Denizden babam çıksa...

Denizden babam çıksa...
Denizden babam çıksa...
'Şimşek Hırsızı', öyküsü Yunan mitolojisine dayanan gayet gırgır bir film.
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

FİLMİN FOTOĞRAFLARI VE FRAGMANI İÇİN TIKLAYIN

VİZYONDAKİ DİĞER FİLMLERİ GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN

 

Tanrıların ‘arabaları’nı da ‘çıldırmış’ olanlarını da duymuştuk ama lise çağındaki çocuklarından haberdar değildik. Amerikalı yazar Rick Riordan, ‘Percy Jackson ve Olimposlular’ adlı serisinde işte bu ‘kayıp kuşak’tan bahsediyor. Seriden uyarlanan ilk film olan ‘Percy Jackson ve Olimposlular: Şimşek Hırsızı’ (Percy Jackson & The Olympians: The Lightning Thief) de, meseleyi bir güzel popülerize ediyor. Amerikalı bir eleştirmenin deyimiyle ‘Harry Potter’la ‘X-Men’in bir karışımı olan serinin perdedeki bu ilk adımında, ana karakterleri tanıyoruz. Percy Jackson, sıradan bir lise öğrencisidir. Annesi ve aksi üvey babasıyla yaşar. Lakin, günün birinde yaşıtlardan ziyade bütün bir insanlıktan ‘farklı’ olduğunu ‘fark eder’. Kendisi, Zeus’un iki kardeşinden biri olan ‘Denizler tanrısı’ Poseidon’un oğludur. Zeus, Tanrıların ‘özeli’ne karışır ve insanlarla ilişkiye girmesine sıcak bakmaz. Hele ki doğan çocukları hepten soğuktur. Üstüne üstlük bu aralar fazla öfkelidir, çünkü şimşek âsası çalınmıştır. Şüpheli de Percy’dir. Bütün bu gelişmeler esnasında ‘yarı-tanrı’ olduğunun anlayan ve kendisini, Olimpos Dağı’ndaki ‘gençlik eğitim kampı’nda bulan Percy, hem âsayı bulmak, hem de bu yüzden rehin tutulan annesini kurtarmak için mücadeleye girişir.

Eğlenceli ara karakterler...
Aslında ‘Evde Tek Başına’yla tanınan, daha sonraki sinema serüveninde ‘Mrs. Doubtfire’, ‘Dokuz Ay’ gibi yapıtları da çeken, son olarak da ‘Harry Potter serisi’nin ilk iki filmine imza atan Chris Columbus, kısaca ‘Şimşek Hırsızı’ diyeceğimiz bu yapımda son derece başarılı bir iş çıkarmış. Başarılı; çünkü film hem entelektüel bir tabana sahip, hem popüler bir üslupta, ‘ukalaca’ olmayan bir tavırlı bir tarih dersini andırıyor, hem de izlenmesi zevkli bir modern aksiyon olmanın hakkını veriyor. Üstüne üstlük öyküde, mesela Pierce Brosnan ‘Yarı-tanrı gençler’in eğitimi üstlenen ‘şantor’ rolünde, Uma Thurman da yılan başlı Medusa karakterinde karşımıza gelirken, hikâyenin en ilginç karakterlerine hayat veriyorlar. Son dönemin en seksi isimlerinden Rosario Dawson da, Persephone’da filme ‘özel’ bir tat katıyor.
Percy’yi Avustralyalı genç oyuncu Logan Lerman canlandırırken, Harry Potter’a benzer ‘üçlü’ ayağın diğer noktalarında ise koruyucu satir Grover ve Athena’nın kızı Annabeth var. Bu dağılımda özellikle Brandon T. Jackson’ın canlandırdığı Grover, filmin belki de en eğlenceli karakteri. Keza, Mick Jagger kılıklı tanrı Hades de (bu tiplemeyi de Steve Coogan canlandırıyor), öykünün bir başka hoşluğu.
Serinin ikinci adımı olan ‘Percy Jackson & The Olympians: The Sea of Monsters’ için yola çıkılmış bile. Sonuç ne olur bilemem ama ilk filmin, son derece eğlenceli ve zekâmıza saygıda kusur etmeyen bir yapıya sahip olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.