Gişe canavarı Batman

Gişe canavarı Batman
Gişe canavarı Batman
Amerika'da vizyona girdiği ilk 3 günde hasılat kıran Batman:Kara Şövalye'nin kadrosunda emektar oyuncular Michael Caine ve Morgan Freeman da var. Trajik ölümüyle Hollywood'u yasa boğan 28 yaşındaki Heath Ledger son kez Batman'da rol aldı

 

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

 'BEBEKLERİ KUCAKLAYAN BİR POLİTİKACI DEĞİLİM!' HABERİ İÇİN TIKLAYIN

SON JOKER, LEDGER'İN ARDINDAN...DİLAY YALÇIN'IN YAZISI İÇİN TIKLAYIN

HAİN EVLAT BATMAN ANNESİNE SALDIRDI HABERİ İÇİN TIKLAYIN

BATMAN'İN GİŞESİ ÖRÜMCEĞİ YENDİ HABERİ İÇİN TIKLAYIN

 

 

Yönetmen : Christopher Nolan
Senaryo : Christopher Nolan, Jonathan Nolan, David S. Goyer, Bob Kane
Oyuncular : Maggie Gyllenhaal, Heath Ledger, Christian Bale, Michael Caine, Aaron Eckhart, Morgan Freeman, Gary Oldman,





FİLMİN KONUSU

Teğmen Jim Gordon’un ve yeni Bölge Savcısı Harvey Dent’in yardımını alan Batman, Gotham City’deki organize suçu tamamen yok etmek için harekete geçer. Üçlü ittifak başlangıçta etkili olur ancak kısa süre sonra kendilerini, yükselişteki bir suç dahisinin avı olarak bulurlar. Joker diye bilinen suçlu, Gotham’ı anarşiye boğar ve Kara Şövalye’yi, kahraman ve kanun dışı suç savaşçısı arasındaki ince çizgiyi geçmeye bir adım daha yaklaştırır.

 

 

KİM KİMDİR?

Akademi Ödülü Adayı Heath Ledger (“Brokeback Mountain/Brokeback Dağı”) baş düşman Joker’i, Aaron Eckhart Bölge Savcısı Harvey Dent’i canlandırıyor. Maggie Gyllenhaal kadroya Rachel Dawes rolüyle katılıyor. “Batman Begins/Batman Başlıyor”dan sonra rollerine geri dönen isimler ise Teğmen Jim Gordon rolünde Gary Oldman; Alfred rolünde Oscar sahibi Michael Caine (“The Cider House Rules/Tanrının Eseri Şeytanın Parçası”) ve Lucius Fox rolünde Oscar sahibi Morgan Freeman (“Million Dollar Baby/Milyon Dolarlık Bebek”).

 

 

FİLM NOTLARI


Warner Bros. Pictures, Legendary Pictures işbirliğiyle bir Syncopy Yapımı olan Christopher Nolan filmi “The Dark Knight/Kara Şövalye”yi sunar. Nolan’ın yönettiği filmin senaryosu Jonathan Nolan ve Christopher Nolan’a, öyküsü ise Christopher Nolan ve David S. Goyer’a ait. Charles Roven, Emma Thomas ve Christopher Nolan yapımcı, Benjamin Melniker, Michael E. Uslan, Kevin De La Noy ve Thomas Tull yardımcı yapımcı olarak görev alıyorlar. “The Dark Knight/Kara Şövalye” DC Comics tarafından yayımlanan çizgi romanlarda yer alan karakterlerden esinlendi. Batman Bob Kane tarafından yaratıldı.

 

 

KAMERA ARKASI

Filmin kamera arkası ekibinde iki kez Oscar adayı olmuş görüntü yönetmeni Wally Pfister (“The Prestige/Prestij” “Batman Begins/Batman Başlıyor”), Oscar adayı prodüksiyon tasarımcısı Nathan Crowley (“The Prestige/Prestij”), Oscar adayı editor Lee Smith (“Master and Commander: The Far Side of the World/Dünyanın Uzak Ucu”) ve Oscar sahibi kostüm tasarımcısı Lindy Hemming (“Topsy-Turvy”) var. Filmin müzikleri, daha önce Batman Begins/Batman Başlıyor”da işbirliği yapan, Oscar’a defalarca sahip ve aday olmuş Hans Zimmer (“The Lion King/Aslan Kral,” “Gladiator/Gladyatör”) ve yedi kez Oscar’a aday gösterilmiş James Newton Howard (“Michael Clayton/Avukat,” “The Fugitive/Kaçak”).

 

 

IMAX KAMERALARLA ÇEKİLDİ

Alt dakikalık açılış sahnesi dahil olmak üzere “The Dark Knight/Kara Şövalye”nin altı sahnesi IMAX® kameralarıyla çekildi. Büyük bütçeli bir sinema filminin kısmen IMAX kameralarıyla çekildiği “The DArk Knight/Kara Şövalye” iki film formatının devrim yaratacak bir şekilde birleştirilmesinin habercisi. IMAX kameralarıyla 15/70 mm filme çekilen sahneler sekiz katlı bir bina yüksekliğinde olabilen IMAX perdesini doldurarak insanı tümüyle saran bir sinema deneyimi yaratırken, IMX DMR (letterbox)ta IMAX Experience® belirecek.




YAPIM HAKKINDA


Yazar/yönetmen Christopher Nolan “Batman Begins/Batman Başlıyor”la efsanevi karakteri köklerine döndürüp milyarder sanayici Bruce Wayne’in, neden ve nasıl dünyanın Batman olarak bildiği gizemli suç savaşçısı haline geldiğini yeniden kurgulayarak Batman film serisinde yeni bir sayfa açtı. The Dark Knight/Kara Şövalye”de Nolan, yönetmenin deyimiyle “tamamen şekil almış” karakterle Batman destanına geri dönüyor.
Nolan şöyle devam ediyor: “Bence ilk filmde Batman’i ilginç bir yerde bıraktık; filmin sonu, öykünün devam edebileceği ilginç bir yönü gösteriyordu.” Nolan öyküyü “Batman Begins/Batman Başlıyor”filminin senaryosunda işbirliği yaptığı David S. Goyer’la birlikte geliştirdi. Nolan ve kardeşi Jonathan daha sonra ortaklaşa “The Dark Knight/Kara Şövalye”nin senaryosunu hazırladılar.
Nolan “The Dark Knight/Kara Şövalye”de Batman’in varlığının Gotham City’yi nasıl değiştirdiğine ve –en azından başlangıçta- kötüye götürdüğüne daha çok odaklandıklarını söylüyor. “‘Batman Begins/Batman Başlıyor’un sonunda yükseliş tehlikesinin varlığını ima ettik; Batman suç kartellerinin peşine düşerek ve onların çıkarlarına saldırarak, suç dünyasından çok daha büyük bir tepki görebilirdi ve bu gerçekleşiyor. Verdiği savaşın Gotham City’de kendini gösteren çok olumsuz sonuçları ortaya çıkıyor”
Yapımcı Charles Roven, konunun, Gotham’ın yerlisi olan suçluların ötesine uzandığını söylüyor. Bir yanda Batman Gotham City’yi saran suç ve yozlaşmayı yok etmeye başladı ama ne acıdır ki yarattığı boşluk, bunu şehri ele geçirmek için fırsat bilen çok daha güçlü bir suç unsurunu çekiyor. “
Yapımcı Emma Thomas şöyle diyor: “‘Batman Begins/Batman Başlıyor’da büyük oranda karakterin kökenlerine –Batman’in, Bruce Wayne’in küçük yaşta geçirdiği travmadan doğması, korkuları, öfkesi ve son olarak suç ve yozlaşmayla savaşma konusundaki kararlılığı- yoğunlaştık. ‘The Dark Knight/Kara Şövalye’de Batman Gotham City’nin polis kuvvetleri ve vatandaşları tarafından tanınıyor ancak kimileri onu kahraman olarak görürken, kimileri de onun yarardan çok zarar getirip getirmediğini merak ediyorlar. Yeni bir suçlu türünün ortaya çıkması da bu tartışmaları alevlendiriyor.
“Merak uyandırıcı olan,” diye ekliyor Thomas, “milyarder playboy Bruce Wayne’in—muhteşem otomobilleri, iki kolunda birer güzel kadın ve dünyayı umursamaz tavırlarıyla- göründüğü gibi biri olmaması. Bruce Wayne Batman olarak kimliğini gizlemek için bir maske takıyor ama aslında Bruce’un gerçek kimliğini Batman tanımlıyor; halkın gözü önündeki Bruce Wayne, bu dünyada var olmak için taktığı bir maske.”
Bu şekilde başlamadı. Bruce Wayne/Batman çifte rolüne dönen Christian Bale böyle düşünüyor. “Bruce’un, bunun bir gün biteceğini, Batman’in Gotham City için ilham kaynağı olacağına ve sonunda yarattığı bu karakteri geride bırakacağını düşündüğüne inanıyorum. Ama şimdi git gide bunun kolayca –belki de asla- bırakamayacağı bir şey olduğunu anlamaya başlıyor. Şehri korumasını gerektiren yeni düşmanlar var.”
Bu düşmanların en tehlikelisi, Batman’in en ünlü düşmanı: Joker olarak tanınan, manyak, acımasız iblis. “Joker perdede görüp görebileceğiniz en büyük baş kötü,” diyor Nolan. “Bir anlamda, Joker de Kara Şövalye kadar büyük bir ikon; bu da bize, karakterin çarpık bakış açısını keşfetmek için bize bir fırsat ve mücadele yarattı. Ne kadar renkli ve gösterişli olursa olsun, gerçeğe bağlı bir kötü adam yaratmak istedik. ‘Batman Begins/Batman Başlıyor’da oluşturduğumuz tonu koruyarak, Joker olarak adlandırılmasına rağmen oldukça ciddi biri olmasına karar verdik. Joker’in aşırı uçlarda bir anarşist—gücünü kaostan alan, çıkar gözetmeyen amaçsız bir suçlu olduğu düşüncesiyle başladık; böylece onu anlamak mümkün olmayacaktı. Sadece yıkıcı bir güç olmakla kalmıyor, oldukça korkunç bir manzara oluşturan cinayete eğilimli doğasından büyük zevk alıyor.”
Nolan “senaryo geliştikçe,” diye devam ediyor, “bir kişinin tüm nüfus üzerindeki etkilerini—insanların dengesini bozma ve onların yaşam kurallarını, ahlak değerlerini, inançlarını, insanlıklarını alıp kendilerine döndürme yollarını keşfetmeye başladık. Bunun kendi dünyamızda yansımalarını gördük diyebilirsiniz; anarşi ve kaos—hatta anarşi ve kaos tehlikesi bile—toplumun yüzleştiği en korkutucu şeylerden biri, özellikle de günümüzde.”
Bale “Joker herhangi bir kuralı olmayan biri,” diye belirtiyor. “kendi yok oluşu anlamına gelse bile tek amacı yıkım olan biriyle nasıl savaşırsınız? Bu, güçlü bir rakip.” Oyuncu, Joker’in ahlaki değerlerden payını hiçbir şekilde almamış olmasının, Batman’e karşı verdiği savaşta sahip olduğu en güçlü silahlardan biri olduğunu söyleyerek sözlerinde devam ediyor. Çünkü tam tersine, “Batman’in yapacaklarını ve yapmayacaklarını belirleyen çok sıkı prensipleri var ve Joker bunları kendi avantajına kullanabiliyor. Batman hâlâ büyük bir acı ve öfke potansiyeline sahip ve kolayca ileri gidebilir, o yüzden sınırı geçmemeli. Canavarı kovalarken, bir canavara dönüşmemeye dikkat etmeli. Chris Nolan bu filmde, güç sahibi olmakla güce özenmek hakkında ilginç ahlaki sorular soruyor.”
“The Dark Knight/Kara Şövalye”nin Nolan’la üçüncü işbirliği olduğunu söyleyen Bale, “Bence Chris heyecanlı bir yolculuk için duyulan ihtiyacı tatmin edecek yeteneğe sahip. Karakterlerdeki ikilemi ve kişisel çatışmaları feda etmeden saf eğlenceyi sunmayı başarabiliyor.”
Joker kaos ve korku yaratırken, idealist Bölge Savcısı Harvey Dent, Gotham City’de kanun ve düzenin yeni yüzü oluyor. “Harvey halkın adamı. Batman’den çok farklı bir şekilde tam bir Amerikan kahramanı,” diyor Nolan. “Batman, Harvey Dent ve Teğmen Gordon—adalet sistemi, polis ve suç savaşçısı—suça son vermek için bir ittifak oluşturuyor. Batman’i kullanmaları suçlulara karşı bir avantaj ama onları tutuklayan hâlâ polis ve yargılayan da adalet sistemi. Ama soru şu: Kuralları, onları çiğnemeden esnetebilir misiniz? Bu da öykünün gizli temasını oluşturuyor.”
Üç suç savaşçısı arasındaki dinamik, öngörülebilir olayların kararlı Bölge Savcısı Harvey Dent’i yok edip intikamcı kötü adam İki-Yüzlü’nün yükselmesine neden olmasıyla bir anda değişiyor. Nolan şunları söylüyor: “Harvey’nin Gotham City için simgelediği umut ve sonrasında ona olanlar ve İki-Yüzlü’ye dönüşmesi... Muhteşem bir öykü.”
Yönetmene göre, “Joker daha cafcaflı bir kötü adam, o yüzden dikkat çekiyor. Ancak bazı yönlerden Harvey Dent/İki Yüzlü daha çekici bir karakter çünkü şaşırtıcı bir öyküsü var. Bizim Joker’imizin bir öyküsü yok; başlangıçtan bitişe kadar ortalığı cehenneme çevirmek istiyor yalnızca. Joker ve Harvey Dent—Batman çizgi romanlarının en büyüleyici karakterlerinden ikisi. Neredeyse efsanevi bir yanları var; onları yarattığımız dünyanın ışığında izlemek heyecan verici.”
Nolan, çığır açan bir hamle yapıp sinemada bir ilki gerçekleştirerek bu dünyanın ölçeğini büyüttü. Altı büyük aksiyon sahnesini IMAX kameraları ile çeken Nolan, geleneksel anlamdaki bir sinema filminde –kısmen de olsa—geniş format kameraları kullanan ilk yönetmen oldu. “Batman’in öyküsüne devam etmenin zorluğu, her şeyi daha büyük ve daha iyi hale getirmekti; ilk filmde oluşturduğumuz dünyayı hem öykü hem de sunuş tarzı olarak genişletmeliydik,” diyor. “IMAX görüntüsünün aldığı şekil beni çok heyecanlandırdı. Seyirciyi başka hiçbir film formatının yapamayacağı bir şekilde aksiyona dahil ediyor. Beni çocukluğuma, büyük sinemaların sunduğu ölçeğe ve görkeme geri döndürüyor. Bir sinemacı olarak bence hepimiz buna dönmek istiyoruz; öykümüzün tuvalini IMAX’le büyütmek bunu yapmanın harika bir yolu gibi göründü.”
Yapımcılar Batman’in dünyasında da birkaç değişiklik yaptılar: Bruce Wayne’in ailesinden kalma ev, Wayne Malikânesi “Batman Begins/Batman Başlıyor”un sonunda yanıp kül olmuştu. O nedenle Bruce şimdi şehri gören modern bir çatı katı dairesinde yaşıyor. Batman kendisine daha çok hareket serbestisi ve daha geniş görüş açısı sağlayan yeni bir yarasa kostümü giyiyor. “Kafamı çevirebiliyorum,” diye gülümsüyor Bale. Çevik ve güçlü Bat-Pod da beklenen çıkışını, Kara Şövalye’nin Gotham’ı arşınladığı, Chicago sokaklarında çekilen adrenalin yüklü bir takip sahnesinde yapıyor.
Batman’in adalet savaşı ayrıca onu dünyanın öteki ucuna, Hong Kong’a götürerek Pelerinli Savaşçı’nın perdede ilk kez Gotham’ın dışına çıkmasını sağlıyor.
“Chris bu filmle ne elde etmek istediğine dair harika bir genel görüşe sahipti ve bunu fazlasıyla başardı,” diyor Roven. “O, denediği şey ne kadar hırslı olursa olsun çoğu zaman hayal ettiğinizden daha iyisini gerçekleştireceğine güvenebileceğiniz ender yönetmenlerden biri.”




