Hellboy, Karanlık Prens'e karşı

Hellboy, Karanlık Prens'e karşı
Hellboy, Karanlık Prens'e karşı
Yüzyıllardır yeraltında yaşayan karanlık güçler dünyayı ele geçirmek isteyince karşılarında Hellboy ve dostlarını bulur

FİLMİN FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYIN

HELLBOY'LUM  'ALTIN' YAZMALIM...UĞUR VARDAN'IN YAZISI İÇİN TIKLAYIN

GÖSTERİMDEKİ DİĞER FİLMLER İÇİN TIKLAYIN

 

HELLBOY 2:  ALTIN ORDU

Yönetmen: Guillermo Del Toro
Oyuncular: Ron Perlman, Selma Blair, Doug Jones, Luke Goss, Jeffrey Tambor, Anna Walton,
Senaryo: Guillermo Del Toro
Yapımcılar: Lawrence Gordon, Lloyd Levin, Mike Richardson, Joe Roth
Görüntü Yönetmeni: Guillermo Navarro, Prodüksiyon Tasarımı: Stephen Scott
Kostüm Tasarımı: Sammy Sheldon, Kurgu: Bernat Vilaplana

 FİLMİN KONUSU

Efsaneler alemi Dünya'yı yönetmek için insanlığa karşı bir ayaklanma başlatır, bunun üzerine Hellboy ve takımına dünyayı bu isyankar yaratıklardan kurtarmaktan başka çare kalmaz.

 

YAPIM NOTLARI

Hellboy’un ilk maceraları, 1994 yılında Dark Horse Comics tarafından yayınlandı. Guillermo del Toro’nun yeni bir yönetmen olarak ortaya çıkışı ise, o tarihten bir yıl öncesine rastlıyordu. 1993 yılında imzasını attığı ilk filmi “Cronos”un başrolünde Ron Perlman’ı oynatmış, ölümsüzlüğü arayan bir serserinin öyküsünü anlattığı korku filmiyle eleştirmenlerin beğenisini kazanmıştı.
İlk filmiyle uluslar arası alanda başarı elde eden Toro, gelecekteki projeleri için tüm dikkatini Mike Mignola’nın yapıtı “Hellboy”a verdiğini belirterek, “Daima Mike Mignola’nın hayranı oldum. Çalışmalarındaki gotik atmosfere bayılıyordum. 1997 yılında ‘Mimic’i çekerken günün en iyi zamanları, ‘Hellboy’un yeni sayılarını bulmak için çizgi romanlar satan kitapçıya gitmekti. Zaman geçtikçe o kitaplardan çok iyi bir film çıkacağını düşünmeye başladım” diyor.


“Milyon yıl düşünsem ‘Hellboy’un günün birinde film olacağına inanmazdım“

Toro’nun bu anti-kahramanı alıp bir film starına dönüştürmeye ilgi duyması, kitabın pragmatik yazarı Mignola’yı bile şaşırttı. “Anti-kahramanların sonsuza kadar dergi sayfaları arasında kalacağını zannederdim“ diyen Mignola, şaşkınlığını şu sözlerle dile getiriyor: “Milyon yıl düşünsem ‘Hellboy’un günün birinde film olacağına inanmazdım. Bu konu gündeme geldiğinde ‘Kim yapacaksa iyi şanslar’ deyip geçerdim. Ancak Guillermo ile tanışınca bunu başarabilecek tek yönetmenin o olduğunu hemen anladım. Hellboy’u film haline getireceksek başrolünde mutlaka Ron Perlman’ın oynaması konusunda görüş birliğine vardık.”

“Hellboy geleneksel süper kahramanlardan değildir."


