Evden sinemaya taşan gizli dosyalar

Evden sinemaya taşan gizli dosyalar
Evden sinemaya taşan gizli dosyalar
Televizyonda yayınlandığında ilgiyle izlenen dizi ikinci kez sinemada. Doğaüstü ve açıklanamaz olayları soruşturan iki ajana bu sefer fizik ötesi güçlere sahip bir medyum yardım eder

 

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

İNANMAK İSTİYORUM AMA 'AY İNANMIYORUM'...UĞUR VARDAN'IN YAZISI İÇİN TIKLAYIN

MULDER İLE SCULLY GENE BİR ARADA...SEVİN OKYAY'IN YAZISI İÇİN TIKLAYIN

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN

 

THE X-FILES: İNANMAK İSTİYORUM

Yönetmen : Chris Carter
Senaryo : Frank Spotnitz, Chris Carter
Oyuncular : Billy Connolly, Gillian Anderson, Amanda Peet, David Duchovny, Adam Godley, Callum Keith Rennie
Yapımcı : Frank Spotnitz, Chris Carter
Görüntü Yönetmeni : Bill Roe
Müzik : Mark Snow

FİLMİN KONUSU

Filmde ajanlarımız buzlar altında kalmış bir cesedin ve seri şekilde kaybolan bir grup insanın peşindedirler. Hem de bu sefer psişik güçleri olan bir medyumun yardımıyla... Fox Mulder (Duchovny) ile Dana Scully (Anderson) arasındaki komplike ilişkiyi beklenmedik bir yöne taşıyan film, diziden ayrı olarak başlı başına ilerleyen bir hikayeyi takip ediyor. Mulder gerçeği bulma yolundaki sarsılmaz ısrarına devam ederken, tutkulu ve zeki doktor Scully Mulder’ın takip oyununda bir kez daha onun yanında yer almadan edemiyor.

The X-Files geleneğini takip eden filmde olaylar dizisi farklı seyrederken, oyuncular ve yapımcılar asli kadrodan. Dizinin en sevilen bölümlerinden esinlemeler içeren ve Fox Mulder (Duchovny) ile Dana Scully (Anderson) arasındaki komplike ilişkiyi beklenmedik bir yöne taşıyan film diziden ayrı olarak başlı başına ilerleyen bir hikayeyi takip ediyor. Mulder gerçeği bulma yolundaki sarsılmaz ısrarına devam ederken, tutkulu ve zeki doktor Scully Mulder’ın takip oyununda bir kez daha onun yanında yer almadan edemez.
Yapım Notları
Carter çekimlerin bitmesinden aylar sonra dahi konuya dair bir ipucu vermemekte ısrarcı oldu. “Mulder ve Scully X-Files dünyasında bu sefer başka bir dava ile sürükleniyorlar” demekle yetiniyor.

Filme dair ipuçlarını başlıktan elde etmek de mümkün. “I Want to Believe/İnanmak İstiyorum” dizini takikp edenlerin bildiği Mulder’ın FBI’daki ofis duvarında asılı olan posterde yazılı olan slogandı. “Bu olası bir başlık” diyor Chris Carter “ İnanç ve bilimi buluşturmanın zorluğunu içeren bir hikaye bu.” “Film izleyicilerin dizide sevdiği her öğeyi barındırıyor. Ürkütücü, korkunç ve mistik bir yönü var. The X-Files dizisinde insanları göstermedikleri yönleriyle korkutuyorduk ve bunu bir araç olarak filmde de uyguladık.”

Senarist-yapımcı Frank Spotnitz de şöyle ekliyor; “Bence The X-Files’ın en iyi yanı, herhangi bir şeyden korkmanı sağlayabilmesi. Tipik korku hikayeleri anlatarak popüler bir dil kullanılmıyordu. Ve bu film de çoğu korku filminde görmeyeceğiniz şeyleri gösterme geleneğini takip ediyor.”