OYUNCULAR


“The Dark Knight/Kara Şövalye” filme adını veren Christian Bale başta olmak üzere “Batman Begins/Batman Başlıyor”un kalabalık kadrosundan birkaç kişiyi tekrar bir araya getiriyor. Bale iyilik için kişisel kimliğinin büyük bölümünü feda eden bu yalnız figüre dönme fırsatını seve seve kabul ettiğini söylüyor. “Bruce’un ortaya çıkardığı ve artık dizginleyemediği Batman karakterinin bir sonucu olarak fiziksel ve zihinsel olarak fedakârlıkta bulunduğu çok açık. Bir maskeden fazlası, o bir simge yaratmış ve bu simgenin sınırları yok. Asla zayıflık gösteremez. O nedenle Bruce Wayne için iyi olanla Batman’in yapmasının doğru olacağı şey arasında bir çatışma var; çünkü ikisi her zaman uyum içinde olmuyor.”
“Christian’la birlikte çalışmak bir zevk ve çok eğlenceli. Sette çok girişken bir varlığı var,” diyor Nolan. “Ayrıca bir inanılmaz yoğunluğa sahip; oynadığı karakterin psikolojik gerçekliğini yansıtmak için şaşırtıcı bir şekilde yoğunlaşıyor. Karakter hakkındaki gerçeği bulmak için aynı disiplinli yaklaşımı uyguluyor ve ona sadık kalıyor. Bu bir sinemacı olarak bana çok yardımcı oluyor çünkü onun hazırlandığını ve karakterinin öyküde nasıl ilerleyeceği konusunda denetimi elinde tuttuğunu biliyorum. Aslında, sıradan bir insandan sıra dışı bir suç savaşçısına çeviren Bruce Wayne’in sahip olduğu nitelikleri aynen taşıyor.”
“Christian karakterden istediğiniz her şeyi getiriyor—duruş, duygusal yansıma, karmaşıklık,” diyor Roven. “Sette onu izlemek şaşırtıcıydı. Bu filmde rolü yepyeni bir seviyeye taşıdı.”
Nolan, her ne kadar Bale “The Dark Knight/Kara Şövalye”de “Batman Begins/Batman Başlıyor”da canlandırdığı karakteri oynasa da iki filmin oyuncuya farklı mücadeleler sunduğunu söylüyor. “’Batman Begins/Batman Başlıyor’da daha çok fiziksel çaba söz konusuydu—kendisini muhteşem bir şekilde forma sokmuş ve Batman’in dövüşmesi ve hareket etmesiyle ilgili her tür beceriyi edinmişti. Bu filmde, daha içsel bir süreç söz konusu çünkü Bruce bu çifte yaşamın bedelini öğreniyor ve yaptığı seçimleri sorguluyor. Christian bu duygusal mücadeleyi çok inandırıcı bir şekilde, çoğunlukla tek kelime etmeden yansıtıyor.”
Ne olursa olsun, Batman rolünün özünde fiziksellik var; bu nedenle Bale kendini, Batman’in düşmanlarına karşı kullandığı Keysi Dövüş Metoduna (KFM) dair yeni bir kursa adadı. Göreceli olarak genç bir dövüş sanatı olan KFM, zihinsel yoğunlaşmaya ağırlık veren içgüdüsel bir dövüş metodu; ancak Bale’in fiziksel açıdan zirvede olması da gerekiyordu. Keysi dövüş koordinatörleri Andy Norman ve Justo Dieguez’le günde iki üç saat çalıştı. `KFM”de vücudunuzun her parçasını silah olarak geliştirmeyi öğreniyorsunuz ve bu hiç kolay değil,” diyor Norman. “Christian’ı çok sıkı çalıştırdık; her şeyi ne kadar çabuk öğrendiğini görmek çok şaşırtıcıydı. İlk filmden beri eğitiminde belirgin bir ilerleme var. KFM’yi çok daha iyi anlıyor, daha güçlü ve hareketleri inanılmaz.”
Bale “Bu büyüleyici bir metot,” diyor, “çünkü tehlikeli ya da şiddetli bir durumda kalan herkesin hissettiği adrenalini kullanıyor. Gerçekten içinizden geliyor. Bazı dövüş sanatlarının istediği Zen sükuneti yerine, KFM hayvansal içgüdüleri temel alıyor ve bu içgüdüleri bileyerek kişiyi ölümcül kılıyor. Batman için mükemmel derecede uygun.”
Ancak Kara Şövalye’nin karşı karşıya gelmek üzere olduğu Joker adlı suçlunun Keysi ya da başka bir dövüş sanatına aldırdığı yok. Adil bir dövüşte “Batman onu parça parça eder,” diyor Bale, “ama Joker adil bir şekilde dövüşmüyor. Elinin altında hileler var, o nedenle daha çok bir akıl oyunu bu. Ancak Batman’i çok değerli bir rakip olarak görüyor ve bence bundan hoşlanıyor.”
Heath Ledger Batman’in baş düşmanları arasında en çok tanınanı olan kötücül palyaço Joker rolünü oynuyor. Oyuncu seçiminde Nolan aradığı belirgin niteliği şöyle tanımlıyor: “Korkusuzluk. Olay yaratacak bir aktör arıyordum ama aynı zamanda böyle ikonik bir rolü üstlenmekten korkmayacak biri olmalıydı. Heath tamamen orijinal bir şey yarattı. Baş döndürücü, esir edici... İnsanların aklını başından alacak.”
Yönetmen Ledger’la ilk kez henüz ortada senaryo yokken buluştuğunu söylüyor. “Karaktere nasıl baktığı hakkında konuştuk; ikimiz de tamamen aynı konsepti düşünüyorduk—Joker anarşinin yarattığı tehlikeyle ilgiliydi ve büyük ölçekli bir kaos ve korku yaratmaktan zevk alıyordu. Heath bu karakterin daha önce yapılan her şeyden farklı olduğunu içgüdüsel olarak anlamıştı.”
Roven “Joker çizgi roman kültüründeki büyük kötü adamlardan biri—psikopat, gizemli, zeki, şeytani, büyüleyici, komik ve izlemesi tamamen zevkli. Onu oynaması için olağanüstü bir aktöre ihtiyaç duyduğumuzu biliyorduk ve Heath her anlamda istediğimizi verdi. Her bir fiziksel ayrıntıdan sesindeki en ufak değişime, unutulmaz bir performans sergiledi.”
“The Dark Knight/Kara Şövalye”de Joker sahneye bir anda giriyor ve Gotham suç dünyasındaki besin zincirinin en üstüne acımasızca tırmanıyor. “Bu filmde Joker için bir başlangıç hikâyesi yapmayı asla istemedik ama Joker’in yükselişini göstermek istedik,” diyor Nolan. “Bir bakıma, Joker, Gotham’da bu tarz uçlarda bir davranışı başlatan Batman’e verilen mantıklı bir cevap.”
Bale ekliyor. “Joker Batman’i kırmak, herkesin bir fiyatı olduğunu ve Batman’in prensiplerinden vazgeçeceği bir duruma düşürülebileceğini kanıtlamak istiyor. Bence o Batman’in bunu yapmayacağını öğrendiğine çok seviniyor; bu da oynadığı oyunda Joker’e çok daha iyi bir rakip sunuyor. Joker büyüleyici bir karakter ve Heath olağanüstü bir iş çıkardı. Bence Heath Ledger ayarında bir aktör olmasaydı film bu kadar iyi işlemezdi; Heath bahsi çok yükseltti; tıpkı Joker’in Gotham’da yaptığı gibi...”
“Joker’in saf, nedensiz kötülüğü temsil etmesini, hareketlerinin ardında mantıklı bir motivasyon olmamasını istedik. Gotham şehrine salmak istediğimiz buydu. O mutlak bir güç,” diye özetliyor Nolan.
Yine de, Emma Thomas çabucak eklemekten çekinmiyor: “Çok komik biri. Kulağa garip geldiğini biliyorum çünkü bu kadar korkutucu biri nasıl komik olabilir? Heath’in role getirdiği yorum sulu değildi ama yine de komikti; hem fiziksel olarak hem de kuru, alaycı bir yönden. Joker’le kendinizi korkup dehşete düşerken ama aynı zamanda eğlenirken bulacaksınız.”
Yasaların diğer yanında, Gotham City’de bir başka figür yükselişe geçiyor: Organize suçun şehri esir aldığı boyunduruğu kırmayı görev bilen, yeni seçilmiş Bölge savcısı Harvey Dent. . Harvey Dent’i canlandıran Aaron Eckhart şöyle diyor: “Harvey organize suçu engelleyip sokakları temizlemeyi kendine görev edinmiş. O, Gotham’ın yeni umut ışığı, kendi deyimiyle ‘Beyaz Şövalye.’ İyimserlik ve heyecanla başlıyor ama geldiği yer bambaşka,” diye ipucu veriyor. “Bu harika bir rol, ben de Chris Nolan’ın büyük bir hayranıyım; o yüzden bana teklif getirdiklerinde düşünmedim bile.”
Nolan Eckhart’ın yakışıklı ve karizmatik Bölge Savcısı’nın tıpa tıp aynısı olduğunu söylese de, rol için aktörü seçmesinin altında daha derin nedenler yattığını belirtiyor. “Amerikan cazibesini yansıtabilecek birini arıyorduk çünkü filmin başında çok çekici bir kahraman olarak tanıyorsunuz. Ama tehlikeli bir yanı da olmalıydı; Harvey Dent’in alttan alta sahip olması gereken öfke ve karanlığı verebilmeliydi ki öyküde vardığı nokta inandırıcı olsun. Böyle bir karakteri karanlık yanı olmayan, kusursuz bir kahraman olarak sunamazsınız. Aaron bu nitelikleri çok iyi bir şekilde yansıttı.”
Harvey Dent Gotham’ın yeni Bölge Savcısı olarak yalnızca suçtaki artışla değil, maskeli suç savaşçısı Batman’le de baş etmek zorunda. Eckhart “ilginç bir dinamik,” diye belirtiyor, “çünkü Harvey, Batman’in suçla kendi istediği gibi ama yapamayacağı bir şekilde savaştığını düşünüyor. Harvey kanun sınırları içinde kalmak zorunda. Batman’in gizlice yaptığını açıkça yapması gerekiyor. Yöntemlerini açıkça onaylamasa da Batman’in niyetini takdir ediyor. Ancak Bruce Wayne hakkındaki düşünceleri farklı. Bruce’u güvenilmez bir playboy olarak görüyor.”
“Harvey, Bruce’un kalburüstü bir dangalak olduğunu düşünüyor,” diye onaylıyor Nolan. “Maskenin ardındaki adamın gerçekte o olduğunu öğrense hayrete düşerdi.”
Dent’in kamuoyu önündeki kimliği hakkındaki görüşleri bir yana, Bruce Wayne yeni Bölge Savcısı’nın şehrin yararına gösterdiği çabaları takdir ediyor. Nolan şöyle diyor: “Bruce’un başlangıçta Batman’i kısa vadeli bir savaş, Gotham halkına şehri geri almaları için ilham verecek bir simge olarak görmesi bize mantıklı geldi. Harvey Dent’te aradığı yanıtı görüyor. Harvey Gotham’ın muhtaç olduğu kahraman—maske takan değil, yüzü olan bir kahraman.”
Ancak Thomas’a göre “Bir miktar kişisel fırsatçılık da söz konusu tabii; çünkü Harvey Dent başarılı olursa, belki Bruce Batman olmayı bırakabilir. Belki normal bir yaşam süreceği bir dünyaya kavuşabilir. Benliğinin büyük bir kısmıyla pelerinini asıp emekli olabilmeyi diliyor. Bruce Batman’in pelerinini asmaktan hoşlanır mı bilmem. Kendisinin bile bildiğini sanmıyorum. Ancak bir yanıyla başlattığı bir şeyin kontrolden çıktığını ve Harvey Dent’in bunu bitirmesi için tek umut olduğunu hissediyor.”
Bruce Wayne için, normal bir hayat fırsatı aynı zamanda asistan bölge savcısı olarak Dent’le çalışan, hayatının aşkı Rachel Dawes’la bir gelecek fırsatı demek. Bu konuda, Bölge Savcısı bir umut değil engel; çünkü Rachel onunla yalnızca mesleki olarak değil romantik olarak da ilişki halinde. “Rachel söz konusu olduğunda, Bruce’un Dent hakkındaki hisleri çelişkiye düşüyor. Dent’e saygı duyarken, bir yanıyla da onu pataklamak istiyor,” diyor Bale şakayla karışık. Yani Bruce’un idealist yanıyla insan yanı bir kez daha birbiriyle mücadele halinde.”