Yapımcı Mike Richardson ise düşüncelerini şu sözlerle ifade ediyor: “Hellboy geleneksel süper kahramanlardan değildir. Burada boynuzları ve kuyruğu olan, dış görünüm olarak şeytanı çağrıştıran bir kahraman sözkonusudur. Boynuzlarını zaman zaman kısaltarak mümkün olduğunca insanlara benzemeye çalışır. O bizlerden birisi olmak isteyen bir kahramandır.“
Projenin arkasındaki kreatif ekip, “Hellboy“ projesine yeşil ışık yakılmasından önceki beş yıl boyunca sürekli olarak bu fikre odaklandı. Filmin yapımcılarından Lawrence Gordon bu süreci şu sözlerle anlatıyor: “O dönemde ‘Hellboy’un yapımı için çok sayıda teklif geldi. Ancak Guillermo’nun kendi hayalindeki projeyle ortaya çıkışına kadar hiçbirisini hayata geçirmedik. Guillermo’nun o dönem imzasını attığı ‘The Devil’s Backbone’ ve ‘Blade II’ gibi filmlerdeki artistik kredibilitesi ve başarısı, ‘Hellboy’ projesinin de altından kalkabileceğinin göstergesiydi.”
Başrollerinde Ron Perlman, Selma Blair, Doug Jones ve Jeffrey Tambor’un oynadığı ve B.P.R.D.‘nin üyelerini canlandırdığı ilk “Hellboy“ filmi, 2004 yılında Dark Horse Entertainment işbirliğiyle Revolution Stüdyoları tarafından hayata geçirilmiş, Lawrence Gordon Productions ile Starlite Films de katkıda bulunmuşlardı. Büyük ticari başarı kazanan filmin dünya çapındaki hasılatı 100 milyon doları geçerken aynı başarı DVD satışlarında da tekrarlanmıştı.
2004’teki “Hellboy“un ardından 2006 yılında yetişkinlere yönelik peri masalı olarak tanımlanan “Pan’s Labyrinth“a imzasını atarak uluslararası şöhretini artıran Guillermo del Toro’nun ikinci Hellboy macerası için yeşil ışık bulması zor olmadı. Ancak film endüstrisindeki bazı değişiklikler, ikinci maceranın yeni bir stüdyoda çekilmesi gereğini gündeme getirdi.

"Devam filmini Universal’de çekme ihtimali hepimizi heyecanlandırdı "

