Güç sizde zaten var!

Güç sizde zaten var!
Güç sizde zaten var!
Çizgi kahraman Po'nun komedi ve macera unsurlarıyla her kuşağa hitap eden eğlencelik yaz filminin masalımsı karakterleri Dustin Hoffman, Angelina Jolie ve Jackie Chan'in sesleriyle hayat buluyor

 

 

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ


Yönetmenler: Mark Osborne, John Stevenson
Seslendirme Kadrosu: Jack Black, Dustin Hoffman, Angelina Jolie, David Cross, Jackie Chan, Seth Rogen, Ian McShane, Randall Duk Kim, James Hong, Michael Clarke Duncan, Dan Fogler
Senaryo: Jonathan Aibel, Glenn Berger
Yapımcı: Melissa Cobb
Görüntü Yönetmeni: Yong Duk Jhun, Prodüksiyon Tasarımı: Raymond Zibach
Sanat Yönetmeni: Tang Kheng Heng, Kurgu: Clara De Chenu, C.K. Horness
Özgün Müzik: John Powell, Hans Zimmer
DreamWorks Animation – Paramount Pictures



Dublaj Yönetmenleri: Fatoş Ceylan ve Serdar Çakular
Ses Kayıt: Mert Subaşıoğlu
Türkçeye çeviren: Gülseren Taşdöğen
Başlıca karakterler ve onları seslendirenler:
Po: Okan Yalabık (Jack Black)
Usta Shifu: Köksal Engür (Dustin Hoffman)
Usta Kaplan: Deniz Uğur (Angelina Jolie)
Usta Maymun: Murat Aydın ( Jackie Chan)
Usta Engerek : Deniz Çakır (Lucy Liu)
Usta Ugvey: Müşfik Kenter (Randall Duk Kim)
Po’nun Babası: Ahmet Eres (James Hong)
Kar Leoparı Tai Lung: Mazlum Kiper (Ian McShane)
Usta Mantis: Kadir Çermik (Seth Rogen)
Usta Turna: Altan Erkekli (David Cross)
Zeng: Yiğit Özşener (Dan Fogler)
Komutan: Tarkan Koç (Michael Clarke Duncan)
Haydut Reisi: Bekir Çiçekdemir (Wayne Knight)


Tutkulu, irikıyım ve biraz da sakar bir panda olan Po (Jack Black), yaşadığı çevredeki en fanatik Kung-Fu hayranıdır. Ancak ailesine ait makarna restoranında çalışır ve sürekli tıkınırken bu spora pek yatkın sayılmaz. Hiç beklemediği bir anda eski bir kehanetin gereğini yerine getirmek için görevlendirilince Po’nun hayalleri gerçeğe dönüşür. O artık idolleri olarak gördüğü efsanevi Öfkeli Beşli’nin yanında Kung-Fu dünyasına katılmıştır. Kung-Fu masterı Shifu’nun (Çifte Oscar ödüllü Dustin Hoffman seslendirdi) liderliği altında Öfkeli Beşli’nin beş üyesi Kaplan (Oscar ödüllü Angelina Jolie seslendirdi ), Turna (Emmy ödüllü David Cross seslendirdi), Mantis (Emmy adayı Seth Rogen seslendirdi), Engerek Yılanı (Emmy adayı Lucy Liu seslendirdi) ve Maymun (uluslararası süperstar Jackie Chan seslendirdi) ile yan yana dövüşme fırsatını bulmuştur.
Ancak çok tehlikeli ve intikam duygularıyla dopdolu kar leoparı Tai Lung’un (Emmy ve Altın Küre ödüllü Ian McShane seslendirdi) cezaevinden kaçarak önlerine çıkması üzerine Barış Vadisi halkını yaklaşan tehlikeye karşı savunmak Po’ya kalacaktır. Bir Kung-Fu ustası olma hayalleri gerçeğe dönüşebilecek midir? Aldığı göreve yüreğini koyan Po, çıktığı bu büyük macerada zaafları olarak gördüklerinin aslında kendisi için birer güç kaynağı olduğunu fark edecek ve kısa zamanda unutulmaz bir kahramana dönüşecektir.
DreamWorks Animaton’un sunduğu “Kung-Fu Panda”nın yönetmenliğini John Stevenson ile Mark Osborne üstlendi. Senaryosunu Jonathan Aibel ile Glenn Berger’in yazdığı filmin yapımcılığını Melissa Cobb gerçekleştirdi. Seslendirme kadrosunda şu isimler görev yaptılar:
• Jack Black: Kung-Fu ustası olma hayalleriyle yanıp tutuşan hantal ve sakar panda Po rolünde.
• Dustin Hoffman: Öfkeli Beşli’ye eğitim veren Kung-Fu hocası Shifu rolünde.
• Angelina Jolie: Öfkeli Beşli’nin son derece saldırgan hareket eden dövüşçüsü Kaplan rolünde.
• David Cross: Büyük kanatlarını kullanarak rakibini döndüre döndüre yenen Turna Kuşu (Crane) rolünde.
• Lucy Liu: Rakibine sinsice yaklaşıp kavradıktan sonra boğma hareketleriyle yenen Engerek Yılanı (Viper) rolünde.
• Jackie Chan: Dört uzvunu ve kuyruğunu son derece akıcı şekilde kullanmak suretiyle rakiplerini şimşek hızıyla darmadağın eden ve dövüş sırasında espriler yaparak çok eğlenen Maymun rolünde.
• Seth Rogen: Saniyeler bazında hareket ederek rakibini yumruklaya yumruklaya yenen Peygamber Böceği (Mantis) rolünde.
• Ian McShane: Hapishaneden kaçarak Barış Vadisi halkına büyük tehdit oluşturan çılgın, dengesiz ruhlu ve intikam duygularıyla dopdolu kar leoparı Tai Lung rolünde.
• Randall Duk Kim: Kung-Fu’yu icat eden bilge ruhani lider Oogway rolünde.
• James Hong: Po’nun makarna yapım ustası babası Bay Ping rolünde.
• Michael Clarke Duncan: Firar edilmesi imkansız gibi görünen cezaevinin gururlu yöneticisi Komutan Vachir rolünde.
• Dan Fogler: Sinirli mizaçlı saray elçisi Zeng rolünde.

 

