Gösterime girdi çünkü görmek isteyenler var!

Gösterime girdi çünkü görmek isteyenler var!
Gösterime girdi çünkü görmek isteyenler var!
Emre Akay'la Hasan Yalaz, ortak eserleri olan 'Bir Tuğra Kaftancıoğlu' filminin gösterime girememe macerasını bir staj süreci olarak kabul ediyorlar
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

 
 
 
 
 
 
 
 
Film içinde film, içinde film... Emre Akay ile Hasan Yalaz’ın ortak eserleri Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi böylesine zor bir deneme. ifİstanbul’da, New York Bağımsız Filmler ve Video Festivali’nde gösterildikten, köşe yazarlarının, film eleştirmenlerinin ve yönetmenlerin takdirini kazandıktan dört yıl sonra bu hafta gösterime giriyor. Aslında “Neden dört yıl sonra?” sorusuna Emre Akay ile Hasan Yalaz “Çünkü görmek isteyenler vardı” cevabı verince daha ötesini sorgulamaya gerek yok. Ama bu dört yıllık süreç, sanki Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi‘nin estetiğiyle ve oyunbaz içeriğiyle bağlantılı bir seyir izlemiş. Emre Akay “Duvarlara karşı ilerliyor gibiydik. Yani bize destek veren birkaç tane insan dışında ben, Hasan’la uzun metraj çekeceğim dediğimde ‘çekemezsiniz’, elimizde 30 saat görüntü var kurgusunu yapacağız dediğimizde ‘yapamazsınız’, kurgusunu yaptığımızda ve festivallere göndereceğimizi söylediğimizde ‘gönderemezsiniz’ gibi tepkiler alıyorduk. Bu, hayatta vizyona girmez dediklerinde de ben de taktım, bir hafta da olsa vizyona sokmak istiyorum dedim”. Yalnız, ne Emre Akay ne de Hasan Yalaz bir hırs küpü. Aksine Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi’nin gösterime girememe macerasını bir staj süreci gibi kabul ediyorlar. Emre Akay, “şimdiki bilgimizle çok daha önceden gösterime sokmuştuk” diyor. Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi’ni başta kartvizit olarak algıladıklarını, gösterime odaklanmadıklarını söylüyor ve ekliyor: “Bize verilen gazla vizyona çıkardık. Bir de, film kendi kendinin yolunu açtı”.
 
Yol açılırken Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi övgülere mazhar olduğu kadar şanssızlıklardan da nasibini alıyor. Birdenbire hiçbir dijital film kabul etmeyeceğini duyuran organizasyonlar, filmi değerlendirmeyi unutan festivaller, ‘kesin şu festivale katılırsınız’ diye diye vizyona sokulmadan heba edilen aylar, Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi’nin şanssızlıklarından birkaçı. Hasan Yalaz’a göre biraz da “Beethoven’la Nirvana’yı karşılaştıran zihniyet” bunun sorumlusu. “Film var film var. Video kamerayla çektiğiniz 90 dakikalık bir şeyi çıkartabilirsiniz ortaya ve dersiniz ki ben bir film yaptım. Kimsenin buna karşı çıkmaya hakkı yok. Ama karşısına geçtiğiniz insan böyle bir şey görmemiş oluyor. O yüzden çekim aşamasında da, dağıtım aşamasında da bu bir film değil diyor.”
Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi’ni çektiklerinde Hasan Yalaz, daha önce kısa filmler çekmiş bir iç mimar, Bilgi Üniversitesi’nde sinema master’ı yapan Emre Akay ise aynı üniversitenin Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi bölümünde araştırma görevlisi imiş. Tanışmalarına, birlikte çektikleri belgesel Daima İleri vesile olmuş. Aslında Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi’nden önce, daha büyük bir proje tasarlıyorlar. Ne var ki o ara Emre Akay’a göre “cumburlop büyük bir projeye atılacak kadar” birbirlerini tanımıyorlar. Emre Akay’ın senaryosuyla Hasan Yalaz’ın kafasındakiler çakışınca, büyük bir projenin öncüsü “küçük” denemenin, yani Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi’nin çizgileri daha da beliriyor.
 