Rachel rolündeki Maggie Gyllenhaal anlatıyor: “Rachel, Batman olduğu sürece Bruce’la birlikte olmasının olanaksız olduğu gibi acı verici bir karar almış. Harvey Dent yaşamına girdiğinde, adam için çıldırıyor. Bence Harvey’de hayran olduğu şey, Batman’in –ya da Bruce Wayne’in Batman olarak yaptığı şeyin—aksine Harvey’nin kanun tanımayan bir suç savaşçısı olmayışı. Gotham halkının yararına olduğuna inandığı şey için kendisini yasaların üstünde görmüyor. Onun yerine, Harvey—kusurlu da olsa—sisteme inanıyor ve yozlaşmış şeyleri durdurmak için sistemin içinde çalışıyor. Bence Rachel onu bu yüzden seviyor ve onun kendine göre bir kahraman olduğunu düşünüyor. Aynı zamanda, Bruce’u hâlâ çok seviyor. Ve onun da kendisine aşık olduğunun farkında; yani gerçek bir ikilem söz konusu.
“Ama benim için, yani Christian Bale ve Aaron Eckhart muhteşemler; o nedenle bir aktris olarak, bu ikilemle yaşamak kolay oldu,” diye gülüyor Gyllenhaal. “Bu filmin bir parçası olmak istemem tamamen Chris Nolan ve kadronun geri kalanıyla ilgiliydi. Başlangıçtan beri, Chris rol hakkındaki fikirlerimle çok ilgiliydi. Rachel’ın akıllı, yetenekli olması ve kimi zaman tehlikeye düşse de tehlikedeki kadın rolüyle sınırlı kalmamasını istediğini açıkça belirtti. Benim de istediğim buydu ve birbirimizi farklı yönlere iterek Rachel’ı şu anki haline getirdik.” Nolan “Maggie muhteşem bir aktris,” diye belirtiyor. “Çalışmalarını hep çok sevdim ve onunla birlikte çalışmak için fırsat kolluyordum. Bu filmde Rachel rolü mükemmel bir uyum oluşturdu. Maggie büyük bir zekâ ve olgunluğa sahip, ayrıca çok sıcak ve—elbette ki—güzel. Bu rolde ona gerçekten inanıyorsunuz. Bence hayatındaki iki erkeğin arasında kalan Rachel’ın ikilemini çok güzel yansıttı; iki adamın da kendisine neden kapıldığını görebiliyorsunuz. Rachel’ın Bruce’la yoğun bir geçmişi var; Bruce hep onun kalbinde olacak ama Harvey’i seviyor ve onunla bir gelecek görüyor.”
Ancak sarsıcı bir olay heybetli Harvey Dent’i korkunç derecede deformasyona uğramış, intikamdan başka amaç gütmeyen İki-Yüzlü’ye dönüştürünce her şey bir anda değişiyor. “Hayatındaki her şeyi değiştiren korkunç bir şey oluyor ve öfke dizginleri ele alıyor,” diyor Eckhart. “Üzüntüsünden ve acısından güç alıyor ve kötü adamları—ya da kötü adam olarak gördüğü insanları—öldürmeye başlıyor. Âlâ adalet istiyor ama bunu bir zamanlar sadık kaldığı kanunun dışında yapıyor. Onu Joker gibi saf bir kötü adam olarak görmüyorum. Ancak Harvey’nin İki-Yüzlü olduğu noktada dış görünüşü o kadar bozuluyor ki Joker’i benzer biri olarak görmeye başlıyor. Joker de Harvey’yi istediği yere getirdiğini biliyor. Bu muhteşem bir sahne ve Heath harika bir iş çıkardı. Bir oyuncu olarak onunla çalışmak heyecan vericiydi. Heath’in performansı, Joker’i unutulmaz bir sinema karakteri haline getirdi. Joker gibi kötü şöhrete sahip bir kötü adamda isteyebileceğiniz her şeye sahipti ama bir yandan da tamamen orijinaldi.”
Nolan “Joker korkutucu çünkü yaptıklarının arkasında bir neden ya da mantık görünmüyor,” diyor. “O sadece ortalığı yıkıp geçen bir doğal afet. İki-Yüzlü’de, dönüşümünü görüyor ve öfkesiyle üzüntüsünün nereden geldiğini görüyorsunuz. Aaron Harvey Dent ve İki-Yüzlü’nün gelişimini olağanüstü bir şekilde canlandırdı; sizi kendisiyle birlikte duygusal bir yolculuğa çıkarıyor.”
Harvey Dent/İki-Yüzlü’nün oluşturduğu belirgin örnek dışında, yönetmenin gözlemine göre “bu filmde birkaç ikilem ve birbirini yansıtan ilişkiler var. Batman ve Joker arasındaki ilişki ilginç; Harvey Dent/İki-Yüzlü ve Teğmen Gordon arasındaki ilişki de öyle.”
“Batman Begins/Batman Başlıyor”daki rolünü tekrarlayan Gary Oldman, Gotham City Polis Suç Birimi’nin başı Jim Gordon’u canlandırıyor. “Gary görkemli bir oyuncu,” diyor Roven. “Gordon dümdüz bir rol olabilirdi, özellikle ekzantrik hatta tuhaf karakterlerle çevriliyken; ama Gary performansıyla karaktere renk kattı.”
Nolan’a göre “ilk filmde Gordon saklanmış bir karakterdi. Önemli bir rolü üstü kapalı ve dizginlenmiş bir halde oynayabilecek bir aktör gerektiriyordu. Gary’yi Gordon olarak geri getirebildiğimiz için çok mutluyum; öykü karakteri daha çok zorluyor ve Gary’ye başarılı olduğu şeyleri göstermek için daha büyük fırsatlar sunuyor.”
“The Dark Knight/Kara Şövalye”de Teğmen Gordon, suçtaki artış nedeniyle her yandan gelen baskıyla yüz yüze kalıyor ancak bir polis olarak en iyi seçeneğin, Batman’e güvenmesini söyleyen içgüdülerini takip etmek olduğunu biliyor. Batman’in Gotham için tehlike oluşturduğunu anlıyor ancak—özellikle Joker’in gelişiyle—Batman’in şehrin kurtuluşunda son çare olacağına inanıyor. “Polis daha önce Joker gibi biriyle karşılaşmamış,” diyor Oldman. “Parayla hatta bildiğimiz anlamda güçle ilgilenmiyor. Joker’in tek ilgilendiği şey, kaos; yaptığı her şeyi eğlencesine yapıyor. Böyle birini nasıl zapt edebilirsiniz?”
Thomas, Batman’in çabalarının şehirdeki etkileri yüzünden test edilmeye ek olarak “Gordon Harvey Dent’e tam olarak güvenmiyor çünkü Gotham daha önce yozlaşmamış bir politikacı görmemiş. Bir şeyler yapılması gerektiğini biliyor ve Batman’in en iyi çare olduğuna karar veriyor çünkü Batman’in niyetini biliyor ve uzun vadede işlerin daha iyiye gideceğine inanıyor.”
Bruce Wayne’in hayatında iki güvenilir müttefiki daha var: ailesi öldürüldüğünden beri baba bildiği sadık kâhyası Alfred Pennyworth ve Wayne Enterprises şirketinin yöneticisi ve Batman’in ileri teknoloji ürünü cihazlarının yaratıcısı olan Lucius Fox. Oscar ödüllü aktörler Michael Caine ve Morgan Freeman, Batman Begins/Batman Başlıyor”da da canlandırdıkları Alfred and Lucius rolleriyle geri dönüyorlar.
Bruce Wayne’in en yakın sırdaşları olan Alfred ve Lucius Batman’in gerçek kimliğini biliyorlar ancak bu bilgi sorumluluğu da beraberinde getiriyor. İkisi de kendilerine göre akıl hocası, danışman ve bazen Bruce’un vicdanı olarak hareket ediyorlar. “Aralarındaki bağ çok belirgin ama ilişkilerinin farklı yönlerini görebiliyorsunuz,” diyor Nolan. “Lucius Fox Bruce’un Batman olarak yaptıklarının tamamen farkında ve geniş ölçekte bunu onaylıyor. Ancak film ilerledikçe, Lucius’un kabul edebileceklerinin sınırlarını test ediyoruz.”
Freeman “Lucius’u, Batman’in görevini gerçekleştirmesi için gerekeni yapan, pratik zekâlı biri olarak görüyorum,” diyor. “Batman kendisini bir adalet savaşçısı olarak görevlendirmiş. Dünyanın kendisine güvendiğini görünce, karşılığını vermek zorunda. Ama Lucius, Bruce’un zorluklarla yüzleşmek için yapacaklarının sınırı olup olmadığını sorguluyor.” Diğer yandan, Nolan, “Alfred Bruce’un yaptıklarına yürekten inanıyor ve gerekirse daha da ileri gitmesi için onu cesaretlendiriyor,” diyor. “Çünkü bunun doğru olduğuna inanıyor. Elbette ki Alfred Bruce’un insani yanıyla da ilgileniyor çünkü onu yetiştirmiş. Ancak Bruce’un güvenliğiyle ilgili korkularının görevin önüne geçmesini engellemeye çalışıyor.”
Bruce Wayne Alfred’e, bir simge olarak Batman’in sınırları olamayacağını söylüyor ancak “Alfred’e göre, Bruce gerçek biri ve aslında sınırları var,” diyor Caine. “Bruce onun çocuğu gibi; çocuğunuz sizin için hep küçük kalır, kocaman olduklarında bile. Elbette ki Alfred Bruce için endişeleniyor. Ben Alfred’i Bruce’un koruyucu meleği olarak görüyorum; sadece fiziksel olarak değil, psikolojik ve ahlaki olarak da… Gerçek sorunlar doğuyor ve Alfred sık sık onunla konuşuyor. Alfred’in Bruce’la olan ilişkisi gayet insani ve bence en esprili olanı,” diye gülümsüyor Caine.
Yönetmen Alfred’in mizahının doğal olduğunu söylüyor. “Michael çok komik biri; zamanlama komedisini bu kadar zahmetsiz başarabilen biriyle çalışmamıştım hiç. Bir replikle izleyiciyi kahkahaya boğmak için ne yapması gerektiğini çok iyi biliyor.
“Michael Caine ve Morgan Freeman gibi emektar aktörlerle çalışarak deneyimlerinden çok yararlandım,” diye devam ediyor Nolan. “Setteki sakin havalarıyla herkesin dikkatini çekiyorlar ve en iyi performanslarını sergilemek için herkese ilham veriyorlar. İlk filmde onlarla çalışmak bir ayrıcalıktı; “The Dark Knight/Kara Şövalye” için geri dönmeleri ise bizim için bir onur.”
Filmin ana kadrosunda Gotham’ın suç kartellerinden birinin başında yer alan Maroni rolünde Eric Roberts; Gotham’ın suç örgütlerine reddedemeyecekleri bir teklif sunan Asyalı işadamı Lau rolünde Chin Han; Gotham’ın valisi rolünde Nestor Carbonell; bir televizyon habercisi rolünde Anthony Michael Hall var. Cillian Murphy de Korkuluk rolüyle konuk oyuncu olarak dönüyor.
Sonuçta, Nolan’a göre “Kadro, sinema dünyasında çalışan olağanüstü yeteneğe sahip oyunculardan bazılarının muhteşem bir birleşimi, bu da herkesi çok heyecanlandırdı. Sette harika bir atmosfer oluştu ve çok farklı yaklaşımlara sahip oyuncuların bir araya gelerek aynı amaç için çok sıkı çalışmaları büyüleyiciydi.”

 

PRODÜKSİYON

 

Kostüm ve techizatlar son model


Perdede, yeni ve gelişmiş Yarasa kostümünden silahlarına ve değişik ulaşım araçlarına kadar, Batman’in suçla savaşırken kullandığı son teknoloji ürünü teçhizatların sağlanması Lucius Fox’a mal ediliyor. Ancak gerçek hayatta bunu sağlayan asıl isimler Chris Nolan ve prodüksiyon tasarımcısı Nathan Crowley, kostüm tasarımcısı Lindy Hemming’in öncülüğündeki kamera arkası tasarım ekibi ve tasarıma işlev kazandıran özel efekt süpervizörü Chris Corbould’la ekibi.
Nolan anlatıyor: “‘Batman Begins/Batman Başlıyor’la Batmobil ve Yarasa kostümü gibi şeylerin nasıl geliştirildiğini gösterdik. Aynı zamanda, tüm cihazların nasıl geliştirildiğini tamamen keşfetmedik; böylece öykü devam ederken daha da yüksek teknolojiye kavuşmasını inandırıcı bir şekilde anlatabileceğiz. Batman’in sevdiğim yanı, olağanüstü serveti dışında bir süper gücünün olmaması. Bu açıdan bakınca, sahip olduğunuz sınırsız mali kaynakları ve maddi gücünüzü, bilimi ve gerçek dünyada geçerli bir mantığı temel alan muhteşem cihazları ve suçla savaş tekniklerini yaratmak için nasıl kullanırsınız?”