1998 yapımı ilk The X-Files filminin aksine Carter ve Spotnitz’in hikayesi THE X-FİLES:İNANMAK İSTİYORUM’da, dizide 9 sezon boyunca var olan karmaşık mitolojiyi seyircinin anlaması beklenmiyor. “İlk film dizinin direkt filme alınmış hali gibiydi, fakat THE X-FİLES:İNANMAK İSTİYORUM başlı başına gerçek bir film” diyor Carter. “Dizi hiç var olmasaydı dahi, kendi başına bir hikaye olarak film çekilebilirdi.”

Filmin iki yapımcısı hikayede kritik olan Mulder-Scully dinamiğinin “gerçek zamanlı” olarak adlandırdıkları şekilde geçmesine karar verdiler – dizinin finalinden bu yana karakterleri görmediğimiz 6 yıl geçti ve film bu devamlılığı yansıtacaktı. Artık 6 yaş daha büyük ve olgunlar; ilişkileri de biraz daha gelişmiş durumda.” diyor Carter.

David Duchovny, Mulder ve Scully’yi bugünkü halleriyle ortaya koymanın kritik bir karar olduğunu belirtiyor. “Biz oyuncular için en ilginç şeylerden biri, aynı karakteri zamanın geçmesine rağmen temsil etmeye devam etmek ve aynı zamanda diliminde kendi hayatlarımızda da gerçekleşen değişimler ve bilinç hali ile çalışmaktır.

Mulder-Scully arasındaki ilişki, onlara özgü bir kimya ve romantizm ile aktarılıyor. “David ile bu kimyayı tutturmak çok kolay oldu” diyor Anderson. “Gözümüz kapalı atlayacağımız bir şeydi bu. Filmde beraber çalışmaya başladığımız anda bunu hissettik.”

Sette oyuncular arasındaki elektrik ve karakterleri arasındaki farklılık, bunca yıl beraber çalıştıklarını da düşününce etkileyici geliyor. “ Çekimin ilk gününde David ve Gillian’ı beraber çalışmalarını gördüğümde tüylerim diken diken oldu. David ve Gillian bu elektriğe hep sahiplerdi. Onları beraber çalışırken görmek aileyi yeniden bir araya getirmek gibiydi.”

Kendilerini “Shippers” (İngilizce “relationship”- ilişki - kelimesinin son hecesinden türetilmiş) olarak adlandıran bir grup fan için de Mulder-Scully aşkı ekranda halen değişik bir romantizm yaratıyor.

Oyuncuların kimyasının yanı sıra, Carter ve Spotnitz’in The X-Files dünyasına dönüşü David Duchovny ve Gillian Anderson’dan daha kolay olmuş. Dizinin yaratımı ve yürütücü yapımcılığında 17 yıldır rol alan Carter’a göre karakterlerin dünyasına yeniden girmek “dünyanın en doğal olayı” gibi gelmiş.

Film yapımcılarının ve hayranların karakterleri özlemiş olmasına rağmen, farklı etkilerden dolayı filmin yapımı geçen yıla kadar ertelendi. Carter’a göre yeni filmin yapımında anahtar kişi David Duchovny oldu. “Filmin yapımında David’in katkısı büyük. Bunun için bir kampanya başlattı diyebilirim. Gerçekten yapmak istiyordu. Filmi yeniden yapmayı istemekte önder kişi David oldu.”

Dizinin 2002’de bitmesinden bu yana Duchovny Fox Mulder karakterine dönmek istedi. Dokuz yıl boyunca hayat verdiği Mulder karakterini tekrar oynamanın çok kolay olacağını öngörüyordu. Fakat geçen yıl çekimler başladığında Mulder karakterine girmenin beklediğinden zor olduğunu fark etti.

