Hayatımın Şenol 'Güneş'i olur musun?

Hayatımın Şenol 'Güneş'i olur musun?
Hayatımın Şenol 'Güneş'i olur musun?
'Sümela'nın Şifresi: Temel'in gişe başarısı üzerine çekilen 'Moskova'nın Şifresi-Temel', skeçler şeklinde ilerleyen ve güldürmeyi başarabilen bir komedi. Filmin arka planı Trabzonspor sevdasına ilişkin göndermelerle bezenmiş...
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

Sinema biraz da böyle bir şey; musluk akarken kabı doldurmak gerekiyor. Nasıl derler, ‘Bençten girerek maçın oyuncusu olmak’ türünden bir başarıya sahip olan ‘Sümela’nın Şifresi: Temel’, 1 milyon 700 bin kişi tarafından izlenmişti. 2011 yılının bu sürpriz başarısı üzerine, aynı zamanda ilk filmin yönetmeni de olan ortak yapımcı Adem Kılıç, ikinci adımı atmakta gecikmemiş, 2012’nin sonlarına doğru aynı kahraman etrafında dönen, biraz da ‘devam filmi’ havasındaki bir çalışmayla huzurlarımıza gelmiş. Doğrusu ilk filmi hali hazırda izlemedim ama ‘Moskova’nın Şifresi-Temel’deki meselelere vâkıf olmak için ilk adımı seyretmek pek gerekmiyor(muş), bunu hemen anlıyorsunuz. Ayrıca ‘Neler oluyor, neler bitiyor?’ için de, filme ait basın bültenine şöyle bir göz atmak yeterince veri sunuyor.
Temel’in sinemamızdaki ikinci serüveninde, ilk filmde altınlarını bu saf, temiz ve de gönlü geniş Karadeniz delikanlısına kaptıran ‘Korkunç İvan’, intikamını almak için ‘has adamı’ Abramoviç’i Trabzon’a yolluyor. Temel’i yok etmek için suikast girişimlerine soyunan Abramoviç, hedefine ulaşamayınca Moskova’ya geri dönüyor. Lakin Temel, meseleyi kavrayınca en yakın arkadaşı Turgay’la birlikte bir ‘deplasman zaferi’ için harekete geçiyor. Fakat kendisine “ İstanbul ’a gidiyorum” diyen kocası Temel’in Moskova’ya gittiğini öğrenen karısı Zuhal, yaşananları farklı yorumluyor ve biz seyircilere de, yanlış anlaşılmalar üzerine ilerleyen bir öykü izlemek kalıyor… 

‘İkili averaj’la gelen mutluluk
Son dönemde popüler sinemamızın komedi kanadı şöyle bir ‘temel’ anlayışa sahip: Size izlettirdiğimiz filmler sinematografiyi ve de mantığı hesaba katmadan ilerleyen, çoğu kez ana karakterin ışıltısının ve yeteneklerinin peşine takılan ve genellikle birbirinden bağımsız skeçler halinde önü-nüze getirilmiş yapımlardır. ‘Mosko-va’nın Şifresi-Temel’ de bu mantığın ürünü. Senaryosunu, ‘Laz Kapital’in de yaratıcısı, deneyimli kalem Yılmaz Okumuş’un yazdığı film, ön planda kirlenmiş bir dünyada her türden saflığın peşinde koşanları anlatırken arka planda da Karadeniz insanının kendine özgü karakteristiğine ama en çok da Trabzonspor sevdasına vurgu yapıyor. Filmin ince zekâ ürünü ve kalıcı esprileri, genellikle Bordo-Mavili takımla olan ‘hastalıklı ilişki’nin -ki Türkiye ’de futbolla kurulan ilişki aslında her yerde böyledir- dışavurumları olarak zihnimizdeki yerini alıyor.
Örnekler mi? Temel, karısı Zuhal’e “Seninle çok mutluyum” diyor, karşı taraftan “Ben daha mutluyum” cevabını alınca, meseleyi futbol felsefesi üzerinden özetliyor: “İkili averajda ben daha mutluyum.” Devam edelim: Temel, yine karısı Zuhal’e, sadakatini
göstermek için, “Sen benim ilk ve tek şampiyonumsun” diyor. Bir de Temel’in ‘kankası’ Turgay’ın, Zuhal’in ‘kankası’ Filiz’e aşkını ilan ederken “Hayatımın Şenol Güneş’i olur musun?” cümlesini kuruyor. 