 

 

Bat-Mobi gitti yaşasın Bat-Pod

Nolan ve Crowley daha önce “Batman Begins/Batman Başlıyor için Pelerinli Savaşçı’nın efsanevi Batmobil’ini tasarlayarak bir Lamborghini ve Humvee melezi yaratmışlardı. Tumbler adı verilen Batmobil, spor otomobilin gücünü ve kullanımını zırhlı bir tanka benzeyen yapıyla birleştiriyor. Altı iri tekerlek üzerinde giden Batmobil’in ön aksının olmayışı, daha ani dönüşler yapmasına olanak tanıyor. İki buçuk ton ağırlığına rağmen iki metre yükseğe ve yirmi metre ileri zıplayabiliyor ve yere değdiği anda havalanıyor. Batmobil sıfırdan altmış mile beş saniyede çıkıyor.
Batmobil’in geri kalan parçaları “The Dark Knight/Kara Şövalye”de önemli yer tutsa da, film Batman’in yeni aracını, ağır silahlı iki tekerlekli bir makine olan Bat-Pod’u tanıtıyor. “Elbette ki Batmobil’i geri getirecektik,” diyor Nolan, “ama Batman’e yeni bir şey vermek istedik: yeni bir ulaşım aracı, egzotik ve çok güçlü görünen bir şey. İki tekerlekli bir araç ama kesinlikle bir motosiklet değil. Özünde, Bat-Pod motosiklet dünyasına, Tumbler’ın otomobil dünyasına yaptığını yapıyor.”
Gotham sokaklarında hızlı ve manevra kabiliyeti yüksek olan Bat-Pod tüm arazilere uygun. Batmobil’de bulunan iri tekerleklere Bat-Pod da sahip ve sabit durması için bir ayağa gerek duymuyor. Saldırgan ortamlara karşı çok iyi donanımlı olan aracın iki yanında silahlar var: 40 mm toplar, 50 kalibre makineli tüfekler ve kanca fırlatıcılar.
Bat-Pod’un orijinal tasarımı Crowley ve Nolan’ın düşüncelerinin ürünü. Akıllarında temel konseptten çok az fazlası olan ikili, detayları oluşturmak için en sevdikleri tasarım karargâhına yani Nolan’ın garajına çekildi. Crowley, “dedik ki ‘haydi yapalım; tam boy inşa edelim şunu’ dedik ve yaptık. Araçlarımızla ve bulabildiğimiz ger şeyle gerçek boyutlarda bir model oluşturduk,” diye anlatıyor.
Tabii ki Nolan ve Crowley’nin, icatlarının çalışıp çalışmayacağına dair en küçük fikirleri yoktu. Burada Chris Corbould’un öncülüğündeki özel efekt ekibi devreye girdi. Corbould “öncelikle, Chris Nolan’ın bana Batmobil fikrini ilk gösterdiği zamanı anımsıyorum. Onu nasıl çalışır hale getireceğimiz hakkında fikrim yoktu ama bunu başardık. Beni arayıp Bat-Pod diye bir şeye bakmak için gelmemi istediğinde, ‘eyvah, bu sefer ne hayal ettin?’ diye düşündüm,”diye hatırlıyor.
Corbould L.A’a uçtu, Nolan’ın garajına gitti ve Nolan’la Crowley’nin ilk Bat-Pod modeline baktığında, “Galiba ağlamak üzereydim,” diye gülerek hatırlıyor Crowley. “Onu gerçekten çalıştırmak zorunda kalacağından korkmuş gibi görünüyordu. Ona fincan fincan çay getirip durduk. Orada oturup araca bakıyor, ‘Tanrım, bir sonraki uçuş ne zaman?’ diyecekmiş gibi görünüyordu. Tasarımla mühendisliğin tipik çatışmalarından biriydi.”
Corbould’un aklından geçenleri okuma konusunda Crowley’nin pek de yanılmadığı bir gerçek. “Dilim tutulmuştu,” diye itiraf ediyor Corbould. “Orada sessizce durdum ve düşünüyormuş gibi davrandım ama kafamdan geçen tek fikir, ikisinin de birkaç cıvatasının eksik olduğuydu. Motoru nereye koyacaktım? Hem o devasa tekerleklerle, bu şeyin gitmesi mümkün olacak mıydı? Çok fazla sorun vardı.”
Tüm endişelerine rağmen Corbould Londra’ya döndü ve Bat-Pod’u hayata geçirmek için ekibiyle birlikte beyin fırtınası yapmaya başladı. Birkaç deneme ve yanılmadan sonra, şaşırtıcı biçimde Nolan ve Crowley’nin orijinal tasarımına benzeyen çalışabilir Bat-Pod’u geliştirmeyi başardılar. Nolan, “aslında çalışmaması gerek ama Chris ve ekibi bunu yapmanın bir yolunu buldular,” diyor.
“Komik olan şu ki” diyor Corbould, “Chris’in ya da Nathan’ın hayatları boyunca motosiklet sürdüklerini sanmıyorum; o nedenle o şeyi hareket ettirmek için gereken mekanik prensiplerden tamamı ile habersizdiler. Bir bakıma bu yararlı oldu çünkü bilinçaltında bile daha alışılmış bir motosiklete yönelmediler. Mekanik ilkelerden habersiz olmaları bu tuhaf, harika aracı yaratmalarına yardımcı oldu.”
Aslında aracı sürmek bambaşka bir konuydu. Nolan doğruluyor: “Chris ve ekibinin yarattığı bitmiş ürün çok çarpıcı, etkili ve iyi çalışan bir şeydi ancak sürmesi ve yönlendirmesi çok zordu.”
Bat-Pod’a manevra yaptırmak için sürücünün gövdesini ileri, neredeyse yatay olarak yaslaması ve bilekleri yerine dirsekleriyle yönlendirmesi gerekiyordu. Aslında, Bat-Pod’u ustaca sürebilen tek kişi profesyonel dublör Jean-Pierre Goy oldu. Corbould, “Jean-Pierre’le birkaç kez çalıştım; o dünyadaki en iyi motosiklet sürücülerinden biri. O makineyi öğrenmek için gereken zihinsel atmosfere anında girdi. ‘Bu sahneyi bitirene kadar başka motosiklet sürmüyorum’ dedi çünkü Bat-Pod’un eşsiz sürüş niteliklerine yoğunlaşması gerekiyordu. Onun için bile kolay olduğunu söylesem yalan söylemiş olurum ama sürmesi görülmeye değerdi; o yüzden çabalarımıza değdi.”

 

 

Esnek ve havadar bir kostüm

Batman’in silueti akıllardan silinmeyecek, en kayıtsız gözlemcinin bile anında tanıyabileceği bir imge. Chris Nolan ve kostüm tasarımcısı Lindy Hemming, “The Dark Knight/Kara Şövalye” için yeni yarasa kostümünü tasarlarken bu imgeyi koruması gerektiğini biliyordu.
Rahatlık ve esnekliğin arttırılması üzerine yoğunlaşan Hemming ve ekibi, motokros sürücülerinin ve giydiği koruyucu giysiler ve orduya ait koruyucu zırhlar üzerine geniş bir araştırma yaptı. “Yeni yarasa kostümünün kauçuk bir giysi yerine zırhlı bir kıyafet gibi daha esnek, manevra kabiliyetine sahip ve daha havadar bir ekipman olmasını istedik” diyor Hemming, “Batman Begins/Batman Başlıyor”daki yarasa kostümünün yapımında kullanılan neopren malzemeyi kastederek.
Yeni yarasa kostümü 110 ayrı parçadan oluşuyor. Kostümün temel katmanı, nemi emen özellikleri nedeniyle ordu ve yüksek teknoloji ürünü spor malzemesi üreticileri tarafından kullanılan kafesli polyester malzemeden yapılmış. Esnek malzemeden teker teker kalıba dökülmüş parçalar da temel katmana eklenerek zırhlı kaplama oluşturulmuş. Ek koruma için, hafif ama inanılmaz derecede güçlü ve direnç sahibi karbon fiber paneller bacak, göğüs ve karın bölgelerine yerleştirilmiş.
Yarasa kostümünün “Batman Begins/Batman Başlıyor”dan “The Dark Knight/Kara Şövalye”ye evrimini göstermek için, kostüm özel efekt süpervizörü Graham Churchyard şöyle diyor: “’Batman Begins/Batman Başlıyor”da temel olarak üç ana bileşen vardı, bu filmde ise 100; o yüzden bu, çok karmaşık bir kostüm. Buna bir de her bir parçanın modellenmesi, kalıbının çıkarılması ve üretilmesini de ekleyin. Prodüksiyon için gereken sayıda yarasa kostümleri için her parçayı düzinelerce kez çoğaltmamız gerekiyordu. Bu olağanüstü yoğunlukta bir işti.”
Hemming’in ana görevi, yarasa kostümünü baş ve boyun bölgesinde daha fazla dönmeye olanak sağlayacak şekilde modifiye etmekti. “Geçmişte, Batman kafasını çevirmek için sürekli omuzlarını hareket ettirmek zorundaydı; o nedenle bu, kesin bir öncelik taşıyordu,” diyor Bale. Görünüşte basit olan yanıt, maskeyi kostümün geri kalanından ayırmaktı; ancak kostümün bir bütün olarak görünmesi ve Kara Şövalye’nin heybetli siluetine zara vermemesi gerekiyordu.
Yeniden yapılan tasarım Christian Bale’e mükemmel derecede uydu. “İlk kostüme göre çok daha rahat ve daha az klostrofobikti. Ayrıca daha çevik olmamı sağlıyor ve daha iyi hareket serbestisi tanıyordu; bu da aksiyon ve dönüş sahnelerinde bana yardımcı oldu. Ama yine de bana bir yenilmezlik hissi verdi,” diye onaylıyor. “Yarasa kostümünü giydiğinizde korunaklı ve daha güçlü olduğunuzu hissetmeden edemiyorsunuz. İşe yarıyor.”

 

 

Pelerin dışında her şey yenilendi

Dövüş ve korunma söz konusu olduğunda, yeni ve gelişmiş yarasa kostümü esneklikten fazlasını veriyordu. Batman’e suçla savaşında yardımcı olacak çeşitli cihazlarla da donatılmıştı: Eldivenlerinden ve ön kollarından çıkan ve fırlatılabilen, jilet keskinliğindeki kanatçıklar; Batman’in maskesinde bulunan ve indiğind gözlerini parlak beyaz kalkanların arkasına gizleyip sonar görüntüleri üç boyutlu olarak görmesini sağlayan lensler gibi...
“Batman Begins/Batman Başlıyor”dan “The Dark Knight/Kara Şövalye”ye yarasa kostümünde değişmeyen tek tasarım unsuru, pelerindi. Hemming, “ilk filmde pelerini doğru yapmak için çok zaman harcadık ve tekrar değiştirmek istemedik,” diyor. Pelerine tek bir özellik eklendi: Dijital efektler sayesinde katlanıp sırt çantası benzeri bir hale gelebiliyor ve bir komutla açılabiliyor.

 

 

Vatandaş Batman, Armani giyer

 Bruce Wayne’in imajı gizli kimliğininki kadar ikonik olmasa da, finansal ve sosyal statüsünün verdiği, kendine has bir stili var. Maskenin ardındaki adamı giydirmek için, Hemming efsanevi moda tasarımcısı Giorgio Armani’yle işbirliği yaptı. “Chris Nolan ve ben Bruce Wayne’in seçkin bir görünüm sahibi olması gerektiğini düşündük,” diyor Hemming. “Giorgio Armani markasının, amaçladığımız modern klasik görünümün simgesi olduğunu hissettik. Kumaşları seçtik ve karaktere özel takımlarla dolu bir gardırop için Bay Armani ve ekibiyle doğrudan işbirliği yaptık.” Bale, Bruce Wayne olarak Armani’nin yeni serisi, Giorgio Armani Hand Made-to-Measure’ni giyiyor. Her takım Armani’nin geleneksel sahibine özel etiketini taşıyor; bu durumda bu etiket, Giorgio Armani for Bruce Wayne.

