Hani 'sıfır sorun' olacaktı...

Hani 'sıfır sorun' olacaktı...
Hani 'sıfır sorun' olacaktı...
Yılın en iyi yerli yapımlarından 'Tepenin Ardı', politik olmak için slogan atmak, sınıf filmi çekmek için işçi göstermek gerekmediğinin açık bir kanıtı.
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Türkiye sinemasında son yıllarda ‘ilk film’ hasadının bolluğu kimi zaman gündeme oturuyor. Özellikle bu yıl İstanbul , Adana ve Antalya’da yarışan (gösterilen) filmlerin ağırlıklı bir kısmının ilk filmlerden oluşması konuşuldu, olumlu/olumsuz görüşler belirtildi. Bu tartışmalar bir yana son yıllarda bu hasadın olgun ürünlerinin yarattığı heyecan bile yeterli.
Burada saymaya kalkarsak bir kısmına haksızlık ederiz ama son birkaç yılda büyük övgüler alan ‘Sonbahar’ ve ‘Çoğunluk’a bu yıl eklenen halka ise büyük bir mutabakatla ‘Tepenin Ardı’ oldu. Serüvenine Berlin’de kazandığı iki ödülle (Caligari ve mansiyon) başlayan, İstanbul’da en iyi film olarak taçlandırılan Emin Alper’in ilk filmi, uzun bir festival maratonunun ardından nihayet vizyonda. Nihayet diyorum çünkü birincisi ‘yılın filmi’ olarak anılan yapımın sadece yedi salon bulabilmesi gündem olmuş, ardından oluşturulan kamuoyu sayesinde bu sayı 14’e çıkmıştı. Bir de filmin ‘festival yorgunu’ durumuna düşmesi ve seyirciden beklediği ilgiyi görmemesi gibi bir durumun olmaması temennimiz.
‘Tepenin Ardı’, ‘çekirdek aile’ (sermaye) ve bu ailenin yanında çalışan başka bir ailenin (proleter) bir özel mülkiyet alanı içerisinde yaşadıkları kısa bir ana odaklanıyor aslında. Emekli olduktan sonra yayladaki arazisinin başında duran ve oğlu Nusret’e göre ‘emekliliğin tadını çıkartan’ Faik ile yanında çalışan Mehmet arasındaki adı konmamış ve açığa çıkmamış ‘gerilim’in sınıfsal bir boyutu olmadığını söyleyemeyiz hiç kuşku yok ki. Tıpkı Nusret’in Mehmet’in karısı üzerinde sınıfsal üstünlüğünden kaynaklı bir ‘hak’ iddia edişinin ardında yatan güdü gibi. Mehmet’in oğlu Sülü’nün Nusret’in çocuklarına koyduğu mesafenin nedenini de anlıyoruz böylece.
Faik ile Nusret arasında kurulan baba-oğul ilişkisindeki ‘eril’ dil ile küçük çocuk Caner’in ‘büyümeyi’ ancak bu dile dahil olduğunda sağlayacağını düşünmesi arasında doğrudan bir ilişki var.
Emin Alper, senaryosunu da kaleme aldığı filmde mikro düzeyde kurduğu bu iktidar silsilesini koyuyor önümüze önce. Basit, sıradan günlük hayatın içine sinen, bu hayatın dili haline gelen ama asıl olarak mülkiyet ile meşrulaşan ‘erkek’ dilinin ve bu dile karşı bilenmiş ‘ezilen’ öfkesinin günlük hayattaki karşılıklarıyla tanıştırıyor bizleri. Bunu anlatırken de aslında birçoğumuzun karşılaştığı basit ilişki formlarından şaşmıyor.
‘Tepenin Ardı’nı çok iyi film yapan şey ise daha önce benzerlerini gördüğümüz bu gözlemi bu noktada tutmayıp ‘mikro’ düzeyden ‘makro’ bir zirveye taşıması. Yukarıda anılan karakterler üzerindeki ‘eril’ (iktidar/mülkiyet) güç olarak Faik’in bütün yaşanılanları iktidarını güçlendirmek üzere yeniden örgütlemesi, filmi de ‘sosyolojik’ bir noktadan ‘politik’ bir zemine taşıyor. Yaşananların farkında olarak ya da olmayarak Faik’in kendilerine yönelmiş bir dış tehdidin varlığına çevresindekileri inandırması (bu durumun onların da işine gelmesi) çeşitli hoşnutsuzluklarla zayıflayan iktidarın yeniden inşasının da yolunu açıyor.
Emin Alper, film boyunca yaratılan düşmanı (Yörükler) hiç göstermeyerek özel mülkiyet alanı içindekilerin yaşananlara dair yorumlarını paylaşıyor seyirciyle. Faik’in içeride birliği yeniden sağlamak için çevresindekileri (haliyle bütün sınıfları) tehdit eden bir dış düşmanın varlığına inandırma çabası bir anda Türkiye’nin uzun yıllardır maruz kaldığı bir politik dil ile karşılaştırıyor bizleri. Filmin ilk bölümlerinde işlevsiz kaldığını düşündüğüm büyük oğul Zafer de tam bu noktada anlam kazanıyor. Yeni bitirdiği askerliği sırasında zorlu çatışmalar yaşamış ve etkilerini üzerinden atamamış Zafer için ‘sivil’ hayat da kendisini yeniden erkeklikle test etmek zorunda kaldığı başka bir savaş alanına dönüyor çünkü.
Emin Alper, Kafka ve Camus başta olmak üzere 20. yüzyılda insan ruhunun korku ve kaygılarını anlatan yazarların diliyle, akademik uzmanlığını birleştirerek son dönemin en iyi yapımlarından birisini koymuş ortaya. Film boyunca çok az politik argüman kullanılmasına, sınıf ilişkilerine dair doğrudan bir sahne olmamasına rağmen, ‘sınıf ilişkileri’ üzerinden memleketi tanımlayan oldukça politik bir film var karşımızda. Filmdeki oyuncu verimliğinin de en üst düzeyde olduğunun altını çizmek gerekiyor.
‘Tepenin Ardı’, politik olmak için slogan atmak, sınıf filmi çekmek için işçi göstermek zorunda olunmadığının açık bir kanıtı gibi duruyor özet olarak. Kaçırmayın... 



Radikal’den ‘Tepenin Ardı’na 15 bilet hediye Radikal, Beyoğlu Sineması’nda gösterilen ‘Tepenin Ardı’ filmi için bugün ya da yarın kullanılmak üzere 10 çifte toplam 20 bilet veriyor. Aşağıdaki sorunun cevabını biliyorsanız hemen radikal.com.tr’ye tıklayın. Doğru cevabı verenlerden 1.ci, 5.ci, 10.cu, 20.ci, 50.ci, 100.cü, 150.ci, 200.cü, 250.ci, 300.cü kişiler bilet kazanacak. Kazananlar hediye biletlerini Beyoğlu Sineması girişinden girmek istediği seans saatinden 30 dk. önce gidip alabilecek. Dikkat: Ad, soyad, telefon ve mail adresi doğru olmayan okurlarımız, hediye bilet hakkından yaralanamayacak.
Soru: ‘Tepenin Ardı’, ilk
kez hangi uluslararası
festivalde gösterilmişti?
a) İstanbul
b) Adana
c) Berlin
d) Karlovy Vary