sen olacaktın” diyor. Ivan da babasından aldığı bu ‘gazla’ veriyor kendini bilime, elektrikli dikenli telleri andıran bir tasarım yapıyor. Ve Monaco’da, Formula 1’vari Grand Prix’de ona buna hava atma sevdasındaki ‘züppe’ Tony Stark’a haddini bildirmek üzere piste fırlıyor. Tabii ki ortalık karışıyor. Önce orası burası kesilen ve sonra da havada uçuşan araçlar, arka arkaya gelen kaza görüntüleri ama her şeye rağmen Iron Man, Ivan’ı durduruyor. Fakat bu Fransızlara ve hapishanelerine de güvenilmez ki... Stark Endüstri’nin silah teknolojisi alanındaki en büyük rakibi olan Hammer’ın sahibi Justin Hammer, Ivan’ı kodesten kaçırıyor ve tüm fabrikasını ve teknolojisini Rus psikopatın emrine veriyor.
Bu arada Iron Man cephesinde de şu gelişmeler yaşanıyor: James Bond’un ‘Moneypenny’si türünden bir sekreterlik görevini ifa eden Pepper Potts, yanına yardımcı olarak yanına, seksi mi seksi Natalie’yi alıyor. Lakin bu kızcağızın zamanla aslında Stark’a baştan beri kol kanat geren SHIELD adlı özel istihbarat örgütünün bir üyesi olduğu anlaşılıyor. Öte yandan Stark’ın ‘kankası’ Albay James ‘Rhodey’ Rhodes da, bir ara arkadaşının olur olmaz çıkışlarından yoruluyor ve ‘insanlık’ adına karşısına dikiliyor ama nihayetinde, ‘Batman ve Robin’ türünden bir ikilide, ‘yancısı’ oluyor. Finalde, Stark’la Ivan’ın karşılaştığını söylemem ne size ne de bana ayıp olur sanırım.
İlkinde olduğu gibi Jon Favreau’nun (ki kendisi filmde Stark’ın yardımcılarından ‘Happy Hogan’ı canlandırıyor) yönettiği ‘Iron Man 2’nin problemi, son derece boş senaryosu olmuş. Son olarak David Lynch’in ‘Inland Empire’ında oyuncu olarak karşımıza gelen Justin Theroux’nun kaleme aldığı metinde, olay örgüsü fazlasıyla manasızlıklar içeriyor, ayrıca bir sürü mantık zorlayıcı yan var (Bir ‘süper’in filminde ne mantık arıyorsun diyebilirsiniz ama yine de mantıksızlığın da bir mantığı olsa gerek).

Bu nasıl arkadaş?
İlk filmde Terrence Howard’ın canlandırdığı, ikinci filmde ise Don Cheadle’ın bu rolde karşımıza geldiği Albay Rhodes (çünkü Howard yönetmenle bu kez anlaşamamış), niye Stark’ın en yakın arkadaşıyken saçmalıyor, üstüne ‘Demir Adam’ elbisesi çekip gökyüzünde salınmaya başlıyor, üstelik ilk kez giydiği elbiseyle her türlü numarayı nasıl sergiliyor (yoksa her şey ‘terzi’nin başarısı mı)? Filmin başında Hammer’ın ipliği, cümle âlemin önünde pazara çıkıyor, ama yine de ordu öykünün sonlarına doğru bu adama güveniyor, burası da ayrı bir muamma (yoksa burada da, ‘Böyle bir ordu oldukça işimiz zor’ mu demeye getiriliyor?). Anti-militarist geçinen Stark’ın, silahlardan kaçarken silahlara boğulması ise ayrı bir ‘iron’i olmuş, buradaki zekâyı tebrik etmemek mümkün değil.

En zor pist Monaco...
Ama yine de filmin son derece klas bir bölümü var; o da Monaco’daki Grand Prix sırasındaki aksiyon. Burada Ivan, elektrikli telini araçlara salladıkça, adeta kırbacını atlara sallayan bir kovboya dönüşüyor. Formula 1’severler çok iyi bilir ki, Monaco pisti zaten yeterince zordur, bu filmden sonra zorluk derecesi birkaç derece daha artıyor.
Sonuç? ‘Iron Man 2’, esprileri daha derin ve zekice olsaydı, bir nebze çekilebilir bir aksiyon olabilirmiş (Ben en çok “Burası Kanada mı, kapıları açık bırakalım” esprisine güldüm, sanırım Michael Moore’a ve ‘Benim Cici Silahım’a göndermeydi).
Ya oyunculuklar? Robert Downey Jr. her zamanki standartlarında ama bazen ‘hiperaktif’ görüntüsüyle yorduğunu söylemeliyim. Kim sekreterinin Gywneth Paltrow olmasını istemez ki? Ben de olsam böyle bir sekretere işyerimi bağışlardım. Sözün özü ‘sarışın ve masum’ başlığını günümüzde en iyi dolduran isim olarak Paltrow, Pepper Potts ta sırıtmıyor. Potts’un asistanı ve aynı zamanda ajan ‘Rushman / Romanoff’da Scarlett Johansson , kendince aksiyona soyunuyor, Tarantino’ya olası bir ‘Kill Bill 3’ için mesaj yolluyor ama nafile, bence olmamış. Sam Rockwell, filmin sinsi işadamında biraz ‘Austin Powers’, biraz da Beşiktaş Basın Sözcüsü Mete Düren olmuş. İki yıl önce Antalya’da yakından görmüş ve biraz korkmuştum (hem onun adına, hem de kendi adıma). Teknik ekip sanki ‘Ivan’ denince mutlaka ‘korkunç’luğun da yanında olmasına dikkat etmişler ve Mickey Rourke’un, zaten botokslu haliyle iyice yoldan çıkan fiziğini, daha da korkutucu hale getirmek için ‘özel’ olarak uğraşmışlar. Ne diyeyim, ‘The Wrestler’dan da biliyoruz ki, insan düşmeye görsün.

AC/DC şov var
En son sonuç: Paladyum pilleriyle kalbi çalışan birini üzmek istemezdim ama Tony Stark, iki film boyunca da etrafına ‘kalpsiz bir adam’ havası yayıyor. Dolayısıyla ona layık olduğu muameleyi yapalım derim; böylesi bir film kaale almak hem kalbimize, hem zihnimize, hem de vicdanımıza zarar verir kanısındayım... Ama şu noktanın da altını çizmek lazım, filmin en iyi yanı Avustralyalı hard rock grubu AC/DC imzalı sountrack’i...


    ETİKETLER:

    Batman

    ,

    Scarlett Johansson