Filme gitmeden Radikal'e uğrayın

Filme gitmeden Radikal'e uğrayın
Filme gitmeden Radikal'e uğrayın
Bana aksiyonun yolları, sana kurşunlar
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

 

 FİLM FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ

FİLMİN YÖNETMENİ VE OYUNCULARI ANLATIYOR YAZISI İÇİN TIKLAYINIZ

SUİKASTÇI ARANIYOR... SEVİN OKYAY'IN YAZISI İÇİN TIKLAYINIZ

AKTİF PISIRIKLAR... ERMAN ATA UNCU'NUN YAZISI İÇİN TIKLAYINIZ

Sinema, geride kalan yüzyılı aşkın geçmişinde kuşkusuz birçok şeyi denedi; yıldızlar, yönetmenler kadar öyküler, üsluplar da eskitti. Peki artık bunca eskimişlik ve bilinmişlik duygusunun ardından kamera neyin peşine düşecek? Geçen hafta son filmleri ‘Hızlı Sürücü Speed Racer’ gösterime giren Wachowski biraderler, ‘The Matrix’ serisiyle belki içerik açısından değil ama görsel açıdan farklı bir tarife soyundular; biraz da seyircinin başını döndürmek pahasına, yaklaştıkları nesnenin (bu ‘nesne’ çoğu kez kahramanları Neo oluyordu) 360 derece etrafında dolaşıp durdular. ‘Bullet Time’ adı verilen bu teknik, sinema kültürümüzün köklerini yerinden oynatmadı kuşkusuz ama görsellik adına yeni bir seçeneği işaret etti. 1961 Kazakistan doğumlu Timur Bekmambetov, Tarkovsky’ye ait bir kültürden gelmesine karşın ilk önemli çıkışı sayılan ‘Gündüz Nöbeti’ ve devamı niteliğindeki ‘Gece Nöbeti’nde, yerini çok net tanımlıyordu: Wachowski'lerin yanı...


