Fakir ama onurlu bir yarışçı!

Fakir ama onurlu bir yarışçı!
Fakir ama onurlu bir yarışçı!
'Matrix' serisinin yaratıcıları Wachowski biraderlerin imzasını taşıyan 'Hızlı Sürücü Speed Racer ', sisteme karşı mücadele eden genç bir araba yarışçısının hikâyesini anlatıyor. Film, hikâyesinden çok bilgisayar efektleriyle ve albenili görselliğiyle dikkat çekiyor
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

 

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ 

KELİMENİN TAM ANLAMIYLA EĞLENCELİK... HABERİ İÇİN TIKLAYINIZ




Wachowski biraderlerin hayata bakışını çözmek için elimizde ne var? Koskoca ‘Matrix’ üçlemesi önümüzde dururken, ‘bağımsız ’ karakterli ‘Bound’ değil elbet. Oysa şimdilerde adı Bill Clinton ’la yasak bir ilişkide anılan Gina Gershon ve Jennifer Tilly ’li bu küçük ve sempatik kara film, ne kadar da güzeldi. Peki ‘Matrix’i nasıl didikleyeceğiz? Popüler sinema izleyicisini ‘Sanal âlem’le buluşturması açısından mı, teknik jargonda ‘Bullet Time’ olarak adlandırılan o meşhur ‘ağır çekimsel ’ sahneleriyle mi, yoksa felsefi altmetinleriyle mi? Cevap ‘e şıkkı, hepsi ’ olabilir elbet. Ama benim için ‘Matrix’in en özel yanı, İncil ’den ödünç aldığı ‘seçilmiş kişi ’ düsturunu yeniden üretmesiydi.

Andy ve Larry’nin, yeniden kamera arkasına geçmesine neden olan ve bugünden itibaren bizde de gösterime giren son filmleri ‘Hızlı Yarışçı Speed Racer ’ın, doğrusu Matrix ’vari meselelerle uzaktan yakından ilgisi yok ama ana kahramanın kendi çapında bir ‘seçilmiş kişi ’ olması, belki bağlantı kurmak açısından eldeki en belirgin nokta olabilir. 60 ’ların ikinci yarısında yaratılmış, 1987 ’de de çizgi diziye dönüştürüldükten sonra Amerika ’da büyük ilgi görmüş bir Japon animesinin (orijinal ismi ‘Mahha GoGoGo’ymuş), sinema uyarlaması olan film, küçüklüğünden beri hayatını bir otomobil yarışı biçiminde yaşayan bir gencin, büyüdükten sonra önüne çıkan her fırsatta yarışmasını anlatıyor. Racer ailesinin üyesi Speed için en önemli figür ağabeyi Rex ’tir. Ne var ki Rex, Cadı Kazanı adlı ölümüne bir yarışta hayatını kaybeder ve bu, aile için büyük bir yıkım olur. Babası çok usta bir mekaniker olan Speed, büyür ve bir anlamda ağabeyinin yerini alır. Ondaki yeteneğin farkına varan ve bu âlemin neredeyse tek başına sahibi olan Royalton, Speed ’i takımına katmak ister. Lakin delikanlı Royalton Endüstri ’nin göz kamaştırıcı büyüklüğüne ve ihtişamına kanmaz ve bağımsız olarak yoluna devam etmek ister. Ne var ki bu noktada devreye sistemin gerçekleri girer. Royalton, onu piyasadan silmeyi kafasanı koyar. Speed de, önce Racer X ve Japon yarışçı Togokahn ’la birlikte kurulan takımda, ağabeyinin hayatını kaybettiği yarışa katılır, ardından da Grand Prix ’de boy gösterir.