 
Biz katil değiliz ki!
Ama filmin ana karakterini canlandıran ve gerçek ismiyle oynayan Tuğra Kaftancıoğlu’nu bulmaları, kafalarındaki fikri daha da berraklaştırmış olsa gerek. Büyüklük kompleksi içinde snuff* filmler çeken yönetmen rolünde Kaftancıoğlu’nu ve kurbanı canlandıran Gülüm Baltacıgil’i kendi isimleriyle oynatmalarının bir sebebi doğaçlamayla gelişen diyaloglarda kolaylık sağlaması. Tuğra Kaftancıoğlu gibi bir ismin heybetinden ve karaktere uygunluğundan da kendini alamadıklarını da belirtmeden geçmemeli. Tuğra Kaftancıoğlu’nun ismine uygun ses tonu, konuşma tarzı ve duruşu da tam karakterin gereği. Dolayısıyla oyuncunun Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi’ne kattıkları aşikâr. Ama tersi bir intibaya mahal vermemek lazım. Tuğra Kaftancıoğlu filmdeki karakteriyle hayatı arasındaki ayrımı yapamamaktan mustarip falan değil. Emre Akay, “Tuğra, bizden çok daha politically correct’ti. İşte küfür kullanmayalım çocuklar, bu kıza bu yapılır mı gibi tepkileri vardı” diyor. Hasan Yalaz da “Filmde Tuğra karakterinin eleştirilmesi Tuğra’nın çok hoşuna giden bir şey” tespitinde bulunuyor.
 
Film, izleyicinin gerçeklik algısıyla oynayabilmesini, otantiklikle özdeşleştirilen kamera kullanım tarzı kadar Tuğra Kaftancıoğlu’na da borçlu. Hasan Yalaz, Perihan Mağden’in filmle ilgili tespitini örnek veriyor. “Film Perihan Mağden’in dediği gibi, dublaj sesiyle başlıyor ama sonra ortaya çıkıyor ki adam gerçekte öyle konuşuyor. Tuğra hakkında gerçek olan şeyin de aslında sahte zannettiğimiz şey olduğu anlaşılıyor. Tuğra sosyal ilişki kurarken bir allien, yabancı bir karakter gibi...”
 
Bu gerçeklik oyununun hedefini şaştığı yerler de yok değil. Emre Akay’la Hasan Yalaz, dediklerine göre sık sık snuff’çı muamelesi görmüşler. Berlin Türk Filmleri haftasına gittiklerinde ahbaplık kurdukları bir Alman yazar, birkaç hafta sonra filmi seyredince arkadaşlığını kesmek istemiş örneğin. Emre Akay “Bu bir bakıma iyi. Çünkü bizim yakalamak istediğimiz gerçeklik o” diyor. “Ama bir yerden sonra, bu bir film, biz katil değiliz oluyoruz.” Tabii bu, tepkilerin en uç noktası. Herkes, ikiliyi mütecavizlikle suçlayacak kadar ileri gitmemiş ama filmin başındaki uzun casting bölümü röntgencilik suçlamasına mahal vermiş. Emre Akay, “Biz bir film çekiyoruz, oyuncusunu arıyoruz, belki siz de oynayabilirsiniz, beğenirsek de başrol oynayacaksınız ama castingde de normal hayatta verdiğiniz cevapları vermeyeceksiniz, rolünüz gereği tersleyin bizi dedik. Ama sanki sokakta insanları çevirip casting yaptık gibi bir izlenim oldu. Halbuki hepsi de arkadaşımız” diyor. Aslında tüm bunlar da ikilinin hedefine ne kadar ulaştığını gösteriyor. Emre Akay’ın dediğine göre Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi’nin çıkış noktası tam da bu. “O aralar Türk sinemasında karakterler inandırıcı gelmiyordu. Başlarken daha gerçekçi bir şeyler yapalım, izleyenler ‘hadi ya gerçek mi bu’ desinler güdüsü vardı başlarken.” Aradan geçen dört yıl bile Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi’ni eskitmediğine göre Türk sinemasında o damar hâlâ hararetle aranıyor olsa gerek!
 
* Snuff: Gerçek cinayetlerin işlendiği söylenen filmler.