 

 

Joker’in suratında protez makyaj var

Harvey Dent’in, Bruce Wayne’in mali olanaklarına sahip olmadığı açık ama Hemming gardırobunun yine de otorite ve güven telkin etmesi gerektiğini söylüyor. “Onu (Ermenegildo) Zegna’nın tasarladığı kıyafetlerle sade ama karşı konulmaz bir şekilde giydirdik.”
Kostüm tasarımcısı Joker’i giydirirken çok daha serbest davranarak karakterin tanıdık görünümünü, onu canlandıran aktörün jenerasyonunu yansıtacak şekilde değiştirdi. Hemming “Joker’i Heath Ledger’ın oynayacağını öğrendiğimde, kostümün önceki versiyonlara göre daha genç ve trendy bir stile sahip olmasını istedim. Temelde, araştırmam Vivienne Westwood’dan Johnny Rotten’a, Iggy Pop’a, Pete Doherty’e, Alexander McQueen’e uzandı. Her tür görünümü topluyordum,” diye açıklıyor.
Hemming sonunda tasarladığı toplama kıyafeti şöyle anlatıyor: “içine biraz grunge katılmış züppece bir tavrı var.” Joker’in geleneksel renk paletine sadık kalan kıyafet, yeşil bir yeleğin üzerine giyilen mor bir trençkot. Değişen görünümü açık renkli bir ceket tamamlıyor. Gömleği ise, Hemming’in bit pazarında bulduğu bir gömleğin deseninden esinlenmiş.
Joker’in ayakkabıları Milan’dan ve kostüm tasarımcısı tarafından seçilmiş; Hemming burun kısmında yukarı doğru kıvrılmanın palyaço ayakkabılarını hatırlattığını düşünüyor. Kravatı, Londra’da bulunan, İngiliz soylularını giydiren Turnbull & Asser tarafından, Hemming’in direktiflerine uygun şekilde özel olarak dikilmiş. “Heath ince görünmek istedi; o nedenle 60’lara has bir kravat ama Turnbull & Asser kumaşı kullanıldı. Turnbull & Asser’ın yaptığı en tuhaf kravat olduğunu rahatça söyleyebilirim,” diye gülüyor. “Heath geldiğinde ve ona kostümün parçalarını gösterdiğimizde çok orijinal olduğunu düşündü ve seve seve giydi.”
Joker’in makyajı da karakterin önceki anlatımlarından ayrılıyordu. Beyaz yüzlü ve sırıtkan portresini korurken, “The Dark Knight/Kara Şövalye” için hazırlanan makyaj, Joker’e daha çılgın bir görünüm kazandırarak sarsıcı bir nitelik kazandırma amacı taşıyordu. Joker’in yüzü çatlak ve yer yer akmış beyaz bir makyajla kaplı. Gözleri kalın siyah makyajla çerçevelenmiş ve ağzından yanaklarına uzanan ama altındaki korkunç yaraları gizleyemeyen kırmızı bir gülümseme beceriksizce boyanmış. Saçı daha sade ama hâlâ fark edilir bir şekilde, yeşil.
Makyaj ve saç tasarımcısı Peter Robb-King’e göre, “İzleyicilerin zihninde Joker’in nasıl görüneceğine dair bir fikir olduğu açık ama biz deyim yerindeyse görünüşün ardına, bu karakterin öyküde neyi temsil ettiğine ulaşmak istedik. O kelimenin her anlamıyla hasara uğramış biri, o yüzden yarattığımız görünümün komik olmaması önemliydi.”
Heath Ledger’ın makyörü, John Caglione, Jr., aktörün makyajının uygulanmasını “bir dans” olarak adlandırıyor. Şöyle tanımlıyor: “Heath yüzünü belli ifadelerle eğip bükerdi, alnını kaldırıp gözlerini kısardı; ben de yüzündeki bozulmaları beyaza boyardım. Bu teknik, yüzü dümdüz beyaza boyamanın yaratamayacağı dokular ve ifadeler yaratır. Sonra Heath’in sımsıkı kapadığı gözlerinin çevresine siyah makyaj uygulardım, bu da tutarlı bir yüz dokusu oluştururdu. Siyah makyaj yapıldıktan sonra, gözlerine su püskürtürdüm ve o da gözlerini sıkıp kafasını sallardı ve böylece tüm o siyah, akmış, yapışkan görünüm oluşurdu.”
Joker’in makyajı, ayrıca protez süpervizörü Connor O’Sullivan ve protez makyaj sanatçısı Robert Trenton tarafından geliştirilip uygulanan ve protez uygulamasında devrim yaratan bir uygulamayı da simgeliyor. “Protezin cilde doğal görünen bir şekilde yerleştirilmesine olanak tanıyan, silikon temelli yepyeni bir süreç kullandılar,” diyor Robb-King. “Bu kesinlikle şaşırtıcı çünkü kamerayı—hatta IMAX kamerasını bile—yüzüne yaklaştırdığınızda sorun çıkmıyor.”
O’Sullivan, “teknolojiyi geliştirmemiz iki yılımızı aldı ama birkaç kusurdan sonra, başardık. Şimdi doğrudan cilde uygulanan silikon parçalar üretebiliyoruz. Bu parçalar ciltle o kadar iyi birleşiyor ki orada olduğunu bilmeseniz, fark etmekte büyük zorluk çekerdiniz.”
Ek olarak, yeni süreç geçmişte gerek duyulan uygulama zamanını kısalttı. O’Sullivan onaylıyor: “Joker protezleri daha önce üç ila dört saat alıyordu. Onun yerine 25 dakikamızı aldı ve çok daha iyi görünüyorlar.”
Joker çetesinin kullandığı palyaço maskelerinin her biri ayrı ayrı elle yapıldı, kalıba döküldü ve elle boyandı. İlginç bir şekilde, yapımcılar tüm palyaço yüzlerinin haklarının yaratıcıya ait olduğunu öğrendiler; o nedenle filmdeki tüm palyaço maskelerinin kontrol edilmesi gerekti. Hiçbirinin var olan palyaço yüzlerinden kopyalanması mümkün olamazdı.
İki-Yüzlü karakteri için protezler ve görsel efektlerin bir kombinasyonu olan, daha grafik makyaj efektleri kullanıldı. Robb-King ve ekibi, Harvey Dent’in yüzündeki hasarı yansıtmak için özel efekt süpervizörü Nick Davis’le yakından çalıştı çünkü hasarı yalnızca protezlerle vermek mümkün değildi. Eckhart, “benim için ilginç bir deneyimdi; teknoloji sayesinde, makyaj koltuğunda saatlerimi geçirmeme gerek kalmadı. Tüm süreç zahmetsizdi, en azından benim için,” diye gülümsüyor.

 

 

Film Chicago’da çekildi

“The Dark Knight/Kara Şövalye” ile Christopher Nolan, aksiyonu setlerden gerçek mekânlara taşıyarak Batman’in dünyasını kelimenin tam anlamıyla genişletmek istedi. “Filmin ölçeğini genişletmenin yollarını arıyorduk; o nedenle mekân çekimlerini ‘Batman Begins/Batman Başlıyor’da yaptığımızdan daha ileri götürmeye karar verdik,” diyor yönetmen. “Gerçek dünya, stüdyoda asla yaratamayacağınız bir ölçeğe sahiptir.”
“Batman Begins/Batman Başlıyor”da olduğu gibi, Chicago bir kez daha Gotham City oldu. Nolan “çocukluğumun bir kısmı Chicago’da geçti,” diyor, “yani tanıdığım ve sevdiğim bir şehir. Mimarisiyle ünlü ve sinema dostu bir şehir. ‘Batman Begins/Batman Başlıyor’ için burada haftalarca çekim yaptık ama bu kez aylar sürecekti; şehirden aldığımız yardım ve cesaret olağanüstüydü.”
Chuck Roven doğruluyor: “Belediye Başkanı Daley, Chicago Film Ofisi ve en önemlisi, bizi ağırladıkları için çok heyecanlı olan Chicago halkı için ne desem azdır. Bizimle tam bir işbirliğine girdiler ve sokaklarında inanılmaz şeyler yapmamıza izin verdiler. Bize tanıdıkları bu ayrıcalığı takdir ettik ve saygı göstermeye çalıştık.”

 

 

18 tekerli TIR’ı şehirde tepetaklak oldu

Şehrin izin yapılmasına izin verdiği en inanılmaz şey, hiç kuşkusuz, 10 metrelik bir tır kamyonunun, LaSalle Sokağı’ndaki bankacılık bölgesinin kalbinde bir uçtan bir uca devrilmesi oldu. Chris Corbould kamyonun devrilme sahnesini senaryoda gördüğünde şöyle itiraf ediyor: “Chris’le anlaşmaya çalıştım; belki kamyon tümüyle devrilmezdi, belki daha küçük bir kamyon kullanabilirdik; ama hiçbirin kabul etmedi.”
Nolan buna karşılık şunları söylüyor: “Sonunda bir gün ona döndüm ve şöyle dedim: ‘Chris, gerçekten 18 tekerlekli bir araç olmalı. Bunu yapmanın bir yolunu bulacağını biliyorum çünkü sen busun ve yaptığın da bu.’”
İşin ilk aşaması, sahnenin mümkün olduğundan emin olmaktı. “Altı hafta süren hesaplamalardan sonra, gerçek bir deneme yapmaya hazırdık,” diye anımsıyor Corbould. “Açık bir alana gittik, kamyonu hızlandırdık ve düğmeye bastık; tepetaklak oluverdi. Chris Nolan’a gidip harika çalıştığını söyledim.”
Ne olursa olsun, yapımcılar bir kamyonu ıssızlığın ortasında devirmekle bunu bir caddenin ortasında yapmak arasında büyük bir fark olduğunu biliyorlardı. Sahneyi gerçekleştirmeden önce, kamyonu havaya fırlatmak için gereken tonlarca gücün LaSalle Sokağı’nın altyapısına ve boru hatlarına zarar vermeyeceğinden emin olmak için şehir planlama mühendisleri çağırıldı. Güvenli ölçüler belirlendikten sonra, prodüksiyona yeşil ışık yakıldı.
Sahnenin çekileceği gece geldiğinde, kamyon saat gibi işleyerek devrildi ve oyuncu kadrosuyla yapım ekibinden alkış aldı. “Kamyonun havalanıp, tam da Chris’in söylediği yere konmasını izlemek etkileyiciydi,” diyor Nolan. “Tepe noktasına ulaştığında, orada duran bir gökdelene benziyordu; sonra zarif bir şekilde hareketine devam etti. Daha önce böyle bir şey görmemiştim.”

 

 

Koca bina kağıt gibi yıkıldı


Filmin en pahalı sahnesi, şu anda boş olan, Brach’s Candy fabrikasında düzenlenen, tüm bir binanın patlamasını içeren sekanstı. Corbould ve ekibi, patlamayı yaratmak için Doug Loizeaux başkanlığındaki Controlled Demolition, Inc. firmasıyla bir araya geldi. Corbould, “Chris binanın bir deste kart gibi, alışılagelmiş tarzda yıkımla çökmesini istemiyordu. Binanın bir dalga gibi, sırayla yıkılacağı bir sistem geliştiren Doug’la birlikte çalıştım. Sonra sahneyi daha görkemli hale getirmek için özel efekt öğeleri ekledik,” diye anlatıyor.
Yapımcılar için güvenlik büyük önem taşıyordu. Ana endişeler civardaki sokak trafiği ve binanın çevresinde aktif haldeki ray hatlarıydı. Prodüksiyon, demiryolu şirketleriyle temasa geçerek patlama anında tren geçişinin olmamasını garantileyecek şekilde tren tarifesini ayarlamalarını sağladı. Bitişik caddelerdeki trafik de meraklıların patlama alanının yakınına gelmelerini önlemek için durduruldu. Ek olarak, sahne gereği patlamanın yakınında olan otobüsün camlarına polikarbonat tabaka yerleştirilerek, camlar kırılsa bile içerideki oyunculara zarar gelmemesi garanti edildi.
Chicago’da gerçek mekânlarda, yapımcılar şehrin belirleyici özelliklerinden de yararlandılar. Bu özelliklerin arasında şehrin dünyaca ünlü mimarisi ve çok katmanlı caddeleri vardı. Nolan, Joker, polis ve Batman arasındaki takip sahnesinde paralel üst ve alt otoyolları kullanmayı iyi bildi. Tempolu takip sahnesi çeşitli otomobilleri, zırhlı araçları ve bir adet 18 tekerlekli kamyonun Upper ve Lower Wacker Drive, Lower Lower Randolph, Lower Lower Columbus ve LaSalle Street boyunca savrulmasına tanık oldu. Takip sırasında, Bat-Pod kestirmeden geçerek, Millenium Park’ın altındaki yeniden modellenmiş tren istasyonuna bile girdi.

 

 

Plaza lobisine yarasa evi inşa edlidi

“The Dark Knight/Kara Şövalye” Nathan Crowley’nin Rüzgârlı Şehir’de çektiği dördüncü film. Set tasarımcısı, “Chicago’nun mimarisi olağanüstü; geçtiğimiz yüzyılın tüm büyük mimarları burada çalışmış. Sinematik açıdan büyüleyici.”
Crowley, çeşitli setler için ünlü mimar Mies van der Rohe tarafından tasarlanan iki binayı seçti. IBM Binası Wayne Enterprises Yönetim Kurulu Odası, Harvey Dent’in ofisi, Belediye Başkanı’nın ofisi ve Emniyet Müdürü’nün ofisi olarak işlev görürken, One Illinois Plaza’nın lobisi, Bruce Wayne’in yeni çatı katı dairesi oldu. Tabii ki lobiyi çatı katı olarak kullanmak, şehrin en üst kattan görünen manzarasını yaratmak için özel efektler kullanılmasını gerektirdi. Bruce’un yatak odası, East Wacker Drive’daki Hotel 71’in 39. katında ayrıca inşa edildi.
Bruce ve Alfred çatı katına taşınmışlardı çünkü yangında yok olan Wayne Malikânesi hâlâ inşaat halindeydi. Nolan, “‘Batman Begins/Batman Başlıyor’un sonunda, Bruce, Wayne Malikânesi’ni tuğla tuğla yeniden inşa edeceğini söylüyor. Bu uzun zaman alacak bir şey; o yüzden hemen taşınmış olması gerçekçi olmazdı. Ayrıca çizgi romanda Bruce’un şehir merkezindeki bir çatı katında yaşadığı bir dönem var; biz de bunu bir sıçrama noktası olarak aldık. Onu şehirde istedik çünkü bu bir şehrin öyküsü ve Bruce’un, şehrin göbeğinde olmasının önemli olduğunu hissettik,” diye yorumluyor.
Çatı katı kasıtlı olarak Wayne Malikânesi’ne göre daha modern bir tarzda dekore edildi. Crowley, “Modernist anlayışın hakim olduğu kat planlarını inceledik ve mimarinin bu döneminin duygusal olarak yansıtmak istediğimize daha uygun olduğunu hissettik. Soğuk ve boş; ortamın sıcaklığı yok,” diyor.
Nolan ekliyor:. “Bruce bir bakıma yapayalnız bir varlık; o nedenle çatı katının boş tasarımı onun düşünce yapısını yansıtma amacı taşıyor.”