KENDİMİZİN KAHRAMANI OLMAK

Hak ettiğini geri almaya çalışan bir yeşil dev (Shrek) veya yerleri değiştirildikten sonra yuvalarına dönebilmek için mücadele eden hayvanat bahçesi sakinleri (Madagascar)… Her yaştan izleyici daima mazlumların yanında olmayı sever. Zalime ve haksıza karşı mücadele vermiş, adalet isteyen herkes, bu eğlenceli ve ahlaki açıdan cazip masallardaki kahramanlara empati hisseder, kendisini o kahramanların yerine koyar.
Peki, Kung-Fu ustası olmayı hayal eden bir panda ayısına ne dersiniz? Hayli şişman, uykucu ve tembel mizaçlı olan siyah-beyaz renkli ayımızın hayatta sadece tek bir beklentisi vardır: Fiziksel çeviklik, zihinsel maharet ve ışık hızında refleks gerektiren savunma sanatlarında uzman olmak… Zorlu, hatta başlangıçta imkansız görünen bir iş olduğu kesin, hatta kimileri çılgınlık olarak görebilir. Ancak kahramanlık zaten çılgınlık değil midir?
Bu sıradışı öykü zinciri, yönetmen John Stevenson ve Mark Osborne ile yapımcı Melissa Cobb’un önüne geldiğinde üçü de büyük heyecana kapıldılar. Panda ayısı Po’nun büyük engellerle dolu macerası, üçünün de yüreğine derinden işledi.
Yönetmen John Stevenson düşüncelerini aktarmaya şu sözlerle başlıyor: “Hepimiz çocuk sahibi ebeveynleriz. Benim iki kızım var. Mark ile Melissa’nın da çocukları var. Çocuklarımızın hoşuna gidecek bir film yapmak istedik. Filmimizin sloganı açık ve net: ‘Kendi kahramanın ol’. Bu cümle, cevabı bulmak için kendi dışımıza bakmamak gerektiği anlamına gelir. Birisinin ortaya çıkıp herşeyi düzeltmesini beklemeyin. Eğer beyninizi iyi çalıştırırsanız, istediğiniz başarıyı yakalamak için ihtiyaç duyduğunuz güç sizde zaten var. Yapabileceğinizin en iyisini yapın yeter…”
Bu noktada sözü devralan Mark Osborne şöyle devam ediyor: “En başından itibaren bizler için önemli olan tek konu vardı: ‘Kung-Fu Panda’da hepimizin gerçekten inandığı pozitif bir mesajın, bir temanın olması… Komedi ve aksiyon unsurları yüklenmiş keyifli bir deneyim olmasını istedik. Ancak aynı zamanda hepimizin iyi olduğuna inandığı malzemelerden oluşan kusursuz hazırlanmış ve iyi servis edilen lezzetli bir yemek gibi olmasını hedefledik.”
Osborne’un sözlerini Stevenson tamamlıyor: “Sonuçta bu filmi yaparken nereye varmak istediğimizi çok iyi biliyorduk ama belki daha da önemlisi, oraya nasıl gitmek istediğimizi de biliyorduk. Belirli bir zaman diliminde geçmeyen bir film yapmayı amaçladık. Filmimize temel olan masalın konusu antik dönem Çin’inde geçer ama biz karakterlerimize o döneme özgü özellikler yüklemedik. Çünkü en büyük öyküler, belirli bir zaman diliminde geçmeyenlerdir. Bizim filmimizin herşeyden önce klasik bir kahramanın yolculuğu olmasını istedik. Film hiç kuşkusuz eğlenceli ve keyifli oldu.Dövüş sahneleri çok sevilecek. Ancak hedefimiz sadece parlak görünümlü ve bol yıldızlı bir yaz filmi yapmak değildi. Po ve çıktığı yolculuğu, birbirinden cazip karakterler ve yaratıcı görsel öğeleriyle birlikte bir bütün olarak düşündük. Bu tip animasyonların çok ötesine geçmesini hedefledik.”
Hayallerinin izini süren panda ayısının masalını mesajı olan bir eğlencelik şeklinde anlatmaya karar veren film yapımcıları, bu filmi yaparken çeşitli masalların derlemesini yarattılar. Hatta “Kung-Fu Panda” projesinin doğuşu bile, eski Çin masallarının başlangıcı gibi oldu.
Geçtiğimiz yıllarda Jim Henson ile beraber çalışan ve 1999’da DreamWorks’e katılan deneyimli öykü sanatçısı ve illüstratör John Stevenson, “Kung-Fu Panda” projesinin doğuşunu şu sözlerle anlatıyor:
“DreamWorks’te ‘Father of the Pride’ adlı televizyon şovunu yönettiğim günlerdi. Sezon finaline hazırlandığımız sırada ‘Kung-Fu Panda’ adlı bir projede çalışmak isteyip istemediğimi sordular. 70’li yıllardaki çocukluğumda epeyce popüler olan Kung-Fu filmlerini, özellikle de başrolünde David Carradine’in oynadığı ‘Kung-Fu’ adlı televizyon dizisini çok sevdiğim için ilgimi çekti. İlginç bir deneyim olacağını düşündüğüm için hemen ‘Evet’ dedim.”
Filmin yapımcısı Melissa Cobb ise, “Kung-Fu Panda”nın yapımında alternatif öyküleme olgusuna ağırlık verdiklerini belirterek şöyle konuşuyor:
“Bu filmi hazırlarken farklı birşeyler olsun istedik. Günümüzün diğer animasyon filmlerinden farklı bir yanı olmalıydı. O filmleri elbette seviyoruz ama yıllardır devam eden trendi bir şekilde kıran farklı bir animasyon yapmak istedik. Bunun sırrı da konusunun her dönemde geçerli olmasıydı. Bu yüzden bu filmde herhangi bir pop kültürü referansı yer almadı. Bir aile komedisi olacağı; türünün özelliklerine saygılı aksiyon yüklü bir Kung-Fu filmi olacağı kesin ama bizim öncelikli amacımız, sadece bugün değil, önümüzdeki yıllarda da anlamını koruyacak bir animasyon filmi yapmak oldu.

 

UZATMALI GÖREVDE İKİ SENARYO YAZARI

“Kung-Fu Panda”nın belirli bir zaman diliminde geçmemesi hedeflenen masalının yolculuğu, aslında filmin odak noktasındaki sevimli pandanın masalına benzedi. Gelişim süreci yıllarca devam etti. Prodüksiyon ekiplerinin hummalı çalışması sonucunda film yapımcıları, adeta zengin bir altın madeni damarı bulmuş gibi oldular. Yaratılan kaynaklar o kadar zengindi ki, materyal bolluğu yaşandı. Eldeki materyal çok geniş çaplı olunca da bunların düzene sokulması gereği ortaya çıktı.
Bu noktada devreye iki senaryo yazarı Jonathan Aibel ile Glenn Berger girdiler. Jonathan Aibel, projeye nasıl dahil olduğunu ve sonrasını şu sözlerle açıklıyor:
“Yapımcıların elinde çok fazla materyal birikmişti. Bizi öykü danışmanı olarak çağırdılar. Bir hafta çalışıp öykünün şekillenmesine yardımcı olacaktık. Hangi sahnelere gerek var, hangilerine yok? Hepsi doğru sırasında mı? Öyküye nasıl odaklanabiliriz? Buna benzer sorular üzerinde bazı tavsiyelerde bulunduk. Ancak bir haftada bitmedi. Önce bir ay oldu, sonra üç ay, sonunda 19 ay… Böylece ikimiz de bu uzun soluklu sürecin parçası haline geldik.”


Diğer senaryo yazarı Glenn Berger ise şu yorumu yapıyor: “Büyüleyici dövüş sahneleriyle dopdolu harika bir komedi filmi olması isteniyordu. Biz ikimiz ormandaki ağaçları kesmek, yapımcıların ulaşmak istediği filmin özünü bulmak için görevlendirilmiştik. Ancak ortada bu kadar güzel bir dünya ve eğlenceli karakterler olunca, materyal de adeta kendiliğinden fışkırıyor; odak noktasındaki öykünün üzerinin kapanmasına yol açıyordu. Biz öykünün üzerinin kapanmamasına yardımcı olmak için oradaydık.”


Herkesin aynı fikirde olduğu öykünün merkezinde Po olmalıydı. Bu nedenle film yapımcıları birkaç defa öyküyü güçlendirme toplantısı yaptılar. Bu toplantılarda şu sorular soruldu: Po kimdir? Ne yapmak ister? Nasıl yapmaya çalışır? Neler olur? Nasıl sonuçlanır? Tartışmalar yapılırken bu soruların hepsi, tek bir sahneye veya espriye bağlı kalınmadan soruldu. Fikirlerin birbirine karıştığı noktalarda esas odak noktasına dönüldü. Böylece öykü anlatım seçeneklerinin akışkanlığı sağlandı.