Benzer biçimde Gillian Anderson da Dana Scully rolüne dönmenin çok da kolay olmadığını fark etti. “Çekimlerin ilk gününde role dönmek konusunda kendime güvenim tamdı. Genelde bir projeye başlarken korkarım fakat bu rol için geçerli değildi.” Fakat role girmedeki zorluklarla karşı karşıya geldiğinde geçen yılların etkisi olduğunu anladı Anderson. “ İlk birkaç gün oldukça zorlandım. Scully’nin sesini bulmada zorlandım; sanırım dizi bittiğinden bu yana oynadığım rollerde Scully’den değişik performans sergilemeye çalıştığım için. Bu filmde Scully’yi canlandırmak senaryodan yardım almaktan çok, geçmişe dönüp karaktere dair anılara dönerek oldu. Bu yüzden role girmek tahmin ettiğimden daha çok çalışma gerektirdi.”

Mulder-Scully ilişkisi X-Files’ın ana dinamiği olmakla beraber, bugüne dek çok değerli oyunculara da yer verildi ve The X-Files’ın devamlılığında benzersiz katkıları oldu. Filmde bu geleneği takip etti. Yakın zamanda “Studio 60 on the Sunset Strip,” dizisinde rol alan Amanda Peet The X-Files dünyasına ASAC Dakota Whitney olarak katıldı. Filmle ilgili çoğu şeyde olduğu gibi Whitney ile ilgili detaylar da sır gibi saklanıyor.

Dakota Whitney’nın FBI ajanı olarak katılmasından sonra ünlü rapçi (ve MTV’deki “Pimp My Ride”dan tanıdığımız) Alvin “Xzibit” Joiner da Ajan Mosley Drummy olarak katıldı. Gariptir ki, X-Files’a yakışır bir tesadüf olarak Carter, Xzibit’in The X-Files’a göndermede bulunduğu şarkısını dinlemiş. “Chris’in bu şarkıyı dinlemiş olması çok ilginç” diyor rapçi oyuncu.

Diğer bir değişik karakter de tanınmış oyuncu Billy Connolly tarafından oynanıyor. Canlandırdığı Rahip Joseph Crissman çok da iyi olmayan bir geçmişe sahip karanlık, karmaşık bir adamdır. “Chris Carter bana rolden bahsettiğinde bunda yer almam gerektiğini anlamıştım – ve böylece ailemi ve arkadaşlarımı da ürkütebilecektim. İşin en ürpertici yanı Chris’in karakteri yazmaya başladığı anda beni düşünmüş olmasıydı! (Carter yıllardan beri Connolly’nin bir hayranıydı; özellikle de Her Majesty, Mrs. Brown filmlerinden.)

Belli ki filmden bahsederken öykü, yapım ve karakterlere dair sır perdesini göz ardı etmek imkansız. Yapımcılar da başka türlüsüne hiç yanaşmamışlar. “Benim için bu film bir Noel hediyesi gibi. Noel sabahından önce açılmasını istemiyorum. İnsanların kutuyu sallayıp ne olduğunu anlamaya çalışmasını da istemem.” diyor Carter.

Sadece yönetmen ve yapımcılara senaryonun tamamı verilmesi de buradan kaynaklanıyor. Oyuncuların senaryoyu bir kez okumasına izin verilmiş. Departmandan seçilen kişilere senaryo kapalı bir odada, kamera gözetimi altında okutulmasının ardından senaryo güvenlikli bir kasaya kitlenmiş. Senaryoyu okuyanlara gizlilik sözleşmesi imzalatıldı. Çekim ekibinin de hikayeye dair çok az bilgisi olmuş.

Prodüksiyon amiri Mark Freeborn “ Gerçekten eğlenceliydi” diyor. “Daha önce hiç elimde senaryosu olmayan bir film yapmamıştım. Seçilen kişilere filigranlı kağıtta okutuluyordu. Böyle olduğunda bile ancak üzerime çevrilmiş üç kameranın bulunduğu kapalı bir odada okuyabiliyordum.”

Oyunculara senaryo günlük olarak verildi (o günkü çekime dair sayfalar indirgenmiş olarak verildi) ve hepsi filigranlı kağıttaydı. Günün sonunda kağıtlar geri toplanıyor ve parçalanıyordu. Aktörlerin rol isimleri çekim planı ve takvimlerinde dahi takma isimlerle yazılıyordu. Filme dair şüpheli açıklamalar ve ne olduğu tam belli olmayan görseller internet üzerinde özellikle yayınlanması en fanatik izleyiciler için dahi gerçekle kurguyu ayırt etmekte zora sürdü.