Gerisini yapımcı Lloyd Levin’dan dinleyelim: “Revolution Stüdyoları kapandığı için devam filmini, yıllar önce ‘Hellboy’u geliştirmeye başladığımız ilk stüdyo olan Universal’e taşıyabilirdik. Devam filmini Universal’de çekme ihtimali hepimizi heyecanlandırdı. Orada yaptığımız takdirde efsanevi Universal Canavarları’nın parçası haline gelebileceği fikrini çok sevdik.” (Bu arada Guillermo Del Toro da çocukken Universal yapımı canavar filmlerinin sıkı bir hayranıydı ve her Pazar günü yaşadığı kasabadaki sinema salonuna giderek ‘Frankenstein’dan ‘Creature From the Black Lagoon’a kadar hepsini defalarca seyrederdi.)
Hellboy’un öyküsünü bu kez daha geniş ölçekte anlatmak isteyen Guillermo Del Toro, Mignola’nın yarattığı evrendeki yaratıklardan daha fazlasını beyazperdeye taşıdı. Önceki filmde olduğu gibi hepsi hayalgücünün eşsiz birer örneği olan goblinler, cüceler ve gecenin yaratıklarını çok özel tasarlanmış protez makyaj kullananan aktörler tarafından canlandırıldı. Bu yaratıkların hareketleri uzaktan kumandalı sistemlerle zenginleştirildi.
“Mignola’nın evreni, yaratıkların hazırlanmasında kullanılan bileşenlerin son derece güçlü olmasını gerektiriyordu. Onların yanına tamamen benim hayalgücümün ürünü olan başka yaratıkları ekledik. Bunlar arasında Prens Nuada’nın sadık yandaşı Wink, enigmatik kanatlı Ölüm Meleği ve diğer goblinler, saray görevlileri gibi yaratıklar vardı.”
Toro’nun ikinci filmin senaryosunu yazdığı sırada pratik efektlerin mümkün olmadığı noktalarda kısaca CGI olarak bilinen bilgisayar efekti desteğine ihtiyaç duyuldu. Acımasız robotik varlıklardan oluşan Altın Ordu, Bethmoora’nın tek kollu hakiminin yanısıra diğer yaratıklarla fantastik efektlerle ilgili vizyonlar Double Negative Visual Effects şirketinde geliştirildi.
Toro ve Mignola’nın “Hellboy II” için ortak düşüncesi, birinci “Hellboy”da yapabildiklerinden çok daha fazla öykü katmanı koymak oldu. İlk filmde öykü boyutuna çok fazla önem vermediklerini kabul eden Mignola, “Hellboy çizgi romanlarında mitoloji ve folklor boyutu her zaman yer almıştır. Biz ilk filmde bu boyutlara fazla önem vermemiştik. Bu nedenle ikincisinde Rasputin, Naziler ve çılgın bilim adamları yerine doğaüstü unsurlara ağırlık verdik” diyor.
Mignola ile kafa kafaya vererek öykü çizgisi üzerinde iki buçuk yıl çalışan Toro, “Hellboy II: The Golden Army”nin senaryosunu yazarken devam filmlerinin klişeleşmiş eğilimlerine yüz vermedi. Öykünün altyapısı birinci filmde açık ve net olarak belirlendiği için ikinci filmin senaryosunda yüzyıllardır yeraltında yaşamaktan bıkan ve artık isyana kalkışan yeraltı insanları üzerinde odaklandı. Bu noktada Hellboy’un bir tercih yapması gerekecekti: Devam etmekte olan savaşın hangi tarafında yer alacaktı?
Toro bu konudaki yaklaşımını şu sözlerle açıklıyor: “Hangi karakterin kim olduğunu yeniden açıklamaya gerek yoktu. Kaldığımız yerden devam etmeyi uygun gördük. Yeni filmde karanlık ve dokunaklı peri masalı öğeleri içeren tamamen yeni bir öykü vardır. Yaptığınız bir filmin içerisine en müthiş melodramatik akışı koyabilirsiniz ama canavarlarla uğraşıyorsanız bambaşka anlamlar gündeme gelir. Bence bu tip öykülerin en güzel yanı, tanımadığımız ve alışkın olmadığımız bir evrende yakından bildiğimiz insan duygularının var olmasıdır.”
Dünyayı kurtarmak kolay iş değildir ama Hellboy bu zorluğa hazırdır. Zaten bunu yapmak için doğmuştur. Dünyayı kurtarmak için ihtiyaç duyduğu yardım, B.P.R.D.’nin New Jersey’deki yüksek teknolojiyle donatılmış gizli karargahında görev yapan dostlarından gelir. Resmi anlamda böyle bir organizasyon yoktur ama bazı sivil vatandaşlar kırmızı renkli silahlı adamla esrarengiz dostlarının faaliyetlerini şaşkınlıkla görmüştür. Şimdi artık Hellboy’un kamuoyu karşısına çıkma zamanıdır. Hoşuna gitse de gitmese de…
Hellboy bundan önceki macerasında insanoğlunu, dünyayı imha etmeye çalışan çılgın keşişin elinden kurtarmıştı. Bu yeni macerasında ise, karanlıklar içerisinde yaşayan yaratıkları harekete geçirerek bir zamanlar kendilerinin olan toprakları ele geçirmeye yönlendiren acımasız bir prensle yüzyüze gelecek. Hellboy’u özel hayatında da zor dönemeçlerden geçerken izleyeceğiz. Liz ile neredeyse bir yıldır beraber olan Hellboy için balayı bitmiş, zor günler başlamıştır.

 

KADRO OLUŞUMU

 