Gerisini Glenn Berger’dan dinleyelim: “Sürecin her aşamasında son söylemimiz her zaman aynı oldu. Filmin yapımı esnasında herhangi bir anda belirli bir unsur üzerinde anlaşmazlık çıkınca, o fikir kimden gelirse gelsin daima en başa dönerek, yukarıdaki beş temel soruyu sorduk.”


“Kung-Fu Panda”nın baş kahramanı Po’nun kendine inancı fazla yoktur ama uzun gelişim sürecine rağmen DreamWorks yetkililerinin filme inancı her zaman sağlam kaldı, her zaman tamdı. DreamWorks’ün uzun metrajlı animasyonlardan sorumlu başkan yardımcısı Bill Damaschke, “Bu filmin çok özel olacağını biliyorduk. Geliştirme süreci boyunca filmin yapımında görev alan herkesin yeteneğinden ve birikiminden daima emin olduk. Filme ve arkasındaki yapımcılara her zaman güvendik” diyor.


DreamWorks Karakter Animasyon Bölümü Başkanı Dan Wagner’ın aklına gelen bir fikir sayesinde filmin oldukça yavaş ilerleyen geliştirme temposu bir anda değişti. Ünlü komedyen Jack Black’in ses kayıtlarını alan Wagner, bu sözleri sanki Po söylüyormuş gibi bir animasyon hazırlayınca tüm DreamWorks yetkililerinin hoşuna giden bir tablo ortaya çıktı. Jack Black ile Po’nun uyumu harikaydı.


Yönetmen Osborne bu konudaki düşüncesini şu sözlerle ifade ediyor: “Jack Black tek koltuğunda dokuz karpuz taşıyan diyebileceğimiz tarzda çok yönlü bir komedyendir. Bu film için en ideal seslendirme sanatçısı o oldu. Şahsen ben sıkı bir Jack Black ve Tenaciou D (Black’in müzik grubu) hayranıyımdır. Onun çalışmalarından her zaman ilham aldım. Sözleşmeyi imzaladığında derin bir oh çektim ve ‘İşte bu kadar!’ dedim. ‘Kung-Fu Panda’ gibi bir animasyon için Jack Black’ten daha iyisi düşünülemezdi.”


Filmin diğer yönetmeni Stevenson şunları ekliyor: “Jack harika bir insandır. Daha önceki filmlerine bakarsanız, en kaba karakterleri canlandırdığında bile izleyiciye sevimli gelmesini bilir. Oynadığı karakter ne kadar itici olursa olsun daima eğlencelidir. Ayrıca oynadığı karakterin abartılı yönlerini beyazperdeye yansıtmakta usta olduğu için Po karakterinin de heyecanlı, sevimli, istekli yapısını en iyi o canlandırabilirdi.”

 

KİM KUNG-FU PANDA OLMAK İSTER?

Sinema filme denildiğinde -animasyon veya gerçek aktörlerin oynadığı filmler- Jack Black’in yeteneği konusunda en ufak bir kuşku bile yoktur. İzleyiciye keyifli dakikalar yaşatmasını bilen bir aktördür. “Shark Tale”,”King Kong”, “School of Rock”, “Nacho Libre” ve “The Holiday” gibi yapımlar ise, Jack Black’in birbirinden çok farklı tarzdaki projelere kolayca ve başarıyla uyum sağladığının kanıtıdır.

Daha önce DreamWorks yapımı “Shark Tale”de Lenny adlı köpekbalığının seslendirmesini yapan Jack Black, “Kung-Fu Panda”nın baş karakteri Po’nun kişilik yapısını şu sözlerle yorumluyor: “Kung-Fu hayranı olan sevimli pandamız Po, bir makarna restoranında garson olarak çalışmaktadır. Po’nun babası aynı restoranda aşçıbaşıdır ve makarna yapmayı sever. Ancak Po bu işleri biraz yavan,tekdüze ve sıkıcı bulur. Dünyasında daha fazla heyecan ve adrenalin olmasını ister. Kung-Fu ustası olmayı arzular. Kung-Fu sanatçılarını birer rock yıldızı gibi idolleştirir. Po’ya göre hepsi birer yaşayan efsanedir. Hayattan beklentilerini babasına söylemekten utanır. Çünkü babasının tek hayalinin, oğlunun kendi ayak izlerinden gitmesi olduğunu bilir. Bu yüzden Kung-Fu ustalarına hayranlığını gizli tutar. Öte yandan gerçek bir Kung-Fu eğitmeni olmak için gereken özelliklere sahip olmadığını bildiği için hayli sıkıntılıdır. Zaten gizli arzusunu hiç kimseye söylememiş olmasının sebebi, başkalarının onunla fena halde dalga geçeceği korkusudur.”

Kung-Fu eğitmeni olmak için yanıp tutuşan bir pandayı seslendirmenin kaçırılmayacak bir fırsat olduğunu belirten ünlü komedyen Jack Black sözlerine şöyle devam ediyor:
“Kung-Fu beni daima büyülemiştir. Bu yüzden Jeffrey Katzenberg bana, ‘Kung-Fu Panda’da Po karakterinin seslendirmesiyle ilgilenir misin?’ diye sorduğunda müthiş bir teklif olduğunu düşündüm. Çocukken karate ve judo dersleri almıştım. Çok eğlenceli olmasının yanısıra kaslarım için de iyi geliyordu. Hatta bir judo turnuvasında madalya bile kazandım. Hiç Kung-Fu dersi almadığım halde –ki sadece televizyonda ve filmlerde gördüm- bana savunma sanatlarının en spritiüel formatı gibi geliyordu. Ayrıca Po karakteri de bana kendi çocukluğumu anımsattı. Kendi kaderini kendisi çizmeye çalışan hantal görünümlü masum bir hayalci… Po’nun dışında başka harika karakterler de var. Özellikle Dustin Hoffman’ın seslendirdiği Kung-Fu ustası ve öğretmeni Shifu’yu çok sevdim, Ian McShane’in seslendirdiği Tai Lung karakterini ise Darth Vader’dan bu yana en ürkütücü kötü karakter olarak görüyorum.”

 

ÖĞRENCİ HAZIR OLDUĞUNDA ÖĞRETMEN GELİR

Çin efsanelerindeki kehanete göre günün birinde dünyamıza Dragon Savaşçısı gelecektir. Ancak efsanede sözü edilen Dragon Savaşçısının Po olduğunu anlayan usta eğitmen Shifu bunu bir türlü kabullenemez. Bu büyük onur Shifu’nun ödüllü öğrencileri Öfkeli Beşli’den bir tanesinin olmalıdır. Hemen harekete geçerek karşısındaki hantal pandadan kurtulmak için elinden geleni yapar.
Yapımcı Melissa Cobb’un bu konudaki yorumu şöyle: “Ancak Po’nun Kung-Fu hocası olmaya olağanüstü hevesi ve çabası vardır. İdolleri olarak gördüğü Öfkeli Beşli’nin de olduğu bir ortamda Po’nun vazgeçmeye hiç niyeti yoktur. Po ile Shifu arasında en başından beri hırçın ve kavgacı bir ilişki vardır. Bununla birlikte Dragon Savaşçısı kimliğinin gerektirdiği rollerin, Po’nun ilk baştaki beklentisinden çok fazla yüksek olduğunun farkına varılınca kavgaya dayalı ilişki modeli değişmeye başlar. İki karakterin bu problemi beraber çözmeye ihtiyaç duyduğunu görürüz. Ancak nasıl çözeceklerini bilemezler.”


