'Heavy metal' bir aksiyon...

'Heavy metal' bir aksiyon...
'Heavy metal' bir aksiyon...
Boks maçlarının devasa robotlar arasında gerçekleştiği bir gelecek tasvirine soyunan 'Çelik Yumruklar', 'Şampiyon', 'ET' ve 'Rocky' gibi geçmişin filmlerinin modern bir harmanı görünümünde
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

Çelik Yumruklar
Orijinal Adı: Real Steel
Yönetmen: Shawn Levy
Oyuncular: Hugh Jackman, Evangeline Lilly, Dakota Goyo, Anthony Mackie



Yoldan geçerken gördüğümüz bir kavgaya durup bakma ‘hissiyatımız’, röntgenciliğimizle mi yoksa aksiyona olan tutkumuzla mı açıklanmalı dersiniz? Evet, röntgenciyiz ama kavganın doğasına da meraklıyız. Baksanıza, sadece insanları değil boğaları, develeri, köpekleri ve dahi horozları da katıyoruz çoğu zaman işin içine ve belki de içimizdeki o ilkel duyguları, ancak böyle tatmin edebiliyoruz… 

‘Atom’
Bu haftanın ‘Büyük prodüksiyon’ kontenjanından huzurlarımıza gelen filmi ‘Çelik Yumruklar’ (Real Steel), boks esprisini robotlar üzerinden üreten ahir zaman aksiyonlarından. Önce kısaca öykü diyelim: Yıl 2020… İnsanlar bokstan sıkılmış, yerine boyları 2.5 metre civarındaki devasa robotları kullanıyor. Ana karakterimiz olan Charlie Kenton, yolunu bu türden robotları gösteri işinde kullanarak para kazanmaya çalışan eski bir boksör. Lakin genellikle para kazanmak yerine oynadığı bahislerde kaybediyor ve uçan kuşa borcu var. Üstüne üstlük borçlarını ödeyemediği için de, hem itibarı yok, hem de yakalandığında güzel bir dayak yiyor. Bu ‘sefil ortam’da umut ışığı, yıllar önce ayrıldığı karısının ölümüyle geliyor. Baldızı Debra, 11 yaşındaki oğlu Max’in vârisi olmak istiyor, zengin kocası Marvin de bu işlem için Charlie’ye el altından 50 bini peşin 100 bin dolar teklif ediyor. Bizimki kaçırır mı, parayı hemen alıyor lakin çift İtalya’ya tatile gidiyor ve bu süre içinde, Max’le ilgilenilmesini istiyor. Bu aşamadan sonra da, öykünün ana hatları beliriyor; süreç içinde baba-oğul yakınlaşıyor, video oyunlarından meseleye hâkim olan Max, bir çöplükte bulduğu eski model robot olan Atom’la, ringlerin yeni efendisi olmaya doğru yol alıyor. 

‘Hey Şampiyon’
Yönetmenliğini son derece vasat filmleri imza attıktan sonra ‘Müzede Bir Gece’ serisiyle az buçuk tanınan Shawn Levy’nin üstlendiği ama ondan öte yapımcılığı Steven Spielberg’ün yaptığı ‘Çelik Yumruklar’, ‘Yırtma yapıştırma’ bir film olmuş. Levy, minik Max’in Atom adlı robotla kurduğu ilişkiyle ‘ET’ye göndermede bulunduklarını ama filmin bir başka referans noktasının ‘Rocky’ olduğunu da belirtmiş. Ama biz yaşı kemale ermiş sinema yazarları öngösterim sonrası adres olarak direkt Franco Zefirelli’nin ünlü klasiği ‘Şampiyon’u (The Champ) gösterdik. Malum, 1979 yapımı film, Türkiye ’de de çok kişiyi ağlatmış, baba ile oğul arasındaki o ‘hıçkırıklı’ ilişkiyle birkaç kuşağı derinden sarsmıştı. Ayrıca ‘Çelik Yumruklar’ın Max’inin sarışın olması ve saçlarının küt kesiminin ‘Şampiyon’un ‘TJ’sini, yani o filmle şöhrete kavuşan ama devamını getiremeyen Ricky Schroder’ı fazlasıyla andırması da, bu tezi güçlendiriyor. Zefirelli’nin filmindeki Faye Dunaway’in canlandırdığı annenin yerini de bu kez Charlie’nin uzatmalı sevgilisi Bailey Tallet almış. ‘Düşmüş boksör’ Charlie ise ‘Şampiyon’daki Jon Voight’tan çok Mickey Rourke’lu ‘The Wrestler’ın ‘Randy ‘The Ram’ Robinson’ını çağrıştırıyor.