Senaryoyu tamamlayan film yapımcıları, Hellboy’un dünyasına uygun düşecek canavarları ve insanları bulmak için arayışa başladılar. Neyse ki aktörler konusunda işleri fazla zor değildi. B.P.R.D. üniformalarını giyecek eski kadroyu toparlamak için sadece bir telefon yeterliydi.
Başrolünde Ron Perlman’ın oynamadığı bir Hellboy düşünülemeyeceğine göre öncelikle onunla temas kurmak gerekiyordu. Favori karakteri olarak adlandırdığı Hellboy kimliğine bir kez daha girmeye hazır olduğunu her fırsatta ifade eden Ron Perlman, oynadığı karakterin gündelik hayattaki özelliklerini şu sözlerle tanımlıyor:
“Hellboy aslında bol bol bira içerek futbol maçı seyrederek zaman öldüren tembel mizaçlı bir adamdır. Süper kahramanlık isteği olmayan ortalama Amerikalı erkektir diyebiliriz. Mükemmel bir gün nasıldır diye sorsanız, bira ve pizza eşliğinde ‘Üç Kafadarlar’ ve ‘Marx Brothers’ filmleri seyretmek şeklinde bir cevap verecektir. Sahip olduğu olağanüstü süper yetenekler ise tamamen rastlantıdır ve beklemediği birşeydir.”
Guillermo Del Toro ile bir kez daha birlikte çalışmaktan çok memnun olduğunu ifade eden Ron Perlman, yönetmeniyle ilgili düşüncelerini şöyle açıklıyor:
“Guillermo’nun olağanüstü entelektüel derinliği ve bilgi birikimi vardır. İnsanların bu tip öykülere neden ihtiyaç duyduğunu anlatan herşeyi okumasıyla tanınır. Onu diğer yönetmenlerden ayıran en önemli özelliği, her kültürden her tipte mitolojiyi okuması ve derinliğini bilmesidir. İnsanların masallara ve mitolojiye neden ihtiyaç duyduğunu çok iyi anladığı için de ortaya koyduğu filmlerin her kültürde kolayca anlaşılması doğaldır.”
Yeni bir Hellboy macerasının olmazsa olmazların birisi de, Hellboy’un alaycı ruhlu romantik arkadaşı ve sevgilisi Liz karakteriydi. Suça karşı mücadelede Hellboy’a partnerlik yapan Liz Sherman rolünde bir kez daha Selma Blair kamera karşısına geçti. Çizgi romanda bu karakterin, asla dur durak bilmeyen, sürekli mücadele eden enerjik bir yapısı vardı. Selma Blair bu karakterin tüm özelliklerini ikinci bölümde de başarıyla yansıttı.
Liz ile Hellboy arasında bir ilişki sözkonusudur. Diğer çiftlerin uğraşmak zorunda kaldıkları benzer sorunlarla onlar da boğuşurlar. Bunlara ek olarak, bir şeytanın ateş çıkaran bir kadına aşık olmasından kaynaklanan bazı ek sorunlar da gündeme gelir.
İkisi arasındaki ilişkiyi Selma Blair’den dinleyelim: “İlişkinin taraflarının her ikisi de süper güçlere sahip olunca tartışmaların da abartılı boyutlara varması kaçınılmazdır. Benim oynadığım Liz karakterinde yanına yaklaşan herkesi tehdit eden pirokinetik eneri vardır. Bu nedenle Hellboy ile Liz arasında bir tartışma çıktığında, ‘Okey, ben hava almaya çıkıyorum, sonra görüşürüz’ diye kaçma şansı olamaz. Bunun yerine, ‘Bak şimdi şu lanet olası mutfağı ateşe verirsem neler olacağını görürsün” şeklinde bir süreç sözkonusudur.”
Devam filminde rolüne geri dönenlerden birisi de, B.P.R.D. örgütünün çürük yumurta yemeye bayılan su kökenli lideri Abe Sapien rolünde oynayan Doug Jones oldu. Yönetmen Toro bu karakterin özelliklerini şu sözlerle tanımlıyor:
“Yarı balık, yarı memeli olan Abe Sapien’in kafasının ön kısmında çok özel bir lob vardır. Tıpkı yunusların yaptığı gibi objelerin ve insanların kilitli kalmış bilgileriyle imajlarını alarak iletişim sağlayabilmektedir. Konuya okült bilim terimleriyle bakacak olursak, Abe için bu grubun yumurta kafası diyebiliriz.”