Shifu’nun sadece cüssesi değil, sabrı da oldukça küçüktür. Topu topu 65 cm boyundaki Kung-Fu hocasını seslendirme görevi, iki Oscar ödüllü usta aktör Dustin Hoffman’a verildi.


Yönetmen Stevenson bu tercihin sebebini şöyle açıklıyor: “Aslında bu filmin duygusal açıdan en karmaşık karakteri Shifu’dur. Oldukça geniş bir özgeçmiş öyküsü vardır. Ayrıca geçmişiyle ilgili sorunları da sözkonusudur. Shifu’nun zor ve karmaşık bir karakter olacağını hepimiz biliyorduk. Bu nedenle gerçekten büyük bir aktörün seslendirmesi gerektiğinin farkındaydık.”


Shifu karakterinin küçücük cüssesi ile gücü arasındaki farka dikkat çeken yapımcı Melissa Cobb ise şunları ekliyor: “Shifu’nun en hoşumuza giden yanı, fiziksel açıdan küçücük olduğu halde inanılmaz güçlü olmasıydı. Küçük bir parmak hareketiyle bile Po’yu hizaya getirmeyi başarıyordu. Olağanüstü güce sahip küçük bir karakterin kocaman cüsseli Po üzerindeki kurduğu iktidar gücünü görünce Shifu’nun daima kontrolü elinde tuttuğunu hissedebiliyorsunuz.”


Kung-Fu ustası Shifu’ya sesini veren Dustin Hoffman, seslendirdiği karakteri şu sözlerle tanımlıyor: “Shifu karşısındakinde saygı hissi uyandıran bir karakterdir. Fiziksel ve duygusal anlamda çok güçlüdür. Son derece saygıdeğer ve disiplinli bir karakterdir. Kimi zaman acımasız ve hoşgörüsüz olabilir. Tam bir görev tutkunudur. Herkesin kesinlikle saygı duyduğu birisidir. Böyle bir karakterin seslendirmesini yaparken küçücük boyuna rağmen ortaya koyduğu otorite ve disiplini filmi izleyecek olanlara hissettirmeye çalıştım.”

ÖFKELİ BEŞLİ

Po’nun idolleri olan Öfkeli Beşli’nin hepsi Shifu’nun öğrencisidir. Onlar kungu fu dünyasının süperstarları,rock yıldızları ve Po’nun kahramanlarıdır. Ustalarının dizinin dibinde aldıkları yoğun eğitim sonucunda tüm ülkenin yenilmez savaşçıları olmuşlardır. Onlar en soğukkanlı,en cesur ve en iyi aksiyon yıldızlarıdır. Barış Vadisini ve sakinlerini kötülüklerden ve tehlikelerden korurlar. Barış Vadisinin sakinleri de, birbirinden farklı bu beş savaşçının fiziksel ve spiritüel gücüne gerekli saygıyı gösterirler.
Bu beşli arasından en iyisinin belirlenmesi gündeme geldiğinde –kehanette öngörülen Dragon Savaşçısının seçim töreni-, Po dahil Barış Vadisi halkı tribünlerde töreni seyretmek için toplanmıştır. Sadece bu bile, Öfkeli Beşli’nin ülkedeki her vatandaşın hayatında ne kadar büyük önem taşıdığının göstergesidir.


Kung-Fu sporuna saygı gösteren film yapımcıları, Öfkeli Beşli’nin üyelerini seçerken savunma sanatındaki farklı dövüş stillerini simgeleyen hayvanlar olmasını istediler. Yönetmen Osborne bu konudaki yaklaşımlarını şu sözlerle açıklıyor:
“Savunma sanatında kaplan stili, turna kuşu stili, yılan stili, peygamber devesi stili ve maymun stili olmak üzere farklı dövüş teknikleri vardır. Bunların hepsi ismini hayvanların hareketlerinden alır. Geçmişteki Kung-Fu filmlerinde bu dövüş stillerini hep insanlar uygulardı ve hayvan hareketlerini taklit ederlerdi. Bu filmde ilk defa olarak bu dövüş stillerine ismini veren hayvanların kendilerini beyazperdede göreceğiz. Kısacası insanlar yerine hayvanları koyunca onlar dövüşlere kendi özelliklerini yansıttılar.”

Kaplan rolünde Angelina Jolie

Kung-Fu’da kaplan stili son derece direkt ve saldırgan bir stildir. Animasyon sanatçıları da bu nitelikleri ön plana koyan çizimler yaptılar. Olağanüstü güçlü olan dişi kaplan, karşısındakine saldırırken vücudunun üst kısmını kullandı. Dolayısıyla Kaplan karakteri dobra, açıksözlü, direkt ve güçlü bir karakter oldu. Bu karakterin seslendirmesinde Angelina Jolie’den başkası düşünülemezdi.
Yönetmen Osborne’un Angelina Jolie ile ilgili yorumu şöyle: “Angelina’yı yönetmek oldukça sürreal / gerçeküstü bir deneyimdi. O rolünü yaparken direkt olarak bakamazsınız, çünkü beyninizin ezildiğini hissedersiniz. Ancak daha da büyüleyici yanı, üstlendiği karaktere getirdiği yepyeni boyutlardı. Aslında bu karakter kağıt üzerinde ikinci derece bir karakter olduğu halde Angelina Jolie karaktere olağanüstü bir sıcaklık getirerek bu karakteri ön plana çıkartmayı başardı. Kaplan karakterinin en temel özelliği, yerini aldığı için Po’ya öfke duymasıdır. Dragon Savaşçısı olması beklenirken Po yüzünden seçilememiştir. Angelina Jolie yüksek ruh gücü ve yetenekleriyle Kaplan karakterine gereken tüm katmanları verdi. Seslendirdiği karaktere çeşitli dokunuşlar yaparak onu genişletti ve ona derinlik kazandırdı.”


Yönetmenlerinin övgüsünü alan Angelina Jolie ise, ilk başta hangi karaktere sesini vereceğinden emin olamadığını söyleyerek o günleri şu sözlerle anımsıyor: “Kadroya ilk katıldığımda tüm karakterleri gördük. Hangisini bana vereceklerini bilemiyordum ama içten içe Dişi Kaplan’ı istemiştim. Onu çok seviyorum. Bence o hepimizin gizliden gizliye olmak istediği kişiliği temsil eder. Eğer bu karakterin yarısı kadar sert ve açıksözlü olabilseydim harika olurdu. Sırtımda kocaman bir kaplan dövmesi var. Çocuklarım o dövmeye dikkatle bakar. Bu nedenle kaplan olmak benim için çok önemliydi. İlk geldiğimde çok güzel gözleri olan yılanı, maymunu, kısacası tüm karakterleri gördüm. Hepsi harikaydı. Aslında Kaplan’ı ilk gördüğümde erkek olduğunu, dolayısıyla o rolün Jackie Chan’e verileceğini düşünmüştüm. Kaplan rolünün bana verileceğini hiç tahmin etmiyordum. Sonra Kaplan rolünün bana verildiğini duyunca şok oldum.”
Angelina Jolie’nin Dişi Kaplan rolünü kabul etmesinin birçok sebebi vardı. Bunların başında da DreamWorks’ü aile ortamı gibi görmesi geliyordu. 2004 yılında DreamWorks yapımı “Shark Tale”de Lola karakterini seslendiren Jolie, bu konudaki düşüncelerini şu sözlerle dile getiriyor: “O filmin seslendirmesinde harika bir deneyim yaşamıştım. Son derece keyifli bir ortam vardı. Bir animasyondan bahsederken çoğu zaman ‘O filmi çocuklarım için yaptım’ demek iyi bir bahane gibi gözükse de, sadece çocuklarım için yaptığımı söyleyemem. Aslında ben de kocaman bir çocuğum. Animasyon sanatı son birkaç yıl içerisinde iyice olgunlaştı. Öyküler de artık daha iyi… Klasiklere dönüşü simgelemesi nedeniyle ‘Kung-Fu Panda’ benim için özellikle ilginç bir deneyim oldu. Modern referanslara yer vermeden çocuklara klasik bir öykü anlatma fikri hoşuma gitti. Bu filmde çok güzel mesajlar ve gerçekten eğlenceli karakterler var. Tatlılığı da buradan geliyor. Aynı zamanda konusunun geçtiği ortam da kesinlikle çok güzel. Dünyanın o kısmını (Çin’i) çok seviyorum. Asya kökenli iki çocuğum olduğu için konusu Çin’de geçen ‘Kung-Fu Panda’da yer almak güzeldi. Üstelik Dişi Kaplan karakterinin seslendirmesini yaptım ki, bu hepsinden önemliydi.”