Ya ‘şike’ göndermeleri?
Peki hikâye bu kadar Trabzonspor’la haşır neşir olurken, Bordo-Mavililerin gündemindeki en önemli konu olan ‘şike’ filme sızmış mı? Evet,
sızmış ama mesela bu konuda bir Temel ve yakın çevresinin, ‘kupa isteği’ yok. ‘3 Temmuz süreci’ boyunca Trabzonspor camiasının hedef aldığı Fenerbahçe ’ye ilişkin bir gönderme de yok. Sadece amatör bir futbolcu, Temel’in imam olan babasına gidip şike konusunda icazet almak istiyor, lakin ‘İmam Necati’, İbrahim Akın’a akıl veren hoca gibi davranmıyor, “Sen Allah’ı kandıracağını mı sanıyorsun?” diyerek huzuruna gelen futbolcuyu kovuyor.
Başka kayda değer yanlar? Giriş jeneriğinde tüm unvanlar önce ‘Lazca’ okunuşlarıyla yazılıyor, daha sonra Türkçesi perdeye yansıyor. Düğün sahnesi, sinematografik açıdan gayet başarılı çekilmiş, oradaymış türünden bir hissiyata kapılıyor ve ‘kolbastı’ bilmeseniz bile, piste fırlamak istiyorsunuz. Ama bütün bunlar elbette ki ‘Moskova’nın Şifresi-Temel’i özel bir sinema macerasına dönüştürmüyor. Dediğim gibi arka arkaya gelen skeçler, evet bolca kahkaha atmanızı sağlıyor ama hikâye sizi alıp götürmüyor. Oyunculuklara gelince, ‘Temel’ rolündeki Alper Kul, sanki bir komedi yıldızında bulunan ‘özel ışıltı’yı pek barındırmıyor. Ama yine de elinden geldiğince başarılı. Keza Ruhi Sarı da, ‘Turgay’da gayet iyi (Bu arada yeri geldiği için söylüyorum, Ruhi gerçek hayatta hasta Beşiktaşlıdır). ‘Temel’in arkadaş grubu’ içinde yer alan Sinan’ı canlandıran Çetin Altay da, yan karakterlerin en baskını olarak dikkat çekiyor. SİYAD Halı Saha Futbol Takımı’nda bir dönem kalecilik yapan Necip Memili de ‘Adanalılığını’ bırakıp bu kez Lazlığa soyunmuş! Salih Kalyon da Temel’in İmam babası rolünde, sanırım ‘Ofli Hoca’dan esintiler sunuyor.
Sonuç? ‘Moskova’nın Şifresi-Temel’, nihayetinde arka arkaya dizilmiş skeçlerle ilerlese de genel toplamda güldürmeyi ve belli ölçülerde keyifli anlar sunmayı başarabilen bir çalışma olmuş. Film, ilk Temel macerası kadar seyirci toplar mı bilemem ama muhtemel bir gişe başarısının üçüncü bir maceraya kapı aralayacağını öngörmek için kâhin olmaya gerek yok sanırım…

Trabzon’da özel gala yapıldı 
‘Moskova’nın Şifresi-Temel’ filmine Trabzon’da horonlu gala yapıldı. Forum Alışveriş Merkezi’ndeki Cinemaximum Sinema Salonu’nda gerçekleştirilen galaya, Trabzonspor Teknik Direktörü Şenol Güneş, bordo-mavili futbolcular, senarist Yılmaz Okumuş, yönetmen Adem Kılıç, oyuncular ve davetliler katıldı. Güzel bir film yapmaya çalıştıklarını ve insanları güldürmeyi amaçladıklarını ifade eden Kılıç, şöyle devam etti: “Benim tek isteğim sinemaya giden insanların sinemadan mutlu olarak ayrılması. Biz zor olanı seçtik. Dünyanın kötü atmosferinde bir komedi filmi yaptık bu da cesaret işidir.” İmza töreni ve kokteyl sonrası yönetmen, senarist, oyuncular ve davetliler, Moskova’dan Trabzon’a uzanan hikâye boyunca yaşananları esprili bir dille anlatan filmi birlikte izlediler.