 

Chicago film setine döndü

Chicago’da yapılan çekimler ayrıca Wayne Enterprises’ın Uygulamalı Bilim Birimi’ne ait büyük hangar olarak kullanılan, McCormick Place West’teki Kongre Salonu; panik halindeki Gotham vatandaşlarının da dahil olduğu dramatik bir sahneye mekân olan Donanma Rıhtımı ve açılıştaki banka soygunu dahil olmak üzere birkaç sahnenin geçtiği Chicago’nun Eski Posta Ofisi gibi mekânları da kullandı. Ek olarak, Batman ve Joker arasındaki önemli bir karşılaşma için kullanılan ve prodüksiyon sırasında inşaat aşamasında olan, Chicago’daki Trump Tower’ın dış cephesi kullanıldı. Binanın iç kısmı, İngiltere Cardington’da, şimdi set olarak kullanılan ve dövüşün filme alındığı hava gemisinde yeniden yaratıldı.

 

 

Yarasa ABD’nin en yüksek kulesine kondu

Chicago göğüne uzanan Sears Tower, bir dış çekime sahne oldu ve Christian Bale, Birleşik Devletler’in en yüksek binasının tepesinde durma fırsatını kaçırmadı. Oyuncu, “Dublörüm Buster Reeves’in bunu yapmak için Sears Tower’a gideceğini söylediğini duydum ve dedim ki ‘kusura bakma dostum, hayatta olmaz. Bunu kendim yapmalıyım.’ Yani, hayatta kaç kez 110 kat yüksekte olup bütün Chicago’yu görebilirsiniz ki? Ama bu komik ve muhtemelen tehlikeli bir şey,” diye gülüyor, “çabucak kendimi evimde gibi hissettim ve kısa sürede kenara gidip aşağı bakabilecek durumdaydım.”
Endişelenmek bir yana, Nolan başrol oyuncusunun hayatta bir kez karşılaşacağı bu fırsatı değerlendirme yönündeki kararını destekledi. “Christian kendi kendine meydan okumaktan hoşlanıyor; onu gerçekten tehlikeli bir duruma sokmadığımızı biliyordum. Tamamen güvenliydi, yalnızca orada durmak için cesaret gerekiyordu. Ben bunu yapmayı kesinlikle istemezdim; ama o bundan hoşlanıyordu ve bize çok güzel bir sahne verdi. Ondan sonra, Hong Kong’da bir binanın kenarında durmak kolay olmalı.”

 

 

Çekimler Hong Kong’a uzanıyor

“The Dark Knight/Kara Şöbalye” Batman’i Uzakdoğu’ya, Gotham City’nin en güçlü suç kartellerini yönlendiren uluslararası bir para babasını indireceği bir göreve yolluyor. Sahneler Hong Kong’daki gerçek mekânlarda, ana olarak şehrin en yüksek binası olan muhteşem IFC2’de çekildi. “Batman’i daha egzotik bir yere gönderme fikri hoşuma gitti,” diyor Nolan. “Bunu ilk filmde de, Bruce Wayne Batman olmadan önce yapmıştık ama Batman karakterini Gotham’ın sınırları dışında göstermek istedim. Yıllar önce bir film festivali için Hong Kong’a gitmiştim ve harika bir mekân olduğunu anımsadım. Görsel açıdan inanılmaz bir yer; bu da onu sinematik açıdan ideal kılıyor.”
Prodüksiyon kimi iç çekimler için büyük bir setin, Yarasa Sığınağı’nın inşa edildiği Cardington’a döndü. Bruce ve Alfred’in çatı katı dairesinde yaşadığı süre boyunca Yarasa Mağarası’nın yerini alan Yarasa Sığınağı, mat floresan ışıklarıyla “dev bir ışık kutusu gibi görünüyor,” diyor Wally Pfister, “bu da ışıklandırma açısından benim için işleri çok basitleştirdi.”
Crowley, evi şehirde olduğu sürece, Batman’in yeni bir karargâha ihtiyaç duyduğunun altını çiziyor. “Yarasa Mağarası’na gidemez; o nedenle geniş ama sade olmasıyla çatı katı dairesinin mimari temasına bağlanan sığınak fikrini ortaya attık. Özünde her şeyin duvardan çıkıp geri girdiği büyük beton bir kutu. Ancak yine de görsel açıdan ilginç olmalıydı. Her şey oran ve perspektifle ilgili; gerçekleştirmesi çok eğlenceliydi.”
Christopher Nolan katılıyor: “Böyle muazzam bir film yapmanın her aşaması, kendine has zorluklar sunuyor ama ödülleri de var. Dünyayı dolaşıp helikopterlerden zoom yapmak ve Batmobil’i Chicago sokaklarında sürmek çok heyecan verici. Arada sırada, bir adım geri çekilip bir parçası olma ayrıcalığına sahip olduğum bu şeyin ne kadar sıra dışı olduğunu kendime hatırlatmam gerekiyor.”

 

 

Ses cümbüşü baş döndürüyor


“The Dark Knight/Kara Şövalye”deki bir başka tasarım unsuru ise görülmüyor ama duyuluyor. “Filmin ses tasarımı aşırı derecede karmaşık,” diyor Nolan. “Ses miksinde yer alan sayısız öğe var ve zaman zaman neyin ses tasarımı, neyin müzik olduğun ayırt etmek zorlaşıyor. Filmin büyük kısımlarında çok az müzik kullanıyoruz hatta hiç müziğe yer vermiyoruz. Normalde müziğe dayanarak elde ettiğiniz duygusal tepkileri uyandırmak için ses yaratmak, ses tasarımcımız Richard King ve ekibi için büyük bir sınav oluşturdu. Filmin sonu yoğun şekilde müzikle bezeli ama bu da aksiyon ilerledikçe gelişiyor.”
“Batman Begins/Batman Başlıyor”un müziklerini ortaklaşa hazırlayan kompozitörler Hans Zimmer ve James Newton Howard, “The Dark Knight/Kara Şövalye”nin müziğini hazırlamak için tekrar bir araya geldiler. Nolan “Filmin müziğinin, kurguya paralel bir evrim geçirmesini seviyorum; Hans ve James bunu başarmakta şaşırtıcı bir ustalığa sahipler. Genellikle son görüntüleri bile izlemeden bana verdikleri müzik parçalarını editörüm Lee Smith’le birlikte kurgu odasına götürüyoruz. Bu, kompozitörlere alışılmamış beklentiler yükleyen organik bir süreç ama harika bir iş çıkardılar” diyor.
“Batman Begins/Batman Başlıyor”da olduğu gibi, Zimmer ve Howard “The Dark Knight/Kara Şövalye”de de iş bölümü yaptılar. Zimmer Joker için tema müziğini, Howard da Harvey Dent/İki-Yüzlü’nün çifte kişiliği ile ilgilenme görevini üstlendi. Filmin genel müziğinde de değişiklik yaparak, kahramanca melodileri elediler. Zimmer, “Batman’i tipik bir süper kahraman olarak görmüyorum,” diyor, “o nedenle müzikte ‘süper’ çağrışımlarından kaçınmaya karar verdim. Yarasa Simgesini düşünüp durdum. Bu, Batman’i ikonik bir şekilde sembolize ediyor ama aynı zamanda karanlık ve donanımlı.”
Howard, “Batman çok karmaşık bir karakter,” diye ekliyor. “Onu hâlâ tanıma aşamasındayız; o nedenle onu tanımlayan bir müzikal tema eklemek, yanlış yönlendirme olur.”
Nolan sözlerini şöyle bitiriyor: “Benim için, Batman uzun ömürlü bir çekiciliğe ve sonsuz bir cazibeye sahip çünkü o, kendinizi yerine koyabileceğiniz bir karakter. Bir süper kahraman olarak adlandırılıyor ama aslında o kendi kendini yaratmış bir süper kahraman. Ve bence saf irade ve kişisel disiplinle kendisini insanüstü bir hale getiren, bir kahramana dönüştüren bir adam hayali... Çok çekici bir efsane.”

 

 

KADRO HAKKINDA

Galler’de doğan CHRISTIAN BALE (Bruce Wayne/Batman)’in çocukluğu İngiltere ve ABD’de geçti. Sinemaya girişi Steven Spielberg’ün yönetimindeki II. Dünya Savaşı destanı “Empire of the Sun”la oldu.
Bale’in bugüne kadarki çalışmaları arasında “Henry V,” “The Portrait of a Lady,” “The Secret Agent,” “Metroland,” “Velvet Goldmine,” “All the Little Animals,” “American Psycho,” “Shaft,” “Captain Corelli’s Mandolin,” “Reign of Fire,” “Laurel Canyon,” “The Machinist,” “Batman Begins,” “The New World,” “The Prestige,” “Harsh Times,” “Rescue Dawn” ve “3:10 to Yuma” bulunmaktadır.
Bale yakın zamanda yönetmen Michael Mann’in “Public Enemies” adlı filmindeki çalışmasını tamamladı. Şu sıralar McG yönetimindeki “Terminator Salvation”da yer alıyor.

MICHAEL CAINE (Alfred) yarım yüzyıla yayılan, 100’den fazla filmi ve sayısız oyunculuk ödülünü içeren kariyeriyle sinema endüstrisinin en değer verilen aktörlerinden biri. İki kez Akademi Ödülü sahibi olan Caine, ilk Oscar’ını En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında aldığı “Hannah and Her Sisters” filmiyle ayrıca Golden Globe ve BAFTA ödüllerine aday gösterildi. En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında ikinci kez Oscar’a layık görüldüğü “The Cider House Rules”la ayrıca bir SAG Ödülü kazandı, Golden Globe ve BAFTA ödüllerine aday gösterildi.
Ek olarak, Caine En İyi Erkek Oyuncu dalında dört kez Oscar’a aday oldu. İlki 1966 yılında “Alfie”de filmle aynı adı taşıyan rolüyle oldu. Bu rol kendisine Golden Globe adaylığı ve New York Film Critics Ödülü de getirdi. İkinci Oscar adaylığını, bir Golden Globe adaylığı ve Evening Standard Award’la birlikte getiren filmse, Milo Tindle rolünde oynadığı, 1972 yapımı “Sleuth” oldu. “Educating Rita”daki rolüyle üçüncü Oscar adaylığının yanında Golden Globe ve BAFTA ödüllerini aldı. Son Oscar, Golden Globe ve BAFTA adaylıklarını 2002 yapımı “The Quiet American”la elde etti. Bu filmle ayrıca London Critics Circle Award sahibi oldu. Daha önce “Little Voice” filmiyle En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Golden Globe ve London Critics Circle ödüllerini kazanmış ve BAFTA adaylığına layık görülmüştü.
Caine yakın zamanda 2005 yapımı gişe canavarı “Batman Begins”den sonra yönetmen Christopher Nolan’la tekrar bir araya geldiği, 2006 yapımı “The Prestige”deki performansıyla bir London Critics Circle Award sahibi daha oldu. Caine’in yakın zamanda çektiği filmler arasında Gore Verbinski’den “The Weather Man,” Alfonso Cuaron yönetimindeki “Children of Men.” “Sleuth”un 2007 tarihli yeniden çevriminde, 1972’de oynadığı rolü tersine çevirerek Milo’nun rakibi Andrew’u canlandırdı.
Caine 1933 yılında Güney Londra’da Maurice Micklewhite adıyla balık halinde çalışan bir hamalın oğlu olarak doğdu. Oyunculuğa olan ilgisi erken yaşta kendini gösterdi ve 16 yaşında okulu bırakıp keşfedilmeyi umarak yerel film şirketleri için ufak tefek işler yaptı. 18 yaşına geldiğinde, Kraliçe’nin Kraliyet Birliği tarafından Ulusal Hizmete çağırıldı. 1953’te terhis olduktan sonra, Caine oyunculuk kariyerinin peşine düştü ve sahne adını “The Caine Mutiny”den aldı. Sahnede başlayan Caine, çeşitli oyunlarla Britanya’yı dolaştı ve İngiliz yapımı filmler ve televizyon dizilerinde giderek iyileşen rollerde oynadı.
1964’te, Caine Teğmen Gonville Bromhead rolünde yer aldığı “Zulu”yla ilk önemli rolünü canlandırdı. Ertesi yıl, beğenilen macera filmi “The Ipcress File”da gizli ajan Harry Palmer rolüyle ilk BAFTA Award adaylığını elde etti. Caine’i uluslararası yıldızlığa ulaştıran şeyse, altmışlı yılların olay yaratan filmi “Alfie”’de Oscar’a ilk kez aday gösterildiği performansı oldu.1960’ların sonlarında 11 filmde başrolü oynadı: “The Ipcress File”ın devam filmleri, “Funeral in Berlin” ve “Billion Dollar Brain”; Golden Globe’a aday gösterildiği “Gambit”; “Hurry Sundown”; “Woman Times Seven”; “Deadfall”; “The Magus”; “The Italian Job”; ve “Battle of Britain.”
Sonraki yirmi yıl boyunca, Caine’in oynadığı 40’tan fazla filmden bazıları: Robert Aldrich yönetimindeki “Too Late the Hero”; Elizabeth Taylor’la birlikte “X, Y and Zee”; Laurence Olivier ile “Sleuth”; John Huston’dan “The Man Who Would Be King”; “Harry and Walter Go to New York”; Richard Attenborough’dan “A Bridge Too Far”; bir Neil Simon komedisi olan “California Suite”; ilk Oscar’ını kazandığı Woody Allen filmi “Hannah and Her Sisters”; Brian De Palma yönetimindeki “Dressed to Kill”; John Huston’dan “Victory”; Sidney Lumet’den “Deathtrap”; “Educating Rita”; Stanley Donen yönetimindeki “Blame It on Rio”; John Frankenheimer’dan “The Holcroft Covenant”; Neil Jordan’dan “Mona Lisa”; ve Golden Globe’a aday gösterildiği “Dirty Rotten Scoundrels.”
Sonraki 15 yılda Caine kalabalık kadrolu komedi “Noises Off…”; “Blood and Wine”; “Little Voice”; “Quills”; “Miss Congeniality”; “Austin Powers: Goldmember”; “The Quiet American”; Lasse Hallström filmleri “Secondhand Lions” ve ikinci Oscar’ını kazandığı “The Cider House Rules” gibi filmlerde rol aldı.
Caine beyazcamda, “Jekyll & Hyde” adlı televizyon filmindeki çifte rolüyle ve Güney Afrika Devlet Başkanı F.W. de Klerk’i canlandırdığı tarihi dram “Mandela and de Klerk” ile Emmy ve Golden Globe ödüllerine aday oldu. Ayrıca televizyon filmi “Jack the Ripper”daki çalışmasıyla Golden Globe ve belgesel drama “World War II: When Lions Roared” ile Emmy adaylığı elde etti.
Aynı zamanda yazar olan Caine, What’s It All About? Adlı bir otobiyografi ve BBC Televizyonu’nda verdiği seminerleri temel alan Acting on Film adlı kitabı yazdı.
Caine 1992 yılında Kraliçe’nin Doğumgünü Şerefine CBE ile ödüllendirildi ve sekiz yıl sonra şövalye ilan edildi.