Öfkeli Beşli’de Dişi Kaplan (Tigress) ve Engerek Yılanı (Viper) olmak üzere iki tane dişi karakter yer aldığını; bunların ikisinin de genç kızlar için rol model olduğunu söyleyen yapımcı Melissa Cobb, bunu neden tercih ettiklerini şu sözlerle açıklıyor:
“ Bu filmdeki kadın karakterlerin hiçbirisini erkek karakterlerden izole etmedik. Onlar da Öfkeli Beşli’nin parçasıdırlar. Filmdeki erkek dövüşçüler kadar önemlidirler. Sadece kadın oldukları için rolleri sınırlanmadı. Aslına bakarsanız, beş karakterin en güçlüsü çok açık biçimde Dişi Kaplan karakteridir.”


Bu konuda son noktayı Angelina Jolie koyuyor: “Dişi Kaplan son derece dürüst, dobra ve açıksözlüdür. Yapımcılar bana bu filmdeki karakterlerin her birinin Kung-Fu’daki farklı stilleri temsil ettiğini söylediler. Bu noktada Dişi Kaplan’ın payına saldırmak düşer. O asla savunma yapmaz. Hep saldırır, saldırır, saldırır. Bence bu saldırganlık onu çok ilginç bir karakter yapıyor.”

Maymun rolünde Jackie Chan

Maymun karakterinin Dişi Kaplan’dan daha farklı bir stili vardır. O dövüşürken rakibini çıldırtan ve yerden yere vuran parçalı bir teknik uygular. Üstelik dövüşürken çok eğlenir. Hareketleri önceden kestirilemez. Dört uzvunu ve kuyruğunu akıcı ve çok seri şekilde kullanır. Böylece rakibinin dikkatini dağıtarak aldatmayı hedefler. Ayrıca uzuvlarını ve kuyruğunu aynı anda kullanabilir ki, böylece esneklik ve çeviklik kazanır. Sonuç olarak rakibini çok kısa sürede darmadağın eder.
Böyle bir savaşçıyı uluslararası aksiyon starı Jackie Chan’den daha iyi kim seslendirebilirdi? Film yapımcıları, Maymun karakterinin seslendirmesi için savunma sanatlarındaki ustalığını mizah gücüyle birleştiren Jackie Chan’i tercih ettiler.
Yapımcı Melissa Cobb bu tercihin gerekçesini şu sözlerle açıklıyor: “Filmimize Jackie Chan’i mutlaka almamız gerektiğini düşündük. O Kung-Fu filmlerinin ikonudur. Maymun karakteri de ona kesinlikle uyan bir karakterdi. Kendisini davet ederek bütün karakterleri gösterdik. Bir Amerikan animasyon stüdyosunun Kung-Fu üzerine film yapacağını görmekten büyük heyecan duydu. Dünyanın her köşesinde Kung-Fu izleyicisini genişletme fırsatını sezinlediği için seslendirmeyi kabul etti.”
Maymun’un seslendirmesini yapan Jackie Chan, “Kung-Fu Panda”yla ilgili şu yorumu yapıyor: “Yıllardan beri komediler hep hoşuma gitmiştir. Kung-Fu hareketleriyle beraber komediyi kullanırım. Bunun bana uygun olduğunu düşünüyorum. Ayrıca uzun yıllardan beri atlayıp zıplarken, dövüşürken hep Maymun gibi oldum. Senaryo yazarları ve animatörler benim hareketlerimi izlemiş olmalılar ki, Maymun rolü için beni düşünmüşler. Bu karakteri yazarken sanırım beni kopya ettiler. Bu çok güzel bir şey… Maymun son derece akrobatik, şen şakrak ve düşmanının kafasını kolayca karıştıran bir karakterdir.”

 

Engerek Yılanı (Viper) rolünde Lucy Liu

Maymun düşmanının kafasını karıştırırken Yılan’ın (Viper) daha farklı bir dövüş stili vardır. Düşmanına sinsice yaklaşarak aniden onu canevinden vurur. Sonra da adeta boğarcasına bunaltarak yener. Yılan’ın stilinde ani sürpriz ataklar, ışık hızında şiddetli ve keskin ataklar vardır. Ancak “Kung-Fu Panda”da Yılan’ın sinsi bir karakter olması onun güzel ve çekici olmasını engellemez. Aslında güzelliğini hasmını aldatıp dikkatini çekmek için kullanır. Sonra rakibinin vücuduna sımsıkı sarılarak hareket edemez hale getirir ve onu teslim olmak zorunda bırakır.


“Kung-Fu Panda”da Yılan (Viper) karakterinin seslendirmesini Lucy Liu yaptı. Tıpkı Angelina Jolie gibi o da, DreamWorks Animasyon kampüsünü ilk ziyaret ettiğinde proje hakkında çok fazla emin değildi. Asya kökenli güzel oyuncu, üstlendiği karakteri şu sözlerle tanımlıyor: “Projeye ilk dahil olduğumda bana inanılmaz animasyon görüntüleriyle dolu bir oda gösterdiler. Ardından farklı karakterler için akıllarında olanların bilgisayar versiyonunu hazırladılar. Bunlar arasında Yılan/Viper karakteri de vardı. İnanılmaz güzel görünüyordu. Filmin öyküsünden söz ettiler. Bu karakterin büyük potansiyel taşıdığını düşündüm. Böyle bir projenin parçası olmak ve bu karakteri seslendirmek heyecan vericiydi. Viper’in çizimlerini gördüğümde kafasının üzerinde iki tane çok güzel lotus (nilüfer çiçeği) vardı. Böyle bir karakteri seslendirme fırsatını kaçıramazdım.”


Yılanların korkutucu şöhretine rağmen Viper’i çok sevdiğini belirten Lucy Liu sözlerine şöyle devam ediyor: “Viper en üst düzeyde öldürücü bir savaşçı ama bir o kadar da tatlı bir karakterdir. Po’ya sıcak yaklaşan ve ona karşı şefkat duygusu besleyen ilk karakterin Viper olduğunu unutmayalım.”