Abe Sapien rolünde kamera karşısına geçen Doug Jones, oynadığı karakterin yeni filmde karar verme süreçleri ve karakter gelişimi açısından farklı boyutlar kazandığını vurgulayarak şu yorumu yapıyor:
“Portresini çizdiğim su bazlı bu karakterin gerçek aşkı ilk kez deneyimleme şansı bulduğuna tanık olacağız. Büyüleyici güzel Prenses Nuala’ya aşık olur ama birtakım problemler de yaşamak zorunda kalır. Karşısına çıkan en büyük problem ise, aşık olduğu güzel prensesin ruhani açıdan şeytan ruhlu ikizi Prens Nuada’yla bağlantılı olmasıdır. Hepimizin bildiği gibi ilk aşk olgusu hepimizin karar verme süreçlerinde büyük etki yapar. Özellikle ergenlik çağında yaşadığımız ilk aşklarımızda kendimizi biraz aptal gibi hissederiz. Abe Sapien de bu süreci gecikmeli yaşadığı için yönetiminde bulunduğu B.P.R.D. örgütünün karar verme süreçlerinde zorlanmaya başlar.”
Filmde sadece Abe Sapiens’i canlandırmakla yetinmeyen Doug Jones, ayrıca Kral Balor’un hizmetindeki saray nazırını ve çok kanatlı Ölüm Meleği’ni de canlandırdı. Aynı anda çeşitli rollerde oynaması nedeniyle de her günün 5 saatini makyaj masasında geçirdi.
B.P.R.D. ajansının Washington’daki patronları, Hellboy’un yanlışlıkla kamuoyu önünde ‘açığa çıkmasından’ kaynaklanan imaj zedelenmesini tamir etmesi için örgüte yeni bir lider atamışlardır. Artık örgüt üyelerinden hiçbirisi New Jersey’deki karargahta gizlenmiş olarak duramayacaktır. Eskiden etten kemikten bir insan olan. Sonradan ektoplazmik gaza dönüşen Dr. Johann Krauss, artık özel koruyucu giysi içerisinde kamuoyu önüne çıkacaktır. Örgütün diğer üyelerinden, özellikle de Hellboy’dan aynısını beklemektedir. Ancak Alman şivesiyle bu konuyla ilgili bir emir verse Hellboy kızgınlıktan kıpkırmızı olur.
Özel koruyucu kıyafet içerisindeki Dr. Johnn Krauss’un seslendirmesini Seth MacFarlane yaparken hareketlerini John Alexander ile James Dodd gerçekleştirdiler.
James Dodd oynadığı karakterin görünümünü şu sözlerle açıklıyor: “Johann Krauss’un üzerinde eski moda dalgıç giysilerine benzer bir koruyucu giysi vardır. Kafası ise cam köpük şeklindedir. Yıllar önce insanken sonradan ektoplazmaya dönüştüğü için insanlar tarafından kabul görebilmek için bu özel koruyucu giysiyi yaratmıştır. Özel güçlere sahiptir ve eldivenlerinde açtığı parmak boşlukları aracılığıyla nesneleri yeniden canlandırabilme; bunu da ölülerin üzerine ektoplazmik duman salgılayarak başarmaktadır.”
Yeni filme dönenlerden birisi de, tek amacı Hellboy’u kontrol altında tutmak olan B.P.R.D. bürokratı Tom Manning rolündeki Jeffrey Tambor oldu. Çocukken çizgi roman okumasına izin verilmeyen bir aileden geldiği için Toro sayesinde gençliğini yeniden yakaladığını söyleyen Jeffrey Tambor, Hellboy çizgi romanlarıyla ilgili şu yorumu yapıyor:
“Ailem izin vermediği için küçükken hiç çizgi roman okuyamadım. Bu nedenle çizgi roman dünyasını tanıyamadım. Şimdi olayın içine girince hayranların Hellboy’u ve diğer yaratıkları neden sevdiğini daha iyi anlayabiliyorum. Bence bu yaratıkların en güzel yanı, hepimiz çirkin görünümlü birer canavar gibi olduğumuz halde, hepimizin içinde büyük bir sevgi olmasıdır. Anladığım kadarıyla çirkin denilebilecek görünümüne rağmen Hellboy’un bu kadar sevilmesinin, benimsenmesinin temelinde sevgi dolu birisi olması yatıyor. Hepimiz Hellboy’uz, Liz’iz, Abe’yiz. Bir kısmımız da Tam Manning’dir.”