EVE DÖNÜŞ

Yapım öncesinde filmin yapımcıları THE X-FILES: İNANMAK İSTİYORUM’u ilk başladığı yerde - Vancouver, British Columbia ve Kanada gibi dizinin ilk beş yılında ev sahipliği yapmış yerlerde çekme kararı alındı. “Vancouver başarıya ulaştığımız ilk yer” diyor Carter. “The X-Files’ın başarısını sağlayan şeyleri listeleyecek olsak Vancouver listenin tepelerinde yer alır.”

Spotnitz de” En başından beri Vancouver’a geri gelme fikrini sevdik. Beşinci sezon sonrası Vancouver’dan ayrılmak bizi çok üzmüştü. Geri dönüşümüz arkada kalan tanıdık yüzleri ve arkadaşları ziyaret etmemiz için de çok iyi oldu. Chris ile filmi yazarken Vancouver’da çekim yapmayı ve etraftaki mekanların avantajını kullanmayı hayal ediyorduk. Mekanlar da bize istediğimizi tam olarak verdi.”

Carter, Spotnitz, Duchovny ve Anderson da eski dizi ekibiyle (ve Carter’ın Ten Thirteen Productions’taki Millenium, The Lone Gunmen and Harsh Realm gibi işlerinde berbaer çalıştıkları ekiple de…)yeniden buluşma konusunda çok heyecanlıydılar.

Geçen Aralık ayında Vancouver’da başlayan çekimler ilk üç ayda şehrin içinde ve çevresinde gerçekleşti. Ekip ve oyuncular da kuzeye doğru, Whistler Ski Resort’u (2010 Kış Olimpiyatları’nın ev sahibi) da geçerek yaklaşık olarak 100 mil yol katettiler. Karlı kaplı Pemberton bölgesinde 3 hafta süren çekimlerde derece sıklıkla sıfırın altındaydı. (Bir akşam çekiminde Gillian Anderson o kadar üşüdü ki, repliklerini söylerken dudağını kıpırdatmakta zorluk yaşadı.)

Pemberton’da Carter ve ekibi filmin en zor ve hüner gerektiren dış mekan sahnelerini çekti. O gün de gizlilik en önemli şey oldu. “Çekimlerin en zorlu olduğu gecelerden biri, senaryosu elimizde olmayan hatta senaryoda hiç yer almayan bir kısmı çekiyorduk. İnanın ki David Duchovny bile ne yaptığımdan habersizdi. İnsanları öylece yönlendiriyor ve ‘Burada ve şu şekilde çekeceğiz’ dışında bir şey söylemiyordum” diyor Carter.

Yeni filmin çekimlerinin geç başlamış olmasının bir avantaj olduğunu – iki film arasındaki zaman içerisinde filme olan ilgiyi daim kılmak açısından - da ekliyor Carter.

THE X-FILES HAKKINDA
10 Eylül 1993 FOX galası yapılan Chris Carter’ın yaratıp yürütücü yapımcılığını üstlendiği ‘The X-Files’, Fox Mulder ve Dana Scully adlı iki FBI ajanının para-normal, doğaüstü ve açıklanamaz olayları soruşturmaları sırasındaki serüvenlerini ve hayatlarını konu ediniyor.

George Foster Peabody Ödülü (Üstün Yayıncılık); üç dalda Altın küre (En İyi Dizi dalında), Golden Satellite Ödülü (En İyi Dizi dalında); Science Fiction and Fantasy Saturn Ödülü ( Göze çarpan TV Dizileri) ve daha birçok ödül kazanmış dizinin oyuncularından Gillian Anderson da 1997’de Emmy Ödülü sahibi olmuştur.