HEATH LEDGER (Joker) Ang Lee’nin yönettiği “Brokeback Mountain” filmindeki çaklışması sayesinde Akademi Ödülü adaylığı ile onurlandırıldı. Ennis Del Mar rolündeki performansı Ledger’a ayrıca Golden Globe, Independent Spirit, BAFTA ve Screen Actors Guild Ödülleri adaylığı ve çeşitli eleştirmenler birliği ödülleri kazandırdı.
Ledger 2007 yılında rol aldığı, Todd Hayne’in “I’m Not There” filmindeki çalışmasıyla 2008 Independent Spirit Awards’da bir Robert Altman Ödülü’nü paylaştı.
Daha önceki filmleri arasında “Candy,” “Casanova,” “The Brothers Grimm,” “Lords of Dogtown,” “The Order,” “Ned Kelly,” “The Four Feathers,” “Monster’s Ball,” “A Knight’s Tale,” “The Patriot” ve Avustralya doğumlu aktörü Amerikan izleyicisine tanıtan ilk film olan “10 Things I Hate About You” yer almaktadır.

GARY OLDMAN (James Gordon) Gotham Polis Teğmeni James Gordon rolünü ilk olarak “Batman Begins” adlı filmde canlandırdı. Ayrıca Sirius Black rolüyle “Harry Potter and the Prisoner of Azkaban,” “Harry Potter and the Goblet of Fire” ve “Harry Potter and the Order of the Phoenix” filmlerinde yer aldı.
Oldman kariyerine 1979 yılında Londra sahnelerinde başladı. 1985 ve 1989 yılları arasında London’s Royal Court Theatre’da rol aldı ve 1985’te “The Pope’s Wedding” oyunundaki performansıyla Londra’daki Time Out tarafından En İyi Çıkış Yapan Oyuncu ilan edildi. Aynı yıl London Critic’s Circle Best Actor Ödülü’nü Anthony Hopkins’le paylaştı.
1986’da Oldman “Sid and Nancy filmiyle sinemaya adım attı ve punk rock efsanesi Sid Vicious’u canlandırarak En Umut Vaat Eden Yeni Oyuncu dalında Evening Standard British Film Award’a layık görüldü. Ertesi yıl, Stephen Frears’ın yönettiği “Prick Up Your Ears” filminde İngiliz oyun yazarı Joe Orton ‘u canlandırarak London Film Critics Circle’dan En İyi Erkek Oyuncu dalında ödül aldı. Endüstrinin en saygın aktörlerinden biri haline gelen Oldman, hem hit anaakım filmlerinde hem de beğeni kazanan bağımsız yapımlarda yer aldı. Oldman’ın erken dönem filmleri arasında Nicolas Roeg’den “Track 29”; “Criminal Law”; “Chattahoochee”; En İyi Oyuncu dalında Independent Spirit Ödülü’ne aday gösterildiği Tom Stoppard filmi “Rosencrantz & Guildenstern Are Dead,” “State of Grace”; “Henry & June”; Lee Harvey Oswald’ı canlandırdığı Oliver Stone filmi “JFK,” ve başrolde yer aldığı Francis Ford Coppola’nın “Dracula”sı sayılabilir.
Oldman’ın sonraki sinema çalışmaları, Tony Scott’tan “True Romance”; “Romeo is Bleeding”; Luc Besson filmleri “The Professional” ve “The Fifth Element”; “Immortal Beloved”; “Murder in the First”; Roland Joffe’s “The Scarlett Letter”; Julian Schnabel’s “Basquiat”; Wolfgang Petersen’dan “Air Force One”; “Lost in Space”in sinema uyarlaması; and Ridley Scott’tan “Hannibal” gibi yapımlarda oynadığı unutulmaz rolleri kapsamaktadır.
Oldman ve menajeri/yapımcı ortağı Douglas Urbanski’nin 1995 yılında kurdukları yapım şirketi The SE8 Group, Oldman’ın yazdığı ve ilk yönetmenlik denemesi olan “Nil by Mouth”u gerçekleştirdi. Film 1997 yılında gerçekleştirilen 50. Cannes Film Festivali’nin açılış filmi oldu ve Kathy Burke filmdeki rolüyle En İyi Kadın Oyuncu dalında ödül kazandı. Buna ek olarak, Oldman En İyi İngiliz Filmi ve En İyi Senaryo dallarında iki BAFTA Ödülü’ne, 1997 Edinburgh Film Festivali’nde Channel 4 Director’s Award’a ve En İyi Çıkış Filmi dalında Empire Award’a layık görüldü. Oldman ayrıca bir SE8 Group filmi olan, yardımcı yapımcılığını üstlendiği ve iki dalda Oscar’a aday gösterilen “The Contender”da rol alarak En İyi Erkek Oyuncu dalında Screen Actors Guild Award’a aday oldu.
Oldman küçük ekranda sevilen komedi dizisi “Friends”de alkolik doktor olarak sergilediği konuk oyunculuğuyla Emmy Ödülü’ne aday gösterildi. Daha önceki televizyon çalışmaları arasında Mike Leigh’in yönettiği “Meantime,” ve Alan Clarke’ın yönettiği “The Firm,” gibi televizyon filmleri sayılabilir.

AARON ECKHART (Harvey Dent), Jason Reitman’ın ilk yönetmenlik denemesi olan, 2005 yapımı “Thank You For Smoking”de yüzsüz tütün lobicisi rolüyle Golden Globe ve Independent Spirit Award adaylığına layık görüldü. Eckhart yakın zamanda Brian De Palma’nın gerçek olaylara dayalı cinayet öyküsü “The Black Dahlia”; Catherine Zeta-Jones’la birlikte oynadığı romantik komedi “No Reservations” ve bağımsız yapım “Meet Bill”de yer aldı. Sonraki filmleri bu sonbahar sınırlı sayıda salonda gösterime girecek olan Alan Ball filmi “Towelhead” ve Jennifer Aniston’la birlikte oynayacağı “Traveling” olacak.
Eckhart, sinema ve tiyatro öğrenimi gördüğü Brigham Young University’de yazar/yönetmen Neil LaBute’le tanıştı ve LaBute’un oyunlarında rol aldı. 1997’de, Eckhart LaBute’un ilk uzun metrajlı filmi “In the Company of Men”de rol alarak eleştirmenlerin ve izleyicilerin dikkatini çekti. Sıra dışı film geniş çapta beğeni kazandı ve birkaç ödül kazandı; bunların arasında En İyi Çıkış Performansı dalında Eckhart’a verilen bir Independent Spirit Award da vardı.
Sonraki beş yılda, üç LaBute filminde daha rol aldı: Ben Stiller ve Catherine Keener’la “Your Friends and Neighbors”; Renée Zellweger’le “Nurse Betty”; ve Gwyenth Paltrow’la “Possession”. Bu süre zarfında, Eckhart Steven Soderbergh’in 2000 yapımı biyografik filmi “Erin Brockovich”te Julia Roberts’ın karşısındaki unutulmaz performansıyla övgü topladı.
Eckhart’ın diğer filmleri arasında Helena Bonham Carter’la “Conversations with Other Women”; John Woo yönetiminde Ben Affleck ve Uma Thurman’la birlikte rol aldığı aksiyon filmi “Paycheck”; Ron Howard’dan Tommy Lee Jones ve Cate Blanchett’li “The Missing”; Hilary Swank’la Jon Amiel yönetiminde “The Core”; Sean Penn’in yönettiği, Jack Nicholson ve Vanessa Redgrave gibi oyuncuları barındıran yıldız kadrolu “The Pledge”; Oliver Stone’dan “Any Given Sunday” ve Elisabeth Shue ile John Duigan yönetimindeki “Molly” sayılabilir.
Eckhart’ın tiyatro çalışmaları arasında, Marsha Mason’la birlikte rol aldığı Michael Cristofer oyunu “Amazing Grace” bulunmaktadır.

MAGGIE GYLLENHAAL (Rachel Dawes) son birkaç yılda sinema edüstrisinin en meşgul kadın başrol oyuncularından biri haline gelerek büyük stüdyo yapımlarında ve bağımsız filmlerdeki çalışmalarıyla övgü topladı. 2002’de, James Spader’la birlikte Sundance Film Festivali’nde büyük övgü alan kışkırtıcı “Secretary”de rol aldı. Gyllenhaal’un filme adını veren roldeki performansı kendisine sayısız ödül ve adaylık getirdi. Bunların arasında Golden Globe ve Independent Spirit Award adaylıkları, bir Boston Film Critics Award ve bir National Board of Review Award. Ek olarak, Umut Vaat Eden Oyuncu dalında Chicago Film Critics Award kazandı. Bu ödülde, 2002 yılında gösterime giren iki filmdeki oyunculuğu da dikkate alınmıştı: Spike Jonze’dan “Adaptation” ve George Clooney’den “Confessions of a Dangerous Mind.”
Gyllenhaal 2006 yapımı bağımsız film “SherryBaby” ile ikinci Golden Globe adaylığını ve çeşitli uluslararası film festivali ödüllerini kazandı. Aynı yıl, Marc Foster’ın beğenilen komedi-dram filmi “Stranger Than Fiction”da Will Ferrell, Emma Thompson, Queen Latifah ve Dustin Hoffman’la; Oliver Stone’un gerçek yaşamdan esinlenen filmi “World Trade Center”da ve antoloji filmi “Paris, je t’aime”in bir blümünde rol aldı. Gyllenhaal ayrıca Oscar adayı animasyon film “Monster House”da seslendirme yaptı.
Diğer filmlerinden bazıları: Bart Freundlich’den David Duchovny ve Julianne Moore’la “Trust the Man”; Don Roos’dan Lisa Kudrow’la “Happy Endings”; John Sayles’dan “Casa de los Babys” ve Mike Newell yönetiminde Julia Roberts, Kirsten Dunst ve Julia Stiles’la birlikte rol aldığı “Mona Lisa Smile.”
Aynı zamanda yetkin bir sahne oyuncusu olan Gyllenhaal’ın rol aldığı Tony Kushner oyunu “Homebody/Kabul” Los Angeles’ta ve Brooklyn Academy of Music’te sahnelendi. Gyllenhaal daha önce Patrick Mauber’in ödüllü oyunu “Closer”da rol almıştı. “Closer” önce Berkeley Repertory Theatre ve sonra Los Angeles’taki Mark Taper Forum’da sahnelendi. Gyllenhaal’un diğer sahne çalışmaları arasında, Londra’da Vanborough Theatre’da sahnelenen “Antony and Cleopatra” bulunmaktadır.
Gyllenhaal ilk filmi “Waterland”de Jeremy Irons ve Ethan Hawke’la birlikte rol aldığında henüz ilk gençlik yıllarındaydı. Sonra rol aldığı, John Waters’ın muzip Hollywood taşlaması “Cecil B. Demented”ı fantastik macera “Donnie Darko” izledi.
Gyllenhaal oyunculuk kariyerini takip ederken 1999 yılında Edebiyat öğrenimi gördüğü Columbia University’den mezun oldu.