Manhattan’ın Upper East Side kesimindeki bir müzayede evinden gelen acil durum çağrısına anında cevap veren B.P.R.D. ekibinde herşey bir anda değişmeye başlar. Bethmoora Krallığından sürgüne gönderilen Prens Nuada Silverlance yağmurlu bir Eylül gecesinde Manhattan’daki müzayede salonunda ortaya çıkmış, bir dizi felaketler zincirinin meydana gelmesine yol açmıştır.
Elflerin, peri masallarındaki yaratıkların ve gölgeler dünyasının bir zamanlar yaptığı devrimler, endüstrileşmiş dünyanın karşısında darmadağın olup gitmiştir. Prens Nuada’nın çok sevgili gezegeni artık insan efendilerinin elindedir. Bu güç dengesini değiştirmeye kararlıdır. Hem de babasının uyarılarını dinlemeyip ikizi olan kızkardeşini tehlikeye atmak pahasına…
Yönetmen Toro’nun, Prens Nuada karakteriyle ilgili yorumu şöyle: “Prens Nuada çok tehlikeli ve iyi bir savaşçı olması nedeniyle harika bir kötü karakterdir. Aynı zamanda yaptığı işler ve sebepleriyle ilgili olarak da çok sağlam bir ahlaki dayanak noktası oluşturur. Bu rolü yazarken aklımda Luke Goss vardı. İstediğim ne varsa hepsini başarıyla yerine getirdi.”
Toro’nun yönettiği “Blade II” adlı filmde vampir Nomak’ın portresini çizen Luke Goss, Prens Nuada karakterine sempati duyduğunu ve onu kaydadeğer bir düşman yapmak için sıkı çalıştığını belirterek şöyle konuşuyor:
“Mümkün olan en kısa yollardan dengeleri değiştirmeyi amaçlar. Nuada’nın çıkış noktasının ne olduğunu gayet iyi anlıyorum. Sadece eğlenmek ister ve gezegenimizi imha etmek gibi bir niyeti yoktur. Ama Blackwood müzayede salonuna girdiğinde insanların orada satın almaya çalıştığı tarihi yapıtlar konusunda hiçbir fikri olmadığı görünce sinirlenir. Müzayede salonunda onun tarihini satmaktadırlar ve bu durum onu öfkelendirir.”
Prens Nuada ortaya çıkarken ilk başta Hellboy’un üzerine gitme gibi bir niyeti yoktur ama onunla fiziksel ve psikolojik açıdan yüzleşmeye de hazırdır. Çünkü Hellboy’un ruhunun en gizli köşelerine nasıl ulaşabileceğini bilmektedir. Filmin kritik bir noktasında Hellboy’u çağırdığını ve onu kendi kimliğiyle ve sadakat duygusuyla yüzleşmeye zorladığını görürüz.
Bu önemli noktayı Ron Perlman şu sözlerle açıklıyor: “Guillermo bu yeni filmde Hellboy’un içinden geçtiği psikolojik karmaşa boyutunu yükseltmek istedi. Prens Nuada’nın ortaya çıkmasıyla birlikte Hellboy’un kendi kökenlerini ve kimliğini sorgulamaya başladığını görürüz. Kendi ırkından olan yaratıkları nötralize etmeyi görev edinmiş bir büroda neden çalıştığını kendi kendisine sormaya başlar.”
Prens Nuada’nın ikizi Prenses Nuala rolünde İngiliz kadın oyuncu Anna Walton kamera karşısına geçti. Nuala gibi kişilik bölünmesi yaşayan bir karakteri oynama şansı vaad ettiği için bu rolü aldığını söyleyen Anna Walton, oynadığı karakterle ilgili şu yorumu yapıyor:
“Herkes bir yönüyle şeytan, bir yönüyle az da olsa melektir. Ağabeyini çok seven Nuala ona tutkuyla bağlıdır. Ağabeyini bir açıdan takdir eder ama onu dizginlemek zorunda olduğunu da bilmektedir. Ağabeyine baskı uygulamak zor gelir ama kazanmasına izin vermeyecektir.”
Yapımcı Levin’in Nuala karakteri ve bu rolde oynayan Anna Walton ile ilgili yorumu ise şöyle: “Anna bu rolde mükemmel bir iş çıkarttı. Nuala’nın eterik (ruhani) bir karakteri vardır. Yanlış ellerde olduğu takdirde uçup gidecek yapıdadır. Ancak Anna bu karakteri sağlam zemine oturtarak harika iş yaptı. Hatta bir balıkla (Abe Sapien) olan romantik ilişkini bile inandırıcı şekilde yansıttı.”