Genç ömrün sonbaharı

Genç ömrün sonbaharı
Genç ömrün sonbaharı
'Hayata Dönüş'ün ardından yıllar geçti. Çoğu kişi böyle bir olay yaşandığını, etkilerinin halen sürdüğünü unutup gitmiş olabilir. 'Sonbahar', bir hatırlatma filmi. Bunca cana malolmuş böyle bir operasyon, görüş, zulüm unutulmamalı
Haber: SEVİN OKYAY / Arşivi

 

 FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ

 BİR ÖMRE BİR 'SONBAHAR' YETER...UĞUR VARDAN'IN YAZISI İÇİN TIKLAYIN

YAPIM NOTLARI İÇİN TIKLAYIN

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN

Özcan Alper’in ‘Sonbahar’ını, festival gezen meslektaşlarımın çoğundan geç gördüm, çünkü 15. Adana Altın Koza Film Festivali’ne gidememiştim. Bu yıl gitmediğim ender film festivallerinden biriydi. Neyse ki sonra, onca jüri mecburiyetinin arasında, Antalya’da filmi görme fırsatına kavuştum.
‘Sonbahar’, uzun yıllarını cezaevinde geçirmiş, ciğerleri iflah olmayacak derecede mahvolunca tahliye olup köyüne, Çamlıhemşin’e giden Yusuf’un (Onur Saylak) hikâyesini anlatıyor. 19 Aralık ‘Hayata Dönüş Operasyonu’nun hayattan uzaklaştırdığı yüzlerce insandan biri. Alper, bir söyleşide, “Bu da ülkenin sonbaharı mıydı bilmiyorum ama her sonbaharın dönüşü var, mevsimler döner, o yüzden bir teslimiyet sonbaharı değil” demiş. Zaten Yusuf, hapishaneden de isyanını sürdürerek çıkıyor, kimseye borçlu olmadan. Yenik gibi görünüyor, değil oysa.
Sonra yemyeşil dağlardaki evine, onu hasretle bağrına basan annesine geliyor, eski arkadaşlarını buluyor. Ama içten içe, çok kısa süresinin kaldığını biliyor. Hastalık da kendini ona unutturmuyor zaten. Gene de ayaklarını yere basıyor. Yani bu sefer cezaevine düşmüş yenik aydın karakteri ile muhatap olmuyoruz. Cezaevine düşüp hayatının en güzel yıllarını türlü eziyetle geçirmiş, ama özgürlüğüne kavuşmak dahil, hiçbir ‘ödül’ karşılığı boyun eğmeyen bir karakter Yusuf. Öleceğini bile çevresinden saklıyor.
Özcan Alper bize, bu şartlar altında bile insanın hayata tutunabileceğini, seveceğini, özleyeceğini de göstermiş. ‘Sonbahar’ın temelde siyasi bir film olması, onun lirik yanını gölgelemiyor. Öte yandan, Özcan Alper’in filmi, ajitasyon peşinde koşan bir film de değil. Film de, baş karakteri kadar sakin. Ama bu sükunet onun mesajını etkili bir şekilde iletmesini engellemiyor, tam tersine, o mesajı pekiştiriyor. Yusuf’un suskunluğu de normal. konuşacak bir şeyi yok, çünkü öleceğini saklıyor.
Alper’in filmi, ‘Hayata Dönüş Operasyonu’ görüntüleriyle başlıyor. Arada gene arşiv görüntüleri sunuyor, ancak filmi bölecek sıklıkta ya da uzunlukta değiller. Yönetmen filmi, düşleri peşinde koşan adamlara adadığını söylüyor. Bir de inanmış adamlara olsa gerek. Yusuf avaz avaz bağırmasa, ille de yumruk kaldırarak ön saflarda yer almasa da, hatta belki de bu sayede, gerçekten inanmış biri. Onun, Maria’nın şahsında bir özgürlük rüzgârına kapılarak ülkesinden ayrılan, Karadeniz’de Nataşa olarak hayallerinin çöküşünü gözleyen kadınların durumuna eğilmesi de, çevresel kaygıları da filmine zenginlik katıyor. Filmde yöre halkının, hatta Gürcistan’dan gelen oyuncuların kullanılması dokuyu renklendirmiş.
Çevre demişken, Hopa’nın, Çamlıhemşin’in emsalsiz yeşilliğini anmamak imkânsız. Aslında Karadeniz bölgesinin, bir yanlış çözüm örneği olan çevre yolunun başını çektiği çevre sorunları var elbette. Ama Yusuf’un evini, o evi çevreleyen dağları, tepeye çıkan yolu görünce insan hepsini unutuyor. Burası aynı zamanda, hastalığı bu kadar ilerlememiş olsa, havası ve suyuyla, annesinin de gayretleriyle, Yusuf’a kesinlikle şifa bir mekân. Bu zıtlık da filmi büsbütün dokunaklı hale getiriyor.
İlk uzun metraj filmiyle Altın Koza alan Özcan Alper’in adını ilk kez, ne yazık ki henüz göremediğim ‘Momi’ ile duymuştum. Bu filmin kahramanları, Artvin yaylalarında yüzyıllardır konuşmakta olan Hemşince lisanını kullanıyorlardı. Burada da Yusuf yuvaya döndüğü zaman, Karadeniz’in zengin kültür örtüsüne bürünüyor ve annesiyle Hemşince konuşuyor. Bu lisanın kullanılması bile, başlı başına politik bir unsur diye düşünüyorum. Başka kültürlerin yok sayılmaya çalışıldığı bu coğrafyada, Yusuf’u biraz daha iyi anlamamızı sağlıyor.
‘Hayata Dönüş’ün ardından yıllar geçti. Çoğu kişi böyle bir olay yaşandığını, etkilerinin halen sürdüğünü unutup gitmiş olabilir. ‘Sonbahar’, bir hatırlatma filmi. Bunca cana malolmuş böyle bir operasyon, görüş, zulüm unutulmamalı. F-tipi meselesi halen çözümlenmemiş, yürek yakan bir mesele. Özcan Alper, olup bitenlerin unutulmaması için kendi payına düşeni yapmış. Biz de onun filmini izleyerek, kendi payımıza düşeni yapalım. Hem sadece onun için gidiyor olmayacaksınız. ‘Sonbahar’, aldığı ödüllerin de kanıtladığı gibi, iyi bir film.