Çikolata fabrikası ’ misali
Lafı fazla dolaştırmadan söyleyeyim, ‘Hızlı Yarışçı ’nın konusu en fazla 12 yaşındakilere hitap ediyor. Benim, çocukluğumdan hatırladığım ‘Tom Slick’ (ki rakibi ‘Kalleş Baron ’du) adlı çizgi filmdeki mantık, neredeyse bire bir işliyor. Dürüstçe yarışan genç ve yetenekli bir sürücü, etraftaki onca ‘pisliğe ’ rağmen, hedefine varmak için çabalıyor. Lakin zaten filmi ayakta tutan şey konusu değil, nerdeyse tamamı bilgisayar ortamında yaratılan araba yarışı sahneleri. ‘Matrix’ten de bildiğimiz gibi Wachowski ’lerin görsel tekniğe hâkimiyetleri muazzam, burada da birikimlerini konuşturuyorlar. Belki meseleyi daha da açmak açısından şöyle bir tarife sığınabiliriz; film yer yer Tim Burton ’ın ‘Charlie’nin Çikolata Fabrikası ’ndaki renk cümbüşlerine ve görsel karmaşaya (ki bunu olumlu anlamda söylüyorum) ulaşıyor. Ama bütün bu özellikler, bir yetişkini böyle bir filme bağlanma yolunda ne kadar oyalayabilir, işte orası tartışmalı. Hele ki bir de önünüzde 135 dakikalık bir süre varsa... Ayrıca adım başı tekrarlanan ‘aile değerleri ’ üstüne diskurlar da zamanla can sıkmıyor değil.


Hirsch, Elvis ’i hatırlatıyor

Oyunculuklara gelince, doğrusu görselliğin ve bilgasayar efektlerinin yoğun olduğu bir filmde, performanslar hakkında konuşmak da galiba abesle iştigal. Ama yine de deneyelim. Speed Racer ’ı canlandıran Emile Hirsch ’i sinemaseverler festivalde gösterilen Sean Penn filmi ‘In to the Wild’dan hatırlayabilir. The Guardian ’ın eleştirmeni, onu bu filmdeki haliyle genç Elvis ’e benzetmiş. Baba ve anne Racer ’daki John Goodman ve Susan Sarandon için söylenecek çok bir şey yok, görevlerini yerine getirmişler. Racer ’ın sevgilisi Trixie ’de Christina Ricci’yi onca karanlık Tim Burton filminden sonra parlak renkler içinde izliyoruz. Racer X ’de Matthew Fox var. ‘Lost’la şöhrete kavuşan Fox, bu rolde Kızılmaske tadında bol bol poz kesiyor. Filmin ‘kötü adamı ’ Royaltan ise hafiften Fatih Ürek’e benzemiş. Bu rolde de İngiliz oyuncu Roger Allam, belki de filmin en iyisi. Ailenin en küçüğü Spritle ’ı canlandıran minik Paulie Litt de, bana nedense çok sevimsiz geldi. Sanki onun yüzünden yanındaki şempaze Chim Chim (ki bu rolde de Willy ve Kenzie adlı iki afacan yaratığı izliyoruz) bile sempatik durmuyordu.

Öte yandan sinema yazarı arkadaşım Cüneyt Cebenoyan, öngösterim sonrası muhabbetimizde Speed Racer ’ın, dev Royalton tröstüne ve onun şikeli yarışlarına karşı verdiği mücadeleyi, sisteme karşı bir meydan okuyuş olarak nitelendirirken filmin bu açıdan Matrix ’in kahramanı Neo ’yla olan bağına da dikkat çekti. Tamam, öykünün böyle bir yanı var ama zaten çizgiroman kahramanlarının hemen hepsi bir şekilde ya sisteme karşı çıkarlar, ya da mükemmel işleyen sistemleri bozanları yok ederler. Filmi bu açıdan değerlendirmek isteyenlere ya da 135 dakikaya ‘daha fazla’ anlam katmak isteyenlere, Cüneyt’in yarın Birgün gazetesinde çıkacak olan eleştirisini tavsiye ederim.
Bense şuna dikkat çekmeyi yeğlerim, hikâyenin başında ağabey Rex, kardeşi Speed ’i şoför koltuğunda otururken kucağına alıyor ve ona arabanın bir canı olduğu konusunda öğütler veriyor. Buradan ben iki şeyi anlıyorum; bir, bu Racer ailesi Barış Manço ’yu hiç izlememiş (neydi rahmetlinin hatırlattığı ilk kural, çocuklar arka koltuğa oturur); iki, arabaların zaten canı vardır ve bunun için de Kara ªövalye Michael Knight ’la Kid’in ilişkisine bakmak yeterlidir.
Sonuç olarak ‘Speed Racer’ bütün enerjisini yarış sahnelerinden alsa da biz şundan eminiz, yaşadığımız bu topraklarda Formula 1 bile eski heyecanını yitirmiş durumda. Amerikan işi NASCAR türü yarışlarla dolu bir film, gişede iş yapar mı, bunu da yakında anlarız...