Düşmanlar yine Rusla Japon
Neyse, bunca gönderme ve çağrıştırmanın yanında ‘Çelik Yumruklar’, kendi içinde belli lezzetlere sahip, heyecan dozu yerinde, öykünün tüm klişe yanlarına rağmen seyir zevki veren bir çalışma olmuş. Lakin bu filmin asıl muhatabı çocuk izleyiciler. Bence filmin en problemli, hatta alttan alta nefret tohumları saçan yanı da burada başlıyor. Atom’un rakibi olan robotların sahibesi Rus kökenli Farra Lemkova, tasarımcıları da Japon kökenli Tak Mashido. Yani yine tehlike ‘Rusya’dan ve Uzakdoğu’dan geliyor. Robotların savaşında bile oyunun kötü rolleri, tarihsel düşmanları yazılmış. Ya ‘içerdeki’ şer odakları? Yan kötücüller ise punk saçlı bir serseriyle Charlie’yi parasını ödemediği için döven ve giyimiyle daha çok Teksaslıları andıran Ricky. Charlie’ye yardım eden alt kültür gruplarındaki iyi ise Finn adlı bir siyah. Toparlarsak Rick, Bush’u hatırlatıyor, Finn ise Obama’yı... Yani konjonktüre uygun karakter dağılımları var. Evet, biliyorum basit bir aksiyonda bu denli ‘derin okumalar’ aramak nafile ama istenirse hikâye böyle de yorumlanabilir. Ayrıca ana kötülerin Rus ve Japon olması ve bunun, çocuklara yönelik bir hikâyeye böyle sızması, bence pek de masum bir hareket değil. 

‘Alt okumalar beni okumaz’ diyorsanız
Sonuç itibariyle Charlie’de Hugh ‘Wolverine’ Jackman’ın sırıtmadığı, Max’te minik Dakota Goyo’nun Ricky Schroder rüzgârı estirdiği (Goyo, yakın zaman önce de ‘Thor’da ‘Şimşek Tanrısı’nın küçüklüğünü canlandırmıştı), Evangeline Lilly’nin de Bailey’de öyküye ‘güzellik kattığı (ki kendisi ‘Lost’un yıldızları arasındaymış, diziyi izlemediğim için bilmiyordum) ‘Çelik Yumruklar’, ağır metallerden hoşlananlar için uygun bir seçim. Bir yanda ‘Transformers’ serisi, bir yanda ‘Somali sorunu’nu (geniş bilgi için bakınız Pınar Öğünç’ün 10 Ağustos 2011 tarihlli ve ‘Somali ikiyüzlülüğü’ başlıklı yazısı) hiç anlamadığını gösteren Vestel reklamları, iriyarı robotlara yeterince aşinayız. ‘Çelik Yumruklar’ bu aşinalığı, geçmişin eski boks filmlerini yeniden harmanlayarak önümüze getiriyor. “İşin alt okumaları beni ilgilendirmez, üstelik Rusu, Japonu kötü göstermek beni bağlamaz, benim düşmanlarım zaten başka” görüşündeyseniz film size 127 dakikalık eğlencelik vaat ediyor. Seçim her zaman olduğu gibi sizin…