MORGAN FREEMAN (Lucius Fox) Clint Eastwood yönetimindeki “Million Dollar Baby” deki rolüyle En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Akademi Ödülü’ne sahip oldu. Bu filmdeki rolüyle Screen Actors Guild (SAG) Award ve Golden Globe adaylığı elde etti. Daha önce üç kez daha Oscar adaylıığına layık görülen aktörün ilk adaylığı, 1987 yapımı “Street Smart”ta Los Angeles, New York, ve National Society of Film Critics ödüllerini, En İyi Yardımcı Erke Oyuncu dalında Independent Spirit Award kazandığı ve ilk kez Golden Globe adaylığı elde ettiği cinayete eğilimli muhabbet tellalı rolündeki kan donduran peformansıyla geldi. İkinci Oscar adaylığını, En İyi Aktör dalında Golden Globe ve National Board of Review ödüllerini ise 1989 yapımı “Driving Miss Daisy”de ödüllü tiyatro oyununu yeniden yorumlayarak elde etti. Üçüncü Oscar adaylığı ise Frank Darabont yönetimindeki 1994 yapımı “The Shawshank Redemption”la gerçekleşti. Bu filmdeki rolü Freeman’a Golden Globe ve SAG Award adaylıkları da getirdi.
“The Dark Knight”a ek olarak Freeman bu yaz aksiyon macera “Wanted”da rol aldı. Önümüzdeki günlerde gösterime girecek çeşitli filmlerinden bazıları: “The Code”; ayrıca yapımcılığını üstlendiği “The Lonely Maiden”;ve Matt Damon’ın karşısında Nelson Mandela’yı canlandırdığı ve ortak yapımcılığını üstlendiği “The Human Factor.”
Freeman’ın yakın zamandaki film çalışmaları arasında Jack Nicholson’la birlikte Rob Reiner yönetimindeki “The Bucket List”; Robert Benton’dan “Feast of Love”; Ben Affleck’ten “Gone Baby Gone”; “Lucky Number Slevin”; Lasse Hallström’dan Robert Redford ve Jennifer Lopez’li “An Unfinished Life”; Christopher Nolan’dan “Batman Begins”; Luc Besson’un yazdığı, Jet Li’li aksiyon “Unleashed”; ve “Bruce Almighty” ile devam filmi “Evan Almighty” sayılabilir. Ayrıca Steven Spielberg filmi “War of the Worlds” ve Oscar ödüllü belgesel “March of the Penguins”de seslendirme yaptı.
Daha önceki filmlerinden bazıları: “The Sum of All Fears,” “High Crimes,” “Along Came a Spider,” “Nurse Betty,” “Deep Impact,” “Hard Rain,” Steven Spielberg’den “Amistad,” “Kiss the Girls,” “Se7en,” Clint Eastwood’dan “Unforgiven,” “Glory,” “Lean on Me,” “Clean and Sober,” “Marie,” “Teachers,” “Harry & Son” ve “Brubaker.”
Freeman 1993 yılında ilk yönetmenlik denemesi olan “Bopha!”yı çekti ve kısa süre sonra Revelations Entertainment’ı kurdu. Şirketin en son ürünü, Freeman’ın Paz Vega’yla birlikte rol aldığı Brad Silberling komedisi “10 Items or Less” oldu.
Memphis doğumlu aktör, kariyerine 1960’lı yıllarda, Hava Kuvvetleri’nde teknisyenlik yaptıktan sonra New York sahnelerinde başladı. On yıl sonra popüler çocuk programı “The Electric Company”de popüler karakter Easy Reader’ı yaratarak ulusal çapta tanınan bir televizyon yıldızı haline geldi.
1970’ler boyunca sahne çalışmalarını sürdüren aktör, 1978’de “The Mighty Gents”le Drama Desk ve Clarence Derwent ödüllerini kazandı ve Tony Award adaylığı elde etti. 1980’de, New York Shakespeare Festival’da Shakespeare’vari anti-kahraman Coriolanus ve “Mother Courage and Her Children” oyunundaki çalışmasıyla Obie ödülleri kazandı. Freeman 1984’te Brooklyn Academy of Music prodüksiyonu olan Lee Breuer oyunu “The Gospel at Colonus”ta The Messenger rolüyle bir Obie daha kazandı ve 1985’te aynı rolle Drama-Logue Award’a layık görüldü. 1987’de Freeman Alfred Uhry’nin Pulitzer Ödüllü oyunu “Driving Miss Daisy”de Hoke Coleburn rolünü yaratarak dördüncü Obie’yi kazandı. 1990’da, Freeman New York Shakespeare Festival’da sahnelenen “The Taming of the Shrew”da Tracey Ullman’ın karşısında Petruchio’yu canlandırdı.
Sahneye dönen Freeman şu sıralar Broadway’de Mike Nichols yönetiminde, Frances McDormand ve Peter Gallagher’la Clifford Odett oyunu “The Country Girl”de oynuyor.

 

 

YAPIMCILAR HAKKINDA

CHRISTOPHER NOLAN (Yönetmen/Senarist/Yapımcı) yönetmen ve senarist olarak çalışmalarıyla tanınan, ödüllü bir sinemacı.
Nolan erken yaşta, babasının Super-8mm kamerasıyla film çekmeye başladı. University College London’da İngiliz Edebiyatı öğrenimi gören Nolan shot UCL’in sinema cemiyetinde 16mm filmler çekti ve öğrendiği gerilla film taktiklerini daha sonra ilk uzun metrajlı filmi “Following”de kullandı. “Bütçesiz” kara film Toronto, Rotterdam, Slamdance ve Hong Kong gibi uluslararası film festivallerinde büyük başarı kazandı ve ABD, İngiltere, Fransa ve başka bölgelerde gösterime girdi.
Nolan’ın ikinci filmi, Guy Pearce, Carrie-Ann Moss ve Joe Pantoliano’nun rol aldığı düşük bütçeli bağımsız yapım “Memento”ydu. Nolan, filmi, kardeşi Jonathan’ın kısa öyküsünden yola çıkarak yazdığı senaryodan yönetti. Film Nolan’a sayısız ödül ve adaylık getirdi. Bunların arasında En İyi Orijinal Senaryo dalında Oscar ve Golden Globe adaylıkları, En İyi Yönetmen ve En İyi Senaryo dallarında iki Independent Spirit Award ve bir Directors Guild of America Award adaylığı sayılabilir. Ek olarak, Los Angeles, Londra, Chicago, Broadcast Film Critics Association gibi eleştirmen birliklerinden En İyi Senaryo Ödülü kazandı; American Film Institute’ten Yılın Senaristi Ödülü’nü ve 2001 Sundance Film Festivali’nde Waldo Salt Senaryo Ödülü’nü aldı.
Nolan “Memento”dan sonra eleştirmenlerin beğenisini kazanan psikolojik gerilim “Insomnia”da Akademi Ödüllü Al Pacino, Robin Williams ve Hilary Swank’ı bir araya getirdi. Bu filmle Nolan Yılın En İyi Yönetmeni dalında London Critics Circle Award’a layık görüldü.
2005’te, Nolan’ın ortak yazarlık yaptığı ve yönettiği “Batman Begins”in başrollerinde Christian Bale, Michael Caine, Liam Neeson, Gary Oldman ve Morgan Freeman vardı. Gişe rekoru kıran film Batman film serisini yeniledi ve kritiklerle izleyicileri aynı derecede memnun ederek “The Dark Knight”ın yolunu açtı.
Nolan’ın yakın zamanda yönetmenliğini, ortak yazarlığını ve yapımcılığını üstlendiği gizemli öykü “The Prestige”in başrollerinde Hugh Jackman, Christian Bale, Scarlett Johansson ve Michael Caine vardı. Empire Magazine bu filmle Nolan’ı Yılın En İyi Yönetmeni olarak nitelendirdi. Film sıra dışı sanat yönetimi ve sinematografisi ile Oscar’a aday gösterildi.
Nolan şu anda eşi, yapımcı Emma Thomas ve çocuklarıyla yaşıyor.

CHARLES ROVEN (Yapımcı) yirmi yılı aşkın kariyerinde bağımsız yapımların ve büyük stüdyo filmlerinin yapımcısı olarak başarının zevkine vardı. Roven, son 10 yıldır birleşik bir sinema, televizyon ve menajerlik şirketi olan Mosaic Media Group’a bağlı olan Atlas Entertainment’in kurucularından.
“The Dark Knight” Roven’i 2005’te yapımcılığını üstlendiği beğeni kazanan gişe rekortmeni “Batman Begins”in ekibiyle tekrar bir araya getiriyor. Christopher Nolan’ın yönettiği ve başrollerini Christian Bale, Michael Caine, Liam Neeson, Morgan Freeman ve Gary Oldman’ın üstlendiği “Batman Begins” iki hafta üst üste gişede bir numarada kalarak dünya çapında 370 milyon dolardan fazla hasılat yaptı.
“The Dark Knight”a ek olarak Roven yakın zamanda gösterime girecek olan aksiyon komedi “Get Smart”ın da yapımcılığını üstlendi. Filmin yönetmeni Peter Segal; başrol oyuncuları Steve Carell ve Anne Hathaway ise Maxwell Smart ve Agent 99 rollerindeler. Film ABD box office listesine 1 numaradan giriş yaptı. Roven ayrıca 2009’un başlarında gösterime girmesi planlanan, başrollerinde Clive Owen ve Naomi Watts’ın olduğu, Tom Tykwer yönetimindeki dramatik macera The International”ın da yapımcısı.
Bu yılın başlarında, Roven eleştirmenlerin beğenisini kazanan suç filmi “The Bank Job”un yapımcılığını üstlendi. Roger Donaldson’ın yönettiği ve Jason Statham ile Saffron Burrows’ın rol aldığı film İngiltere box Office listesine en üst sıradan girdi. Yakın zamanda görev aldığı filmlerden bazıları: Outkast’tan Andre Benjamin (Andre 3000) ve Antwan Patton (Big Boi)’ın rol aldığı müzikal “Idlewild ve Terry Gilliam’ın yönettiği, Matt Damon ve Heath Ledger’ın rol aldığı “The Brothers Grimm.”
Roven’ın daha önce yapımcılık görevini üstlendiği geniş film yelpazesinden kimi örnekler: 275 milyon doların üzerinde gişe hasılatı yapan “Scooby-Doo” ve devam filmi “Scooby-Doo 2: Monsters Unleashed”; beğeni kazanan Körfez Savaşı sonrası öyküsü “Three Kings”; dünya çapında 200 milyon dolar hasılata sahip popüler romantik fantezi filmi “City of Angels” ve Terry Gilliam yönetimindeki, Bruce Willis ve Brad Pitt’li “Twelve Monkeys.” Pitt bu filmdeki rolüyle Oscar adayı olmuş ve Golden Globe kazanmıştı.
Roven kariyerine bir menajer olarak başladı. Bu durum, prodüksiyon alanındaki sanatçılarla duyarlı bir şekilde çalışmasını sağladı.
2008’de, Roven sinema endüstrisine olan katkılarından ötürü ShoWest Producer of the Year Award’a layık görüldü.

EMMA THOMAS (Yapımcı) “Following” ve “Memento” gibi düşünmeye sevk eden bağımsız hit filmlerin yanı sıra aralarında “Batman Begins”in de bulunduğu büyük stüdyo filmlerinin yapımcılığını üstlendi.
Yakın zamanda Thomas eleştirmenlerden övgü toplayan, Christopher Nolan yönetiminde Hugh Jackman, Christian Bale, Scarlett Johansson ve Michael Caine’in rol aldığı, birbirlerini yenmeyi saplantı haline getirmiş iki sahne sihirbazı arasındaki ve cinayete kadar giden şiddetli rekabeti anlatan “The Prestige”in yapımcılığını üstlendi. Film sanat ve görüntü yönetimi dallarında iki Oscar adayı oldu.
Thomas ve yazar/yönetmen Christopher Nolan şu sıralar 1960’lı yıllarda BBC’de yayınlanan diziden esinlenilmiş “The Prisoner”ın ve “The Exec”in hazırlıklarıyla meşguller. İki yapım da şirketleri Syncopy etiketi altında hazırlanıyor.
Thomas prestijli University College London’da öğrenim gördükten sonra Londra’daki Working Title Films’de kariyerine başladı ve beş yıl fiziksel prodüksiyonda görev aldı. Working Tİtle’dayken film prodüksiyonu alanında oluşturduğu sağlam temel, yapımcılığa adım atmasında yardımcı oldu.
Yapımcı olarak görev aldığı ilk film olan bağımsız “Following” kariyerinin dönüm noktasını oluşturdu. Bir yıl boyunca hafta sonları çekilen “Following” gerilla filmciliğinin en iyi örneklerinden biri. Yok denecek kadar az bir bütçeyle çekilen film, dünya çapındaki film festivallerinde kabul gördü ve uluslar arası dağıtıma çıktı.
Thomas daha sonra uluslar arası başarı kazanmış bağımsız hit “Memento”da yardımcı yapımcılık yaptı. Filmin kazandığı ödüllerden bazıları: Bir Independent Spirit Award, bir British Independent Film Award ve çeşitli eleştirmen gruplarının verdiği En İyİ Film ödülleri. Başarısını sürdüren Thomas, ilk büyük stüdyo filmi olarak Al Pacino, Robin Williams ve Hilary Swank’lı “Insomnia”nın ortak yapımcılığına soyundu.
2005 yılında Thomas Christian Bale, Michael Caine, Liam Neeson, Gary Oldman ve Morgan Freeman’ın, Christopher Nolan yönetiminde bir araya geldiği “Batman Begins”in yapımcılığını üstlendi. Batman serisini yeniden yaratan ve “The Dark Knight” a zemin hazırlayan film, eleştirmenlerin ve izleyicilerin takdirini topladı.

JONATHAN NOLAN (Senaryo Yazarı) şu sıralar Steven Spielberg’ün yöneteceği bir bilim kurgu uzay macerası olan “Interstellar”ın senaryosunu hazırlıyor.
Nolan Londra’da doğdu ve Chicago’da büyüdü. Sinema kariyeri, merak uyandıran kısa öykü “Memento Mori”yi yazmasıyla başladı. Öykü, başrolünde Guy Pearce’ın oynadığı, övgü alan kara film “Memento”ya temel oluşturdu. Filmin yönetmeni olan kardeşi Christopher Nolan’ın senaryosunu uyarladığı “Memento” Jonathan’a En İyi Orijinal Senaryo dalında bir Akademi Ödülü adaylığı ve 2001 Sundance Film Festival,’nde Christopher’la paylaştığı bir Waldo Salt Screenwriting Award kazandırdı.
Yakın zamanda iki sihirbaz arasındaki acı rekabeti ve trajik sonuçlarını anlatan “The Prestige”in ortak yazarlığını üstlendi. Hugh Jackman, Christian Bale ve Scarlett Johansson’ın rol aldığı filmi Christopher Nolan yönetti.