The X-Files Amerika’da olduğu kadar diğer ülkelerde de bir fenomen hale gelmiştir. Dizideki gizem, paranoya, korku ve şüphe dolu atmosfer Kanada’da BBC2 kanalında en çok seyredilen dizi haline gelmesinde etkili oldu ve Japonya televizyonlarında son zamanların en ses getiren dizisi oldu.

Dokuz sezon süren dizi 2002’de son buldu. 1998 yılında Twentieth Century Fox diziden uyarlanan ilk uzun metraj filmi dağıtıma sundu. Chris Carter’ın Spotnitz ile beraber yazdığı ve yapımcılığını üstlendiği ilk film $187 milyon hasılat ile dünya çapında büyük başarıya ulaşmıştı.

OYUNCULAR

DAVID DUCHOVNY (Fox Mulder): New York’ta doğup büyüyen oyuncu eğitimini Princeton Üniversitesi’nde tamamlamış ve Yüksek Lisans’ını Yale Üniversitesi İngiliz Edebiyatı üzerine yapmış. Ph.D.’sini tamamlamak üzereyken oyunculuk kariyerinin başlamasıyla akademik hayatı yarım kalmış.

Sonrasında Hollywood’un saygı duyulan aktörlerinden bir olan Duchovny bu aralar kendisine Altın Küre kazandıran Californication isimli bir komedi dizisinde yer alıyor. Ayrıca dizinin yürütücü yapımcılığını da üstlenmiş ve bu aralar ikinci sezonun çekimlerine başlıyor.

1993-2002 yılları arasında Fox Televizyon’un hit dizisi The X-Files’da yer alan ve Emmy kazanan oyuncu The Larry Sanders Show’da - kimilerine göre riskli bir rol olan – Ümit Vadeden Oyuncu Ödülü almıştı. Ocak 1997’de Altın Küre - En İyi Oyuncu (Dizi) ödülü alan oyuncu ayrıca üç kere Altın Küre adaylığı da almıştır. Basın mensupları ve seyircilerin Duchovny ile ilgili mutabakata vardığı konu, yer aldığı film ve dizilere kattığı zeka pırıltısı ve yoğunluk olduğu yönünde.

Duchovny bugüne dek Kalifornia filminde Brad Pitt ve Juliette Lewis; tartışmalara konu olan Michael Tolkin filmi Rapture’da Mimi Rogers ile rol aldı ve Julia Has Two Lovers filminde üstlendiği rolü ile de gelecek vaat ettiğinin sinyallerini verdi.

Richard Attenborough’un yönettiği Chaplin filminde, Roland “Rollie” Totheroh rolünü Robert Downey, Jr yanında oynadı ve ünlü film Beethoven’da da Charles Grodin ile beraber rol aldı.

Rol aldığı son filmler arasından aksiyon-komedi filmi Evolution’da Julianne Moore ile; Return To Me adlı romantik komedide Minnie Driver; Playing God’da Timothy Hutton ve Angelina Jolie ile rol almıştır.

David Lynch’in ünlü televizyon dizisi Twin Peaks’de Dennis/Denise Bryson isimli transvestit dedektifi canlandıran Duchovny ayrıca Zalman King’in erotik antolojisi Red Shoe Diaries adlı dizide de dört sezon boyunca bulundu.

2002’de Miramax’ın sunduğu komedi filmi Full Frontal’da Julia Roberts, George Clooney ve David Hyde Pierce ile rol aldı. Bonnie Hunt’ın dizisi Life With Bonnie ile televizyona dönüş yapan oyuncu buradaki misafir oyunculuğu sonrası 2003’de Emmy kazandı. Ardından Sex & the City’de Sarah Jessica Parker’ın hayat verdiği Carrie Bradshaw karakterinin eski aşkı rolü ile imzasını attı.

İlk yönetmenlik deneyimini 2005’te House of D filmi gerçekleştirdi (aynı zamanda senaryo ve oyunculuğunu da üstlendi). Robin Williams ve Anton Yelchin’in başrollerde olduğu film neşeli ve romantik yanıyla gençliğin ruhunu yakalayan bir film oldu.