Turna Kuşu (Crane) rolünde David Cross

Öfkeli Beşli’nin dördüncü elemanı olan Turna Kuşu’nun (Crane) tamamen kendine özgü bir dövüş stili vardır. Uzakdoğu’daki geleneksel turna kuşu dövüş stilinde dövüşçüler, ellerini gaga şeklinde kullanırlar. Film yapımcılarının ilk aşamada verdiği önemli kararlardan birisi, Turna Kuşu’nun dövüşürken gagasını kullanmaması şeklinde oldu. Gagasını kullandığı takdirde aşırı şiddet yüklü görüntüler ortaya çıkacağı endişesiyle Turna Kuşu stilinin diğer özellikleri üzerinde konstantre oldular. Zarif bir dövüşçü olan Turna Kuşu (Crane), büyük kanatlarını kullanmak suretiyle rakibini döndüre döndüre yenme yöntemini izledi.


Turna Kuşu karakterinin seslendirmesini yapan Emmy ödüllü aktör David Cross’un bu karakterle ilgili yorumu şöyle: “Beş dövüşçü arasında zarif görünümlü bir kuş olarak farklı bir görünümü vardır. Aynı zamanda grup içerisinde arabulucu görevini de üstlenir. Grupta barış ve huzur ortamını sağlamaya çalışan kafası karışık bir savaşçı olduğunu söyleyebiliriz. Grup içerisindeki tartışmalardan o kadar bunalmıştır ki, çoğu zaman tek isteği tek başına kalmaktır.”


David Cross sözlerine şöyle devam ediyor: “Turna Kuşu karakterinin filmde sıradan insanı temsil ettiğini düşünüyorum. Aktörlerin değişmez bir söylemi vardır. Üstlendiğimiz karakterde kendimizden bir parça bulduğu için kabul ettiğimizi söyleriz. Ancak dürüst olmak gerekirse kendimi ışıl ışıl parlak bacakları olan bir kuş olarak hiç hayal etmemiştim. Belki bir kartal olabilir ama turna kuşu asla… Yine de işe başladıktan sonra onu çok sevdim.”

 

Peygamber Böceği (Mantis) rolünde Seth Rogen

Seslendirmesini Seth Rogen’in yaptığı Peygamber Böceği (Mantis) ise ufak tefek ama çok hızlı hareket eden bir dövüşçüdür. Neredeyse saniyelere dayalı bir hızda hareket ettiği için bu özelliği onu adeta görünmez yapar. Rakibi daha ne olup bittiğini bile anlayamadan ona sinsice sokulur ve onu yumruklamaya başlar. Kısacası onun dövüş stili dakikliğe dayalı yüksek hız şeklindedir.


Filmde seslendirdiği Peygamber Böceği karakterini gördüğünde kendi ikinci kimliğini görmüş gibi hissettiğini ifade eden Seth Rogen, sesini verdiği karakteri şu sözlerle yorumluyor: “O sadece 15 cm boyundadır, altı tane bacağı vardır ve bana çok benzer. Eğer burnu daha büyük olsaydı ve gözlük kullansaydı ikiz kardeş gibi olurduk. Gençliğimde karate yapmıştım. Burada seslendirme yapmamın temelinde karate tutkum önemli rol oynadı. Karateyi yıllar önce Vancouver’da yaptım. Gayet de iyiydim. Bu filme de bu nedenle ilgi duydum.”

 

ŞİMDİ DE SIRA KÖTÜLERDE…

Mazlumların uğradığı haksızlığı ve zulmü anlatan bir animasyonun kötü karaktersiz olması düşünübelir mi? Sonuçta Öfkeli Beşli’nin gerçek gücü ancak kötü adamla yüz yüze geldiklerinde/karşılaştıklarında ortaya çıkacaktır. Filmin iyilerinin çok güçlü olduğunu düşünecek olursak, kötü adamın da gerçekten acımasız olmasına gerek vardır.
Ian McShane’in seslendirdiği kar leoparı Tai Lung, kahramanlarımızın düşmanlarının en tehlikelisidir. Fiziksel görünüm açısından görkemli olmasının yanısıra acımasız,çılgın davranışları olan, çok zeki ve dengesiz birisidir. Barış Vadisinin en güçlü savaşçısını alın, 20 yıl hapishanede tutun, orada karanlık yüreğini öfke ve intikam duygularıyla doldursun, sonra ülkenin ortasına salıverin. Yaratacağı yıkımı düşünebiliyor musunuz?


Daha önce “Shrek the Third”de Kaptan Hook’u seslendiren Ian McShane, “Kung-Fu Panda”nın gaddar ruhlu kötü karakteri Tai Lung için şu yorumu yapıyor: “Tai Lung’un probleminin ne olduğunu anlayabiliyorum. Dragon Savaşçısı olması gerektiğine inanmaktadır. Tai Lung’un asıl problemi 20 yıl boyunca hapishanede kalmış olmasıdır. Hakkı olduğunu iddia ettiği Dragon Savaşçılığı ünvanına ulaşmak ister. Shifu onu 20 yıl boyunca hapishanede tutmuştur. Bu yüzden kendince haklı intikam duyguları vardır.”


Ian McShane sözlerine devamla şunları söylüyor: “Tai Lung gibi çelişkilerle dolu bir karakterler her zaman hoşuma gitmiştir. O aslında tam anlamıyla kötü bir karakter değildir. Karmaşık bir karakterdir ve fiziksel açıdan gayet iyi görünür. Bu filmdeki karakterlerin yaptığı harika dövüşleri gerçek yaşamda yapma şansım yok ama aynısını gerçek yaşamda da yapabilmeyi çok isterdim.”


Jade Sarayı’nın hemen hemen tüm sakinleri, Tai Lung’un kapatıldığı Chorh-Gom Hapishanesinden kaçabileceği konusunda emindir. Buna inanmayan tek bir kişi vardır. O da tek kişilik hapishanenin tüm tasarımını yapan, her köşesini dikkatle gözetleyen ve Tai Lung’un bir daha Barış Vadisi’ne asla dönemeyeceğine emin olan Komutan Vachir’dir.


Komutan Vachir’in seslendirmesini yapan Michael Clarke Duncan, bu karakterin özelliklerini şu sözlerle tanımlıyor: “Komutan Vachir bir gergedandır. Son derece iri cüsseli ve adaleli bir yapısı vardır. Ağırlığı herhalde ikibuçuk tonu bulur. Görkemli görüntüsü nedeniyle Tai Lung dışında herkes ondan korkar. Aklında Tai Lung’u hapishanede zaptetmekten başka hiçbir düşüncesi yoktur. Dünyanın en hatasız ve güvenli hapishanesini kurmuştur. Orada tek bir mahkum vardır ve adı Tai Lung’tur. Vachir de savunma sanatlarında olağanüstü iyidir. Emrinde 1.000 tane asker vardır. Tek bir mahkuma karşı 1.000 asker… Böyle bir karakteri seslendirmekten büyük keyif aldım.”

 

VE DİĞER KARAKTERLER…

Po’nun babası Bay Ping’in Kung-Fu’ya karşı en küçük bir isteği yoktur. Vadinin en popüler makarna restoranlarından birisinin hem sahibi, hem işletmecisi, hem de aşçıbaşı olmaktan gayet memnundur. İleride bu restoranı sevgili oğlu Po’nun eline bırakmayı ummaktadır.