Kuşkusuz bu özelliği, Hollywood’un da ilgisini çekmiş olmalı ki, onu bugünden itibaren vizyona giren ‘Wanted’ adlı prodüksiyonun yönetmen koltuğunda buluyoruz. Ünlü İskoç çizer Mark Millar’ın, JG Jones’la birlikte ortak yarattıkları çizgi romanın sinema uyarlaması olan film, öncelikle kahramanının serüveni itibarıyla ‘Matrix’teki ‘seçilmiş kişi’ esprisini tekrarlıyor. Büyük bir firmanın hesap kitap işlerine bakan, sevgilisi onu en yakın arkadaşıyla aldatan, bölüm şefi tarafından da sürekli aşağılanan ve üstüne üstlük sık sık ‘panik atak’ nöbetleri geçiren Wesley Gibson, günün birinde heyecanlı bir kovalamacanın içinde buluyor kendisini. Bir adam ona sürekli ateş ediyor, bir kadın da onu adamın elinden kurtarmaya çalışıyor. Daha sonra, Wesley’e durum açıklanıyor: Dünyanın en iyi suikastçısı olan babasını öldüren katil şimdi onun peşindedir. Babası, geçmişi Avrupa’ya dayanan bin yıllık gizli ‘Suikastçılar birliği’ örgütünün üyesidir ve bu örgütün lideri Sloan, onu aralarına katmak istemektedir. Wesley’nin yapacağı şey, kendisini kurtaran kadının (ki adı Fox’tur) da içinde olduğu bir grup eğitimcinin vereceği derslerle sıkı bir suikastçı olmaktır. Zorlu eğitim süreci de, sanki ‘Dövüş Kulübü’ filminin yeni bir versiyonudur. Wesley, durmadan dayak yemekte, dayanıklılığı ve yetenekleri bu yolla sınanmaktadır. Nihayetinde dersler sona erer ve Wesley, dokuma tezgahları yoluyla gelen mesajlar sonucunda belirlenen hedeflerle mesleğe adım atar...
Orijinal ismiyle vizyona giren ‘Wanted’ı, ilk elde kurşunlarla olan ilişkisiyle tanımlamak gerekiyor galiba. 70’lerin başında Fenerbahçe’yi de çalıştıran ve iki yıl üst üste şampiyon yapan 'rahmetli’ Didi, oyunculuğu zamanında çok ustaca yaptığı serbest vuruş stiliyle tanınırdı. ‘Ölü yaprak vuruşu’ denilen bu stilde Didi, zaman zaman Roberto Carlos’un yaptığı vuruşlar gibi verdiği müthiş falsolarla önünde kurulan barajları aşıp topu ağlarla buluştururdu. ‘Wanted’da da gerek Wesley, gerek Fox, gerek Sloan, gerekse de düşman belledikleri Cross, arka arkaya tabancalarından çıkan kurşunlara ‘ölü yaprak vuruşu’ misali falsolar veriyor ve ne olursa olsun hedefi buluyorlar. Bu filmi izleyen fizikçiler, 'eğik atış’ın formülü gereği durumu nasıl açıklar bilmiyorum ama, Timur Bekmambetov’un ‘Wanted’ dolayısıyla görsel hafızamıza en büyük katkısı, bu olmuş.
Üstelik filmde falso verilmiş kurşunların buluşması, bir anlamda birbirlerini engellemeleri esprisi de sıkça kullanılmış. Öte yandan hafızalarda yer edecek bir başka görüntü de, Fox rolündeki Angelina Jolie’nin, dövmelerle dolu sırtıyla havuzdan çıkması ve kırıta kırıta yürümesi. Bu sahne akla ‘Beuwolf’u da getiriyor ama orada Jolie’yi, animasyon eşliğinde izlemiştik. Belki derinlemesine etki bırakmayacak ama yine de filmin güzellikleri arasında sayılabilecek bir başka sahne de, dağları delip geçen upuzun köprüdeki tren kazası. Vagonların raydan çıkmasından itibaren bu sekans, son noktasına kadar gayet etkileyici ve adrenalin yükseltici çekilmiş.
Ya oyunculuklar? Film, ‘İskoçya’nın Son Kralı’ ve ‘Kefaret’ filmleriyle tanınan James McAwoy bile aksiyon yıldızı olabilirmiş dedirtiyor. Çok inandırıcı olmasa da, filmin böyle bir yanı ve genç İngiliz oyuncuyu popüler kültürle buluşturan bir işlevi var. Angelina Jolie, Lara Croft’la yeterince aksiyona bulanmıştı, burada da sırıtmıyor. Morgan Freeman, yine ‘Tanrı’ edasıyla konuşuyor ama bu kez rolü sanki fazla ‘tıraş’ olmuş. Polanski’nin 'Piyanist'indeki Alman subay Thomas Kretschmann, Cross rolünde filmin en ‘cool’ karakteri, filmin de bence en iyisi. Terence Stamp de kısa ama öz takılıyor.
‘Wanted’ın çağrıştırdıkları ‘Matrix’ ve ‘Dövüş Kulübü’yle sınırlı değil elbet; ‘Mr. and Mrs Smith’ ve 'Bourne' serisi de akla geliyor hemen. Hikaye zaman zaman kendi içindeki inandırıcılığını kaybetse ve klişelere göz kırpsa da, finalde toparlanıyor. Ama onca kana ve gereksiz vahşete katlananamayabilirsiniz ve bu konuda da haklı olursunuz. Öte yandan film, dokuma yoluyla gelen mesaj meselesinde, insanın geçmiş deneyimlerini bir kez daha gözden geçirmesine neden oluyor. Siz siz olun bundan böyle ipliği kaçmış, ilmeği tutmamış kazaktı, tişörtü vs’ye hemen burun kıvırmayın, alın bir büyüteç, yollanan mesajı dikkatle okuyun. Suikastçilerin mesajlaşma merkezlerinin de ‘Outlet’ler olduğuna inanın. Hatta işi daha ileri götürüp, kedinizin patisiyle giysinizin üzerinde yaptığı hasarı bir ‘mesaj’ olarak yorumlayın.