Julianne Moore ile beraber romantik komedi Trust the Man’de ve Jake Kasdan’ın yönettiği The TV Set de oynadı Duchovny. Durmak bilmeyen aktör, oyunculuğa ara verdiği zamanlarda da Fox TV dizisi Bones ( oyuncular; David Boreanaz ve Emily Deschanel)’de kamera arkasında yer aldı.

Yakın zamanda, Things We Lost in the Fire’da Halle Berry ve Benicio Del Toro ve Vincent Perez’in yönetip Luc Besson’ın yapımcılığını üstlendiği The Secret filmlerinde rol aldı. Oyuncu Téa Leoni ile evli olan Duchovny’nin bir kız ve de bir erkek çocuğu var.

GILLIAN ANDERSON (Dana Scully): Chicago, Illinois doğumlu oyuncu lise yıllarında şehir tiyatrolarında başlayan oyunculuk hayatı sırasında Chicago’s DePaul University Goodman Theater School’da BFA derecesi almış ve kariyerine devam etmek üzere New York’a taşınmıştır.

Manhattan Theatre Club prodüksiyonu olan Absent Friends’deki (Alan Ayckborne’un yönettiği) oyunculuğu ile 1991’de Theatre World Award aldı. Daha sonra Christopher Hampton’ın The Philanthropist’inde ve Long Wharf Theater- New Haven, CT2’de yer aldı. Los Angeles’ta oyunculuk kariyerine devam etmeye karar vermesi çok uzun almadı.

1993’te The X-Files’da oynamaya başlayan aktris dünya genelinde ilgi odağı oyunculardan biri haline geldi. Dizideki süre içerisinde Screen Actors Guild Awards, Emmy, Altın Küre dahil bir çok ödül kazandı. The X Files: Fight The Future filminde de yer almasıyla dizinin devamını beyazperdeye taşımış oldu. 1999’da dizinin “All Things” bölümünü yazmasıyla dizinin yazım ve yönetilmesinde ilk kadın olma özelliğini almış oldu.

The Mighty, Playing By Heart gibi filmlerde Ellen Burstyn, Sean Connery, Angelina Jolie, and Madeline Stowe, Kieran Culkin gibi güçlü oyuncularla beraber yer aldı. Diğer filmleri arasında House of Mirth, The Mighty Celt, , Tristram Shandy: A Cock and Bull Story, The Last King of Scotland ve Straightheads bulunuyor.

YÖNETMEN

CHRIS CARTER: Time Dergisi tarafından “televisionary”(TV konusunda öngörülü) ve “kahin” olarak adlandırılan yönetmen, yarattığı “alien” (uzaylı/yabancı) konsepti ve gerçeği arama stili ile dünya çapında fanlara hitap eden bir fenomen yaratmış oldu.

60 ülkede ve sayısız internet sitesinde yayınlanan dizi FOX’un dokuz sezon boyunca devam ettirdiği; Emmy, Altın Küre ve pek çok ödüle ev sahipliği yapan bir marka haline geldi. Bu etkilerle Time Dergisi Carter’ı “Amerika’nın En Etkili 25 İnsanı”ndan biri olarak seçti.

Dünyada 60 ülkede ve birçok internet sitesinde gösterilen, 52 Emmy, 3 Altın Küre sahibi olan X- Files’ın yönetmeni senarist kimliğiyle de Emmy adayı olmuş ve Writers Guild Award kazanmıştır. Kendi kurduğu Ten Thirteen Productions çatısında 3 FOX dizisinin daha (Harsh Realm, Millennium ve The Lone Gunmen) yürütücü yapımcılığını üstlenen Carter bu dizilerde de X-Files ile başlattığı mistik ve korkulu atmosferi devam ettirmiştir.

1985 yılında Walt Disney Studios’da senaristliğe başlayan Carter 1192’den bu yana Twentieth Century Fox televizyonunda projelerine devam etmektedir.