“Kung-Fu Panda”da Bay Ping karakterinin seslendirmesini daha önce 600’den fazla filmde farklı roller oynayan deneyimli aktör James Hong yaptı. Bugüne kadar yer aldığı filmler arasında “Blade Runner”dan “Mulan”a kadar çok farklı tarzda yapımlar bulunan James Hong, Bay Ping’i şu sözlerle tanıtıyor: “Aklı fikri hep en iyi makarnayı yapmakta olduğu için oğlunun bir panda olduğunun bile farkında değildir. Kağıt üzerinde Bay Ping’in soğukkanlı bir karakter olduğunu, zaman zaman biraz kötü davrandığını söyleyebiliriz. Po’yu çok sıkı çalıştırır. Oğlunun da makarna işine devam etmesi hayalini darmadağın edecek girişimlerde bulunduğunu fark ettiği için ona göz açtırmaz. Oğlunu çok sever ama bunu belli etmemeye çalışır.”


Yönetmen Stevenson’un Bay Ping karakteriyle ilgili yorumu şöyle: “Po’da babasını sever ve herşeyin iyi olmasını ister. Zaten makarna restoranında kalmasının ve hiç sevmediği bir işi yapmasının sebebi de budur. Kendi hayalini izleyecek cesarete henüz sahip olmadığı için babasının hayalini izlemektedir. Sonunda kendi hayalini gerçekleştirmeye karar verene kadar böyle devam eder. Başlangıçta Po’yu durdurmaya çalışır gibi gözükse de Bay Ping’in filmin sonunda çok önemli yeri vardır.”


“Kung-Fu Panda”nın bir başka önemli karakteri, Kung-Fu’yu kendini savunmak için bir araç olarak keşfeden yaşlı kaplumbağa Oogway’dir. Bir zamanlar savaşçı olan Oogway, artık hayatını kendisini koruyamayanları korumaya adayan bir ruhsal lider olmuştur. Uzun hayatı boyunca herşeyi görüp geçirmiştir. Bu nedenle hayattaki herşeyin bir anlamı olduğunu; kaza veya rastlantı diye birşeyin olmadığını ruhunun derinliklerinde bilmektedir. Barış Vadisinin geleceğine yönelik tüm umutlarını Kung-Fu savaşçısı olmaya çalışan hantal görünümlü bir pandaya bağlamıştır.


Master Oogway karakterinin seslendirmesini, “Matrix” üçlemesinin ikinci bölümünde The Keymaker rolüyle kamera karşısına geçen Randall Duk Kim üstlendi. Film yapımcıları, 1.000 yaşındaki bir ruhsal liderin sahip olduğu ağırlık ve içsel bütünlüğü Randall Duk Kim’in sağlayabileceğine ikna oldukları için Master Oogway karakterinin seslendirmesini ona verdiler.


Randall Nuk Kim’in üstlendiği Master Oogway karakteriyle ilgili yorumu şöyle: “Oogway karakteri, genç kahramanlara yardımcı olan yaşlı bilgeler kuşağına aittir. Arthur dönemi efsanelerindeki Merlin ile aynı gelenekten geldiğini söyleyebiliriz. Oogway’in en çok hoşuma giden yönleri, olağanüstü bilgeliği, yaşı, şefkatli oluşu, merhametli yapısı ve kendine özgü mizah anlayışı oldu. Savunmasız insanların kendisini savunabilmesi için savunma sanatları formunu geliştiren Oogway, zayıf, güçsüz ve çaresiz olanların koruyucusudur. Bu tip karakterleri daima çekici bulmuşumdur. Kendi hayatımda ulaşmak istediğim bir karakter yapısına sahiptir. Umarım günün birinde onun kadar şefkatli, sabırlı, anlayışlı, merhametli, yardımsever ve sevecen birisi olabilirim. Aslında bunlar herkesin sahip olması gereken niteliklerdir.”

 

ANTİK DÜNYAYI YARATMAK

Yapımcı Melissa Cobb için sadece filmin içeriği değil, aynı zamanda Po’nun öyküsünün nasıl anlatılacağı konusu da önem taşıyordu. Bu konudaki yaklaşımını şu sözlerle açıklıyor: “Yönetmenlerimiz en baştan itibaren filmin Sinemaskop olarak adlandırılan geniş ekran formatında olmasını istediler. Herşeyi daha geniş açıdan gördüğümüz Sinemaskop formatı, bizlere daha epik bir film yapma fırsatı verdi. Eski Kung-Fu filmlerine bakarsanız hepsinin Sinemaskop formatında çekildiğini göreceksiniz. Aynı zamanda bizlere Çin’in görünümünü keşfetme şansı da getirdi. Bu filmi yaparken amacımız, en son animasyon teknolojisinin avantajlarından yararlanarak farklı görünümlü bir filmi gerçekleştirmekti. Prensibimiz en baştan itibaren hep aynı kaldı: Çin sanatının değişmez ilkesi olan ‘boşluktaki güzellik’ ilkesini uygulamak istedik. Bunu görüntü yönetimi ve tasarım alanında disipline etmeye çalıştık. Filmin sahnelerinde sadeliği esas aldık. Böylece izleyici gözünün herşeyden önce karaktere ve içinde bulunduğu büyüleyici çevreye odaklanmasına izin verdik.”


Film yapımcılarının vizyonunu gönülden desteklediğini söyleyen Jack Black, “Kung-Fu Panda”nın formatıyla ilgili düşüncelerini şu sözlerle açıklıyor: “Eğer bir filmin konusu belli bir ülkede geçiyorsa herşeyin gerçekçi olması önem kazanır. O ülkede yaşayan insanlara, ‘Bizim ülkemiz böyle değil…’ dedirtmeyecek kadar gerçekçi yapmak zorundasınız. Eğer herşeyi aslına uygun yaparsanız, filmi seyreden izleyici de o yerlere seyahat etmiş gibi olacaktır. Onları gerçek gibi gözüken çok özel yerlere götürmeniz gerekir. Bu filmde Çin mimarisi, sanatı ve doğal çevresinin güzelliğinin en başdöndürücü şekilde yakalandığını düşünüyorum. Daha önce Çin’e hiç gitmedim ama artık nasıl bir yer olduğunu hayal edebiliyorum. ‘Kung-Fu Panda’ gibi bir yer olmalı diyorum…”


Yönetmen Stevenson’un bu konudaki yorumu şöyle: “İzleyicinin bu filmde sadece büyük aksiyon değil, aynı zamanda büyük bir öykü izlemesini, bol bol gülmesini, ara ara duygulanmasını istedik. Öykümüzü boyamak için büyük bir tuvale ihtiyacımız vardı. Sinema dünyasında bunu yapabileceğiniz en büyük tuval hiç kuşkusuz Sinemaskop formatıdır. Sinemaskop’un 2.35:1 ölçüsündeki perde orantısının aslında tüm filmlerde uygulanması gerekir. Çocukluğumda gördüğüm her Kung-Fu filmi bu formatta çekilmişti. Çünkü geniş kapsamlı dinamik aksiyonu yakalamak için en kusursuz formattır.”


Filmin diğer yönetmeni Osborne şöyle devam ediyor: “Epik Kung-Fu filmlerinin hepsinde Sinemaskop kullanıldı. Bu format dünyamızın daha geniş açılı görünümünü sağlar. Ayrıca Sinemaskop formatında son derece samimi öyküler de anlatabilirsiniz. İlk bakışta Sinemaskop formatıyla çelişiyor gibi gözükse de samimi öyküler anlatmak mümkündür. Zaman zaman karakter üzerinde yakın çekimlerle odaklanırken aynı zamanda o karakterin çevresindeki genel ortamı da yakalamış olursunuz.”


Prodüksiyon tasarımcısı Raymond Zibach ile sanat yönetmeni Tang Heng, filmin genel görünümünü belirleme sürecinin ilk günlerinde araştırmalara başladılar. Prodüksiyonda görev alan herkesin ortak esin kaynakları, Çin sanatı, peyzaj görünümleri ve mimarisiydi. Bunların hepsinde Çin kültürüne sadık kalındı. Kung-Fu konusunda uzman olan hayvanların öyküsünün anlatıldığı bir masalda filmin ayaklarının gerçekçilik temeline basması çok önemliydi. Film yapımcılarının temel ilkeleri, inandırıcılık ve kültürel zenginlik oldu. Aylar süren yoğun araştırmanın sonucu olarak filmin her karesi, belki de sadece uzman gözlerin görebileceği kadar küçük detaylarla dolduruldu ve zenginleştirildi.


Prodüksiyon tasarımcısı Zibach’ın sorumluluk alanı görsel unsurlardı. Karakterlerden mekanlara, renklerden stile kadar filmin genel tasarımını belirledi. Bundan beş yıl önce deneme tasarımlarıyla işe başladı. Çoğunlukla hayvan ve doğal yapı tasarımları yaptı. Filmin hayvan karakterlerini, Kung-Fu yapmalarına izin verecek tarzda yarı-insan şeklinde tasarlarken karakter tasarımcısı Nicolas Marlet ile birlikte çalıştı. İkisinin ortak esin kaynağı klasik Çin sarayları ve tapınak mimarisi oldu.


Çevrenin tasarımına başlandığında bazı unsurlar daha büyük önem kazanmaya başladı. Senaryonun ilk şeklinde Yeşimtaşı Sarayı’yla (Jade Sarayı) ilgili sadece tek bir cümle vardı. Burası, Po’nun bir gece kaldığı önemsiz bir ortam olarak yazılmıştı. Ancak Yeşimtaşı Sarayı’nda tasarım unsuru olarak “yeşim” kullanmaya başlayınca yeşimtaşı bambusu gibi unsurların tasarım aracı olarak sunduğu zenginlikler karşısında çevrenin önemini artırmaya karar verdiler. Yeşimtaşı Sarayı ana mekanlardan birisine dönüşürken, bu durum sanatçılara da daha görkemli mekanlar yaratmak için gerekçe oluşturdu.


“Kung-Fu Panda”nın yapım sürecinde görsel efektler de önemli yer tuttu. Bu konudaki çalışmaların sorumluluğunu üstlenen Görsel Efektler Süpervizörü Markus Manninen, çalışmasının her aşamasında Zibach ile yakın işbirliği halinde çalıştı.


“Kung-Fu Panda”nın stilini ve görünümünü yaratıp geliştirme görevini ise Sanat Yönetmeni Tang Heng üstlendi. Filmin konusu Çin’de geçtiği için Heng’in amacı, hayvanlarla bitkilerin tam bir uyum içerisinde yaşadığı antik dönem Çin’ini yaratmak oldu. Çin mitolojisi ve mimarisiyle ilgili kaynaklara başvuran Heng ve ekibi, ayrıca “Hero”, “Crouching Tiger, Hidden Dragon” gibi Çin filmlerini de seyrettiler. Sanatçı ekibinin üyelerinin büyük kısmının Batı kültüründen gelmesi nedeniyle, Doğu kültürü etkilerini mümkün olduğunca fazla oranda özümsemeleri çok önem taşıyordu.


Çin kültüründe renklere yüklenen anlam da gözden kaçırılmadı. Altın renginin imparatoru, kırmızı rengin iyi talihi simgelediğini dikkate alan tasarımcılar, bu iki ana rengi filmde bol miktarda kullandılar. Barış Vadisi’nin hakim rengi, elbette yeşildi ve bu renk Çin kültüründe iyiliği simgeliyordu. Tai Lung’un dünyası ise soğuk bir renk olan maviyle yıkandı. Bu arada kar leoparının rengi de mavi oldu.

 

YAPIMCILARIN SON SÖZLERİ

Kung-Fu, dövüşen hayvanlar, müthiş setler, görkemli doğa manzaraları ve tümüyle yeni baştan yaratılan bir dünya… Peki “Kung-Fu Panda”nın izleyiciye vermek istediği mesajı ne? Filmin dünyasını sıfırdan yaratan yönetmen ve yapımcılar, “Kung-Fu Panda”nın sinema salonlarında gösterime gireceği günden itibaren izleyicinin bu deneyimden ne kazanmasını bekliyorlar?


Yapımcı Melissa Cobb şunları söylüyor: “Filmi yapmak için stüdyoya her gün 300’den fazla insan tam bir tutkuyla dolu olarak geldiği için ‘Kung-Fu Panda’nın yapımı büyük ve farklı bir deneyim oldu. Ekip üyelerinin hepsi Kung-Fu yapmayı çok sevdiler. Filmin görünümünü sevdiler. Oldukça uzun prodüksiyon süreci boyunca hepsinden tek tek esinlendim.”


Yönetmen Mark Osborne ise şöyle konuşuyor: “İnsanların bir an önce sinema salonlarına gidip görmesi için sabırsızlanıyorum. Çünkü montajını yaparken parçalar halinde ne zaman izlesem büyüleyici bir film olacağını hissediyordum. Şimdi bütün parçalar bir araya gelmiş şekilde izleyince soluk kesici bir animasyon olduğunu gördüm. Gerçekten de inanılmaz güzellikte müthiş bir film oldu.”


Diğer yönetmen John Stevenson’un yorumu şöyle: “Savunma sanatlarını konu alan filmler, bir bakıma Amerika’nın western filmlerini çağrıştırırlar. İyi ile kötünün klasik üstün gelme mücadelesi vardır. İnsanların içinden en iyi niteliklerin çıkmasını hedeflerler. Evet, 1970’li yılların prodüksiyon kalitesi bugüne kıyasla biraz kötüydü ama orijinal dilinde iyi kaliteli bir baskısını seyredince, parodisi yapılacak bir tür değil, onurlandırılması gereken bir tür olduğunu düşünüyorum. En baştan itibaren öncelikle hedefimiz bu oldu. Başardığımıza inanıyorum.”


Po’nun çıktığı cesaret yolculuğunun izleyici nezdinde anlamını bulacağına inandığını söyleyen filmin yıldızı Jack Black ise, kapanışı şu sözlerle yapıyor: “Po büyük bir çocuk gibidir. Bu nedenle çocukların bu macerada kendilerini bulacağını düşünüyorum. O bir kungu fu ustası olmak ister. Bunu başarma isteğiyle dopdoludur. Her çocuğun bu filmde verilen mesajı alacağına; hayatındaki hangi işi yapıyor olursa olsun kendi yolculuğuna çıkmak, kendi kahramanı olmak için gereken esin kaynağını bulacağına inanıyorum. İnsan sevdiği işi mi yapmalı, yoksa sırf geçimini sağlama garantisi var diyerek hoşuna gitmeyen işlerde mi çalışmalı? Küçükken bu ikilemi ben de yaşadım. Bir aktör olmayı istiyor oluşum başka insanlara aptalca gelmişti. Sonuçta oyunculuk işi, peşinde koşulan güvenli ve garantili işlerden birisi değildir. Ancak yüreğinizin sesini dinlemeli, yapmak istediğiniz, sevdiğiniz işi yapmalısınız. Unutmayalım ki, kendimizin kahramanı olmak cesaret ister.”